Bana da bir ”RElife” gönder

88f7af654f1bad2e7c4bd6b93247f23e9c5d9e47_hqKesinlikle ama kesinlikle benim aklıma gelmişti bu anime konusu. Relife tesadüfen görüp izlediğim ve de kendisinin hayranı olduğum nadir animelerden biri.

28 yaşındaki karakterimiz yüksek lisansını yapmış ama üç aylık iş tecrübesinden istifa ile kurtulmuş bu sebeple iş bulamayan bir genç . İşsizlik yüzünden markette yarım gün çalışan esas karakterimiz bütün iş görüşmelerinde üç ayda neden ayrıldın sorusuyla yüzleşiyor. sanki kendi suçuymuş gibi topluma adapte olamamak ve yetişkin gibi davranamamakla suçlanıyor ki burada yetişkin duygusuz manasına geliyor maalesef.

işte duygularını aldıramamış bu karakterimize bir gün adan gelip sana bir hap vericem sende bir yıl boyunca liseye geri döneceksin- bütün masraflarda bizden – bir yıl sonunda sana iş de vereceğiz -zaten bir işe de yaramıyorsun diyince bizimki hapı yutar ve macera başlar.

Lise , tuhaf tuhaf bir sürü tip ve yeniden yaşama şansı. işte relife tecrübe edemeyip şimdi olsa şöyle davranırdımların  vücud bulmuş hali. kimseyle konuşamayan asosyal kız, denekler, gözlemciler, sporcular, çalışkan ama duygusal olarak geri planda kalanlar ve bolca dostluk, aşk ile deli dolu bir gençlik serüveni. okul animelerini severim ama bunu daha başka sevdim adamın her defasında kendine gel sen 28 yaşındasın dedi halleri, komik durumları falan çok eğlenceliydi.

velhasıl kelam bende bir relife isterim. bu animede benim düşüncelerime tercüme olmuş. eğlenceli ama sıcacık bir anime isteyenlere gelsin efem , yeni, yeniden yaşamlarda görüşmek üzere esen kalın efem 🙂

Tonari no Kaibutsu-kun ve Sukitte İi Na Yo

İki yeni animeye başladım ve maalesef ikisi de güncelmiş , akıl edip de bakamadım. İkisinin de henüz 3 bölümünü izledim. Birbirlerine de fazlasıyla benzeyen konuları var. İkisi de lise gençliği hakkında , ikisinin de içinde arkadaşlık kuramayan , a sosyal tipler ve gelişimleri konusu var.  Bu konu bana fazlasıyla kimi ni todoke yi hatırlattı sadako durumlarını anımsadım ama konuşmak için çok erken olsa da bir kimi ni todoke etmezler gibime geliyor. onu sevdiğim kadar sevemem bunları 🙂

Tonari no Kaibutsu-kun ‘u ( my little monster )  diğerine göre daha çok beğendim. Burada çalışkan bir hanım kızımız var , arkadaş istemeyen onları ders çalışmasına engel gören bir tip. Tabi neden böyle olduğunu da veriyorlar. Bir gün hanım kızımız öğretmeni yüzünden okulun belalı öğrencilerinden birine ders notu götürür ve macera başlar . arkadaş canlısı olan çocuk bunun peşini bırakmaz. sevdiğinden falan bahseder ki sonradan aslında hiç bir şey hissetmedim ayağına yatması beni benden aldı. komik sahneleri mevcud , bilindik bir anime olmasına rağmen izletiyor kendini. tabi bunların yanında başka karakterler de var yok değil üstüne bir de tavuk bile var . eğlencelik , kafa dağıtan bir anime isterseniz buyurun .

Sukitte İi Na Yo ‘ ( say  ”I love you”  ) ise diğerine göre daha az beğendiğim , çok komik ilerlemeyen , konu itibari ile yine arkadaş bulamayan bir kız ve okulun favori çocuğu arasında ki aşkı konu almış . smut bir mangadan uyarlanmış klasik okul animesi. bazı yerleri iyiydi , her iki animede göze çarpan sahneler ve replikler mevcud. fakat o kadar  popüler bir çocuğun böyle bir kızla ilgilenmesi inandırıcı değil. sanırsam shouju tarzı da artık yaş itibari ile bana hitap etmemeye başlıyor veya iki animeden çok benzer olduğu için böyle oldu. bilemiyorum yine de izleyip bitirme taraftarıyım . zaten hafta bir bölüm ilerleyecek üstelik son zamanlar hiç anime de izlemedim böyle de bir açlık çekiyorum . anime arıyorsanız buna da bir bakın derim .

şimdilik benden bu kadar esen kalın efem 🙂

Paradise kiss ve High School Debut

Filmlerde birikti anlatmasam olmaz . ilk önce ablamın tesadüfen seçtiği bir filmden bahsetmek istiyorum. o ne zaman gelse film izleriz ama her defasında da hep kötü filmleri seçmiş oluruz hiç bir zaman memnun edemedik bu yüzden kendi seçti filmi, biz bu filmi izlerken ben devamlı ya bu çok animevari , baksanıza sanki anime gibi , aa ne çok anime karakterlerine benziyor dedim durdum ve sonra jeton düştü bu bir animeden uyarlama hem de ben bu animeyi defalarca gördüm ama ilk defa bir animeden önce live action izlemiş oldum sıralama bozuldu.

Paradise kiss bir live action gibi çok farklı bir yanı yok hikaye güzel liseli bir kız bir gün yolda yürürken keşfedilir ondan mankenlik yapmasını isteyen bir grup genç okul mezuniyetinde katılacakları yarışma için elbise dikmektedirler. markaları bile vardır markanın adı paradise  kiss . neyse kızımızın sınavları vardır böyle boş işlere vakit ayıramaz onun için reddeder fakat george ile tanışınca işi kabul eder onlarla provalara başlar , zaman geçirdikçe hepsini çok sever hayallerini sorgular yaşam gayesi değişir evi terk eder , istediği hayatın peşinden koşacak cesarete kavuşur kısaca hikaye bu . izlerken detayları seveceksiniz bence çok komik veya eğlenceli olmasa da gülümseten bir film olmuş. zaten japonca konuşmalar bana hep karizmatik gelir filmi izlerken eğlendim . çok şey vaat etmese de sıkmıyor . gençlerin azmi ve istedikleri için mücadele etmeleri çok hoş sonra aşk var. ve bazı sahnelerde çok güldüm.  belki animesini de izlerim fena değil.

High School Debut yine bir manga uyarlaması ben mangayı okuyamadım ama live action izledim bu sefer ki film fazla animevari o animeye özgü abartılardan hiç mi hiç kaçınmamışlar her şeyi birebir uygulamışlar böyle olunca ben genelde soğuyorum yani anime de tamama o abartılar göze batmıyor ama film olunca daha gerçekçi olsun istiyorum neden bu ısrar neden ille birebir oluyor bu sahneler ki mesela kızın uçması hiç de gerçekçi değil aklıma takılıyor arka fonda beliren koyu auralar da öyle ama bu da live action işte bu kadarını göze almak gerekiyor.

konu orta okulda beysbol oynayan bir kızımız var. lisede popüler olup erkek arkadaş bulmak istiyor bunun için çok da çaba sarf ediyor ama bir türlü başarılı olamıyor sonra arkadaşı ona bir koç tutmasını söylüyor o da kızlardan nefret eden okulun popüler çocuğunu ona koçluk yapması için ikna ediyor.  çocuk onu popüler yapacak kusurlarını düzeltecek böylece bizimki de erkek arkadaş bulacaktır . ama tek bir şartla kızımız asla ve asla çocuğa aşık olmayacaktır bu sözü vermiştir.

film ahım şahım değil hatta bazı yerlerde çok saçma ve sıkıcı ama bir osaka – san var ki sanırım adı buydu ne şeker şeydi o öyle yaptığı taktik , insanları çok iyi anlaması ve o gülümsemesi on numaraydı ki kendisini yalnızca bir kaç dakika görüyoruz yazık yani o sevimliliğe . bu film için de eh işte diyorum o ayakkabı sahnesi de kül kedisine gönderme sanırım pek olmamış ama japonca olunca bir de shoju olunca dayanamadım işte.  vaktiniz varsa izleyin diyor ve kaçıyorum yeni posta görüşürüz efem 🙂

Ordan Burdan Şurdan :)

Uzunca bir yazı ile yine buradayım. Ne zamandır anlatmak istediklerimi,  biriktirdiklerimi anlatım gideceğim. Öncelikle bu yıl beni fazlasıyla etkileyen Another adlı nadide animenin ovası çıkmış . Olur da haberi olmayan varsa hiç durmasın hemen izlesin. Animeyi çok sevmiştim . Ovasına balıklama atladım. Animenin başlangıcından öncesine gidiyoruz . Tabi gerilim o kadar fazla değil. Sonuçta her şeyi öğrendik ama o başlangıç müziği bile beni germeye yetti.  Misaki ile ilgili bu bölümü kaçırmayın efem.

Biliyorsunuz yaz geldi yaz gelince amerikan dizileri sezon finalleri yapınca ben kendimi bir gelenek olarak asya dizisi izlerken buluyorum . onlarda sağ olsunlar her yaz bambaşka fikirlerle ve bir sürü dizi ile geliyorlar. Bu sefer tanıtımlar öyle ilgimi çekti ki bir iki olan dizi sayım hayli arttı.  Bu yılın fenomeni zamanda yolculuk. Bu sebepten rooftop prince ile açılışı yaptım. Çatı katı prensi konusu ile reankarne olayını almış bir parça zamanda yolculuk eklemiş olmazsa olmazı dramı ve entrikayı bol tutmuş ama her zaman ki gibi başlangıç bölümlerinde izleyiciyi kendisine bağlayan komediyi bol tutmuş benden de iyi puan almış bir dizi.  Diziyi ben her hafta iki bölüm şeklinde izlediğim için sıkılmadım ama toptan izlerseniz bir yerden sonra biraz sıkabilir.

Velihat prens eşi öldürüldükten sonra adamları ile katili bulmaya çalışıyor ve bir şekilde 300 yıl sonrasına ışınlanıyorlar. Bu dört adam günümüze ayak uydurmaya çalışırken çok güldüm baya eğlenceliydi. ve tabi onların düştüğü çatı katının sahibi Park Ha var. Onu üvey kız kardeşi , kayıp annesi , şirket falan derken klasik bir kdrama olay örgüsü çıkıyor ama bunun yanında şaşırtıcı kimi zamanda dedektif vari bir yanı da yok değil. üstelik geçmiş gelecek anlatırken bağlantıları bulmak fikir yürütmek falan baya ilgi çekici.  o peçe muhabbeti , kız kardeşler olayı bana biraz da ferhat ile şirin hikayesini anımsattı. izlediğim bir uyarlamada şirinden daha güzel olan ablası  yüzündeki yara yüzünden peçe takıyor ve ferhat a olan sevgisini söyleyemiyor. sonra o rengarenk kılıklar teletabies i anımsattı. ve ana fikir zaten büyülü çift kate ve leopold u hatırlattı. demem o ki fazlaca tanıdık tad vardı bu dizide. baş roldeki prensi oynayan elemanı da daha önce tarihi f4 dizisinde izlemiş oyunculuğunu hiç beğenmemiştim . o zamanlar kalas demiştim şimdi geri alıyorum gayet iyi oynamış hatta beni baya baya şaşırttı acaba eczanelerinde oyunculuk ilacı mı satılıyor . alıyorsun hapı oynuyorsun . çünkü ben bu  mimiksiz adamın nasıl oluyor da böyle oynayabildiğine hala hayret ediyorum.

final ile ilgili spoiler yapmayacağım sadece beklediğim gibi olmadı ama senaristin aslında mantıklı olanı yaptığını da kabul ediyorum verdiği onca ip ucuyla en doğru sonu yapmış. bu hikaye ancak böyle mantık çerçevesine otururdu sanırım.

Gelelim diğer zamanda yolculuk temalı diziye . Ay bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum.  Daha bitmedi üstelik diğerinden çok daha hızlı izledim.  Queen ın hyun man ‘den bahsediyorum. Konuyu okuyunca  çatı katı gibi sanmış ama fazlasıyla yanılmışım evet tema aynı ama işleniş ve diğer her şey farklı.  Bu dizi ahım şahım diyemem ama nedense kendini fazlaca izletiyor, sevdim bir yerden yakaladı beni , bağladı kendisine. Nedenini bende bilmiyorum sanırım biraz daha normal geliyor. Ha birde diğer diziler gibi süründürmüyor . Hemen bir sevme ,sevilme,kabullenme durumu var.  Konusu yine 300 yıl sonrasına gelmiş bir alim . Nedense bu zamanda yolculuk edenlerin hep sarayla ilişkileri var  ve hep bir entrika olayı. Neyse efem bu sefer alim beyimizin zamanda yolculuk yapmasını sağlayan bir tılsım.  Bende bundan istiyorum. Bu tılsım sayesinde istediği zaman geçmişe gidiyor ama geleceğe gelmesi için hayatının tehlikede olması lazım . O böyle gidip gelirken saray entrikalarını düzeltirken kızımızla tanışıyor . Kızımızda geçmişten bir kraliçenin hayatının anlatıldığı bir dizide kraliçeyi oynamasın mı ?  Alim çok zeki her şeyi çabuk kavrıyor bu sebeple sevdim. Kızımız çok masum.  İkinci adam narsist , bencil, ukalanın önde gideni bir hallyu star ki pek şeker.

Gelelim sevdiğim kısımlara aslında bütün o replikleri paylaşmak istiyorum 🙂

Birincisi alim beyimiz kızımıza sorar ”bu dünyada insanlar mutlu olduğunda ne yapar. ” Pek zeki olmayan bunu da çekinmeden her fırsatta itiraf eden kızımız ”sarılırlar ” der. Alim sorar ” herkes mi yani kadın erkek fark etmez mi .”  kızımız ”hayır ” der  ve alim kızımızı ahtapot gibi sarar ve o replik çıkar ” ohh ne güzel dünyaymış bu ”’ ee alim bey güzel kıza sarılırsan tabi güzel olur dünya 🙂

Sonra kızımız alim beye günümüz vedalaşma şeklini öğretiyor o da bunu hiç anlamıyor sonra vedalaşmanın dibine vuruyor kütüphane sahneleri çok güzeldi 🙂

Kızımız devamlı adama sen bir oyuncusun diyor çapkın olduğunu ima ediyor bizimki bu kelimenin anlamını bilmiyor ama sonunda anlıyor ve itiraz ediyor ben oyuncu değilim diye ama sonra bilmiyordum şimdi anladım ben gerçekten oyuncuymuşum dediği o sahne var ya o sahne offf 🙂

kızımız her şeyi gördükten sonra gidiyor musun diyor . alim  görülecek her şey buysa gidiyorum diyor bu adam tam bir oyuncu bu ikilinin diyaloglarını çok sevdim.

ve alimin ikinci adamdan sevdiği kadını çaldığı için sarf ettiği cümle : kaleci olması demek gol atamayacağın demek değildir 🙂

keşke her şeyi hatırlasam ve anlatsam ya da siz ne duruyorsunuz gidin izleyin tabi benim kadar sever misiniz bilemiyorum .

Film de izledim önce disney animasyonu olan güzel ve çirkin i izledim çok güzeldi.  mesela çirkine kızı tavlaması için öğüt veriyorlar. hediyeler al , çiçekler , çikolatalar ve asla tutamayacağın vaatler ver 🙂 . sonra gidip uyarlaması olan beastly i izledim. başlarda o yakışıklı baş rol oyuncusuna sinir oldum. hatta nefret ettim. öyle bir karakter sevilir mi . ne kadar yakışıklı olursa olsun. ama saf kızımız daha o zamanlarda vurgun bu çocuğa . neyse çocuk kendini fazla beğenmiş. çirkin olanların yaşamaya hakkı yok dercesine dolanıyor etrafta bir gün başını bir cadı ile belaya sokuyor. cadı da ona hayatının dersini verecek büyü yapıyor. onu çok çirkin bir hale sokuyor. eğer bir yıl içinde onu gerçekten sevecek birini bulamazsa da sonsuza kadar böyle kalacak. cadıyı pek sevdim. çok iyi olmuş. tarzı var. neyse bu kyle denen çocuk babası tarafından bile dışlanıyor. yeni bir yere taşınıp bir hizmetçi ve kör bir hoca ile yaşıyor. kızı da uzaktan izlerken ona vuruluyor. bir şekilde onu evine getiriyor. falan  filan. bu kız buna aşık olacak da adam eski haline dönecek. öncelikle adam öyle kalsa olmaz mıydı madem kız onu böyle seviyordu neden ille yakışıklı olması gerekti ki . sonra kör hoca rolinde benim barney var ama hiç becerememiş o nasıl oyunculuktu valla yıkıldım bitse de gitsek diye mi çektin o filmi anlamadım. bırak körü sanki her şeyi gören biri gibi bakıp oynamış inandırıcı olmadı.  ama filmde çok güzel replikler yok değildi. mesela kör adamın önemli olan başkalarının beni nasıl gördüğü değil benim kendimi nasıl gördüğüm dediği sahne. kızın romantizm e ne oldu o eski aşklar uzun mektuplar dediği yer ki ona katılıyorum neden artık kimse mektup yazmıyor 😦  ve hunter ‘ın iyi bir dost olduğunu duyduğu yerde yıkılması , o hayal kırıklığı çok güzeldi. yine gerçek olmayacak bir hikaye ama izlerken sizi mutlu edecek hayallere inandıracak bir kaç saat  vadediyor.

masallarda hep iyiler kazanır , doğru olan gerçekleşir ama gerçek dünyada hep kötüler kazanır. masallardaki gibi bir hayat dileğiyle esen kalın efem 🙂

 

ANOTHER – Ölü Olan Kim?

aslında başka bir animeye başlamıştım fakat sıkıcı olduğu için bıraktım. sonra bu animeyi gördüm zaten bunu da bırakırım diye hiç araştırmadan başladım. keşke öyle yapmasaymışım çünkü devam eden bir animeymiş. işte bu yüzden şimdi merak çemberine sıkışmış bir kedi gibi derin kederle içersinde  en acı ızdırapları duyuyorum. madem yeni bölüm yok bende hemen anlatayım dedim 🙂

hikayenin bir romanı , mangası ve animesi olması yetmiyor olacak ki bu popüleriteyle bir de live action çekilmesine kara vermişler.

10 bölüm izledim zaten 12 bölümlük bir anime. kısaca anlatacak olursak diyeceğim ama kısaca anlatmak da zor iş. başlangıcını çok sevdim. müzik bir harika . sonra o çizimler beni benden aldı. hele hd görüntü olunca tadından yenmiyor.

birinci bölüm başlarken hikaye anlatıcı tarafından başlıyor ve benim en sevdiğim unsurdur bu bir baktım kendimi kaptırmışım. 26 yıl önce orta okullun 3-3 sınıfında çok başarılı , güzel , iyi huylu bir öğrenci ölür. arkadaşlarından biri o ölmedi burada yaşıyor der. sonra hepsi sanki öğrenci ölmemiş gibi yaparlar. sonrası mı sonrası olaylı arkadaş. 3-3 sınıfının laneti işte tüm hikaye bundan ibaret.

aslında çok güzel detaylar ile baya heyecanlı olmuş bir son durak bir death note tadı almadım değil. fazla gerilimli ve bir sürü karakterin ölmesi nedeniyle fazla kanlı. şimdi kim ölecek diye bekliyoruz.

böyle ölüm yaklaştı falan efsanelerine inanmam aslında çok komik gelir böyle şeyler. başından beri ben tesadüf saçmalıyorlar falan dedim. yani her şeyi oraya bağlıyorlar ama kazaların ardı arkası kesilmeyince ikna oldum 🙂

bir grup öğrenci var işte bunlar ve bunların aileleri ölüyor falan bir de olmayan ve artı olan kim ? durumları var. işte anime bu soruyu soruyor artı olan kim ? ölü olan kim ? bu laneti nasıl durdururuz falan filan 🙂

gelelim diğer unsurlara ee kardeşim madem bu okulda böyle bir durum var. ne yaşıyorsunuz orada ben olsam arkama bile bakmadan kaçarım. terk et orayı abicim. bir de o okula gidip normal normal yaşıyorlar. gerçi normalde ben böyle efsanelere inanamam ve gitmem ama bunlar inanıyor , ee inanıyorsan ne duruyorsun kaçsana  🙂

ne diyeyim bilemiyorum sadece bu günlerde gerilim açlığıma iyi geldi . zevkli , merakla izlenilesi buldum .

benden söylemesi 🙂

Annarasumanara – Do You Believe İn Magic?

no way  🙂  annarasumanara bir sihir sözcüğü okus pokus, abra -kadabra gibi bir sözcük . sıradan , basit , anlamsız bir kelime. manga yazımdan sonra bu değerli manwa ‘yı keşfettim. her yer de karşıma çıktı desem yeridir. oku beni oku beni diyordu adeta. okudum. şimdi de anlatmakta güçlük çekiyorum.

bu manhwa öyle bir şey ki o çizimleri , alışığın dışında havası ile insanı büyülüyor. önce gri tonlarda çekici çizimler yerini renga renk çizimlere bırakıyor . ilk etapta bu konuda çok başarılı cezbediyor insanı. sonra hikaye geliyor. aslında başlarda bu mu ya . nereye varacak bu işin sonu demedim değil ama biterken geldi beni can damarımdan vurdu.

do you believe in magic ? diyerek başlıyor hikaye. çok klişe ama fakir mi fakir bir kız öğrencinin yaşadığı zorluklarla başlıyor ki burası pek de ilgi çekmiyor ama sonra hikaye ilerledikçe çocukça duygularımıza dokunuyor. gönlünüze girip o unuttuğunuz saf hallerinizi sizi anımsatıp , yumuşak karnınızı yakalıyor.herkesin bu hikayeden memnun kalıp , kendiyle ilgili bir şeyler bulup , özdeşleştireceğinden eminim. kim bu yollardan geçmemiştir ki ? kim o sıkıcı yetişkin olma sokağında up uzun bir yolda amaçsızca istenilenleri yerine getirmeye çalışırken debelenmemiştir ki ? kim çocukken sihre inanmamıştır ki ? kim hayallerinin peşine düşmek için inanılmaz bir istek duymamıştır ki ?

işte karakterlerimiz de böyle bir istek duyuyor. zavallı kızımız zengin olmak yaşadığı zorluklardan kurtulmak için bir an önce büyümek bir yetişkin olmak istemektedir.  isteyeceği en son şey saçma hayallerdir. bir de gerçekten sihir yaptığını idda eden bir sihirbazdır. peşine düşen bu sihirbaza acır , onun yaşındakiler kariyer sahibi başarılı insanlardır ama bu adam gerçek bir sihirbaz olduğunu idda edip , gerçekten sihir yaptığını söylemektedir. peki ona inanacak mı ?

bir de kızın sıra arkadaşı var. zengin okulun en çalışkanı , herkesin beklenti içerisinde olduğu biri. ailesinin deyimi ile tek yapması gereken ders çalışmak olan , asla zamanını boş işlerle geçirmemesi gereken bir çocuk.iyi bir ortaokul , iyi bir lise , iyi bir üniversite , iyi bir iş ve böyle akıp giden bir yol …

ve de son olarak sihirbazımız , kapanmış bir sirkte kalan , gerçekten sihir yaptığını söyleyen , tuhaf sihirbazımız. aslınbda hikaye öyle etkileyici ve öyle ders verici ki hepsini anlatmak isteyip ama toparla yamadığım için  bir de her şeyi anlatmaktansa sizin okumanızın daha iyi olacağından spoiler ı abartmayarak burada kesiyorum. çok sevdiğimi her cümlesiyle etkileyici olduğunu , her çizimine bayıldığımı bir de çocukken düşündüklerimi bana anımsattığı için bu manhwa çok özel.

belirtmeliyim çok sevdim .

do you believe in magic ?

annarasumanara

🙂 esen kalın içinizdeki çocuğa iyi davranın sıkıcı bir yetişkin olsa da olamasa da 🙂

not: resimleri üzerine tıklatıp büyütebilirsiniz. böylece o anlamlı replikleri de okumuş olursunuz 🙂

Strobe Edge – Hayali Mutluluklar

kaç zamandır bu mangayı anlatmak istiyordum ama elim bir türlü yazmaya gitmedi. fark ettim ki bu blogda onlarca yazı yazmama rağmen daha önce hiç manga tanıtımı yapmamışım kendimi esefle kınıyorum. nasıl olurdu hiç manga yazmamışım oysa ki çok seviyorum mangaları. benim manga ile tanışıklığım üniversitenin ilk yıllarında oldu ondan önce bir tek ortaokul yıllarımda okuduğum çizgi romanlardan haberdardım. uzun süre sadece anime izledim manga dan daha kolay oluyordu. hem bilgisayar ekranından okumak şöyle eline alamamak beni deli ediyordu. fakat öyle bir şekilde kaptırıyorum ki kendimi mangaya başladığım mangayı günlerce başka hiç bir şeyle ilgilenmeden okuyorum. bu yüzden çok sık yapmadığım bir olay. manga içine çeken bir dünya başladın mı bırakamıyorsun aynı çekirdek gibi. belki de ben bir şeyi sevdiğimde uzun süre sürekli onu yapıp sonra sıkılıp başka şeylere yönelen biri olduğumdan böyledir bilemiyorum.

neyse mangaya geçelim türkçe çevirisi olduğundan çok rahat okuyabileceğiniz bir manga . üstelik hiç bırakmadan çok keyifle okudum. öyle eğlenceliydi ki kimi yerlerde kendimi kahkaha dalgasına yakalanmışım olarak buldum.

manga ‘nın Türü: Shoujo, Dram, Romantik, Cilt Sayısı: 10,Mangaka: Sakisaka Io . okulda geçen bir manga olunca hele de shouju olunca başrolde ki kızımızda çocuksu bir şey hatta iyice saf olunca komedi unsuru da olduğunu belkirtmeliyim. bu kızın bu saf hallerine gülmeden edemedim.

öğrenci olan ninako okuldaki diğer bütün kızlar gibi okulun karizmatik yakışıklısı ren ‘e abayı yakmıştır ki ren baya baya cool ve çekicidir. buraya kadar bir sorun yok. fakat ren in bir sevgilisi vardır. sevgilisinin erkek kardeşi de ninanko nun çocukluk arkadaşıdır ve ninako ya babayı yakmıştır. bununla da kalmaz ren in eski en iyi arkadaşı olan andou da okula gelmiş ve ninakoya abayı yakmıştır. bakmayın bununla da bitmiyor. saf okullu çocuklar dedik ama aşk üçgenleri beşgenleri hiç eksik olmuyor. üstelik bu manga da kimse kimseye sonsuza kadar saf aşkla bağlı değil. önce çok sevdikleri sevgililerinden ayrılıp başkalarına aşık olabiliyorlar ki bu da hayatın gerçeği öyle saf aşklar yoktur. o yaşta herkese duyguları değişmez gelir fakat kısa süre sonra anlarsın ki her şey değişir. bu kısmını sevdim gibi sonuçta hayat bu değil mi 🙂

hikaye bu aşk savaşları arasında giderken ninako ren ve andou arasında kalacak mı ren aslında sevgilisini seviyor ninakoya hiç yüz vermiyor falan derken hikayenin sonuna geldim. ren karakteri klasik bir manga karakteri idi sevdik , gönlümüze bastık , yer yer kızdık ama yakışıklı ve çekici olmasını göz ardı edemedik . yiğidi öldür hakkını yeme .lakin bir andou vardı onu da çok benimsedik yahu böyle sevimli , böyle candan , böyle şeker , böyle komik ve de böyle şansız . manga nın sonuna kadar andou yu desteklediğimi gizlemeyeceğim . demem o ki ikisi de birbirinden çekici karar vermek zor . siz de okuyunca anlayacaksınız bu iki karakter birbirinden hoş kızımıza yazık yahu 🙂

gelelim komik kısımlara saf aşık kızımız ren in etrafında pervane oluyor ama çocuğun oralı olduğu yok. işte o zamanlarda kızımız kendini komik hallere sokuyor gülmeden ve de sempati duymadan edemedim. sadece omuzu omuza değdiğinde bile heyecanlanması . çocuk matematiği sevdiğini söylediğinde bile mutlu olması seviyor gerçi matematiği dedi ama diye  kendini avutması falan çok şirindi.

eğlenceli vakit geçirmek için birebir diyorum . benden şiddetle tavsiye olunur 🙂

keşke bütün o güzel çizimleri paylaşabilsem 🙂