Çok Güzel Afişlerim Oldu :)

 

Yeni hikayem için madampatapuff bana bir afiş yapmıştı sağ olsun . Şimdi de mydestiny bir afiş yaptı . İkisi de öyle güzel ki çok mutlu oldum . Sağ olasınız çingular ellerinize sağlık.  Teşekkür etmek istedim.  Malum ben böyle şeyleri beceremiyorum ama afişleri görünce içimden yazmak geldi. Motive oldum.

Olur da içinizde afiş yapmak gelirse yani kendinizi geliştirmek için bana ”Adı Bile Yok ” adlı hikaye için afiş yapabilirsiniz he he 🙂

İnsanın yetenekli arkadaşlarının olması da çok güzel . Yaşasın yardımlaşma,  Yaşasın çingular 🙂

Not: Solda ki afiş mydestiny tarafından sağdaki afiş madampatapuff tarafından yapılmıştır.

Yeniden Hikaye Yazmaya Başladım

sonbahar esintisi adlı bir hikaye yayınladım. aslında bu hikayeyi adı bile yoktan önce yazmıştım. bir kaç bölüm birikince paylaşsam mı diye düşünüyordum fakat cesaret edemedim. o zaman kızlar bana bir one shot yaz . eğer onu beğenirlerse hikayeyi yayınlarsın demişlerdi. ben de adı bile yok adlı hikayeyi yazdım. bir one shot düşünüyordum ama hikaye öyle hoşuma gitti ki diğerini yarım bırakıp adı bile yok hikayesini yazmaya başladım.

o hikayeden sonra da kısa öyküler daha rahat olduğu için one shot yazdım . kan kırmızı , çirkin , kötü şans , boşluk gibi one shotlar . bir de adı bile yok için yazdığım  ,sonbahar esintisinin yaklaşan adımlarının olduğu yeni bir hayat süprizi yayınladım.  taslaklarımda o kadar çok hikaye birikmiş ki artık bende yayınlayayım dedim. aslında polisiyeyi yayınlayacaktım fakat sonbahar esintisinin yazılı olduğu defteri buldum. ıslanmış yazıların bir kısmı karışmış en iyisi onu bitireyim dedim. böylece diğer hikayelere geçerim.  hikayeyi yazalı o kadar zaman geçmiş ki okudukça bunu ben mi yazdım diyorum 🙂 bir kaç bölüm hazır düzenlemek kalıyor sonra da yazıp güzel bir final yaparım. tekrar yazmak beni çok mutlu etti. eskiden olduğu gibi yazmak hem mutlu ediyor , hem oyalıyor .iyi ki yazmaya başlamışım.

her zaman söylediğim gibi bunlar acemi işi hikayeler ben öyle yazar falan değilim bir sürü de hatam vardır belki yine de beni mutlu ettiği sürece yazmaya devam edeceğim .

olur da okuyan olursa yorum bırakmadan kaçmayın o yorumlar çok kıymetli 🙂

bahar da gelmiş güneşli güzel günlerin tadını çıkarın efem 🙂

afiş için madampatapuf ‘a teşekkürler . bu afiş içinden hiç anlamıyorum . olur da bana afiş yapmak isterseniz çok makbule geçer 🙂 hayır demem yani 🙂

hikaye blogunun temasını da yeniledim değişiklik oldu .

buyurunuz 🙂  winpohu’ca hikayeler 

Hikaye Blogu Açtım Duyduk Duymadık Demeyin :)

evet hikayemi yeni bloga taşıdım artık yeni bölümleri oradan takip edebilirsiniz .bende bu fırsattan istifade edip geciktirmeden yazmış olacağım inş 🙂 winpohu\’ca hikayeler  yeni adresim bu ADI BİLE YOK bittikten sonra devam etmeyi düşünüyorum .burası benim arka bahçem gibi olacak 🙂

ayrıca winpohu\’ca tumblr güzel paylaşımlar yaptığım bir diğer mekan .akşamları sohbet için winpohu\’ca twitter ve eğer merak ediyorsanız sorular için winpohu\’ya sor  alanına beklerim.

kendinize iyi bakın esen kalın 🙂

ADI BİLE YOK …

hikayenin bir zamanı ve mekanı yok adı bile yok gelen yorumlara göre bir isim bulurum diye düşünüyorum 🙂

KARAKTERLER   SANO – DİAN – KADİM – SELİ

BÖLÜM ADI : KENDİ TESADÜFLERİNİ YARATMAK

Neutgeh Pin Sarang (Too Late) Violin Instrumental

Gece erken yatmak için çok uğraştı ama fayda etmedi.Huzursuzca kıvranıp yatakta  bir sağa döndü , bir sola döndü düşüncelerine hakim olamadı.Beynini kapatabilse diye düşündü, ne güzel olurdu, tek bir tuşla düşüncelerden arınıp, tatlı bir rüyanın derinliklerinde kaybolabilirdi.Heyecandan uyuyamayacağını anlayınca yataktan doğruldu, sırtını duvara yasladı ,elleri  ile uzun siyah saçlarını arkaya attı. Bir taraftan söyleniyor, bir taraftan elleri ile saçlarında lüleler yapıp oynuyordu. Beyni patlayacak gibi olmuştu. Aklına bin bir türlü soru geliyordu . Acaba değişmiş miydi. “Acaba ben değiştim mi?” . “Eskisi gibi olur mu acaba ?” Soruların ardı arkası kesilmiyordu . En iyisi  bir şeylerle uğraşmak diye düşündü. Yataktan kalkıp, kitaplığın önüne geçti.Kitaplık muazzam bir kütüphane gibi idi. O kadar çok kitap vardı ki!

Kitaplar onun için en büyük tutku demekti.Her rafa türlerini yazmış ,kategorilere ayırmış hatta sayfa sayılarına göre bile düzenlemişti.Yapması gereken her şeyi bitirdikten sonra soluğu kitapların yanında alırdı. Tüm zamanını onlarla geçirirdi. Bazıları onun normal olmadığını düşünse de o yalnızlığı seviyordu ya da kitaplardaki karakterlerle kurduğu dünyayı seviyordu. Bir kitap seçti, yatağına dönüp okumaya başladı. Okuyordu ama kelimeleri beyni algılamıyordu. Sayfalarca okumuştu belki,  hiç birini anlamamıştı bile . Çevresi ile hiç bir zaman çok ilgilenmemişti. Buna rağmen kitaplara olan tutkusu yıllar önce başlamıştı.

Nasıl bu kadar yalnızlaşmıştı? O gün, dünyanın en yalnız insanı gibi hissettiği o gün her şey değişmişti.Ilık bir ilk bahar günü parkta en yakın arkadaşını bekliyordu.Seli  koşarak geldi “biz bu gün taşınıyoruz” dediğinde sesi kırılmıştı adeta, tiz ve hüzünlü bir ses yankılandı  Dian ‘nın kulaklarında ,tekrar ve tekrar içinde şimşekler çaktı en değer verdiği arkadaşı gidiyordu. “Ben başka kimseyle böyle anlaşamam ki” diye düşündü Dian.İçi sızladı .Çocuk olduğu için böyle olduğunun, zamanla bunları unutacağının farkında olmadan üzüntüyle yüzü düştü. Arkadaşının bu halini gören küçük kız istem dışı bir şekilde onu rahatlatmaya çalıştı.”Şimdi gidiyorum ama kendi başıma seyahat edebilecek yaşa gelince seni görmeye geleceğim söz veriyorum” dedi.

Seli el sallayarak hızla uzaklaştı.Dian parkın ortasında öylece kalakaldı.Her yer yemyeşildi ,etraf mis gibi çicek kokuyordu,güneş insanın içini ısıtıyordu. Işıl ışıl parlayan güneşe inat ,cıvıl cıvıl bir ilk bahar sabahında ilk kez sevdiği birinden ayrılmış olmanın  verdiği karmaşık duygularla papatyaların yanına gitti . En sevdiği çicek papatya idi. Her yerde onlar vardı. Çömeldi  bir tanesini kopardı.”Sende istemiyorsun değil mi? ama bak ben seni ayırdım toprağından” . Sonra yapraklarını teker teker kopardı “gelecek, gelmeyecek…” dakikalarca  aynı şeyi yaptı durdu. Her taraf, üstü başı yaprak dolmuştu. Hafif bir rüzgar esti yapraklar uçuştu . Onca zaman  uğraştığı şey uçup gitti. Boş gözlerle uçuşan yapraklara baktı. Giden emeğinin ardından baktı. Saçları uçuştu, papatya yaprakları uçuştu …

Bir hafta kadar huysuz dolaştı durdu. Sonunda dayanamayan annesi kimseyle arkadaş olmaya razı olmayan kızına bir uğraş buldu .Dian ‘ı  bir kütüphaneye götürüp ne zaman isterse buraya gelebileceğini söyledi.Ona hayatının tutkusunu kazandırdığını bilmeden.Küçük kız artık devamlı kitaplarla ilgileniyordu. Ailesi için sorun çözülmüştü. Dian  için hediye olarak verilen bir kitap, gökten onun için koparılmış bir yıldız gibiydi.

Kitap okumak işe yaramış , sonunda uykuya dalmıştı . Sabah erkenden  uyandı. Başkaları bu halini görse inanamazdı.Annesi bu halini görünce şaşkına döndü, hiç bir şeyle ilgilenmeyen kızı ilk defa böyle hayat dolu, neşeli ,cıvıl cıvıldı.En yakın arkadaşını görme fikri bile onu mutlu etmeye yetiyordu.Camı açtı içeri gün ışığı ve mis gibi bahar havası doldu. Dışarıda kuş cıvıltıları vardı. Hafif esen rüzgar insanı tatlı düşlere sürüklemeye yeterdi. İki saat hazırlanmak için uğraştı, her giydiğine bir kusur buldu .Üzerini o kadar çok değiştirdi ki sonunda annesi müdahale etti de hazırlanabildi.Acele etmezse geç kalacaktı. Çantasını ve rengarenk şapkasını kapıp koşar adamlarla çıktı evden . Buluşacakları yere yürüyerek gitmeye kara verdi. Hem havanın tadına varacak hemde rahatlama fırsatı bulacaktı.

That\’s Amore – Dean Martin

Dian buluşma yerine varınca  uzaktaki birini arkadaşı zannettiği için geç kaldığını düşünerek koşmaya başladı ama fazla ilerleyemeden birine çarparak durdu. Çarptığı çocuğun elinden kitaplar düştü ,çocuğun yüzüne bir kere bile bakmadan eğilip kitapları toplamaya başladı. Eline aldığı kitap çok arayıp da bulamadığı bir kitaptı, sanki bir tek kendi varmış gibi konuşmaya başladı “Allah ın işine bak ben arar arar  bulamam, el alem ne de güzel bulmuş işte” . Sinir ve imrenme dolu bir bakışla kitaba baktı. Sano  tam konuşmaya başlayacaktı ki, arkadan biri Dian diye  seslendi . Dian arkasını dönüp Seli ‘yi görünce mutluluktan gözü bir şey görmedi, kitabı hızla çocuğun ellerine sıkıştırıp oradan uzaklaştı. Sano  elinde kitapla kalakaldı  . Dian ‘nın  arkasından baktı ve şansına küstü. Eliyle alnına vurdu. Bir el  yavaşça çocuğun omzuna dokundu .

Kadim konuşmaya başladı.”Yine olmadı bak bu numara da işe yaramadı . Zaten bir kızı kitapla tavlamaya çalışmak çok saçma bir fikir. Gel adam gibi gidip konuş ,çıkma teklif et . Herkes filmlerdeki gibi tanışmak zorunda değil ki . İnan bana bunlar gerçek hayatta olan hikayeler değil”.

Üzgün bir halde bakışlarını kitaptan ayıran Sano  arkadaşına döndü . “Biliyorum ama onun için bu anı unutulmaz kılmak istiyorum . Çok özel olsun istiyorum belki o zaman bir kez olsun yüzüme bakar ne dersin?”. Bu son cümleyi söylerken umut kırıntıları ile hayal kırıklıkları kol kola girmiş iki dost misali gözlerinden damlıyordu.Kadim  bu zavallıya bakmaktan kendini almadı, teselli etmek istiyordu ama bu dünyada en zor yaptığı şey buydu herhalde. Keşke sheldon gibi ‘there there ‘ demekle yetinebilse diye iç geçirdi. Sonunda bir şeyler söyledi. “Suç sende değil ki! o kimsenin yüzüne bakmıyor. Bu dünyada sanki bir tek o yaşıyor bir de o kitapları.

“Kadim teselli cümleleri arayadursun, bizim uslanmaz aşık pes etmeye niyetli değildi. “Hadi gidiyoruz!” dedi. Kadim  “Nereye ?” diye sordu.  Şaşkın bir şekilde “Bu sefer aklına ne geldi?” diye düşünüyordu. Sano gözlerinde ışıl ışıl bir gülümseme ile arkadaşına döndü. “Pes etmeye niyetim yok . Onu ilk gördüğümden beri fırsat kolluyorum. Şimdi böyle bitmesine göz yumamam.”

Dian ve Seli  çok sakin bir kafeye girdiler. Dian devamlı buraya gelirdi. Burada kimselerin olmaması hoşuna gidiyordu. Ara sıra “Nasıl olur da bu kadar boşken burası batmıyor?” diye düşünmeden de edemiyordu. Mekan siyah olarak dizayn edilmişti. Her yer tahta ve siyah konseptine uygun olarak dekore edilmişti. Duvardaki resimler bile gotik bir hava taşıyordu. Bir masa bulup oturdular.Koyu bir muhabbete dalmışlardı, o kadar sene sonra konuşacak çok şey vardı . Birbirlerine öyle dalmışlardı ki kafeye giren Sano ile Kadim ‘i görmediler.Çocuklar cafe de uzak bir köşe seçtiler ama kızların masasını gören bir yer seçmeyi de ihmal etmediler. Sano  devamlı Dian ‘ı  izledi . Ellerini izledi ,elleri ile oynadığı saçlarını ,elinde evirip çevirdiği bardağını ,gülümsemesini ,gözlerinin içinden kalbinin derinliklerine akan ,eriten gülümsemesini izledi. Dian  güldü, Sano izledi ,Dian güldü Sano  aşık oldu .

Bir süre sonra Sano  garsonu çağırdı. Garson ricasını kabul edince Sano  minnet dolu gözlerle garsona teşekkür edip cafeyi terk etti. Sano  ayrıldıktan bir kaç dakika sonra garson kızların bulunduğu masaya gidip elindeki kitabı kendisine şaşkın şaşkın bakan kıza uzattı . “Bunu sizin için bıraktılar efendim” dedi. Dian  kitabı alıp kapağını açtı içinde bir not vardı .” Kitabı sana hediye etmiyorum. Sadece ödünç veriyorum . Okuduktan sonra iade etmelisin. ” Notun altında bir de telefon numarası vardı. Kız kitabı hemen hatırladı bugün çarpıştığı çocukta da bu kitap vardı ama bir türlü çocuğun yüzünü hatırlayamadı. Oysa şimdi merak içindeydi. Kitaba bakarken fark etti ki hatırlamaya çalışması boşunaydı çünkü çocuğun yüzüne bir kere bile bakmamıştı.

Frank Sinatra-Strangers In The Night

Aradan geçen üç günde Sano deli gibi telefona bakıp durdu.Yemedi içmedi uyumadı telefonu ile bir bütün oldu çıktı. Zavallı Kadim  de onun bu haline üzüldü durdu.”Yeter artık bakma şu telefona! hem o kadar kalın bir kitabı nasıl okusun üç günde?”Sano endişeli bir halde cevap verdi.”O kitabı çok istiyordu. Kesin okumuştur. Şimdiye kadar aramadığına göre aramayacak . Yine batırdım . Bu da işe yaramadı bak. İşin yoksa şimdi yeni bir plan yap . Film izle taktik bul .Kadim “Ne? Hala plan mı diyorsun? Bıkmadın ha .Ne kadar uğraştıysan olmadı. Senin planların da cedric’in chan için yaptıklarına benzedi, bir şey olacağı yok. En iyisi git söyle sen de kurtul ben de kurtulayım” dedi . Onlar böyle tartışa dursun Sano ‘nun  telefonu çaldı . Heyecandan ilk üç çağrıya cevap vermedi. Dian  tam telefonu kapatacaktı ki Sano “efendim” demeyi başardı. Dian  “neredesin sen ya? madem açmayacaksın boşuna yanında tutma şu telefonu .Bilmiyorsun galiba, o şey konuşmak için kullanılır .Sano  bu sinirli tavır karşısında dut yemiş bülbüle döndü.Hiç böyle bir şey beklemiyordu.Ama nereden bilsin ki Dian’nın  günü çok kötü geçmişti.Sonunda bu sinir harbi ile kitabı iade etmeye karar vermiş ama bir türlü açılmayan telefona uyuz olmuştu.

“Açtım ya sonuçta, hem neden bağırıyorsun? Deli misin sen ?”

“Belki deliyim ne olacak? Gel de kitabını al!”

“Sağ ol ya  bari dövseydin bir de .Öncelikle teşekkür etmen ve ‘lütfen, rica etsem’ falan demen gerekmiyor muydu?”

“O dediklerini yapamam, kitabı istiyorsan gelir alırsın yoksa bende de kalabilir sakıncası yok.”

“Tamam dur dur, nerdesin ?”

Dian  yerini söyledikten sonra Sano  ışık hızında gittiği söylenen süperman’i bile geride bırakır bir hızla ulaştı kızın yanına. Dian ‘nın  yanına gidip “merhaba” dedi. Dian  tek kelime bile etmeden , kitabı çocuğun eline tutuşturup arkasına bile bakmadan uzaklaşmaya başladı. Sano  arkasından bağırdı

“Hey dur nereye gidiyorsun?”

“Evime!”  Sano hemen  “Gidemezsin ?”  diye bağırdı

” Nedenmiş o ?” diye sordu Dian.

Konuşurken Dian  bir yandan yürümeye de devam ettiği için mesafe açılmış, artık daha çok bağırmaya başlamışlardı. Çevredekiler de bu deliler neden bağırıyor diye onlara bakmaya başlamıştı bile. Kızı durdurmak için ne söyleyeceğini bilemeyen eli ayağına dolaşan Sano  , Dian ‘a doğru yürüyüp mesafeyi azaltmayı akıl bile edememişti. Sonunda etraftakilerin bakışları sayesinde kıza doğru koşmayı akıl etti. Soluk soluğa yanına gidip.

“Gidemezsin çünkü okuduğun kitap için bir bedel ödemelisin beleşçi misin sen?”

“Ne beleşçisi be .adama bak, hem kendi kitabı  veriyor hem de ücret talep ediyor!” Dian  sinirinden delirmiş bir halde söylenmeye başlayınca, Sano ağzını açıp konuşamadı bile.”Sen vermedin mi kitabı ne yüzsüzsün . Demek böyle insanları kandırıyorsun. Tamam sana para vereceğim.” dedi elini çantasına atmıştı ki Sano Dianın  eline yapıştı. Gözlerini kızın gözlerine kilitleyip sakin bir ses tonu ile konuşmaya başladı.”Sana paradan bahseden kim? Sen her şeyi para ile mi ölçersin. Ödemen gereken bedel bana bir çay ikram etmek.”

“Çay mı? sana bir çay parası vereyim.”Çocuk öyle içten gülümsedi ki kızın kalbi sıcacık oldu. Nasıl bu kadar güzel gülümseyebilirdi ki?

Sano :”Ben anlatamadım galiba ya da sen her şeyi paraya endeksledin, ne dersin? demek istiyorum ki seninle bir çay içmek istiyorum.” Öyle yumuşak bir ses tonu vardı ki .Konuşuyor muydu şiir mi okuyordu, Dian  ayırt edemedi. Kızın şaşkın bakışları karşısında Sano’nun  yüzünü yine bir gülümseme  kaplayınca, Dian  bu muhteşem tabloya bakarken normalde reddeceği teklifi kabul ediverdi . O bir sözcük, Sano’nun  hayal edemeyeceği kadar mutlu bir düşün içinde kaybolmasına yetti…

not: hikayenin devamına bu adresten ulaşabilirsiniz 🙂 adı bile yok ( winpohu\’ca hikayeler )