Winpohu ‘ca Ödül Töreni

sevgili egosantrikciğim beni mim ‘lemiş konu da kore dizileri olunca hafızayı biraz zorladım malum son zamanlarda uzak kaldım kdramlardan .

gelelim benim ödüllerime ,

En şaşırtıcı : Secret garden ve Protect The Boss  diyorum diğerleri gibi klişe yanları olsada içlerinde biraz klişeden arınmış olmaları onları şaşırtıcı kılıyor .

En Sıkıcı : Personal Taste min ho ya rağmen bitirmeyi başaramamıştım. ne kadar ağır bir diziydi. Bad Guy ki büyük umutlarla başlamıştım final bölümüyle yıkıldım bad dizi desek daha doğru. Başroldeki yakışıklıya rağmen My Prenses ve bir kaç güzel sahne dışında eziyet olan Lie to Me aslında daha çok var ama kısa kesem 🙂

En Şeker : Pasta   hangi dizide baş roldeki adam kıza hemen çıkma teklif eder, o da hemen kabul eder ve adam  onurunu korumak için kabul etmediğini varsayıp üç bekleyeceğim der 🙂  ve  gumiho  tabiki ,

En sürükleyici :  Secret Garden  bir bölüm bir bölüm daha derken akıp gitti , Bof   goo jun pyo ‘nun maceraları beni sürükledi 🙂 , White Christmas  kapana kısılmış bir grup insanı izlemek her zaman sürükleyicidir .

En Klişe Yıkıcı: Secret Garden  her zaman ki gibi klişeri alt üst etti  ,yine Protect The Boss kötü karakterleri olmayan herkesin sevilesi olduğu , zengin çocuğun cool olmadığı , fakir kızın fakir gibi olduğu değişik bir diziydi 🙂  , Greatest Love ise bir Dok Go Jin ile zaten tüm klişeleri yıktı .

En komik : Secret Garden gülmekten sandalyeden düşecektim 🙂 çılgın esas oğlanın o komik halleri yok mu . beni benden aldı. Bof, go jun pyo ‘nun fakirlikle imtihanı , her şeyi yanlış söylemesi falan baya eğlenceliydi. coffe prince yakışıklı patronun bir erkeğe aşık olduğunu düşünüp bu yüzden bunalıma girmesi her bölümü eğlenceli sonra my girl çok komiktir. Gretaest Love dok go jin e de az gülmedim 🙂

En Acıklı : I m sorry I love you ahh ah bu adama acımamak elde değil , acıların çocuğu bir bu dizide . sonra A love to kill tabi ki rain ağladı ben dağlandım 🙂 tree of heaven denilen dram manyağı dizi . the devil adamın başına gelemyen kalmamış .snow queen  ve 49 days tabi ki .

en yakışıklısı bol : hepsi he he 🙂 BOF diyem bari  ve pasta dizisindeki yakışıklı italyadan gelen grup , şef ve müdür ile 🙂

En Güzeli bol : yok öyle bi dizi 😀

En klasik : hemen hemen hepsi aynı bu dizilerin ama my girl , full house , deligthful girl ve düşlerimin prensi klasik ama hepsi de güzel 🙂

En Değişik : fantastik konuları itibari ile secret garden ve 49 days .

En felsefik : 49 days üç damla saf göz yaşı konusunu getirip kucağımıza bırakmıştı. sonra bizde kukuman kuşu gibi düşündük durduk acaba biz bulabilir miydik bu saf göz yaşlarını diye . sonra white christmas çok felsefikti. insan doğuştan canavar mıdır yoksa sonradan mı olur. eğer doğuştansa onun suçu mu . yok eğer sonradansa onu bu hale getirenleri kabahati değil mi ? kahramanlarda birer canavar gibi öldürmüyor mu . meşru olunca cinayet kötü değil mi . bir canavarı öldürdüğünde sende canavarlaşmaz mısın gibi bin bir türlü soru ile baş başa bırakmıştır bizi.

En tatlı çifti : rain ile song hye kyo, full house .  ve  my girl ,lee dong wook  ile le  dae he

En tatlı 1.erkek : bu sorulur mu ya :9 tabi ki cevabı yok bunun yada sonsuz 🙂

En tatlı 2. erkek :  iyi kalpli olanların hepsi zaten onları koruma ve kollama derneği kuracağız 🙂

En tatlı 2.kız :  2. erkeklerin aksine 2. kızların hepsi kötü kalpli olduğundan istisnaları yazalım protect the boss daki kız çok sevimliydi ve pastadaki kadın 🙂

En güzel müzikler : kore dizilerinde her zaman sevdiğim unsur müziktir. kdramaların o ağlak dizi müzikleri olmasa mp3 boş kalırdı. hepsi güzel her dizide ben müziklere vurulurum. en eskileri bile hala dinlerim.

En gerçekçi :  bir yanı ile masalsı olsa da bir yanı ile gerçekçi olan secret garden  ve gerçeğe en yakın olduğunu düşündüğüm dizi world within dir. bu dizi ara sıra diğer dizlere yaklaşsa da çok daha gerçekçi olduğu kesin . ilişkiler bakımından hele 🙂

En masalsı : secret garden fantastik daha ne olsun sonra düşlerimin prensi kızımız prenses oldu daha ne . bof çünkü o suratsız kız goo jun pyo yu kaptı olsa olsa masallarda olur bu 🙂

 

benden eklemeler

en gerilimi bol : white christmas  çok gerilimli bir diziydi .

en aksiyonu bol : fugitive plan b . sonunu batırmış olsalarda bunlar son yazamıyor mu diye sövsem de en aksiyonu bol olan diziydi.

en intikamı bol : The Devil o avukatın planları yok muydu . aklında kırk tilki kırkınında kuyruğu ayrı 🙂

bölüm sonu itibari ile en merak ettiren dizi : beatiful spy evet bu kategoriyi uydurmazsam olmazdı . ne yapayım dizi kötüydü ama öyle bir yerde bitiyordu ki diğer bölümü de izliyordum .

en eski : all in , ah ah starda izlediğim ama koreli olduklarını bilmediğim dizi .

ilk göz ağrısı : full house seveni çok yoktur ama benim için kotalı internetle ingilizce izlediğimden çok kıymetlidir.

en cevapsız : which star did you come from . bu adam bu kıza ölen sevgilisine benziyor diye mi aşık oldu yoksa kızı mı sevdi diye sorular sorduğum dizi.

gelelim ilk 5 ‘lere

En başarılı diziler Top 5

1.Secret Garden

2.Bof

3.Düşlerimin Prensi

4. Full House

5. 49 Days

En keyifli Diziler Top5

1. Secret Garden

2. Greatest Love

3. BOF

4. My Girl

5. Protect The Boss

ve onur ödülünü de hem felsefik , hem gerilimli , hem polisiye , hem psikolojik türünün nadide yapımı White Christmas ‘a veriyorum.

MİM İSTEYEN VAR MI TALİPLİSİ 🙂

1 Mum ‘dur , 2 Mum ‘dur ,3 Mum’dur PARDON MİM :)

Ukala blogger tarafından mim ‘lendim oldukça eğlenceli ve de düşündürücü bir mim ile karşınızdayım.

Mim 1: En Sevilenler 

1.En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın?

tabi ki uyumak , yemek , tatlı , çikolata , dondurma vb. , film izlemek , diziler , animeler , mangalar , kitap okumak , hikaye yazmak , müzik olmazsa olmaz , arkadaş toplantıları ,  polisiye tutkusu valal sevdiklerim say say bitmez . hediye almak , hatırlanmak hoşlandığım şeyler sıralaması çok uzar kısa keseyim 🙂

2.Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?

sosyal siteler tabi blog , tumblr  falan . sonra gazeteleri okurum , film dizi müzik vs. çok çeşitli şeyler işte durumuma göre değişir.

3.En sevdiğin filmler? 

bu soru bana sorulur mu hiç . ben her filmi başka severim . her filmin bir kısmı ilgimi çeker .  genel olarak bbc uyarlamaları , tarihi filmler , polisiye , gerilim türünü çok severim . olurda birini söylersem diğerlerine ihanet etmişim gibi olacak . sonra en sevdiklerimi unutmuş olabilirim. ben süprizli filmleri severim , sonu şaşırtmalı , klişe olmamalı .

bu yüzden blogda yazdığım bütün filmleri seviyorum 🙂

4.Şu sıralar almak istediğin şeyler? 

bir laptop çok iyi olurdu . her daim yanımda olsun . sonra bir de yazarları kullandığı ses kaydedici . yazarken düşündükleri mi hatırlayamıyorum çok kötü bir ley . akşam aklıma gelen güzel mizansen sabah uçup gitmiş oluyor.

bir sürü şey isterdim ben ama neyse 🙂

5.Şu sıralar ne dinliyorsun?

ooo en uzun soru bu olacak gibi  marlon roudette –  new age , eurythmics- sweet dreams,  leornadr cohen-  I m your man , david cassy – I think ı love you ,  another animesinin açılışı . şimdi bunları dinliyorum ama  bir sürü müzik listem var.  kore dizileri müzikleri , film ve anime soundrackleri , doksanlar pop , türküler , yeşilçam müzikleri , türk sanat müziği , rock aklınıza gelebilecek her türlü güzel müziği dinlerim 🙂

Mim 2: Sordum Cevapla

1.Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?

bir bahtsızın hayatla imtihanı  yada bir delinin akıl almaz hezeyanları bilemiyorum çok zor bir soru .isminden çok türünün merak ederdim 🙂

müzikler duygusal kısımlar için sailor moon daki Usagi Tsukino music box parçası olabilir yada patrick doyle – kissin in the rain , hevan’s tree deki ıslık , miyazaki yapımlarında müzikler olabilir , heyecanlı anlar için Captain Tsubasa Opening 2 1985 ,  gerilim anları için death note ve another müzikleri olabilir. waratte candy de olabilir tabi .  müzik dedin mi yetinemem ki 🙂

2.Birşeyleri değiştirme gücünüz olsa neleri değiştirirdiniz?

bu güzellik yarışmalarındaki soru gibi olmuş . dünya barışı he he 🙂 bir çok şeyi değiştirirdim . keşke bu dünya adil bir yer olsaydı. sihirli değnek elime geçene kadar bu soruyu boş bırakıyorum 🙂

3.Sizi en çok etkileyen film sahneleri nelerdir?

yine geldik filmlere eskilerden örnek vereyim sonradan çok etkileyici film izlediğimden seçemem. 9. günlük kraliçede anne ‘nin ölüme gittiği sahne , merkür şifrede sam ‘in eve gittiği sahne . burada sam eve gidiyor diye tekrar ediyordu. ve en önemlisi asla ama asla hafızamdan çıkmaz rüzgar gibi geçti filminde rhet butler ‘ın scarletti terk ederken söylediği açıkçası canım umurumda değil kısmı 🙂

4.Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. Ne yaparsın?

gizli bilgilerin peşine düşerdim . neymiş bizden saklananlar öğrenmek isterdim . tuhaf biliyorum ama öyle ne edersin 🙂

5. Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?

criminal minds tabi ki :)= big bang theory , HIMYM, vampir günlükleri , süpernatural,  ilki dışındakilerden sıkılsamda sonuna kadar izlemek istiyorum. anime sayılırsa bir de another var.

Mim 3: 5N1K

1.Ne?

hayat

2.Nerede?

burada olmadığı kesin

3.Ne zaman?

mazide yada uzak gelecekte

4.Neden?

merak işte kediyi merak öldürür

5.Nasıl?

henüz çözemedim ama çözersem söz 🙂

6.Kim?

bilmiyorum şimdilik hayali biri spencer reid 🙂

bu da bitti var mı taliplisi 🙂

90 ‘lar Kayıp Yıllar

köroğlu ve egosantrik tarafından mim’ lenmişim .

bu mim aslında çok zamandır bekliyordu. konu 90 lar olunca ben nostalji tutkun olunca bir de o dönemin şarkılarına vurgun olunca hiç birini seçip yazamadım işte. çok zordu en zor mim bu desem yeridir.

doksanlar ya çocukluğum bu yüzden sanırım şimdi hiç bir şarkı sözünü hatırlamazken o zaman şarkılarını ezbere söyleyip danslarını hatırlayan tuhaf bir hafızam var.

mustafa sandal ın hoşlandığı kızdan kazak örmesini beklediği , serdar ortacın siyah zeytin yeme fantezisi , tarkanın hepsi senin mi diyerek onay alma isteği . çılgın , kayıp absürt yıllar . şarkılar sözleri de kliplerde absürt doğal olarak. aslında fazlaca romantik şarkıda vardır bu dönemde ve hepsini ayrı severim ayıramam . bu yüzden ben tuhaf şarkılarla başlamak istiyorum.

kardeşimi sinir etmek için sansürsüz yılların ayıp şarkılarından söylerdim hep . maşallah doksanlar bu konuda bolca malzemeye sahip , mesela gökhan tepe bayıldım pantolunu çok sevdim çıkar onu bebeğim gibi 🙂

kerim tekin cici baba şarkısında perdeni arala pencereni aç derdi , ananı niyolay en tuhaf şarkılardandır herhalde , sonra yonca evcimik bandıra bandıra ye beni derdi , harun koçak geri durmaz gir kanıma , asya vallahi öptürmem , fatih erkoç yana yana şarkısında senin için cilveli diyorlar şeklinde dedikodu yapmıştı , emel müftü oğlu gel günaha girelim , hovarda ve benzeri bir sürü şarkı ha bir de azcık ucundan versen vardı dimi 🙂

neyse efem biz evde ara sıra bu tuhaf doksanlar şarkılarını açıp dinleyerek gülme krizine giriyoruz , sonra o klip yorumlamaları var bu kadar malzeme sağladıkları için doksanlar pop dünyasına teşekkür ederim  🙂

gelelim seçtiklerime o kadar fazla şarkı var ki ben listelesem bunun dışında daha 20 yazı yazılır o yüzden bende aklıma gelenlerden yapıyorum listeyi balık hafızam çoğunu unuttu neyse ki diğer bloggerlar en güzel parçaları listelerine almış 🙂

bu şarkının sözleri pek manalıdır.

hacıya hocaya gitsem yine de olmaz mı yar çok harika 🙂

egeyi pek severim . her daim dinlenir. ege dedim aklıma şahsenem geldi ne alaka acaba 🙂

grup vitamin ayrı bir yazıda ele alınmalıdır. arabesk dinliyorum kaşlarım çatık he he 🙂

bakmayın siz tarkanın kıl oldum abi dediğini benim onu oynama şıkıdımla hatırladığıma bir kış güneşi vardır her dönem gider 🙂

nedendir bilinmez doksanlar dendi mi bir bu ay inanmıyorum bir de ilk öpücükle gençlik rüzgarları gelir aklıma 🙂

bu olmadan olmaz. yazarken dinliyorum listeyi çalkala hadi adamım diye bir şarkı da vardı ne yıllar ya 🙂

burak kut 2u unuttum mu sandınız cık cık cık çılgınım ve yaşandı bitti gibi nadide şarkılar vardı.

al ben seninim bende hükümsür … diye devam den bir parça da varmış , aşk her şeyi affeder mi peki 😕

ya ben bu listeyi bitiremem 🙂 bitmez hepsini buraya koymak istiyorum biri beni durdursun 🙂

mirkelam sokaklarda koşardı her gece , akın rebeca ‘nın yerinde içerdi, hakan peker borç alırdı ,soner arıca derbederdi ve vefasız diye dolanırdı, rafet el roman amerika derdi de pantolon diyemezdi, çelik ateşlerdeydi ,kenan doğulu kurşun adres sormaz diyordu herhalde  ahhh doksanlar ah . tuhaf popçular tuhaf danslar yapardı mustafa sandal hala aynı dansı yapıyor gerçi 🙂

kapanış şarkım bu harbi bu adama ne oldu ya 🙂

bildiğiniz absürt şarkılar varsa lütfen bana da bildiriniz 🙂

mim herkesçe yapıldı yok yapmamış varsa söylesin hemen göndereyim .

 

Yeniden Hikaye Yazmaya Başladım

sonbahar esintisi adlı bir hikaye yayınladım. aslında bu hikayeyi adı bile yoktan önce yazmıştım. bir kaç bölüm birikince paylaşsam mı diye düşünüyordum fakat cesaret edemedim. o zaman kızlar bana bir one shot yaz . eğer onu beğenirlerse hikayeyi yayınlarsın demişlerdi. ben de adı bile yok adlı hikayeyi yazdım. bir one shot düşünüyordum ama hikaye öyle hoşuma gitti ki diğerini yarım bırakıp adı bile yok hikayesini yazmaya başladım.

o hikayeden sonra da kısa öyküler daha rahat olduğu için one shot yazdım . kan kırmızı , çirkin , kötü şans , boşluk gibi one shotlar . bir de adı bile yok için yazdığım  ,sonbahar esintisinin yaklaşan adımlarının olduğu yeni bir hayat süprizi yayınladım.  taslaklarımda o kadar çok hikaye birikmiş ki artık bende yayınlayayım dedim. aslında polisiyeyi yayınlayacaktım fakat sonbahar esintisinin yazılı olduğu defteri buldum. ıslanmış yazıların bir kısmı karışmış en iyisi onu bitireyim dedim. böylece diğer hikayelere geçerim.  hikayeyi yazalı o kadar zaman geçmiş ki okudukça bunu ben mi yazdım diyorum 🙂 bir kaç bölüm hazır düzenlemek kalıyor sonra da yazıp güzel bir final yaparım. tekrar yazmak beni çok mutlu etti. eskiden olduğu gibi yazmak hem mutlu ediyor , hem oyalıyor .iyi ki yazmaya başlamışım.

her zaman söylediğim gibi bunlar acemi işi hikayeler ben öyle yazar falan değilim bir sürü de hatam vardır belki yine de beni mutlu ettiği sürece yazmaya devam edeceğim .

olur da okuyan olursa yorum bırakmadan kaçmayın o yorumlar çok kıymetli 🙂

bahar da gelmiş güneşli güzel günlerin tadını çıkarın efem 🙂

afiş için madampatapuf ‘a teşekkürler . bu afiş içinden hiç anlamıyorum . olur da bana afiş yapmak isterseniz çok makbule geçer 🙂 hayır demem yani 🙂

hikaye blogunun temasını da yeniledim değişiklik oldu .

buyurunuz 🙂  winpohu’ca hikayeler 

ANOTHER – Ölü Olan Kim?

aslında başka bir animeye başlamıştım fakat sıkıcı olduğu için bıraktım. sonra bu animeyi gördüm zaten bunu da bırakırım diye hiç araştırmadan başladım. keşke öyle yapmasaymışım çünkü devam eden bir animeymiş. işte bu yüzden şimdi merak çemberine sıkışmış bir kedi gibi derin kederle içersinde  en acı ızdırapları duyuyorum. madem yeni bölüm yok bende hemen anlatayım dedim 🙂

hikayenin bir romanı , mangası ve animesi olması yetmiyor olacak ki bu popüleriteyle bir de live action çekilmesine kara vermişler.

10 bölüm izledim zaten 12 bölümlük bir anime. kısaca anlatacak olursak diyeceğim ama kısaca anlatmak da zor iş. başlangıcını çok sevdim. müzik bir harika . sonra o çizimler beni benden aldı. hele hd görüntü olunca tadından yenmiyor.

birinci bölüm başlarken hikaye anlatıcı tarafından başlıyor ve benim en sevdiğim unsurdur bu bir baktım kendimi kaptırmışım. 26 yıl önce orta okullun 3-3 sınıfında çok başarılı , güzel , iyi huylu bir öğrenci ölür. arkadaşlarından biri o ölmedi burada yaşıyor der. sonra hepsi sanki öğrenci ölmemiş gibi yaparlar. sonrası mı sonrası olaylı arkadaş. 3-3 sınıfının laneti işte tüm hikaye bundan ibaret.

aslında çok güzel detaylar ile baya heyecanlı olmuş bir son durak bir death note tadı almadım değil. fazla gerilimli ve bir sürü karakterin ölmesi nedeniyle fazla kanlı. şimdi kim ölecek diye bekliyoruz.

böyle ölüm yaklaştı falan efsanelerine inanmam aslında çok komik gelir böyle şeyler. başından beri ben tesadüf saçmalıyorlar falan dedim. yani her şeyi oraya bağlıyorlar ama kazaların ardı arkası kesilmeyince ikna oldum 🙂

bir grup öğrenci var işte bunlar ve bunların aileleri ölüyor falan bir de olmayan ve artı olan kim ? durumları var. işte anime bu soruyu soruyor artı olan kim ? ölü olan kim ? bu laneti nasıl durdururuz falan filan 🙂

gelelim diğer unsurlara ee kardeşim madem bu okulda böyle bir durum var. ne yaşıyorsunuz orada ben olsam arkama bile bakmadan kaçarım. terk et orayı abicim. bir de o okula gidip normal normal yaşıyorlar. gerçi normalde ben böyle efsanelere inanamam ve gitmem ama bunlar inanıyor , ee inanıyorsan ne duruyorsun kaçsana  🙂

ne diyeyim bilemiyorum sadece bu günlerde gerilim açlığıma iyi geldi . zevkli , merakla izlenilesi buldum .

benden söylemesi 🙂

Wives and Daughters – Elizabeth Gaskell AŞKINA !!!!

Wives and Daughters yine bir Elizabeth Gaskell harikası .   şurada yazdığım  North and South adlı uyarlamayı ne kadar sevdiğimi anlatamam sanırım. manga , manhwa , kore sineması , polisiye derken en sevdiğim şeylerden biri olan ingiliz uyarlamalarını bir süreliğine unutmuştum ama uzun sürmedi tabi 🙂

maalesef Elizabeth Gaskell türkiye de pek popüler değil bu yüzden çevrilmiş bir kitabını bulup okumak mümkün değil. kuzey güney eserinin orjinali var bende ama diğer eserlerini de okumak isterdim. yine de öyle başarılı uyarlamaları yapılıyor ki kitabın eksikliğini bir nebze unutturuyor.

jane austen çok yetenekli bir yazar fakat Elizabeth gaskell bambaşka bir yetenek. ikisini karşılaştırmıyorum . ikisini de ayrı seviyorum lakin elizabeth in  eserleri bende bambaşka etkiler bırakıyor.

mesela kuzey güneydeki şu inanılmaz replik  belki bir fikir sahibi olmanızı sağlar.

“I wish I could tell you how lonely I am. How cold and harsh it is here. Everywhere there is conflict and unkindness. I think God has forsaken this place. I believe I have seen hell and it’s white, it’s snow-white.” – Elizabeth Gaskell

neyse konumuz kuzey güney değil başka bir uyarlama ama ne yapayım bu uyarlamayı öyle seviyorum ki bahsetmeden edemiyorum 🙂

Wives and Daughters  yazarın son eseriymiş . bunu öğrenince neden bu kadar başarılı olduğunu da kavradım. elizabeth gaskell in o kıvrak zekasını her diyalogda hissetmek mümkün. ince bir zekanın ürünü olan konuşmalar sanat eseri gibi işlenmiş. dokundurmalar öyle zerafetle yapılıyor ki iltifat edermiş gibi laf sokmalar  var 🙂 bu ingilizler laf sokma işini bile ince dokundurmalar ve hayret verici ironilerle dolu cümlelerle gerçekleştiriyor.  çok güldüm. 4. bölümcük bir uyarlama ve her bölümünde gülmekten bir hal oldum 🙂 çok eğlenceli olduğunu itiraf etmeliyim.

elizabeth aslında eserde bolca dalga geçilecek konu bulmuş ve genelde ingiliz toplumunda yer alan zorunluluklar ve sahte mecburiyetleri tiye almış. bu yüzden son eseri olması insanı şaşırtmıyor. böyle bir uslup ancak zamanla olur.

hele karakterleri kadın karakterlerde gizli olmayan açıktan açığa bir başkaldırı bir direniş var. hariett , molly ve üvey kız kardeşi hepsi açık sözlü, bir bakıma isyankar,sivri zekalı , istedikleri dışında hiç bir şeyi yapmamaya özen gösteren karakterler. kadın karakterleri böyle güçlü çizmesi çok hoşuma gitti.

kısaca konuya dönersek. bir doktorun kızı olan molly annesini küçük yaşta kaybetmiştir. 17 yaşına gelince babası yeniden evlenir ve molly ye ne çok kötü ne de çok iyi olan biraz tuhaf bir üvey anne olan clare ve onun diller destan güzelliği ile insanları  büyüleyen kızı ile yaşamak düşer.

molly in üvey kız kardeşi külkedisi masalında olduğu gibi çok kötü falan değil. normal , zaafları olan biri ama molly ye karşı genelde iyi huylu. zaten karakterlerden kimse masum melek falan değil. bence molly bile öyle değil onun bile içten içe hesapları var.

sonracığıma molly in çevresinde iki de yakışıklı diye tabir edilen kardeş var . osbourne ve roger . şunu da belirtelim molly in üvey kız kardeşinin öyle bir güzelliği var ki onu gören erkekler daha önce başkasına aşık olsalar bile anında unutup bu kıza aşık oluyorlar. işte böyle başa bela bir güzellik . varın bu kişiler bir araya gelince olacakları sizin düşünün.

yazarımız karakterlerini öyle kurnazca kurgulamış ki bir bölümde nefret ettiğim karakter sonra ki bölümde en acıdığım karakter oldu. en sevdiğim ise en nefret ettiğim . işte böyle de değişken bir havası var. merakla ne olacak acaba diye izledim.

kadın karakterler ne kadar ince işlenmişse baş roldeki kahraman olması beklenen karakter o kadar sıradan ve çoğu zaman kişiliksiz olarak verilmiş. bunun bilinçli bir şey olup olmadığını bilmiyorum. bir john yoktu yani kuzey ve güneydeki o adam nerede buradaki adam nerede. güçlü bir karakter olması gerekirdi ama yok. belkide kitapta öyledir. bilemiyorum . demem o ki ilk defa bir uyarlamada ben baş roldeki adama vurulmadım . kişiliğini beğenmedim.

bu ingilizler tuhaf insanlar mesela bu replik nasıl ince ince laf sokulur gösteriyor.

Squire Hamley: I’m not saying she was very silly, but one of us was silly and it wasn’t me.

keşke uyarlamadaki bütün o ironileri ve o zeki cevapları paylaşabilsem çok eğlendim izlerken 🙂

favori karakterim ise hariett oldu . nasıl bir kadın bu böyle . favori sahne isem osbor’nun sevdiği kadını anlattığı sahne oldu. nasıl bir anlatıştı o öyle.

kısa keseyim diyorum  ama olmuyor Elizabeth Gaskell sen nasıl bir yeteneksin öyle. bu kadının bütün romanları benim olsa bütün uyarlamalarını izlesem sonra zaman geçtikçe tekrar ve tekrar izlesem. dünyadaki cennetten bir parça olurdu galiba 🙂

Cynthia Kirkpatrick  ‘in erkeler ile ilgili tespitleri de dikkatte değer . o bir erkek , unutur , değişkendir. bu kızıında bilmediği yok 🙂

ben yine anlatamadım acemice denemelerde bulundum . lafın kısası siz bu uyarlamayı izleyin efem 🙂 tavsiye olunur.

not: kasabadaki gösterişli ailenin o  evini gördükten sonra ben eve aşık oldum gözüm başka kimseyi görmedi 🙂 bende şato istiyorum arkadaş ühü ühü 😦

Elizabeth Gaskell AŞKINA !!!!

Ölümcül Takip / The Chaser – Bana Bunlarla Gelin

bazı filmler var ben bunu yazmalıyım muhakkak yazmalıyım diyorum. hani şurada ballandıra ballandıra anlattığım Cinayet Anıları adlı film geldi aklıma ölümcül takibi izlerken. aynı tarzda olduğunu söylesem yalan söylemiş olmam herhalde .

ben severim polisiyeleri bu yüzden bol bol amerikan polisiye tarzı işler izledim. ne var ki o film yada dizilerde olan tüm klişeler burada yıkılmış. işte bu sebepten bu film başka. en başta filmi izlerken çok bir beklentim yoktu lakin ne zaman ben filme kendimi kaptırdım ne zaman kendimi içinde hissettim ne zaman sövmeye başladım bilmiyorum.

kısaca konuya geçersek eski bir polis olan joong ho artık bir kadın satıcısıdır. ama sermaye diye tabir ettiği kadınlar bir bir ortadan yok olunca onları başkasının satmaya başladığına kanaat getiri ve kızları aramaya başlar. işte bu nokta da ilk klişe yıkılır. çünkü burada bir iyi bir de kötü karakter yok. kötü adam ve çok kötü adam var. filmin genelinde bu kötü adamlardan bolca mevcud.

ikinci klişe ise katili aramaya zahmetine girmiyoruz. katil bize direk verilmiş ve bu noktada bizim hikayeden soğumamız gerekir ee artık geriye bir şey kalmadı ki diye düşünebiliriz . katil ortada, kurbanlarını nasıl seçtiği, onları nasıl bulduğu , nasıl öldürdüğü   ne yaptığı hatta niye yaptığı. üstelik filmin ortalarına doğru katil yakanmış karakola götürülmüş ve suçunu itiraf etmiştir. the end değil mi ? hayır değil . çünkü bu katilin bulunduğunda sona erdiği filmlerden değil. asıl olay bundan sonra başlıyor.

bir kere itiraftan vaz geçen daha doğrusu sadece polislerle alay etmek için itiraf edip sonra susan ve hiç bir şey anlatmayan bir katil var. elde delil yok. ceset yok suç yok o zaman suçlu da yok. polislerin yapacağı tek şey katil olduğunu bildikleri bu adamı salı vermek . ama bizimkiler o kadar çaresiz ki polisin ağzında ”bana kanıt getirin sahte bile olsa ” cümlesi dökülüyor.

adamı konuşturmak için bir araba sopa da atıyorlar tabi .  filmin geneli hem alaya alan bir yapıya sahip , hem klişeleri yıkıyor hem de bol bol eleştiriyor ki bu eleştiriler gözünüze gözünüze sokuluyor. o kadar bariz ve o kadar direkt bir eleştirisi var ki ekranın karşısında sövmeden edemiyor insan. polisler , çarpık sistem öyle göze batıyor ki filmde suç ve suçluya ilişkin ise hiç bir eleştiri yok gibi. o kısımlar fazlaca incelenmiyor. normal bir amerikan yapımında suçlu çok fazla ön plana çıkardı yada onu yakalamaya çalışan polis . genellikle ikisi de çok zeki olurdu. burada değil. polisler tam bir acizlik içinde. suçlu ise ortama bir psikopattan öteye geçemiyor. o kadar basit bir suçlu ki kurbanlarını çekiçle öldürüyor. onu da öyle acemice yapıyor. suç da fazla önemli değil bu filmde. kimse aman tanrım kaç kişiyi öldürmüş demiyor. olağanüstü bir durum yok. o kadar değersiz ki bir valinin yüzüne atılan pislikten bile değersiz bir olay.

izlerken öfke duyuyorsunuz katil elini kolunu sallayarak çıkıyor yeni insanlar öldürüyor ama polis bir şey yapamıyor. işte bu noktada film aslında bırakın abartılı cıs leri gerçek hayatta işler böyle yürür. her zaman iyiler kazanmaz. her suçlu cezasını çekmez diyor.

olay yerini inceleyemeyen işleri öyle üstün körü yapan polisler olaya çok fazla gerçeklik katmış. diğer filmi de bu filmi de sevmemin iki nedeni var sanırım biri gerçeklik duygusu diğeri de getirdiği eleştiriler.

bu korelilerin polisiye filmleri absürt komedi ile saf gerçeklik arasında asılı kalmış . traji komik ama orjinalitesini yitirmemiş. düşününce olan onca olayı ve polislerin o beceriksiz hallerini olsa olsa absürt komedi diyorsunuz.diğer taraftan bir diğer şık var o da saf gerçeklik olması ki , bu ürkütücü bir  fikir. dehşet dolu dakikalar yaşatan filmde nasıl oluyor da gülmeden duramıyoruz ona da aklım ermedi. velakin orijinal bir iş. bana bunlarla gelin ey sinema dünyası diyorum.

şiddetli tavsiyemdir ey dostlar 🙂