Sevmek Zamanı ve Aşk Üzerine

Aşk üzerine bir yazı olacak ama sıradan iki kişinin aşkı değil anlatmak istediğim daha çok farklı aşk durumları.nereden mi geldik bu konuya Metin Erksa’nın 1965 yapımı sevmek zamanı adlı kült bir filmi var .Kankam bu filmin hastası olduğundan bende izledim.Oradaki aşk durumunu izleyince aklıma bir ton şey geldi .Film zamanının ötesine geçen bambaşka durumları irdeleyen herkesin izlemsi gereken bir film. O kapalı havası ,müzikleri ve farklı bakış açısı ile kült tabirini hak ediyor .Filmle ilgili çok iyi bir sürü analizde bulabilirsiniz misal her iki karakterin siyah beyaz giymesi aslında aralarındaki farklılığı anlatıyor gibi bir çıkarım ki bunu Kim Ki Duk ‘un ‘’ Rüya’’ adlı filminde de görebilirisiniz baş roldeki karakterler siyah ve beyaz olarak giyinmişlerdir. Ya da tepedeki sahnede Meral yüksekte Halil ise aşağıda durmaktadır bu yüzden bu da statülerini anlatmak için yapılmıştır gibi sinemasal bir sürü analiz 🙂 ama ben daha çok duygular üzerinden bir yazı yazacağım tabi becerebilirsem 🙂

Efem Sevmek Zamanı kıymeti anlaşılmamış bir film. Filmde surete aşık olma durumu anlatılıyor. Bir kadının resmine aşık olan Halil ve resmine aşık olduğu Meral ‘ in öyküsü. Dedim ya klasik aşkları anlatmıyoruz. Önce tuhaf gelebilir ama Halil in dudaklarından ben sana değil senin resmine aşığım repliği döküldükten sonra film sahip olduğu bir kaç kusuru da kapatıyor. Yağmurlu havalar sahil ve orman manzaraları ile de çok güzel bir film. Sonu itibari ile de ancak bu olurdu zaten dediğim finali iyi yapılmış bir film. Simgesel anlatımıyla neden çağı aşan bir film olduğu anlaşılıyor .Buna en iyi benzetme sanırım fransız yapımı olan yine 1960 larda çekilen Serseri Aşıklardır orada da sinemanın çağ atladığı bu filmin zamanın ötesine geçtiği söylenir .Filmde aşk ile özgürlük arasında bir çelişki yaşayan bayan kahramanımız ile aslında  aşkın nasıl olması gerektiğini pek umursamayan filmimiz çok farklı bir tad yakalamıştır. Bayan oyuncunun’’ özgür olamadığım için mi mutsuzum yoksa mutsuz olduğum için mi özgür değilim ‘’repliği hafızalara kazınmıştır. Sevmek Zamanı ise aşağıda ki replikleri ile hafızamıza yerleşti ,gönlümüzde taht kurdu .

Meral: “Herhalde bana ait olan bir şeyi öğrenmek hakkımdır.”

-Halil: “Hayır sana ait bir mesele değil bu, resmin ile benim aramdaki bir durum seni ilgilendirmez. Ben senin resmine aşığım.”,

-Meral: “İyi ama aşık olduğun resim benin resmim. İşte ben de buradayım söyleyeceklerini dinlemeye geldim”

-Halil: “Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil, resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün düşüncelerimi yıkarsın

-Meral: “Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor”

-Halil: “Evet bir korkudan ileri geliyor”

İki insan aşık olur mantığı ile ilerlemeyen diğer bir filmde’’ FanFan’’ ‘dır burada da aşkı hiç kaybetmeme durumu vardır. Aşkın o ilk halini nasıl korumalı ?  Bu mümkün müdür ? Benzer bakış açısı ile aşka bam başka  bir yorum getirir. Baş roldeki adam evlilik hazırlıkları yapan biridir ama bir gün fanfan a aşık olur sonrasında fanfan ile mutlu olacağına , hissettiklerinin kalıcı olmasını ister, bu heyecan hiç bitmesin ,her şey ilk günkü gibi kalsın diye kızla flört eder ama onu öpmez bile hatta yan dairesine taşınıp araya kendisinin kızı görebileceği bir ayna bile yaparak, devamlı kızı uzaktan izler ,oysa fanfan aşkı yaşamak istiyordur .Bir gün bitip bitmemesi önemli değildir .İşte film size sorgulatır aşk neden değişir?  Zaman neden her şeyi eskitir ? İlk heyecanı korumak mümkün müdür .

Aslında aşk başlı başına incelenmesi gereken bir durum Love Shuffle da çiftlerden çok aşkı ve değişen yapısını, neden artık insanları zaman geçtikçe daha az mutlu eden değişken ve canı sıkılan yaramaz bir çocuk gibi takılan vurdun duymaz halini izledim.Orada bir kadın ve bir erkek bir araya gelince ne olacağını bilemezsin diyordu evet aşk söz konusu ise ne olacağını hayatta bilemezsin .

Bazı aşklar ise hiç yaşanmaz .Aynı ‘’ in the mood for love ‘’da ki gibi .Bir bakış bir dokunuş ararsın .Bir araya gelemeyen ama derin bir aşkla bağlı olan insanlar aslında nasıl ne zaman aşık olduklarını bile anlamazsın . In the mood for love daki gibi yasak  aşk kendine kılıf uydurur .Sırf aşkı yaşamak için kendilerinin aldattıklarına inanamaya razı iki yalnız kalp görürüz . Yanlış olduğunu bile bile yaşamak isteyen her anı her saniyeyi aşkla geçirmek isteyen, bunun için bahaneler bulan aşkı görürüz. In the mood for love daki  otelin 2046 adlı oda numarası sonrasında bize bolca aşkın olduğu 2046 adlı filmi kazandırdı. Buradaki aşklar ise daha tuhaftır çünkü aslında zamansız gelen aşklardır bunlar. ‘’ başka bir zamanda yaşasaydım hikayem çok farklı olabilirdi ‘’ repliğinde ve ‘’aşk zamanla tanımıdır er yada geç doğru insanı bulmak değil’’ repliğinde olduğu gibi aşkı bulmak da önemli değildir önemli olan doğru zamanda bu yaramaz çocuğu yakalamaktır yoksa tren kaçtı mı kaçar ve 2046 daki gibi fırsatları yakalamak için geleceğe gitmek gibi bir şansımızda yoktur .Orada ki tuhaf aşlarda önce sevdiği adamın her şeyine tahammül eden bir kadın görürüz sonrasında hayatının aşkını kaçırmış ama sonrasında aşktan aşka koşmuş fakat asla mutlu olamamış bir adamı .Tren ile geleceğe giderken aşkını anılarını bulmak isteyen ama nedense geri dönene bu arada bile aşkı arayan bir adamı görürüz.Evet trenle geri dönen adam aslında bir hikaye kahramanıdır ama orada yazarın pişmanlıkları vardır .

‎”tozlu bir pencere camından bakar gibi.kaybolup giden o yılları hatırlıyor.geçmiş görebildiği ama dokunamadığı bir şey.ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz.”
in the mood for love …

Yada Chungking Ekspresteki gibi aşklar vardır .  Hayatta ki basit hikayelerden çok farklıdır bu aşk hikayeleri ve ya Boş Evdeki gibi hiç konuşmadan yaşanan aşklar vardır . Zaman da ki gibi aşk için kendini hayatını yüzünü feda ettiren aşklar vardır . Sırf aşkın tazeliğini korumak için değişen bayan karakterin dramı zaman filminde aşk uğruna nasıl delice şeyler yapıldığı trajik bir şekilde gözler önüne serer.

Kitano’ nun ‘’Dolls’’ filminde olduğu gibi sıradan gözüken aslında sıradan olmayan aşklar da vardır .Hayatını sevdiği için dilenci gibi geçirmek hiç gelemeyen bir adamı yıllarca her cumartesi günü yemek getirerek beklemek gibi. JEUX DE FANTS  daki gibi aşklar  da var mıdır 🙂  Uğultulu Tepelerdeki gibi saplantılı aşıklar da var .Ölü bir kadının peşinden bıkmadan usanmadan sevmek heatcliff gibi kötü birinin bile sevme konusunda ne kadar bağlı olduğunu gözler önüne seriyor .Hep iyiler sevemez ya kötüler de sever hem de delicesine sever .Büyük bir tutku ile bağlanır aşkına .uğruna akla gelemeyecek şeyler yapar.

Ya da Rhet Butler gibi sevmek vardır delicesine sevmek ,çabalamak ,hayatını uğruna adamak ama karşılığında sadece mutsuz olmak ,aşktan yorulmak ,bitkin düşmek tükenmek , artık aşkı da sevgiliyi de umursamamak vardır . Rüzgar Gibi Geçti de ‘’peki ben ne yapacağım ‘’ diyen Scarlette ‘e Rhet için tükenmiş kalbi cevap verir ‘’ Acıkcası canım hiç umurumda değil ‘’

gölgesizlerde “Aşk da ölür ama öldüğünü kabul etmez. Ondandır ki insanlar ölmüş aşklarını sırtıında taşırlar; aşk hamalı olurlar.” der aşklarda ölür mü ölürmüş 🙂

Bir yerde de aşk asla ölmez sadece değişir diyordu .Bundan dır ki başka birini sevdiğinde duygular her zaman tanıdıktır çünkü  kalbine gömdüğün aşkı tekrar çıkarısın. Aşk öldüğünde  ne olur Rhettt in durumundan anlaşılacağı gibi işte bu noktada beşeri aşktan hayır gelemez diyerek aşk türlerinde ilahi aşka geçmek gerek .

O kadar aşktan bahsettim ilk konuya dönebiliriz surete aşık olmak, bana platonik aşk dışında bir de ilahi aşkı hatırlattı .Evet Yusuf ile Züleyha hikayesini bilirsiniz .Yusuf çok güzeldir o kadar ki kadınlar onu gördüğünde ellerine keserler .Ben hikayenin bir kısmını biliyordum bir de farklı bir kısmını öğrendim yıllar sonra Züleyha üstü başı perişan bir halde yaşlanmış şekilde Yusufa rastlar Yusuf aslında rabbim olmasa bende sana meyilliydim der .Bu gün dul bir kadınsın der ama Züleyha ben ilahi aşkı buldum Yusuf der .Sende görünen surete aşıktım .Züleyha Yusufun güzelliğine vurulmuştu ama Yusuf onu ret edince onu uğruna ret ettiği tanrıyı merak etti . İlahi aşkı bulunca da beşeri aşkının anlamı kalmadı. Züleyha ki çok güzeldi mısırda sadaka vermek deyimi yerine Züleyhanın gülüşü kullanılırdı . öyle bir kadının uğruna ret edildiği aşk beşeri aşktan üstündür. İnsan sevmek ihtiyacı ile doğuyor aynı inanç ihtiyacı ile doğdu gibi .O boşluğu doldurmak için sürekli arayış içinde olmamız bundandır ama boşlukları yanlış şeylerle dolduruyoruz .Kare şeklin içine üçgen yerleştirmeye çalışıyoruz ve olmuyor olamıyor ,bu yüzdendir ki hayal ettiğimiz aşklar ucuzlaşıyor ,değersiz  ve sıradanlaşıyor .İlahi aşkın yerine beşeri aşkı kondurmaya çalışmamızdandır başarısızlığımız . Mükemmeli arıyoruz ama noksan insanda mükemmeliyet aramaktandır delice tökezlemelerimiz .Aynı hatayı yine yapan ama farklı sonuçlar uman bizler, deliliğin tanımını yaratıyoruz .

Aşk ve sevmek çok çeşitli çok farklı ama bir sevmek var ki hepsinden farklı  .

NE İSTİYORSUNUZ :)

Bu gün arkadaşlarımla buluştum gülmekten kırıldım .çok eğlenceli bir gündü .önce gülhaneden süleymaniye ‘ye yürüdük çok meth edilen bir mekana gittik .o manzara için o kadar yol yürüdük ya bu sıcakta manzaranın tadına varmak için ön tarafta boş masa arayışına girdik 🙂 biraz bekledikten sonra level atladık ve istediğimiz masayı kapmayı başardık 🙂 ama günün eğlencesi dostların esprileriydi . kahve falı bakan kankanın fincanda ağaca yaslanmış deniz kızı görmesinden kilise nikahına kadar bir ton kahve muhabbeti ve bol bol kahkaha efekti vardı .

günün olayı ise garsonun bize ne istiyorsunuz demesiydi .ne istiyonuz lan  sipaişleri bir kere de versenize 🙂 neyse sonra pardon ne arzu ederdiniz dedi ama biz çoktan gülmekten kırılmıştık 🙂

yan masadakileri dövmek istedim . sonra o fincanları alan ilginç garson yorum yaptı geleceğim parlakmış hadi oradan len demek istiyorum hiç inanmadım usturuplu sallasaydın bari 🙂

bir de galata muhabbeti vardı yazarken bile katıla katıla gülüyorum çünkü o şakaya güleceğim diye içtiğim çay burnumdan geldi hayatta ilk defa güldüğüm için acı çektim nefessiz kaldım 🙂

sokaklarda kaybolma sevdamızı bu sefer gerçekleştiremedik ama ben yine bir istanbul turunda kendimi kaybetmek istiyorum 🙂

istanbul ,dostlar ve de esprilerle unutulmaz bir gün geçirdim 🙂

Seneler Sonra Muhabbeti ve Sonsuz Aşk

Kore dizilerinin olmazsa olmazı senler sonra olayıdır. Ben bu olayı hiç anlamazdım hatta sinir bile olurdum neden kavuşmaları için onca yıl geçmesi gerekiyor ki derdim .Yeni öğrendim bunun sebebini gerçi kardeşim şimdi mi anladın diye dalga geçti ama olsun geç oldu güç olmadı 🙂

Kore dizilerinde neden seneler sonra olur ? çünkü  o aşk geçici mi yoksa ömürlük mü anlamak için. Eğer aşk  beş sene sonra bile unutulmamışsa bu aşk diğerlerinden farklıdır.Bu aşk hayatının aşkıdır seneler geçse bile hala onu düşünür, onu hayal eder, onu sever .İşte bize bunu göstermek için böyle bir detay koyduklarını düşünüyorum .Siz ne dersiniz öyle midir yoksa başka tahminleiniz var mı ?

gölgesizlerden

“Aşk da ölür ama öldüğünü kabul etmez. Ondandır ki insanlar ölmüş aşklarını sırtıında taşırlar; aşk hamalı olurlar.”

Tükenmiş aşka bir örnek de  Rhet Butler ; açıkcası cnm umrumda değil .Yorgun düşmüş tükenmiş ,vazgeçilmiş bir  aşktır bu .

Zamana yenik düşen aşklar kadar yeni birinin varlığı ile yok olan aşklar da vardır, misal büyük romeo & juliet aşkının hikayesinde ki sessiz kahraman rozalin gibi

Min Hyorin:söylesene Romeo’nun ilk aşkı kimdi biliyor musun?Romeo’nun ilk aşkı Juliet değildi,Rosalin adında bir kızdı.Romeo,Rosalin adlı kızı çılgınlar gibi seviyordu.ama bu sevgisi karşılıksızdı.derken bi baloda Juliet’i gördü.ve ona ilk bakışta aşık oldu.diğer kızı da,Rosalin’i,anında unutttu.insanlar sadece Romeo’yla Juliet’in aşkını bilir.Rosalin’i bilen pek fazla kimse yoktur.çünkü bu onları hikayesidir.Rosalin ise sadece bi figürandır.romeo unun ilk aşkı unutulur ve geçmişe gömülür.Romeo,senin aşkın da romandaki gibi geçici miydi?duyguların nasıl bu kadar değişebildi?Düşlerimin Prensi-Min Hyorin’in Shin’e söyledikleri

Sizce aşk tükenir mi?  Tükenmiş aşk aşk mıdır ?

Zamanın öldüremediği aşklar var mıdır ?

Bir aşkın diğerlerinden daha özel olduğu nasıl anlaşılır ? Aşkı yaşarken hepsi özel değil midir ?

Aşk sonsuza…aşk sonsuz aşk
Ah aşkı arıyor kalbim
Ah aşkı arıyor
Aşk sonsuza kadar…aşk sonsuza kadar
Aşk

A Moment to Remember – Hatırlanması Gereken Bir An

Kafamın içinde bir silgi var ve her şeyi siliyor.

Şimdi bahsedeceğim filmi çok duymama rağmen dram olduğunu bildiğimden izlemekten kaçındım.sonunda bende dram izlemeliyim diyerek başladım izlemeye . Filmimiz bana çok tanıdık bir amerikan yapımını anımsattı ama sonradan öğrendim ki bu film önce çekilmiş .

Yine bir güney kore yapımı yine bir aşk filmi .Aslında başka ülkelerden filmler izlemenin zamanı geldi ama ne yapalım bunları da merak etmeden duramıyorum 🙂

Hatıralarım yok olursa ruhum da yok olur.

Film başlarda çok durağan hatta sıkılabilirsiniz .Öyle ekrana bakıp bir şeyler olsun diye bekledik film ne zaman başlayacak diye söylendik oysa ki bu film böyle durağanmış .Neden bir aksiyon beklentisi içine girdik bende hiç bilmiyorum 🙂

Affetmek,zor değildir. Affetmek sadece, kalbinde sade bir oda bağışlamaktır. Dedem böyle söylerdi. Gerçek bir marangoz kalbinde bir saray yapabilendir. Ama sen yaptığın evde yani sarayında tüm odaları annene ve nefretine vermişsin. Ya sen nerdesin? Sense dışarıda titriyorsun… Affetmek… Kinine kalbinde daha küçük bir oda verir.

Şimdi baş rollerden bahsedelim biraz Woo-sung Jung var kendisini Daisy’ de çok beğenmiştim sonra ”the good the bad the weird ‘de” de oynamıştı .İyi oyuncudur ,güzel rol yapmış ,Ye-jin Son var güzel kadın ,iyi oynuyor naif bir yapısı var .Duygu geçişlerini ,o hüznü iyi yansıtmış ,ona da tam puan verdim gitti 🙂

Seni tanıdım çünkü unutkandım, seni terkediyorum çünkü unutkanım.

Film 2004 yapımı ,yönetmenliğini John H. Lee yapmış senaryo John H. Lee ve  Yeong-ha Kim ait.Oyuncu kadrosu sınırlı.İki kişinin temelinden anlatılan bir hikaye bu .İmdb puanı 8.2 , Müzik Tae-won Kim ‘e ait.2 saat 24 dakikalık uzun bir film.

Ben her şeyi senin için hatırlayacağım.

Repliklerini sevdim filmden geriye bu replikler kalıyor birde o hüzünlü bakışlar .Aşk ve aşka dair ne varsa bu filmde .Aslında mesaj olarak sevmenin asla yeterli olmadığını da gözler önüne seriyor .

Birlikte yaşarsak birlikte ölebilir miyiz?

Yalnız geldin yalnız gideceksin.Hayat böyle.

Peki bu filmin konusu ne . Aşkta şansız olan iki insanın kaderleri kesişir.Büyük bir aşk yaşarlar ama hayatın onlar için planları vardır.Onlar bu planlardan habersiz kendi dünyalarında ufak tefek sorunları ile bocalarken bir gün hiç beklenmedik bir gerçekle yüz yüze kalırlar .Nedir bu gerçek tabi ki filmin repliklerinden anlayacağınız gibi bu bir hastalık ,

Alzheimer çok sinsi korkunç bir hastalık bence . En korktuklarım dan biri çünkü unutmak kadar kötü bir şey olamaz .Düşünsenize yaşadığınız bütün güzel anılar birer birer siliniyor ,yok oluyor ,hayatınız yok oluyor ,yaşadıklarınız sanki hiç yaşamamışsınız gibi silinip gidiyor .Sizden geriye hiç bir şey kalmıyor .Bu hayatta hiç bir iz kalmıyor .Hafıza işte bu kadar değerli bir şey .Anılar işte bu kadar kıymetli .

Söylesene anılar gidince aşkın ne anlamı kalır?

Bu hastalık sürecinde aşık bir adamın karısı için yaptığı onca fedakarlığı görüp ,o acı çekişini izleyip yine de ağlayamamış biri olarak sizde çok fazla dram içeriyor izlememeliyim demeyin . Dram severim böyle ağır ilerleyen filmler hoşuma gider ,aşk filmi ise her türlü izlerim kaçarı yok diyorsanız buyurun izleyin efem 🙂

Ben senin hafızanım.

Ben senin kalbinim.

Innocent Steps – Masum Adımlar

Sıradan bir kore filminden bahsedeceğim ama izlediğiniz zaman içinizden deli gibi dans etmek geçecek yani benim için öyle oldu 🙂

Masum adımlar gerçekten çok şaşırtmayan sıradan bir romantik komedi ama filmin temasında dans olduğundan sıkılmadan izleyip sonrasında ha bende böyle dans etmek istiyorum gibi gerçek üstü cümleler sarf edebilirsiniz 🙂

Konusuna gelirsek baş rolde dansçı bir adam var .Oldukça yetenekli bir dansçı ama bir gün bir kaza daha doğrusu sabotaj sonucu sakatlanır ve partneri tarafından terk edilir .Dansa geri dönmek için buna bir partner bulurlar .Çin’den gelecek olan kızı karşılamaya gider .Oturma izni için sahte evilik bile yaparlar ama sonra öğrenir ki gelen kız dansçı değildir üstelik dans etmekten hiç mi hiç anlamaktadır .Sonrasında tabi ki bu kıza dans etmeyi öğretir .Yer yer komik bir kore filmi mesela marketteki adamın kızın çok genç olmasından kaynaklı çocuğa beşikte mi buldun demesi kopardı beni 🙂 ama bir kore filmi olarak her zaman ki gibi bir parça dram da eksik olmuyor ve bol duygulu bir film .Romantik komedi izleyeyim çok da farklı olmasına gerek yok diyorsanız buyurun buradan yakın 🙂

Not: İçinde dans olan filmleri seviyorum o yüzden filmle ilgili güzel şeyler söyleme ihtiyacı hissediyorum 🙂

 

I will teach you love …( KEŞKE )…

Dünyanın en zor işi bir başkasının kalbini kapmaktır.

( küçük prens)

Blogumdan uzak kalmak hiç iyi gelmiyor bana .Özlemişim buraları ,aslında hep yazmak istiyorum bir sürü şey birikti ama fırsat olmuyor .Hep bir koşuşturmaca .Umarım Kısa zamanda filmlerle ,animelerle ,mangalarla dönerim buralara .Şimdilik kaç gün önce izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum .

Üstünden zaman geçti ama şu kısa vakitte bahsetmeden edemedim . Kore yapımı olan film aslında dizi tadında 70 dakikalık bir film .Konusu itibari ile çok hoşuma gitti .Son zamanlarda böyle sevimli romantik komedilere denk gelmiyorum hiç .

Filmde bir sürü güzel söz vardı ama ben hiç birinden bahsetmeyeceğim .Bu filmi hiç bilmeden izleyin her şeyin tadına varın istiyorum .Keyfinizi yerine getirecek bir film olduğunu aklınızdan çıkarmayın 🙂

Kısaca konusu itibariyle cyrano agency deki gibi bir konu var .Yani insanları istedikleri kişilere aşık etme olayı .Burada da erkek müşterilerin sevdikleri kadınları tavlamaları için yardımcı olan bir şirket var . Kızımız da bu şirkete gidip kendisine yardım etmelerini istiyor.Yalnız cyrano agency i hiç beğenmemiştim konuyu mahvettiklerininden dert yanmıştım ya bu film hiç öyle değil iyi iş çıkarmışlar sevdim 🙂 Cyrono’nun tek güzel yanı There Will Be Better Days, Even For Us  şarkısıdır . Bu filminse konusu ,oyuncuları ,kurgusu,replikleri her şeyi çok güzel olmuş 🙂

Çok konuştum oysa ki kısa kesecektim dimi .Ne yapayım bu gizlice aşık etme olayları çok hoş .Gerçek dünyada da böyle şirketler olmalı canım ama garanti versinler, işin sonunda Aşık etme kesin olsun ,muahhaha iyice sapıttığıma göre bu yazının sonu gelmiş .

Muhakkak izleyin efem iyi seyirler 🙂

NOT: Çiçeklerin anlamı ne güzeldi hele sana aşkımı sunuyorum of of romantik şeylerden kaçınmak gerek 🙂

Türk filmleri ve DRAM …

Masalevi beni burada mimlemiş .Yazmam biraz gecikti ama konu da zormuş .Bu hafıza ile düşündüm ama aklıma bir kaç film geldi .O yüzden belki daha acıklı türk filmleri vardır maa ben hatırlayamadım . Konumuz acıklı türk filmleri 🙂

Kankim egosantrikrapsody ile birlikte yazalım istedim .O da son hıçkırık filmini yazmak istedi .Bu yüzden o filmi onun anlatımıyla paylaşıyorum.

Efendim filmimiz Hababam Sınıfı filmlerinden de hatırladığım büyük yönetmen Ertem Eğilmez tarafından 1971 yılında çekilmiştir.Oyuncu kadrosunda  Hülya Koçyiğit,Kartal Tibet,Metin Serezli,Münir Özkul gibi efsane oyuncular vardır.Film Kerime Nadir’in Hıçkırık adlı eserinin  devamı niteliğini taşımaktadır.Kerime Nadir Hülya Koçyiğit’in romanlarındaki karakterler için biçilmiş kaftan olabileceğini düşünürmüş,o yüzden genelde hep onu görürüz eserlerin filme uyarlamalarında.Filmimize dönecek olursak Nalan Kenan ile evleneceği akşam İlhami tarafından vurulur.İlhami Nalan’a delicesine aşıktır ama Nalan’ın bundan haberi yoktur ve İlhami’ye karşı kardeşce duygular besliyordur.(Gerçi küçük bir fotoğrafını imzalayarak İlhami’ye veriyor ya neyse).Kenan büyük bir acı içerisinde İlhami’den öcünü almaya çalışıyor fakat Handan’ın acısına dayanamayan  İlhami de ölüyor.Film birçok gotik öğeyi de barındırıyor.Nalan’ın hayaleti her gece saat gece yarısını vurunca büyük aşkı Kenan ile konuşmaya geliyor,İlhami’nin adeta perili köşkü andıran harabe şatomsu bir evi var ve sürekli Kenan ile Nalan’ın evini gözetliyor ve bunun gibi birçok detay.Aradan yıllar geçiyor birgün Kenan’ı ziyarete Nalan’ın kızkardeşinin kızı Handan geliyor,genç kızımız teyzesine tıpatıp benziyor ve ne hikmetse İlhami’nin oğlu Ferit aynı zamanda baba ocağına dönmeye karar veriyor ve tabiki o da babasının kopyası gibidir.Gençlerimiz birbirine aşık olur ancak Kenan bu işe hiç olumlu bakmamaktadır.Nalan’ın hayaleti Kenan’a ‘bizim aşkımız onlarda yaşayacak sevgilim’ repliğinin hafızamıza kazındığı yerde Kenan artık huzura ermiştir ve biricik aşkına kavuşmaması için hiçbir sebebi kalmamıştır ve sevgilisiyle son hıçkırıkta buluşmuşlardır.

Ben diğer dört filmi yazacağım .İlk film Kemal Sunal ‘ın öğretmen filmi . Bu film gerçekten acıklı bir filmdir .İstanbulda dört kişilik bir aileyi beslemek zorunda kalan öğretmenimiz filmin sonunda delirir ve Kemal Sunal burada çok iyi oynamış. O son sahnede deli gömleği ile ayrılışı gitmez gözümün önünden .Kemal Sunalın bunun gibi bir çok filmi var .Aslında onları yazmak istiyorum davacı ,kiracı ,deli deli küpeli gibi sosyal ve toplumsal konuları ele alan filmlerini .Geçimden derdinden ne hallere düşen sonunda aklını kaçıran öğretmeni aldım örnek alarak ama bunun gibi başka filmlerde var .Burada ki öğretmen seyyar satıcılık yapıyor ya aklıma çıplak vatandaş da geldi .O ünlü cümle ” yetmedi yetiremedim ” . Ben sosyal toplumsal filmleri seviyorum .Vermek istedikleri bir mesajları var.

Diğer filmimiz çok ünlü bir film ofsayt osman .Hayatta her şeyi işte bu kelime ile özetleyen ,her şey i ofsayttan kaçırmış bir adamın hikayesi .Sadri Alışık pek güzel oynamıştır ve filmin o unutulmaz repliği bu da mı gol değil hakim bey .Bende böyle hissediyorum bazen .Hayat başlı başına ofsayt bence.

Ölecekmiş , ölmesin dedim…bir can kurtulsun dedim…bütün hayatımda ofsayt dediler.bir işe yaramaz , sümsük dediler.varsın gene desinler dedim…hayatımda bi defacık bi kız sevdim…onu da kaybedeyim dedim…hayatımda bi kerecik bişey kazanacak oldum , onu da kaybedeyim dedim…tek bi can kurtulsun dedim…çocuğu kurtaracak kadarını aldım , üst tarafına el sürmedim…fena mı oldu?

Sizler hepiniz , hepiniz , hepiniz hakem olun abiler…
Ya bu maç be..tıpkı bi maç…ama böyle hayat sahasında oynanıyo.oyuncuları bizleriz; Topumuz da namusumuz, vicdanımız , insanlığımız..

Ben , ben osman.. ofsayt osman …

Söyleyin be,allah rızası için söyleyin be gene mi atamadım golü hahh?
Bu da mı gol değil be?
Gol mü?
Bu da mı gol değil be?
Bu da mı gol değil?
Adaletine insanlığına kurban olayım hakim bey…
Bu da mı gol değil?

Toprak ana dram mı dram bir film .Açlıkla yüzleşen bir kadının dramı dört çocuğuna bakmak zorunda kalan bir kadın .Çocuklardan biri boğulur ,biri daha bebekken açlıktan ölür diğer ikisinin sonu da pek parlak değil çünkü bunlar büyüyünce bir tanesi eşkıya olur .Dağa çıkar.Sonrasında annesi onu kendisi öldürmek zorunda kalır .Toprak ana gerçekten acıklı bir film .Fatma Girik de bu rolün hakkından iyi geliyor.Fatma girik’in bir de Ezo gelin adlı bir filmi vardır.orada da  çok iyi bir performansı vardır .Alim diye bir türkü söyler orada.Böyle filmlerde belli oluyor yetenek .

Son film ise Hülya Avşar’ın bir filmi hasan boğuldu . Konusu itibari ile acıklı bir aşkı anlatır .Üzücü bir filmdir. Ovalı hasan dağlı bir kıza aşık olur .Dağlı kızın ailesi eğer çocuk bir çuval tuzu dağa kadar taşıyabilirse kız ile evlenmesine izin verirler ama çocuk için bu çok zordur .Dağa tırmanırken kızdan yardım ister ama kız ailesine verdiği sözü tutmak ister ve Hasan’a yardım etmez . Aslında film ovalı ile obalı arasındaki farklılığı anlatırken aşkında ne kadar imkansız olduğunu gözler önüne serer. Hasan bir gölette boğulur malesef .

İşte böyle Türk sineması dram konusunda çok yetenekli .Arada çok iyi filmler çıkıyor .Yeşilçam bazen güldürse de çoğu zaman ağlatıyor .