ADI BİLE YOK …

hikayenin bir zamanı ve mekanı yok adı bile yok gelen yorumlara göre bir isim bulurum diye düşünüyorum 🙂

KARAKTERLER   SANO – DİAN – KADİM – SELİ

BÖLÜM ADI : KENDİ TESADÜFLERİNİ YARATMAK

Neutgeh Pin Sarang (Too Late) Violin Instrumental

Gece erken yatmak için çok uğraştı ama fayda etmedi.Huzursuzca kıvranıp yatakta  bir sağa döndü , bir sola döndü düşüncelerine hakim olamadı.Beynini kapatabilse diye düşündü, ne güzel olurdu, tek bir tuşla düşüncelerden arınıp, tatlı bir rüyanın derinliklerinde kaybolabilirdi.Heyecandan uyuyamayacağını anlayınca yataktan doğruldu, sırtını duvara yasladı ,elleri  ile uzun siyah saçlarını arkaya attı. Bir taraftan söyleniyor, bir taraftan elleri ile saçlarında lüleler yapıp oynuyordu. Beyni patlayacak gibi olmuştu. Aklına bin bir türlü soru geliyordu . Acaba değişmiş miydi. “Acaba ben değiştim mi?” . “Eskisi gibi olur mu acaba ?” Soruların ardı arkası kesilmiyordu . En iyisi  bir şeylerle uğraşmak diye düşündü. Yataktan kalkıp, kitaplığın önüne geçti.Kitaplık muazzam bir kütüphane gibi idi. O kadar çok kitap vardı ki!

Kitaplar onun için en büyük tutku demekti.Her rafa türlerini yazmış ,kategorilere ayırmış hatta sayfa sayılarına göre bile düzenlemişti.Yapması gereken her şeyi bitirdikten sonra soluğu kitapların yanında alırdı. Tüm zamanını onlarla geçirirdi. Bazıları onun normal olmadığını düşünse de o yalnızlığı seviyordu ya da kitaplardaki karakterlerle kurduğu dünyayı seviyordu. Bir kitap seçti, yatağına dönüp okumaya başladı. Okuyordu ama kelimeleri beyni algılamıyordu. Sayfalarca okumuştu belki,  hiç birini anlamamıştı bile . Çevresi ile hiç bir zaman çok ilgilenmemişti. Buna rağmen kitaplara olan tutkusu yıllar önce başlamıştı.

Nasıl bu kadar yalnızlaşmıştı? O gün, dünyanın en yalnız insanı gibi hissettiği o gün her şey değişmişti.Ilık bir ilk bahar günü parkta en yakın arkadaşını bekliyordu.Seli  koşarak geldi “biz bu gün taşınıyoruz” dediğinde sesi kırılmıştı adeta, tiz ve hüzünlü bir ses yankılandı  Dian ‘nın kulaklarında ,tekrar ve tekrar içinde şimşekler çaktı en değer verdiği arkadaşı gidiyordu. “Ben başka kimseyle böyle anlaşamam ki” diye düşündü Dian.İçi sızladı .Çocuk olduğu için böyle olduğunun, zamanla bunları unutacağının farkında olmadan üzüntüyle yüzü düştü. Arkadaşının bu halini gören küçük kız istem dışı bir şekilde onu rahatlatmaya çalıştı.”Şimdi gidiyorum ama kendi başıma seyahat edebilecek yaşa gelince seni görmeye geleceğim söz veriyorum” dedi.

Seli el sallayarak hızla uzaklaştı.Dian parkın ortasında öylece kalakaldı.Her yer yemyeşildi ,etraf mis gibi çicek kokuyordu,güneş insanın içini ısıtıyordu. Işıl ışıl parlayan güneşe inat ,cıvıl cıvıl bir ilk bahar sabahında ilk kez sevdiği birinden ayrılmış olmanın  verdiği karmaşık duygularla papatyaların yanına gitti . En sevdiği çicek papatya idi. Her yerde onlar vardı. Çömeldi  bir tanesini kopardı.”Sende istemiyorsun değil mi? ama bak ben seni ayırdım toprağından” . Sonra yapraklarını teker teker kopardı “gelecek, gelmeyecek…” dakikalarca  aynı şeyi yaptı durdu. Her taraf, üstü başı yaprak dolmuştu. Hafif bir rüzgar esti yapraklar uçuştu . Onca zaman  uğraştığı şey uçup gitti. Boş gözlerle uçuşan yapraklara baktı. Giden emeğinin ardından baktı. Saçları uçuştu, papatya yaprakları uçuştu …

Bir hafta kadar huysuz dolaştı durdu. Sonunda dayanamayan annesi kimseyle arkadaş olmaya razı olmayan kızına bir uğraş buldu .Dian ‘ı  bir kütüphaneye götürüp ne zaman isterse buraya gelebileceğini söyledi.Ona hayatının tutkusunu kazandırdığını bilmeden.Küçük kız artık devamlı kitaplarla ilgileniyordu. Ailesi için sorun çözülmüştü. Dian  için hediye olarak verilen bir kitap, gökten onun için koparılmış bir yıldız gibiydi.

Kitap okumak işe yaramış , sonunda uykuya dalmıştı . Sabah erkenden  uyandı. Başkaları bu halini görse inanamazdı.Annesi bu halini görünce şaşkına döndü, hiç bir şeyle ilgilenmeyen kızı ilk defa böyle hayat dolu, neşeli ,cıvıl cıvıldı.En yakın arkadaşını görme fikri bile onu mutlu etmeye yetiyordu.Camı açtı içeri gün ışığı ve mis gibi bahar havası doldu. Dışarıda kuş cıvıltıları vardı. Hafif esen rüzgar insanı tatlı düşlere sürüklemeye yeterdi. İki saat hazırlanmak için uğraştı, her giydiğine bir kusur buldu .Üzerini o kadar çok değiştirdi ki sonunda annesi müdahale etti de hazırlanabildi.Acele etmezse geç kalacaktı. Çantasını ve rengarenk şapkasını kapıp koşar adamlarla çıktı evden . Buluşacakları yere yürüyerek gitmeye kara verdi. Hem havanın tadına varacak hemde rahatlama fırsatı bulacaktı.

That\’s Amore – Dean Martin

Dian buluşma yerine varınca  uzaktaki birini arkadaşı zannettiği için geç kaldığını düşünerek koşmaya başladı ama fazla ilerleyemeden birine çarparak durdu. Çarptığı çocuğun elinden kitaplar düştü ,çocuğun yüzüne bir kere bile bakmadan eğilip kitapları toplamaya başladı. Eline aldığı kitap çok arayıp da bulamadığı bir kitaptı, sanki bir tek kendi varmış gibi konuşmaya başladı “Allah ın işine bak ben arar arar  bulamam, el alem ne de güzel bulmuş işte” . Sinir ve imrenme dolu bir bakışla kitaba baktı. Sano  tam konuşmaya başlayacaktı ki, arkadan biri Dian diye  seslendi . Dian arkasını dönüp Seli ‘yi görünce mutluluktan gözü bir şey görmedi, kitabı hızla çocuğun ellerine sıkıştırıp oradan uzaklaştı. Sano  elinde kitapla kalakaldı  . Dian ‘nın  arkasından baktı ve şansına küstü. Eliyle alnına vurdu. Bir el  yavaşça çocuğun omzuna dokundu .

Kadim konuşmaya başladı.”Yine olmadı bak bu numara da işe yaramadı . Zaten bir kızı kitapla tavlamaya çalışmak çok saçma bir fikir. Gel adam gibi gidip konuş ,çıkma teklif et . Herkes filmlerdeki gibi tanışmak zorunda değil ki . İnan bana bunlar gerçek hayatta olan hikayeler değil”.

Üzgün bir halde bakışlarını kitaptan ayıran Sano  arkadaşına döndü . “Biliyorum ama onun için bu anı unutulmaz kılmak istiyorum . Çok özel olsun istiyorum belki o zaman bir kez olsun yüzüme bakar ne dersin?”. Bu son cümleyi söylerken umut kırıntıları ile hayal kırıklıkları kol kola girmiş iki dost misali gözlerinden damlıyordu.Kadim  bu zavallıya bakmaktan kendini almadı, teselli etmek istiyordu ama bu dünyada en zor yaptığı şey buydu herhalde. Keşke sheldon gibi ‘there there ‘ demekle yetinebilse diye iç geçirdi. Sonunda bir şeyler söyledi. “Suç sende değil ki! o kimsenin yüzüne bakmıyor. Bu dünyada sanki bir tek o yaşıyor bir de o kitapları.

“Kadim teselli cümleleri arayadursun, bizim uslanmaz aşık pes etmeye niyetli değildi. “Hadi gidiyoruz!” dedi. Kadim  “Nereye ?” diye sordu.  Şaşkın bir şekilde “Bu sefer aklına ne geldi?” diye düşünüyordu. Sano gözlerinde ışıl ışıl bir gülümseme ile arkadaşına döndü. “Pes etmeye niyetim yok . Onu ilk gördüğümden beri fırsat kolluyorum. Şimdi böyle bitmesine göz yumamam.”

Dian ve Seli  çok sakin bir kafeye girdiler. Dian devamlı buraya gelirdi. Burada kimselerin olmaması hoşuna gidiyordu. Ara sıra “Nasıl olur da bu kadar boşken burası batmıyor?” diye düşünmeden de edemiyordu. Mekan siyah olarak dizayn edilmişti. Her yer tahta ve siyah konseptine uygun olarak dekore edilmişti. Duvardaki resimler bile gotik bir hava taşıyordu. Bir masa bulup oturdular.Koyu bir muhabbete dalmışlardı, o kadar sene sonra konuşacak çok şey vardı . Birbirlerine öyle dalmışlardı ki kafeye giren Sano ile Kadim ‘i görmediler.Çocuklar cafe de uzak bir köşe seçtiler ama kızların masasını gören bir yer seçmeyi de ihmal etmediler. Sano  devamlı Dian ‘ı  izledi . Ellerini izledi ,elleri ile oynadığı saçlarını ,elinde evirip çevirdiği bardağını ,gülümsemesini ,gözlerinin içinden kalbinin derinliklerine akan ,eriten gülümsemesini izledi. Dian  güldü, Sano izledi ,Dian güldü Sano  aşık oldu .

Bir süre sonra Sano  garsonu çağırdı. Garson ricasını kabul edince Sano  minnet dolu gözlerle garsona teşekkür edip cafeyi terk etti. Sano  ayrıldıktan bir kaç dakika sonra garson kızların bulunduğu masaya gidip elindeki kitabı kendisine şaşkın şaşkın bakan kıza uzattı . “Bunu sizin için bıraktılar efendim” dedi. Dian  kitabı alıp kapağını açtı içinde bir not vardı .” Kitabı sana hediye etmiyorum. Sadece ödünç veriyorum . Okuduktan sonra iade etmelisin. ” Notun altında bir de telefon numarası vardı. Kız kitabı hemen hatırladı bugün çarpıştığı çocukta da bu kitap vardı ama bir türlü çocuğun yüzünü hatırlayamadı. Oysa şimdi merak içindeydi. Kitaba bakarken fark etti ki hatırlamaya çalışması boşunaydı çünkü çocuğun yüzüne bir kere bile bakmamıştı.

Frank Sinatra-Strangers In The Night

Aradan geçen üç günde Sano deli gibi telefona bakıp durdu.Yemedi içmedi uyumadı telefonu ile bir bütün oldu çıktı. Zavallı Kadim  de onun bu haline üzüldü durdu.”Yeter artık bakma şu telefona! hem o kadar kalın bir kitabı nasıl okusun üç günde?”Sano endişeli bir halde cevap verdi.”O kitabı çok istiyordu. Kesin okumuştur. Şimdiye kadar aramadığına göre aramayacak . Yine batırdım . Bu da işe yaramadı bak. İşin yoksa şimdi yeni bir plan yap . Film izle taktik bul .Kadim “Ne? Hala plan mı diyorsun? Bıkmadın ha .Ne kadar uğraştıysan olmadı. Senin planların da cedric’in chan için yaptıklarına benzedi, bir şey olacağı yok. En iyisi git söyle sen de kurtul ben de kurtulayım” dedi . Onlar böyle tartışa dursun Sano ‘nun  telefonu çaldı . Heyecandan ilk üç çağrıya cevap vermedi. Dian  tam telefonu kapatacaktı ki Sano “efendim” demeyi başardı. Dian  “neredesin sen ya? madem açmayacaksın boşuna yanında tutma şu telefonu .Bilmiyorsun galiba, o şey konuşmak için kullanılır .Sano  bu sinirli tavır karşısında dut yemiş bülbüle döndü.Hiç böyle bir şey beklemiyordu.Ama nereden bilsin ki Dian’nın  günü çok kötü geçmişti.Sonunda bu sinir harbi ile kitabı iade etmeye karar vermiş ama bir türlü açılmayan telefona uyuz olmuştu.

“Açtım ya sonuçta, hem neden bağırıyorsun? Deli misin sen ?”

“Belki deliyim ne olacak? Gel de kitabını al!”

“Sağ ol ya  bari dövseydin bir de .Öncelikle teşekkür etmen ve ‘lütfen, rica etsem’ falan demen gerekmiyor muydu?”

“O dediklerini yapamam, kitabı istiyorsan gelir alırsın yoksa bende de kalabilir sakıncası yok.”

“Tamam dur dur, nerdesin ?”

Dian  yerini söyledikten sonra Sano  ışık hızında gittiği söylenen süperman’i bile geride bırakır bir hızla ulaştı kızın yanına. Dian ‘nın  yanına gidip “merhaba” dedi. Dian  tek kelime bile etmeden , kitabı çocuğun eline tutuşturup arkasına bile bakmadan uzaklaşmaya başladı. Sano  arkasından bağırdı

“Hey dur nereye gidiyorsun?”

“Evime!”  Sano hemen  “Gidemezsin ?”  diye bağırdı

” Nedenmiş o ?” diye sordu Dian.

Konuşurken Dian  bir yandan yürümeye de devam ettiği için mesafe açılmış, artık daha çok bağırmaya başlamışlardı. Çevredekiler de bu deliler neden bağırıyor diye onlara bakmaya başlamıştı bile. Kızı durdurmak için ne söyleyeceğini bilemeyen eli ayağına dolaşan Sano  , Dian ‘a doğru yürüyüp mesafeyi azaltmayı akıl bile edememişti. Sonunda etraftakilerin bakışları sayesinde kıza doğru koşmayı akıl etti. Soluk soluğa yanına gidip.

“Gidemezsin çünkü okuduğun kitap için bir bedel ödemelisin beleşçi misin sen?”

“Ne beleşçisi be .adama bak, hem kendi kitabı  veriyor hem de ücret talep ediyor!” Dian  sinirinden delirmiş bir halde söylenmeye başlayınca, Sano ağzını açıp konuşamadı bile.”Sen vermedin mi kitabı ne yüzsüzsün . Demek böyle insanları kandırıyorsun. Tamam sana para vereceğim.” dedi elini çantasına atmıştı ki Sano Dianın  eline yapıştı. Gözlerini kızın gözlerine kilitleyip sakin bir ses tonu ile konuşmaya başladı.”Sana paradan bahseden kim? Sen her şeyi para ile mi ölçersin. Ödemen gereken bedel bana bir çay ikram etmek.”

“Çay mı? sana bir çay parası vereyim.”Çocuk öyle içten gülümsedi ki kızın kalbi sıcacık oldu. Nasıl bu kadar güzel gülümseyebilirdi ki?

Sano :”Ben anlatamadım galiba ya da sen her şeyi paraya endeksledin, ne dersin? demek istiyorum ki seninle bir çay içmek istiyorum.” Öyle yumuşak bir ses tonu vardı ki .Konuşuyor muydu şiir mi okuyordu, Dian  ayırt edemedi. Kızın şaşkın bakışları karşısında Sano’nun  yüzünü yine bir gülümseme  kaplayınca, Dian  bu muhteşem tabloya bakarken normalde reddeceği teklifi kabul ediverdi . O bir sözcük, Sano’nun  hayal edemeyeceği kadar mutlu bir düşün içinde kaybolmasına yetti…

not: hikayenin devamına bu adresten ulaşabilirsiniz 🙂 adı bile yok ( winpohu\’ca hikayeler )

CENNETİN POSTACISI

” sen benim bitmeyen düşlerimin baş kahramanısın ”

filmden kısacık bahsetmek istiyorum ama önce kimsenin mektup yazmadığı bir dünyada mektupları görmek bile mutlu ediyor insanı .mektubu eline almak ,koklamak ,içindekini merakla beklemek ,okumadan önce biraz mektup zarfına bakmak ,yazacağınız cevap için özel bir kağıt seçip ,özenle yazmak bunları artık yapmıyorum .mektup yazmayı özledim 😦

gelelim filme  önce burun kıvırdığım filmler her yerde karşıma çıkınca meraklanıp izliyorum sonra da neden ön yargılı davranmışım diyorum .filmde bir şarkıcı oynayınca ben iyi olmayacağı izlenimine kapılmıştım yanılmışım .film sıcacık bir hikaye .şarkıcı da fena değilmiş hiç rahatsız etmedi üstelik ses tonunda ayrı bir bayıldım.hatta iyi bir performans bile diyebilirim.

cennete mektup götüren postacımız ile sevgilisini kaybedip ona mektup yollayan kızımızın hikayesi bu ama sevdiklerini kaybeden insanlarında hikayesi aslında .neden birini kaybettiğimizde onun cennete gittiğini varsayıyoruz onu da  anlamadım aynı durum da cehenneme de gitmiş olabilirler değil mi ? burda bir tek taraflı bakış açısı var .

kızımız mektup yazıyor ama buna inanamıyor tabi ta ki bir gün postacı ile karşılaşana kadar.postacı mektupları okuyup denetlemek zorunda bir tür sansür uyguluyor .cennette bile sansür var 🙂 bu iş için kızımızla anlaşıyor ve birlikte çalışıyorlar .okudukları mektuplar sayesinde insanlara yardım bile ediyorlar .

hikaye fantastik tabi ama bu halini sevdim her şey de realite aramam sonuçta.filmin son sahnesi de güzel olmuş ben sevdim .

romantik komedi tadında bir şeyle isterseniz bunu izleyin durağan olabilir ama sıkıcı değil.manzaralar falan çok güzel .posta kutusunun olduğu yer ve deniz feneri ,ayrıca kafeler çok güzel mekanlar .bu kadar az mekanla iyi iş çıkarmışlar .baş yapıt değil ama farklı bir senaryo , izlenilebilir 🙂

Lady Jane Grey 9 Günlük Kraliçe

şu sahipsiz bıraktığım bloguma bir şeyler yazmalıyım diye düşünürken aklıma bu film geldi.geçenlerde ikinci kez izledim.lady jane grey ‘i ilk izlediğimde lisedeydim o zamanlar ya film izliyor yada agatha c. romanları okuyordum.bu filmi izlediğimde çok beğenmiştim.oldukça etkileyici idi.ben filmlere ağlayan tiplerden değilimdir ama bu filmde önce edward için sonrasında gillford için çok üzülmüştüm hatta gözlerimden yaşlar süzülmüştü.

öncelikle tarihi film çekmek her baba yiğidin harcı değil .başarısız bir sürü örnek vardır.bu filmi iyi kılan etkenler sadece bir aşk filmi etiketinden çok daha fazlasını içermesidir.dönemin özelliklerini yansıtıyor.din karmaşası ,yeni kilise ve katolikler arasındaki mücadele ,ekonomik durum ,sosyal yaşam hepsi birden filmde gözler önüne serilmiş.

filmi övdükten sonra gelelim asıl meseleye lady jane grey VIII.Henry ‘nin kız kardeşinin torunu .kral ölünce yerine hastalıklı oğlu geçer ama onunda uzun yaşamayacağı bellidir.bu yüzden tahta kimin geçeceği konusunda sorunlar çıkar .bir katoliğin tahta geçmesini istemeyenler kolları sıvar.

jonh dudley kendisi gilford ‘ın babası olur .herşeyi tanrıya aracı olmadan dua etmek istediği için yaptığını söyleyen  adam  bir çözüm bulur .marry ; annesi kral henry den boşandığı için tahta hak idda edemez denilir.elizabeth, anne boleyn ‘in kızı olduğu için gayri meşru sayılır .geriye henry ‘nin en yakın akrabası kız kardeşinin kızı kalır .kadını ikna ederler ve o da hakkını kızı jane devreder .jane artık bir kraliçedir ama sadece dokuz gün süren bir kraliçelik hayatı olur.jane’i oğlu ile evlendiren john,  gilford ‘ı da kral yapar böylece onu kontrol ederek gücü elinde tutmak ister .ama planlar ,hesaplar tutmaz.

genç krala çok üzüldüm .jane asi bir kız ,okumayı seviyor ama zeki kızlara pek iyi gözle bakılmıyor.gelelim gilford bu karakteri de çok sevdim .cam kadehleri kırdıkları sahneye bayıldım.her dilek için bir kadeh kırdılar .gilford  jane’e hayatın gerçeklerini anlattı ama düzeltemeyeceği için bir şey yapmadığından bahsetti sonrasında çocuk gibi düzelteceklerine inandılar .oysa her şey boşuna idi.bir şilin olayı var bir de ekonomide paranın değersizleşmesi .bir de serseriler diye damgalanan insanlarla karşılaşmaları var .bir tarafta iyi yaşayan asiller diğer tarafta aç köylü halk .bir tarafta inanç özgürlüğünü savunanalar ,kiliseyi aradan çıkarmaya çalışanlar diğer tarafta kiliseleri yağmalayan asiller .bir tarafta acımasız aileler diğer tarafta sevgi için işlenen cinayetler .

şehre giren marry jane ‘i affetti ama bir adamın potresine olan aşkı vicdanını yendi .kızını bırakan anne ve baba vicdan ‘dan habersizdiler .acımasız bir dünyada masum iki çocuk vardı .bir de masum aşkları .

bir de jane ‘i ikna etmeye gelen rahip ‘ e   jane ‘in tanrı bir kapı mı buna inanmamı mı bekliyorsunuz dediği sahne çok iyi idi.

helana b.carter ‘ı çok severim .iyi bir oyuncudur.bu filmde de çok başarılı buldum .kendisi hem lady jane ‘i oynayan hem de anne boleyn ‘i oynayan tek oyuncudur heralde .anne boleyn ‘i oynadığı VIII.Henry  de oyunculuğunu çok daha iyi geliştirdiğini söyleyebilirim.sadece bakışları ile oynadı kadın.üstelik anne ‘in o hazır cevap ,zeki halini çok da iyi yansıtmış .kralla tanıştığı sahnede kral yüzünü saklamak için bir sebebin mi var dedikten sonra anne başını hafifçe akldırıp öyle bir bakıyor ki kralın ona ilk anda aşık olmasını anlayabiliyorsunuz .bunu da tavsiye derim  izleyin .

gelelim lady jane ‘e filmi zaten izleyin diyeceğim hiç kaçarı yok .diğer taraftan normal de kitaplar jane ile gilford ın çok mutsuz olduğunu gilford ‘ın jane eziyet eden kötü biri olduğunu söyler bu hikaye farklı bir bakış açısı ile bu ikisini aşık etmiş bu yüzden en sevdiğim versiyonu budur .

tudor meraklılarına duyrulur .

19 Mart Blog Buluşması Arda Kalanlar …

bildiğiniz üzere 19 mart cumartesi günü ilk blog buluşmasına katıldım.büyük bir heyecanla bu postu hazırlamak istiyordum ama sanırım kısa bir yazı olması en iyisi .lee ,nilü ,la fea,akira ,seda ,burcu ,betül ,mukaddes ve ben tabi ki 🙂

blogcular ve takipciler olarak bir araya geldik .taa bursalardan gelen arkadaşa da ayrıca teşekkür ediyorum.bol kahkahalı ,bol eğlenceli bir gün yaşadık .saatler nasıl geçti ben anlamadım .açlık falan bile aklıma gelmedi muhabbetin güzelliğinden .

sabah nilü ve seda ile kahvaltı yaptık.sonrasında seoul restaurant a geçtik.ben burda bir şey yiyemedim ama arkadaşlar yemeklerin tadına baktı.iyi ki sabah nilü ile kahvaltı etmişim çünkü kore yemeklerinin o baharat kokusu beni kötü etkiledi.

ramen ve bir çok çeşit kore yemeği deneyen arkadaşları gördükten sonra ben koreyi yemekleri olmadan sadece izlediklerim ve dinlediklerimle seviyorum bunu anladım .yaşasın türk mutfağı .bu adamlar yaşamıyor abi bizim güzelim yemeklerimiz var .

neyse burada ki o çubuk tutma girişimleri ve arka masadaki yabancıların ingilizce konuşmalarına kulak kabarttıktan sonra benim en sevdiğim mekana geçiş yaptık.kahve dünyası çok ama çok eğlendiğimiz bir yer oldu.hatta fotoğraf çekilirken lee ve betül garsonun o sert bakışlarına maruz kaldı ki o kahkahaları bunu hak etti 🙂

muhabbet hep dramalar ve filmler üzerineydi.en güzel yanı buydu ki çoğumuzun karşılaştığı o uzaylı bakışı olmadan her şey hakkında konuştuk .lee çoğu zaman muhalif olsa da ,kızlar hep bir ağızdan beğendiği oyuncuları savundu .nilü çok iyi bir organizatör olduğunu gösterdi .akiracığımla uzak köşelerde kaldık ama en kısa zamnada bunu telafi edeceğiz .

yeni bir oluşum planı yaprak ayrıldık .bu oluşum gerçekleşmiş ve de çok komik olmuş .nerden geliyor bu deli fikirler anlamadım 🙂

sevdiklerimizle  ortak bir çok konu paylaşmak, dost sohbeti, okuduğum insanları görmek, okuyucularla konuşmak .her şeyi ile çok güzel bir gündü artık bütün blog buluşmalarının daimi müdaivimi olacağı kesin 🙂

hele kahve ve pasta varsa ,bir çok foto çektim .resim çekmeye bayılıyorum .bir sürü anı oldu .

nilü nün la fea görsün diye şemsiyesini açıp salladığı sahne gözümün önünden gitmiyor .yaratıcılık on numara .hele mantık hatalarını tartışan değerli izleyici kitlesi .hepimiz aynı şeylere uyuz olmuşuz .

ben görüşmek isteyeceğim insanlarla tanıştım .umarım onlar üzerinde de ben aynı etkiyi bırakmışımdır 😀

tekrar tekrar blog buluşmasında görüşmek dileğiyle .bir daha kine daha çok okuyucu bekliyorum .katılımcı sayısı bu sefer 10 u bulmuştu .çift haneli rakamlar ulaşmak kolay değil 😀

KENDİNİZE İYİ BAKIN ,ESEN KALIN DOSTLAR 🙂

Kaichou wa Maid-sama…

aslında yapacak çok işim var ama hazır bitirmişken bu anime ile ilgili bir yazı yazmalıyım yoksa unutacağım ki bu animeyi unutmak istemiyorum 🙂 yine çok zevkli bir anime idi ,baya eğlendim izlerken .sadece ana karakter değil diğer bütün karakterler çok hoştu .onları da ayrı bir keyifle izledim.

 

gelelim animenin konusuna Misaki Ayuzawa bir lisede başkandır.lise bir kaç yıl öncesinde erkek lisesi olduğu için misaki bu liseyi kızlara uygun hale getirmek için çok uğraşıyor.bu yüzden erkeklere karşı baya sert kzılarınsa koruyucu meleği .misaki ‘yi special A daki  kıza çok benzettim. sanırım bu durum her ikisininde bir tsundere olmasından kaynaklanıyor .


Takumi Usui misaki’nin lisesinde çok yakışıklı ,cool ,kızların gözdesi bir öğrenci .devamlı kızların aşk itiraflarını ret eden ,umursamaz biri .misaki ile kızları ağlattığı için hiç iyi anlaşamıyorlar .usui karakterini çok sevdim .bir special A daki takashima kei oldu gözümde ki ,karakter de ona çok benziyor .


misaki çok çok fakir olduğu için bir cafede çalışmaktadır ama bu sıradan bir cafe değildir.hizmetçi kafesinde çalıştığını sır gibi saklarken usui bunu öğrenir ve oranın devamlı müşterisi olur .bundan sonrada bu ikisini ve çevresindeki karakterleri kahkaha içinde izleriz.


gelelim diğerlerine ,hizmetçi cafesinde çalışan honoko favorim oldu.devamlı yaydığı karanlık aura ,herşeyi kötü yönüyle algılaması ,şeytani gülüşü çok iyi idi 🙂 Erika, Subaru cafedeki diğer garsonlar onlar bir de mutfak çalışanı kızlar iyi düşünülmüş ayrıntılardı.


Gouki Aratake  ; aptal ,kahraman adlı bölümdeki hastası olduğum serseri ,o bölüm gerçekten çok komikti .bir de bu animedeki çizilen her karakter yakışıklı olmak zorunda mı off offf .Minako Ayuzawa misakinin akıllara zarar annesi .Suzuna Ayuzawa misakinin kızkardeşi, böyle kızkardeşim olmalıydı ya .bayıldım bu kıza her daim bir bilmişlik ama aynı zamanda çok relax bir kişilik .devamlı yarışmalara katılıp hediyeler kazanıyor.çok sevdim bunu .


Sakura Hanazono ve Shizuko Kaga misakinin arkadaşları .sakura sıradan bir kız ,çok saf ,shizuka ise umursamaz ama damarına basıldı mı da çığlığı basan bir tip 🙂 Aoi Hyoudou ya şimdi bunu hakkında ne demeli bilmem , orjinal hali daha bir güzel ne diye kılık değiştiriyor ki anlamadım .ama animeye renk kattığı kesin .


Satsuki Hyoudou ,cafenin sahibi ,otuzunda  ama hala çocuk gibi , o bir iyiilik meleği.Soutarou Kanou ile Shouichirou Yukimura bu ikisini izlemek çok eğlenceli idi .çok iyi bir ikili oldular.hele yukimura ne tatlı şeydi o öyle .başına gelmeyen kalmadı.unutuldu,usui tarafında tacize uğradı ,dalga geçildi zavallı şey 🙂

 

Ikuto Sarashina, Naoya Shirakawa, Ryuunosuke Kurosaki  üç aptallar ana karakterden sonra geleln en çok sevilen bunlardır heralde .çok sevimliydiler orası kesin .ve unutulmaz beşizler devamlı misakini peşinde dolanıp durdular.her söylediğini not etmeler falan ,çok tatlı fanlardı bunlarda .


son olarak Hinata Shintani ;her şeyi yiyen ,misakiye çocukluktan beri aşık olan ,arkadaş canlısı sevimli mi sevimli ,usuinin güçlü rakibi .bu animeyi izlemeyenlere tavsiye ederim .sırf usui için bile izlenir .ne  karakterdi o be içim eridi. final bölümü de çok iyi olmuş .usui de mutlu oldu darısı sawako ile kazehaya ‘nın başına 🙂

 

ARA ARA BELKİ BULURSUN

mim olaylarını çok seviyorum .sağ olsun mavicim beni burada mimlemiş.aslında çoktan yazardım ben bu mim’i ama nedense son zamanlarda wordpress ‘i açtığımda bilgisayarım kafayı sıyırıyor.blogdan uzaklaştım resmen .bir diğer unsurda benim aramalarımda çok komik şeyler yok .bende sorulan sorulara cevap vereyim bari .milletimiz iyi alışmış her şeyi google amcaya soruyor.ben bile çoğu zaman ne biliyim ben google mıyım ben, git ona sor deyip kolaya kaçıyorum 😀

sevdinizin sirtini dönmesi

hiç iyi bir şey değil .sana bir şeyler ima ediyo anlaşılan

kızım blogcu

efendim anne

gel artık yar blogcu

nereye ????????

dövmeli kızımız

kimmiş o ?

ben yalan soylemem

ben hiç söylemem .

iyilik yapma

olur yapmam

korelilerin yaptığı ilginç pratik şeyler

neymiş bakim onlar ?

dean winchester komik

haklısın çok komik  :

kız kore güzelleri

song hye kyo ,lee dae hae daha niceleri  beni kıskançlıktan yeyip bitiriyor 🙂

babası evlenir kore dizisi

hiç açıklayıcı olmamış ama google amca da medyum değil ki .

kulede prenses

rapunzell

dean winchester is a angel

hiç sanmıyorum ama yine de maviye bir soralım ne dersin ?

alışkanlık yapar geol oh

yapmaz mı hem de nasıl yapar ahhh ahhh

dİzİler ve hayaller

ayrılmaz birer ikilidirler

beyaz dizi kitapları oku

bulursam neden olmazsın seni mi kıracam

viii. henry kimi sevdi

valla beni sevmedi ,bu sorunun cevabını bende bilmiyorum bir bilen varsa beri gelsin bana da söylesin .

istifa ettim

bende

ocak 2011 grip oldum

ben her zaman oluyorum ama bunun için koskoca google ‘ı rahatsız etmiyorum yani hiç

fugitive: plan b öpüşme sahnesi

neden bir tek bu sahne olmadı yani ,zaten beceremiyorlar ki bu sahneleri …

kim hyung joong öpüşme

aha bir tane daha birileri öpüşme sahnelerine takmış durumda

aldatma filmi

unfaithfull  aklıma ilk gelen .richard gere de aldatılır mı be

kadınlar neden serserileri sever

bu konuda hemcinslerimi bende anlamıyorum ???

hyun bin sevgilisi

biri oppasının sevgilisini merak etmiş ama neyse ayrıldı zaten 🙂 ben haberi vermek de geç kaldım ,magazinci yönüyle winpohu dan son durumlar

Delikanlı fotolar

hımm şimdi delikanlıların fotoları ise bir kaç foto vardır blog da ama delikanlı fotolar diyosan yok be kuzum başka kapıya , delikanlılığın kitabını aynalı tahir yazdı ama şimdilerde raconu kurtlar vadisi sürdürüyomuş oraya bi bak sen

hayal dünyasına yolculuk

tam yerindesin 7/24 hayal kurabilen şahsiyet ,gece gündüz ayırt etmeden düş dünyasına dalan winpohudan ders alabilirsin .  sen miyazaki izle aynı şey zati

the tudors ne anlatıyor

bu da soru mu ya .tabi ki tudors dönemini anlatıyor ama bu kadar da armut piş ağzıma düş olmasın git oku ,izle öğren .

blog buluşması

aha tam yerindesin 19 martta buluşma var ,okuyucularımızı da aramızda görmek istiyoruz 🙂

vampir günlükleriyle dalga geçmişler

hadi ya benim neden haberim yok .

oska kadın giderse

ne demek istedin sen şimdi ?

tudors filminde ölen kraliceler

sayayım mı ? yok yok saymam 🙂

bakirenin aşığı filmini izlemek istiyorum

git izle o zaman derdim ama böyle bir film yok .bu kitap ismi film versiyonun adı elizabeth bir ve ikisi var

dean korkak olduğu bölüm adı

hemen maviye postalıyorum .dean ondan sorulur

tudors maliyeti

çok tutmuştur.hayırdır muhteşem yüzyılla kıyaslama mı yapacaksın ?

 

margaret mitchell rüzgar gibi geçti kitabından alıntı cümleler

bir tanesi benden : frankly ,my dear  I dont give a damn .en sevdiğimdir.diğeri de bunu yarın düşünürüm yarın başka bir gündür

sana sevgimi nasıl anlatsam

nasıl istersen öyle anlat .benim için fark etmez ,sıkıntıya gerek yok .

trt pembe dizi arşivi

malesef ,olsa dükkan senin

dedektiflik olmuş bir olay ingilizce

hemi de ingilizce ne çok şey arıyorsun sen öyle dedektiflik olayı sen bul ingilizce çevirisine bakarız .

kaybolan hayaller wallpaper

anammm bunun wallpaper ‘ı da mı varmış .

gelelim istatistiklere bloguma en çok ziyaretçi gönderen ilk beş karşınıda

1.ofori- oyunun başı sonu

2.lee – metropol günlüğü

3.kimbap -kimbapsushi

4.hikaru -hikaruivy

5.bu – bunu sevdim

teşekkürler çingular 🙂

son olarak ne ararsam bulan yanlış yaptığımda beni düzelten ,her zaman anlayan google ‘a teşekkür ediyorum.bu mim’i çok kişi yaptı bu yüzden kim yaptı kim yapmadı takip edemedim .mim’i isteyene postalayacağım .var mı taliplisi 🙂