500 Days of Summer – Aşk Hikayesi Olmayan,Aşk Hakkında Bir Film

Bu filmi çok değerli arkadaşlarım bugs ve egosantrik tavsiye etmişti. Onlara romantik komedi istiyorum ama sıradan olmasın istiyorum dediğimde bunu söylediler ama ben afişten falan böyle farklı olacağını düşünmedim pek.

Dün izleme fırsatı buldum başlıktan anlaşılacağı üzere bu film aşk hikayesi değil. Daha doğrusu.

 İt is not a love story , it is a story  about love.

Filmin başında bir anlatıcı var ki ben bu detayı çok severim .Anlatıcı  This is a story of boy meets girl, but you should know upfront, this is not a love story diyerek başlayınca dikkatimi cezbetti .

Gelelim sevdiğim detaylara. İlk önce bu mimar eleman ve the one muhabbeti bana how ı met your mother daki Ted i hatırlattı. Sevmiyorum the one muhabetini. İnanmıyorum da sanırım. Bir yerde duymuştum. Bir tek vanilyalı dondurma yok. Öyle olsa çok sıkıcı olurdu. Çilekli ve fıstıklı da var diyordu. Nerede olduğunu hatırlarsanız bana da söyleyin 🙂 İşte bende böyle düşünüyorum.  Bu sebepten klasik adamla kız karşılaşır , aşık olur , bütün engelleri aşarlar, bir başkasıyla asla olmazlar , ömür boyu bir tek kişiyi severler tarzı klişelerden hoşlanmıyorum.  Aklımda hikayede kullanmak istediğim bir mizasen vardı bu film ona baya yakın sevdim 🙂

sonra bu tom denen eleman küçük kıza aşk sorunlarını anlatıyor ya bana leyla ile mecnun daki mecnun ilk okuldaki dert ortağını anımsattı. kız süper zeki verdiği öğütleri sevdim 🙂

Tom denen eleman ın arkadaşlarını sevdim . Hele o kız arkadaşı için hayalimden daha iyi çünkü o gerçek diyen elemanı çok sevdim 🙂

Tom un dünyası başına yıkılınca ortaya çıkan beyazlaşan sahneyi çok sevdim.  Müziklerini sevdim.  Günlerin eksilmesini artmasını karışık verilmesini sevdim. İlk günlerle sonrası arasında ki farkı sevdim. Beklentilerle gerçeğin verildiği aynı anda iki sahne olayını sevdim .

Yazdan sonra sonbahar gelmesini sevdim. Bu hikayenin bir bütün olmamasını hayatın bir kısımı olmasını son değil başlangıç olmasını sevdim.Bu arada ben sonbaharı daha çok severim 🙂 Bağlanmak istemeyen kızla bağlanmaya can atan erkeğin yer değiştirmiş gibi olmasını sevdim.

Neleri sevmedim. Summer ın ne istediğini bilmeyen yapısını sevmedim. Başata ki gibi olsaydı tamam derdim bu kız böyle özgürlüğüne düşkün ama sonunda anladık ki öyle değilmiş .Sadece yalanmış. Yani summer gözümde bir iki yüzlü olduğundan sevmedim. Sonra Tod ‘un the one muamelesini sevmedim. Tek kız o mu ya dedim durdum.

Bütün olarak da film çok tatmin edici değil . Öyle baktığımda sıradan fazla heyecanlı olmayan bir film ama detaylara indiğimde hepsini ayrı ayrı sevdim. Sahne geçişleri bile güzeldi 🙂

Verilmek istenen fikri sevdim bu yüzden bu filme torpil geçtim. Yalnız keşke bunu daha iyi anlatabilselerdi. Aşk üzerine ama sıradan aşk filmlerinden farklı böyle filmlere ihtiyacımız var.

Sonuç olarak bana yeni fikirlerle gelin . Bana bunlarla gelin 🙂

Benden Senden Bizden …

Başlık bulmakta bu kadar zorlandığıma göre bu blog olaylarında başka bir aşamaya geçmiş bulunmaktayım. Kaç gündür yoktum.  Artık eskisi gibi buralarda olur muyum bilmem. Bu yüzden kısa kısa bir kaç şeyden bahsedeceğim .

Kitaplar ,kitaplar ,kitaplar… Şu sıralar eskisi gibi okumaya başladım . Ablama gittim , dün döndüm,  gelirken eniştemin klasiklerinden tırtıkladım . Bir sürü kitabım oldu . İlk önce Madam Bovary yi okumaya başladım bitirince belki iki kelime karalarım. 

Geçen günlerde iki kitap daha okudum birincisi Aşk ve Gurur , bu kitabın farklı bir havası var. Seviyorum bu hikayeyi hatta filmin alternatif sonuna dair bir video bile bulmuş kardeşim . Burada  p and p final izleyebilirsiniz. 

Kitap aldığımızdan bahsetmiştim. Kardeşim netten sipariş veriyor. Platon devlet, Böyle buyurdu zerdüşt , Dostoveski falan aldık .Bunların yanında bir de kardeşim fantastik seven biri olarak Fısıltı diye bir kitap aldı. Düşmüş bir melekle liseye giden bir kız. Hikaye sizi hiç şaşırtmadı dimi ? Merak etmeyin işleniş de şaşırtmayacak. Okudum ve okuduktan sonra her liselinin yazabileceğinin düşündüğüm bir hikaye olduğunu söyleyebilirim. Hele o kadar çok şey söyleyip ama aslında hiç bir şey söylememesi beni delirtti. Rahat okunuyor , basit bir hikaye istenilen gerilim verme çabası bana ulaşmadı hiç gerilmedim . Bu serinin devamını okumam , okumanızı da tavsiye etmem. Vampir olaylarından bıkmıştık bu sefer melekler çıktı . Bu moda ne zaman geçer. Ne zaman gerçekten iyi bir fantastik kitap okurum bilemem ama Vampir Günlükleri dizi olarak hala heyecanlı diye takip ediyorum. Supernaturalda son zamanlarda düşüşe geçti gibi. 

Bu kadar kitap yeter iki de filmden bahsedeyim birincisi bir hint filmi .Mevsume nin blogundan gördüm . Zaten hint filmi deyince bir chibi bir de mevsume geliyor aklıma . Klasik bir aşk filmi öyle çok fazla artısı yok ama eğlenceli kısımları vardı hoştu yani . Hem yeni birini keşfettim o da   Shahid Kapoor  . Ben nasıl olmuşta bunca zaman bundan habersizmişim . Adamı izlemek başlı başına bir eğlence.  Konusuna gelirsek. Trende karşılaşan karakterler var. Adam her şeyden bıkmış . Her şeyini kaybetmiş , mutsuz bir iş adamı. Nereye gittiğin bile bilmeden bir gün sadece gitmek istediği için bir trene biner. Kızımızda mutlu, istediğini yap pişman olma hayat felsefesini kabul etmiş. Sevdiğine kaçan bir kızcağız. Öyle çok konuşuyor ki adam buna aşık olursa yazık olur dedim .Zaten filmin başında kız konuşmaya başlıyor adamsa dilsiz gibi. Otel sahneleri falan komikti.  İzlenilebilir bir film. 

Ve uzun zamandır bahsetmek istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bir film. Sweet Rain  Takeshi Kaneshiro filmleri izlediğim zamanlardan kalma . Bir ara sırf bu adamın filmlerini izler olmuştum. Bu blog da bolca onun filmlerinden bulabilirsiniz. Filme gelirsek ölüm meleği olayını kendine baz alan bir kurgusu var.  Kimin ne zaman ölüp ne zaman ölmeyeceğine karar veren bir ölüm meleği. Hedef seçildiğinde onunla vakit geçirip yaşasın mı ölsün mü . Bu dünyada işe yarar mı gibi kararlar veriyor. Yağmur yağınca geldiği için film çoğunlukla kasvetli bir ortamda geçiyor severim böyle filmleri. Sonra müziğe bayılıyor bunlar ,eldivenleri olmadan birine dokunursa o kişi bayılıyor falan filan . Aslında konu güzel ama bir yerde anlatılamayan ama hissedilen bir eksik var. Nedendir bilinmez . İçinde sakladığı gizem ortaya çıktığında bu muymuş yani dedirten bir havası var. Çok fazla merak ettirip düşündürtmüyor . Yada konu ile ilgili düşünmüyorsunuz ama ölümle ilgili düşünüyorsunuz. Bütün ailesini, sevdiği herkesi kaybeden kız içinize işliyor . Film boyunca ölümle ilgili söylenen her söz ,her cümle sizi büyülüyor. Replikler konusunda sıkıntı yaşamamışlar bu kısımı çok sevdim. Demem o ki farklı bir film. Benden bu kadar bir başka kısa kısa yazısında görüşürüz 🙂

 

 

 

 

FLİPPED – İMRENDİM

Bu filmi nasıl anlatsam asıl çok ama çok sevdiğimi nasıl anlatsam kelimeler yetersiz kaldı . Son zamanlarda romantik komedi arayışına girmiş fakat istediğim gibi bir film bulamamıştım. Uzun zamandır böyle keyifli böyle mutlu eden bir film izlemedim. Fakat sonunda o kadar çok imrendim ki bahtsızlığa yandım 🙂

Sırayla anlatmayı deneyeyim .

Hikaye anlatıcısı gibi karakterlerin ağzından dinlediğim filmleri daha  çok seviyorum bu film öyleydi.

Hem kızın hem çocuğun ağzından aynı olayları farklı bakış açıları ile izledik bunu sevdim .

Hikaye 1957 yılında geçiyor ki retro insanı winpohu bunu da sevdi .

İlk aşkı böyle saf ve sıcacık bir şekilde anlatmayı başarmış bunu da sevdim .

Çınar ağacının manzarısnı çok sevdim. O kızın yerinde olup o manzarayı ben izlemek isterdim.

Ha bir de neden biz  de basket boy olayı yok. Çok imrendim çok . Hiç haberimiz yok böyle şeylerden azizim 🙂

Repliklerini sevdim .

”Ayrıca bütünün, kendi parçalarının bir araya gelmesinden daha fazlası oluşunun ne demek olduğunu biliyordu. Bunun, insanlarda da aynı olduğunu söyledi. Ama bazen insanlar için bütün, daha azı olabiliyormuş.”

Kimileri soluk, kimileri parlak, kimileri ise ışıl ışıldır.  Ama nadiren rengarenk biri ile karşılaşırsın işte o zaman hiç birşeyle kıyaslanamaz.

En çok da şu repliği sevdim.

” Byrce  benim ilk öpücüğümle etrafta dolaşıyordu. ”

Bu Byrce  ile  Julie ‘nin hikayesi . Byrce yeni taşındıkları evin karşısında oturan Julie ile tanışınca hayatı eskisinden farklı bir şekle bürünür. Bu hikaye o ikisinin çocukça saf duygularını öyle güzel vermiş ki herkes kendinden bir parça bulabilir sanırım. Hissedilenler ekrandan taştı geldi beni esir aldı sanki . Çok sevdim kesinlikle tavsiye ederim .

NOT: Julie sen ne tatlı bir kızsın öyle . bu kızı çok sevdim ve tabi ki şirin mi şirin Bryce ı 🙂

The Quiet Family – ”HIŞŞŞTTTT”

Bu filmi şimdi anlatmazsam daha sonra vakit bulamayabilirim. Bu yüzden hemen anlatmaya geçeyim istiyorum. Aslında bu aralar amerikan yapımları izliyordum yalnız bu filmi zamanında duymuş sonrasında arayıp bulamamıştım birden karşıma ingilizce alt yazılı şekilde çıkınca hemen izledim. Film kara mizah olarak geçiyor önce mizah bunun neresinde der gibi oldum ama film ilerleyip talihsizlikler başlayınca gülmeden edemedim.

Yönetmenle ilgili bir bilgi vereyim A Bittersweet Life filminin yönetmeniymiş aynı zamanda ki bu filmi çok severim hele şu kısmını

Öğrenci ağlayarak uyandı .

Ustası sordu:  Kötü bir rüya mıydı ?

Öğrenci :  Hayır dedi.

Usta : Kabus mu gördün ?

Öğrenci : Hayır güzel bir rüyaydı .

Usta:  Peki neden ağlıyorsun ?

Öğrenci : Gerçekleşmesi o kadar imkansız ki .

İşte böyle kaliteli sevdiğim bir filmdir Acı Tatlı Hayat ama The Quiet Family ‘in de ondan aşağı kalır yanı yok .

Konusuna gelirsek altı kişilik bir aile bir dağda  pansiyon gibi bir yer satın alır. Ki bu pansiyon bildiğiniz klasik korku filmlerinde ki gibi hatta yağmur şimşek sahneleri ile o hava çok iyi verilmiş ama film komik unsurlar barındırdığından salt bir korku hissine kapılamıyorsunuz.  Korkutmak yerine güldürmeyi tercih eden bir film.  Pansiyona hiç müşteri gelmeyince ailenin de sinirleri gerilir. Günün birinde ilk müşterileri gelir ve aile mutlulukla onun kağıtları imzalamasını izler. Bundan sonra her gelen müşterinin farklı şekillerde öldüğü bir pansiyonda ,cesetlerle karşı karşıya kalan ve mecburiyetten tamamen bir zorunluluk gereği bu cesetlerle ilgilenen aile üyelerini izliyoruz.

Filme adını veren sahne ise benim favorim oldu. Olan bir sürü olaydan sonra aile fertleri oturmuş yemek yerken kapı çalınır. Herkes sessizce kapıyı dinler,  köpek havlar ve hepsi bir anda köpeğe dönüp ‘hışşt’ der.

Filme dair sevdiğim bir diğer unsur müzikleri oldu. Çok hoşuma gitti .En çok da I think I love you . Bu şarkıyı çok sevdim .  Şarkıyı  buradan dinleyebilirsiniz .

İyi seyirler efem 🙂

FİLMLER

İki  filmden kısaca bahsetmek istiyorum. Birinci film Ewan Mcgregor için izlediğim bir yapım oldu. Kankam kendisini çok sever bu yüzden bende onun oynadığı filmleri izlemeye başladım ve sevdiğim bir oyuncu oldu. STAY gerilim , gizem , psikolojik öğeler barındıran ilginç bir film. Oyunculuklar yerinde ama onun dışında çok da bir şey  vaat etmiyor. Hele benim gibi gizem ,psikoloji tarzı bu filmlere tutkunsanız izledğiniz diğer benzer yapımlardan hiç bir ayırıcı yanı olmadığını fark edeceksiniz. Aslında film kötü değil hatta gayet başarılı fakat böyle bir film çekilecekse diğerlerinden sıyrılmasını bilmeliydi. mesela şok edici değişik bir final bunu sağlardı. o final uğruna bende bütün filmi bağrıma basardım ne yazık ki düşündüğümün aksine sönük bir finaldi. daha doğrusu düşündüklerim çıktı şaşırmadım pek.

Gelelim filmin konusuna psikatrist Sam ile onun intihara meyilli hastası Henry bir de Sam in kız arkadaşı etrafında gizemli bir hikaye oluşturmuşlar. Sam in , Henry i ölümden vaz geçirmek için peşine düşmesi ,kurgu yerinde . tarzı seviyorsanız buyrun bir şans verin .

diğer film içinse söyleyeceklerim stay ‘den daha acımasız olabilir çünkü film izlediğime pek memnun olmadığım yapımlardan biri oldu. Polisiye dendi mi gizem dendi mi benim beklentilerim hayli yüksek oluyor. Çıta bu kadar yukarıda olunca filmlerde hafızamda sönük kalmaktan kurtulamıyor. Hikayemiz üç yaşında bir çocuğun cinayete kurban gitmesiyle başlıyor. Ölen çocuğun ailesi zengin olunca hemen şehirden tecrübeli bir dedektif getirilir. İşte biz bu dedektifin katili bulma sürecine tanık oluyoruz. Peki şaşırtıcı , gizemli bir şey var mı yok. Film çok sıradan geldi. Bu filmden uzak durun demek geliyor içimden. Yeni tanıtımlarda görüşmek üzere 🙂

NOT: Artık güzel polisiyeler bulunmuyor azizim ama pes etmek yok 🙂

Cheers – keyifli bir dizi

Bu diziyi çok seviyorum eski diziler çok daha kaliteli oluyor bazen . Friends ,seinfield ,cheers daha niceleri. Dizinin bölümlerine ulaştım ve bu günlerde tek yaptığım keyifle günde bir iki bölüm cheers izlemek.

Zamanında çok aramıştım ama bulamamıştım geçenlerde tesadüfen karşıma çıktı bölümler ,demek ki hayatta bir şeyden ümidi kesince karşılaşma olasılığı onu deli gibi aradığınızda bulma olasılığından hayli yüksekmiş 🙂

Amerikadayken chers ın ilk sezonunu almıştım ama diğer sezonları izleme fırsatım olmamıştı.  Oradayken paraya kıyıp aldığım tek dizi olması ne kadar kıymet verdiğimi anlatıyordur.  Sam mayday malone ve diane arasında ki çekişmeler carla ve diane nin zekice atışmaları. Koç ve gülümseten tuhaflıkları. En ilginç bilgileri bilen cliff ve nasılsın sorusuna her zaman kahkaha attıran bir cevabı olan norm . Bu dizi güzel çok güzel 🙂

Dizinin açılış müziğine de bayılıyorum. Sözleri çok hoşuma gidiyor.

Cheers intro song

 

bu günlerde hayat insanı bitirip tüketiyor.

ama ilaç gibidir bazen tüm dertlerinden uzaklaşmak.

sen de istemez miydin uzaklaşabilmek.

bazen herkesin seni tanıdığı bir yere gitmek istersin .

seni görünce daima sevinen insanların yanına .

çünkü orada anlarsın aslında tüm dertler ortak .

ve sen herkesin seni tanıdığı o yerde olmak istiyorsun.

çünkü orada bilirler aslında tüm insanlar aynı.

 

”Keith ” ve ”The History Boys ”

Bu aralar film izlemeye verdim kendimi diziler yarım kaldı . Açıkçası pek izleyesim yok . Dizi izlersem de kısa yabancı dizileri tercih ediyorum 20 dk komedi . Cheers ın bölümlerini de buldum .Keyfime diyecek yok.

Bahsedeceğim iki filmi de ilginç buldum. Birincisi keith aslında bu filmin konusu çok klişe hatta konusunu bilseydim kesinlikle izlemezdim. Bu konudan çok sıkıldım için. Fakat ben bu filmi hiç bir şey bilmeden açıp izledim bu yüzden hiç izlemeyeceğim bir filmi farklı bularak bitirmiş oldum.

Keith in konusundan bahsetmeyeceğim çünkü konuyu bilmek demek filmin sonunu bilmek demek o da filmin tadını kaçırır zaten tanıtımlarda da kısaca kesip anlatmamışlar.  Filmin dikkate değer yanı sıradan bir konuyu biraz psikopatça işlemeleri olmuş sanırım. çünkü keith izlerken deli la bu dedirten kaçık biri gibi. hem diğer filmlerden farklı olarak burada bir fedakarlık geri çekilme sevdiğim mutlu olsun durumu yok . Çünkü hayatı mükemmel giden kızımız bu çocukla karşılaştıktan sonra hayatı mahvoluyor. Tennis yıldıızı , okulda başarılı ,güzel ,zeki ve popüler ,ayrıca okulun yakışıklı ve mükemmel çocuğu ile birlikte olan hanım kızımız bir gün keith ile tanışır ve hayatı alt üst olur .Gerçekten alt üst olur. Keith e çok kızsam da kızı hiç anlamasam da klasik filmlerin fedakar aşığı olmayan keith farklı yanı ile dikkatimi çekti.  Film izlemek isterseniz bir şans verin derim .

Gelelim ikinci filme bu film diğerinden daha tuhaf . Oforinin blogunda tanıtımını görür görmez merak ettim. İzledikten sonra bir sürü şey vardı aklımda ama gel de anlat. History boys seçkin üniversitelere girmeye çalışan bir grup çocuk ve onların bu üniversitelere kesinlikle kabul edilmesini isteyen müdürün azimli çabaları sonucu oluşturulan ders programından ibaret . Bu kadar mı diyeceksiniz tabi ki hayır ama izlediğimiz dersler arası mekik dokuyan çocuklar ve onların öğretmenleri olunca özeti bu kadar oluyor. İçeriğinde ne var derseniz ne yok ki derim . Filmi anlatmak gerçekten zor. Eğitim sistemine getirilen üstü kapalı eleştirileri bir yana bırakırsak kocaman bir gençlik filminin içene yedirilmiş yetişkin çelişkileri  ,acı gerçeklerle bezenmiş ,farklı bir o kadar da etkileyici bir film.

Bir kere gençlerin edebiyat ve tarih dersleri sırasında yaptıkları alıntılar ve sanat bilgileri çok hoş . Diğer taraftan ateşli tartışmaları çok zevkli bu çocuklar zehir gibi zeki aynı zamanda asla kimlik bunalımına girmiş ergenler değil o yaşta bile ne istediğini bilen , güçlü ve yenilmez birer mücadeleci.  Öyle ki ders onların için her şey çünkü onlar bu okullara girmeyi kafalarına koymuş.  bazı diyaloglar çok güzeldi. mesela sporcu gencin okulu kazanması ile ilgili bu benim istediğim bir şey değildi babamın ve sizin istediğinizdi bu yüzden sevinmedim demesi . Şarkı söyleyen eleman da çok sevimliydi.

Bir de hector meselesi var . Bariz bir yanlış var ortada yani yapılan şey çok yanlış ama herkes ağız birliği etmişcesine bunun o kadar da sorun olmadığını düşünüyor. Çok şaşırdım . Normal bir film olsa bu hector un yaptığı ile ilgili bir ton öğüt verilir ama burada çok normal bir davranış gibi verildi. Rahatsız ediciydi.

Hector ne kadar rahatsız edici olsa da aynı filmde aynı konu dankın ve ırwın söz konusu olunca  farklı gözüktü . Hele o ikisinin açık açık konuştukları o sahne çok başarılıydı. Irwın in de aslında korkak ve yetersiz olması. Güçlü duran ama aslında hiç de öyle olmaması  bunlar hoş detaylardı. Normalde öğretmenin güçlü olması beklenir değil mi. Oysa burada herkesi parmağında oynatan güçlü kişilik sahibi dunkın var. Daha bir çocuk fakat istediğini elde etmeyi çok iyi biliyor.

Ben bu filmle ilgili sayfalarca konuşabilirim gibi kısa keseyim .İyi seyirler 🙂