GEÇMİŞİN SOĞUK İZLERİ -SALLY SPENDDİNG

mçBiliyorum bu blog iyice kitap bloguna döndü ama ne yapalım  son zamanlar hep okuyorum. yoksa bu blog bir anime yazısına hasret farkındayım.

 

kitap bu tür kitapların yayınladığı altınbilek yayınlarından çıktı. türü gizem,gerilim gibi.  jason işi kaybetmiş kalacak yeri olmayan biridir. gittiği doktorun yazahanesinde beklerken bir ilan görür yaratıcı yazarlık kursuyla ilgili olan bu ilan onun ilgisini çeker ve bu son umuda sıkıca tutunur. erkek kardeşinin yanından ayrılıp gallerdeki balıkçı konağına gider. hayallerinde çok satan bir yazar olmak vardır. burada helen ile tanışır ve ikili yakınlaşmaya başlar. ama zaman geçtikçe josan da helen de konakta ki tuhaflıkların farkına varmaya başlar.

böylece geçmişin gölgesi onları sararken hem gerçeğin peşine düşüp hem de hayatta kalmanın çabasını verirler. tam bir şeyler aydınlandı derken başka şeylerin ortaya çıkmasıyla kitap heyecanını kaybetmiyor. benim için kano0k ve geçmişin gölgeleri iyiydi ama hayaletvari şeyleri sevmem buna rağmen o sırlar ve çözümlenen düğümlerle kitap akıcı ve etkileyici bir hal aldı.

merakla okunacak bir kitap . türü sevenler kaçırmasın . şimdilik benden bu kadar esen kalın efem:)

Bir Kore Bir Japon Dizisi

Size iki diziden bahsetmek istiyorum . Birincisi kore dizisi ki artık bunlardan bana gına gelmişti uzunca bir süre izlemem diyordum . Ne bilim o aşkları falan bin bin türlü süründürmeleri olmazsa olmaz kötü kaynanalar, zengin fakir sorunu üstüne dram mı dram bu yüzden aşklı meşkli kore dizilerinden bıkmıştım ki  cadıcığım sen seversin harika bir polisiye var dedi de ben kendimi special affairs team ten izlerken buldum . Dizinin hakkını vermeliyim cadıcığıma da çok teşekkür ediyorum tam ağzıma layık bir diziydi ama keşke ikinci sezonu da olsaydı böyle bitmemeliydi bu dizi.

Special-Affairs-Team-TEN-Poster-2

bu korelilerin aşklı meşkli dizileri bir yerden sonra hep tanıdık gelse de gerilim ve polisiye işini iyi kotarıyorlar sevdiğim gerilim filmleri onlara ait. amerikan ari polisiye de başarılı oluruz biz deyip onu da yapmışlar. genel olarak bir amerikan dizilerinden etkilenme var inkar edemeyeceğim ama diğer taraftan özgün halleri de var ki diziyi en çok bu ayakta tutuyor. senaryosu güzel , tahmin edilebilinir her bölümde siz polisten önce tahmin edeceksiniz fakat hikaye sizi başka yönlere çekmeye devam edecek kadar da dinamik bir seyir alıyor. tahmin ettiniz diye bitmiyor başka başka sorularda sorduruyor. polisiye meraklıları için hem tanıdık hem de orjinal bir keyif sunuyor.

gelelim kişilere yalan dedektörü misali bir hanım kımızı var . psikoloji mezunu herkesin yalanlarını yakalıyor bu yüzden hayatı da pek kolay değil. sonra yeni yetme ama sivri zeka genç bir polis , akıllı mı akıllı işin piri , kurdu olmuş zehirli yılan lakaplı yılların polisi ve son olarak da bunların başına yönetici diye getirtilen bir canavar. bu dizideki tüm karakterleri sevmekle birlikte oluşturulan özel ekibin başı olan canavara gıcık kaptım . adam hakkatten de canavar hele o yeni yetme küstah tavırları ve sakız çiğnemesi resmen adamdan soğudum. dizinin en sevdiğim yanı ise hepsinin kendi araştırmasını yapıp hepsinin yine aynı sonuçlara ulaşmasıydı. farklı şekillerde aynı doğrulara ulaşıyorlardı. her bölüm başak bir konuyu işliyorlar. genelde basit hikayeler.  toplam dokuz bölüm ama ilk bölüm 2 saat sürüyor.  ben sevdim baya sardı işi gücü bırakıp bunu izledim polisiye açlığıma iyi geldi tavsiye olunur. bu arada içinde gram aşk yok belki de bu yüzden çok sevdim 🙂

Shokuzai

gelelim japon yapımı dizimize shokuzai  yani kefaret , bu yıl izleidiğim japon dizilerinin güzel çıkması ve animelerin etkisiyle böyle şeker şeker kalpler kawaiii sözcükleri falan hayal ederken bu diziyi gördüm beş bölüm olduğu için başladım . hikayeyi biliyordum beş küçük arkadaş birlikte oyun oynarlarken bir adam gelip yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek içlerinden birini alıp götürür sonrada diğer dördü arkadaşlarını merak edip gittiklerinde cesedini bulurlar. kızlar polisiye suçluyu hatırlamadıklarını söyler katilde bulunamaz. aradan 15 yıl geçer. küçük kızların kurbanın annesine verdikleri kefaret sözü on beş yıl sonra kaderlerini korkunç bir şekilde etkiler.

birincisi dizinin konusu itibariyle pek iç açıcı olduğunu bilsem de japonların nasıl başka insanlar olduğunu unutmuşum bu beş bölümü çok zor izledim. dizi rahatsız edici hem oldukça rahatsız edici.  o kızların başlarına gelenler, sonra kefaretin anlamı , o kadından nefret etmem , katili yakalamaları için duyduğum istek ve kızgınlık , sonra finalde yaşadığım şok, iyilerin başına gelenler ,  kötülerin cezasız kalmaları , hiç uğruna sönen hayatlar , küçük kızların olaydan sonra ne çok etkilenip hayatlarının ne hale gediğini gördüğümde duyduğum kızgınlık bilmiyorum bu diziyi anlatabilecek söz bulamıyorum. sae ‘nin durumunda sandalyem de hasta bu hasta çığlıkları attım , öğretmene yapılan haksızlıklar beni çileden çıkardı , her şeyi öğrendiğimiz yerde de yok artık dedim.  fazlasıyla etkileyen , karamsar bir dizi. moralinizi yerine getirmez hatta sizi sinirden deli eder. izlemenizi söyleyemiyorum uzak durun da diyemiyorum . tek söyleyebildiğim çok şey barındırıp hiç bir şeyi sözcüğe dökemiyorum.  bu da böyle bir dizi , yine bunun içinde de aşk meşke beklemeyin .

iyi günler efem 🙂

Witness for the Prosecution – Beklenmeyen Şahit

Billy Wilder ‘ın filmlerine baktım geçenlerde çiftte tazminatı izlemiştim merak ettim başka neler var diye. Meğersem o meşhur Sabrina kendisine aitmiş ayrıca benim cuma kızı versiyonunu izlediğim front page adlı bir uyarlamasını bile yapmış. Bir sürü film vardı merak ettiğim en çok sunset bulvarı nı izlemek istiyordum ama onca film arasından bunu seçtim çünkü  hikaye agatha christie ye ait , malum çok severim kendisini ,hiç vakit kaybetmeden başladım izlemeye.

filme geçmeden önce yönetmene , senariste , oyunculara tam puan verdiğimi belirteyim , onları övmek için söyleyecek söz bulamıyorum , hepsi de iyi iş çıkarmış ortaya gerçekten dillerden düşmeyecek bir ziyafet çıkmış .

Genelde yorumlar finalle ilgili kimsenin tahmin edemediği ve çok şaşırdığı yönünde ama ben en başından beri biliyordum belki yazarın tarzına olan alışkanlığımdan belki hem ters köşe senaryolar olsun diye beklentimden olması gereken budur dedim ve sonunda yanılmadım 🙂

Film 1957 yapımı yönetmeni billy wilder tabi ki , polisiye gizem türü , senaryosunda Agatha Christie, Larry Marcus, Billy Wilder, Harry Kurnitz gibi büyük bir kadro var , IMDB Puanı: 8.4  ülke de tabi ki ABD.

En iyi mahkeme sahnelerinin bu filmde bulunduğunu söyleyenler azımsanmayacak kadar çok . Bende izlediklerim arasında paradine case ve bu filmi en iyi mahkeme sahneleri konusunda listelerde ilk sıralara yerleştirdim.

Gelelim konusuna kalp krizi geçirdikten sonra ilk defa iş yerine gelen zeki avukatımız sıkıcı davalar almak zorundadır , doktoru öyle tembihlemiştir lakin o bunu istemez ve zor bir davayı kabul eder. bu dava bir cinayet davasıdır. genç bir adam yaşlı bir kadını öldürmekten suçlanır.  üstelik adamın karısı onun aleyhine tanıklık etmekte kocasının katil olduğunu söylemektedir. fakat avukatımız adamın masum olduğuna inanmıştır. artık onun suçsuzluğunu ispat için çalışmaya başlar.  geçekten iyi bir film , finali de hoş olmuş ben pek sevdim , asla sıkılmayacağınıza eminim . iyi seyirler efem 🙂

Strangers on a Train – Trendeki Yabancılar

Bir klasik ile karşınızdayım. Trendeki Yabancılar, (Strangers on a Train) 1951 yapımı bir Alfred Hitchcock filmidir. Patricia Highsmith’in romanından uyarlanarak sinemaya aktarılmış.

Burada bahsettim mi bilmiyorum malta şahini filmini izlemiştim onu izledikten sonra da bunu izlemeyi kafaya taktım ama çok zaman geçtiği halde bir türlü fırsatım olmamıştı.  Klasik olunca insan merak ediyor tabi .

Konusunu hep trende karşılaşan iki yabancı işleyecekleri cinayetleri değişir böylece maktul ile bağlantıları olmadığı için yakalanmayacaklarını düşünürler şeklinde biliyordum . her yerde de böyle yazıyordu. fikir iyi kurban ile hiç bir bağlantısı olmayan , tamamen yabancı birinden kimse şüphelenmez. ne var ki konu tam olarak böyle değil içlerinden biri ki kendisi psikopatlığın kitabına altın harflerle işlenmiştir bruno bu planı uygulamak istiyor. bunun için trende gördüğü tenis yıldızı guy ı ikna etmek için çabalıyor . ona planını anlatıyor. guy senatörün kızını sevmektedir. hanım kızımız da ona vurgundur lakin guy kendisini aldatmak da ün yapmış bir kadın ile evlidir ve karısı onu boşamaya razı olmamaktadır.

bruno da bunu biliyordur ve kendi babasını öldürmesi karşısında guy ın karısını öldüreceğini söyler. guy pek ciddiye almaz fakat bruno dikkate alınması gereken biridir. cinayeti işler böylece guy ı da borcunu ödemek konusunda bir çıkmaza sürükler. eğer guy katil olmazsa polise gidip cinayeti onu işlediğini söyleyecektir. bunun için kanıtı da vardır. guy bir ikilem de sıkışır kalır.

ve bruno kendi deyimi ile çok zeki bir adam. tam bir psikopat. böylesi karakterler beni heyecanlandırıyor. oyuncunun gözlerindeki o nefret , o delice bakışlar ve tiksinti , öldürürken hissettikleri ve yüz ifadesi işte baş yapıt böyle olur. oyunculukları sevdim. hikaye zaten iyi. siyah beyaz filmler her daim göz bebeğim . deme o ki benden iyi not aldı 🙂

HELPLESS – ÇARESİZ

Yine bir kore yapımı gerilim , gizem filmi ile karşınızdayım ama bakmayın türünde gerilim dese de öyle ahım şahım bir şey yok hatta ben gerilmedim bile 🙂  ama yine de fena film olmamış bunların gerilim filmlerini seviyorum ben. sonu ve gidişatı her ne kadar tahmin edilebilinir olsa da keyif alınan bir film olmuş.

konuya gelirsek iki nişanlı düğünden önce aile ziyareti için yola çıkar ama yolda hanım kızımız kaybolur . damat a ne yapsın başlar onu aramaya aradıkça da olaylar beklenmedik bir yere doğru ilerler. onun için polise giden kayıp ilanı veren adam aslında nişanlısını hiç tanımadığını fark ediyor sonra onu bulmak için polislikten rüşvet yüzünden atılmış bir akrabasını da bu iş için özel dedektif niyetini tutuyor. bu iki adam kadını bulmak için uğraşırken bizde akıl yürütüyoruz ne oldu acaba diye çok sürmeden de ampul yanıyor olayı anlıyoruz.

biraz ön bilgi olacak amerikan yapımı bir film vardı hayatın benim diye oradan bir parça esinlenme hatta daha fazlası var gibi bilemeyeceğim belki de amerikalılar esinlenmiş hiç oturup araştıramayacağım. işte film size eğer izlediyseniz o filmi hatırlatıyor ki onu yazarken de ne kadar kolay çözülen bir film olduğundan yakınmıştım.

şöyle biraz kafamı meşgul edeyim ama çok da zorlamayayım diyorsanız tam da sizlik bir film .

not : ne kadar eleştirsem de seviyorum böyle filmleri canım 😀

iyi seyirler efem 🙂

BestSeller ve Makinist

Yapacak işin yoksa yazı yaz kafam da duracağına burada dursun efem . best seller iyi bir psikolojik gerilim . yani alışılagelmiş bir senaryosu var kimi yerler fazlasıyla tanıdık ama yine de film kendini iyi kotarıyor . zaten sinemanın çok sevdiği klişeler yok mudur ? kaçışınız olmayan bunlardan bir kaçı: birbirini seven iki insandan birinin ölümcül hasta olduğu aşk hikayeleri , hayaletli evler ve şizofreni vb. şekilde çoğaltılabilinir .

başarılı bir yazar öyle ki son yirmi yılın en çok satanı fakat bir gün yeni yayınlanan peynir ekmek gibi satan kitabının başka bir yazardan esinlenme olduğu kaba tabirlerle arak olduğu anlaşılınca hayatı alt üst olur. kore olunca işin içinde kadın resmen toplum dışına itilir. kocası da boşanma davası açar. yazar da küçük kızını alıp yayıncısının ona tavsiye ettiği küçük bir kasabada bir ev tutar . bu ev kore savaşı sırasında bir misyonerin yetimhane olarak kullandığı bir evmiş. bu kısım fazlasıyla ipek çocuklarını hatırlatmadı değil 🙂 neyse bir çok yazar yazamadığında bu eve gitmiş öyle diyolar.

yazar hanımda bu evde yazamamanın ceremesini çekmektedir tıkanmıştır ki bu berbat duyguyu azıcık biliyorum yazar olduğum değil tabi ki yeri geliyor şuraya iki satır karalayamıyorum ondan , tabi iddialı olmadım hiç bir zaman ama bazen ilk okul öğrencilerini bile aratıyorum 🙂 yazar böyle debelenirken küçük kız hayali arkadaşının ona anlattığı bir hikayeden bahseder ,bizimki de bunu yazar, hemen basılır yine şaşalı bir dönüş olmuştur ta ki bu kitabın on yıl önce yazıldığı ortaya çıkana kadar . yazar ikinci kez başkasının kitabını kopyalamaktan suçlanır ve kimse  küçük kızının bunu anlattığına inanmaz. o da ne yapsın gerçeğin peşine düşer ve o eve geri döner. tabi sırlar da bu noktada ortaya çıkar. sonlara doğru o gerilim kısmı kayboluyor ama yerini şiddet ve kovalamaca alıyor sıkılmadan izlenebilinir  hatta bol kepçe kullanacağım iyi film bu 🙂

gelelim diğer filme holivudun çok bahsedilen filmlerinden biriydi ama bu sebeple izlemedim televizyonda dek geldim ona mahkum olunca bende neymiş bu diye baktım haliyle . aslında makinisti pek anlatmaya gerek yok benim dışında herkes de izlemiştir sanırsam. trevır ın uykusuzluk problemi vardır. iş yerinde bir arkadaşının kolu kopar bunu sebebi de trevır olunca orada istenmez , zaten berbat ve yalnız bir hayatı vardır üstüne insanların tavırlarıyla hayatı iyice çekilmez olur . trevır evine birilerinin girdiğini düşünmeye başlar , insanlar ona komplo kuruyordur, paranoyak mı davranıyor yoksa gerçekten öylemi bunların sebebi ne gibisinden sorular filmde sizleri bekliyor . iyi film tabirimi buna da kullanmak istiyorum . baş rol oyuncusu da döktürmüş . merak , gizem , psikoloji , gerilim ne arasan var bence .

bu kadar gevezelik yeter ben kaçtım . esen kalın efem.

The Lodger ve Cry Wolf

iki polisiye türünden bahsetmek istiyorum . the lodger yani kiracı kendisine örnek olarak karındeşen jack i almış olan bir katil hayat kadınlarını öldürür . dedektifler de yaptıkları araştırmada bu katilin yedi yıl önce iki hayat kadınını öldüren kişi ile aynı olduğunu keşfederler . fakat ortada bir sorun vardır yeni sene evvel birini katil olarak yakalayıp asmışlardır. suçsuz birini astığı için dışlanan bir dedektif onun çaylağı , katil , kiracı ve hastalıklı bir kadın etrafında şekillenen bir öykü. hikaye boyunca katil size direk olarak verilse de şüpheye düşürmek için baya uğraşılmış acaba katil kim sorusu için emek vermişler ama ben yemem benim için sıradan bir hikaye olsa da  türe yabancı olanlar için kafa karıştırıcı olabilir katil kim sorusu içinde dedektif mi , güvenlik görevlisi mi , karısı mı , kiracı mı diye soruyorsunuz bir de şizofreni var tabi ama klasik olarak olayı beklenen sona bağlamadığı için bir şans verilebilinir bir polisiye olduğunu düşünüyorum.  polisiye de çok seçici olduğum için bu bir övgü tavsiye edilir.  mükemmel olmasa da iyi vakit geçirirsiniz , merak unsuru fazla olmasa da biraz da olsa düşünmeye iten bir film.

cry wolf ise bir grup öğrencinin bir yalan oyunu oynamasıyla çığırından çıkan işleri anlatıyor.  bir katil ile ilgili uydurulan bir yalan bütün okulda kasıtlı olarak yayılır. bunu yapan gençlerden biri bu yalanın gerçeğe dönüştüğünü iddia edip diğerlerini uyarmaya çalışır.  ama kimseyi inandıramaz . o kovalamaca içerisinde kendini ve diğerlerini ölümden kurtarmaya çalışırken farkında olmadan bir tuzağın içine çekilir. aslında tahmin edilebilinir bir film ama çok da kötü değil. bunun arkasında ki zekayı izlerken sıkılmıyorsunuz fakat bence katili bu kadar belli etmemeliydiler o zaman gerçekten iyi bir film olurdu. neyse çok konuşmayalım polisiye türünde iki  film izlemek isteyenlere duyurulur . esen kalın efem 🙂