‘W’ Ama Winpohu’nun ‘W’su değil :)

wDuymayan kalmadı sanırım W adlı dizinin başarısını. Diziye tüm bunlardan önce başlamıştım ama fırsat bulup yazamadım ve tam da beklediğim gibi dizi fena tuttu. ee winpohu da gelip iki satır yazmazsa olmazdı.

meraklılarına duyrulur W uzun zamandır beklediğimiz kdrama tadını anımsattı. malum çok uzun zamandır böyle bir dizi yoktu. tam benim sevdiğim tür .

hem konusu şu sıralar fazlaca olan doktor temalarından 33a1ca1b84285b613ba63463719e09aesıyrılmış hem de değişik. senaryoların böyle farklı fikirlerle üretilmesini destekliyorum. işte sahalarda aradığımız bu efem.

Kang ‘cığımın da etkisini göz ardı etmemek lazım  , başrol erkek oyuncuyu pek bir beğenirim. kadın oyuncu için başlarda iyi hissetmiyordum ama sonradan onu da sevdim efem hatta yeri geldi rol çaldı 🙂

şimdi size dizinin konusunu uzun uzadıya anlatıp sevdiğim sevmediğim kısımlardan bahsedip , replik paylaşmak isterdim ama bu dizi için yapılacak en iyi şey hakkında hiç bir şey duymadan açıp izlemek efem. çünkü bir kere konuyu bilirseniz o gizemi kaybolur gibime geliyor.

hadi siz siz olun açın bir W izleyin , sonra gelin konuşalım esen kalın efem 🙂

 

Creating Destiny – Kaderini Yarat

Kalp cimridir. 

Başlamadığım bir şeyi nasıl bitirebilirim.

Türkçeye kaderin cilvesi diye çevrilmiş bir dizi ile karşınızdayım ama diziyi anlatmadan önce bunu izlemeye nasıl başladım ondan bahsetmek istiyorum. Malum bayram nedeniyle ben pek pc başına geçemedim. Tatil olunca kardeşimle birlikte önce benim çok sevdiğim teach you love adlı filmi 4. kez izledim , ben çok seviyorum bu filmi,  öyle her şeyi de böyle sevemem, hem bir şeyi tekrar tekrar izlemek de bana göre değil fakat konu bu film olunca her şey değişiyor . O bana bir film önersene dedi ve başladık izlemeye sonrasında koca bir çikolata ile birlikte oturduk üç kardeş secret garden ı bilmem kaçıncı kez izleyerek hyun bin özlemimizi giderdik.  tam eskilere gitmiştik ki kardeşim full house 2 yi açtı , e bi bakalım nede olsa yılların efsanesi gerçek oldu , bu şehir dedikodusunun gerçekleşmiş olduğu gerçeğine kanarak , bir izleyelim bakalım dedik. tabi ki ben ilk versiyonu çok sevdiğimden bu öyle güzel gelmedi. yalnız iki bölüm bakabildim fakat sarı saçlı eleman olmuş ben sevdim 🙂

peki creating destiny ‘ye nasıl başladım. Kardeşim bi gelsene deyip beni kandırdı. Diziye asla başlamayacağımı biliyordu hele 31 bölüm olduğunu söyleyince ben” neeee ” çığlıkları attım.  nerdeyse normalin iki katı,  hemen kaçıyordum ki bir de ne göreyim,  benim teach you love daki baş rol elamanı değil mi o =? tabi ki kaçamadım,  oturup adamı izledim. ne edersiniz takıntı işte. kardeşim de zaten 31 bölümü tek izlemek için beni bilerek tuzağa düşürmüş .

diziye gelirsek çok kalabalık bir dizi , baş rollerin aksine diğerlerinin hikayeleri de çok yer kaplıyor , işin içine aileler falan girmiş ama hepsinin hikayesi ilginç üstelik çok komik sahneler vardı gülmekten bi hal oldum 🙂  yine de bölüm sayısı hiç izlemediğim kadar çok olunca atlayarak izledik . yeni bir taktik oldu bu da,  dizinin çoğunu atladık gibi bir şey 🙂 ama önemli kısımları es geçmedik zaten yeni bölüm fragmanlarından bütün ana hatları da öğrenmiş olduk . diziyi sevdim vakti olanlar kaçırmasın hem diğer diziler gibi dram da değil üstelik baya baya eğlenceli .

konusuna gelirsek çocukken avustralyaya göç eden ailesiyle yaşayan hanım kızımız alex adlı sarışın bir adamla evlenmek ister. ee klasik kore babası yabancı damat istememektedir. kızını koredeki en yakın arkadaşının oğlu ile evlendirmek için ona bir şart koşar . eğer kızımız korede bir yıl kalıp koreli bir adamla çıkarsa ,baba da bir yıl sonra kızın alex ile evlenmesine izin verecektir. babanın inancı kızının bir koreli ile çıktıktan sonra alex i unutacağı yönündedir. peki seçilen bu koreli kimdir ? baş rolümüz bir doktor, kadınlar arasında popüler,  ailesi evlenmesi için baskı yapar ama o hep itiraz edip kadınlar ile ilgilenmediğini söyler. bunun sonuncunda doktorun gay olduğu her yerde yayılır. aile de ne yapsın oğullarının gay olmadığını göstermek için onu evlendirmek isterler. sang eun koreye gelir ve yeo jun ile tanışır , olay örgüsü de böyle başlar. büyükbaba , büyükanne  ve diğer büyükler ile tadından yenilmez bir aile komedisi başlar. doktorun ablasının hikayesi , sonra onun en yakın arkadaşının hikayesi falan derken dallanır budaklanır. yalnız bu doktorun kankası da doğruluk misali , adam buna ne zaman akıl danışsa en doğru şeyleri söyledi. hep en doğru ve en güzel şeyler bu adamın ağzından çıktı. arkadaşı olmasına rağmen inandığını savundu fakat konu kendisi olunca doğruyu göremiyor o kesin 🙂

ve gelelim dizinin sevdiğim yönlerine ağır drama olmaması , komedi dozunun hep var olması , öyle diğer diziler gibi birden bire ve delicesi aşk olmaması ki burada bildiğin her şey normal ilerledi. ne yıldırım aşkı var ne de ölümüne aşk var.  karakter bolluğu ve herkesin değişik bir hikayesi olmasını ,baş rolleri ki hanım kız tam puan aldı ama doktor gıcık etmedi değil 🙂 aslında bir sürü şey var tek noksan yanı çok uzun olması . onun için de o kadarcık kusur kadı kızında da olur diyorum .

benden yeni bir dizi tavsiyesi daha , esen kalın efem 🙂

Reply to 1997 – Geçmişe Selam Olsun

Reply 1997, Answer to 1997, Answer Me 1997  dizinin bir sürü ismi var.  Aslında hiç yazı yazmayacaktım fakat belki düşüncelerden sıyrılmama yararı olur diye yine buradayım . Yine akıl sağlığı korumak için blogumu tedavi amaçlı kullanıyorum 🙂 

gelelim diziye  sitcom tarzı, çok uzun olmayan genelde oldukça komik , ağır dram barındırmayan doksanlar hikayesi temelli bir gençlik dizisi. fazlaca anlatıp tadını kaçırmayacağım ama o çok beğendiğim replikleri paylaşacağım nede olsa ben replikler kraliçesiyim , namımın gereğini yapmalıyım di mi ama 🙂 

‘Bumping to each other on the streets…Grabbing the same book in library… Someone running under my umbrella; I though falling in love would be special, but it was nothing like I imagined. This is how I fell in love. 

aşkın böylesi sıradan başladığını kimse hayal edemez herhalde 🙂

“If a man, if he tells a girl that doesn’t like him—like a pathetic fool—if he confesses everything…it means he never wants to see her again.”

bu repliğin geçtiği sahneyi çok beğendim . karaoke bardan ayrılırken bir de üstüne arkadaş mı dalga mı geçiyorsun diyip kapıyı çekip çıkması vardı ya helal olsun dedim 🙂

People have to be satisfied with an attainable dream. If you’re greedy with unattainable dreams, you’ll only get hurt. Empty passion only leaves you with heartburn. That’s why unrequited love is foolish. However, foolish unrequited love can have potential. That passion sometimes causes miracles. And sometimes dreams come true from a distance while you may not achieve the dream, getting close gives you the chance to be happy.

karşılıksız aşk benzetmesi ve hayallerle ilgili engin tavsiyeleri ile bu sözü de bağrıma bastım.

There is no better time than now.
That next time may never come.
To talk about a next time that may never come..
When now is right in front of you.
Life is too short for that.

şimdiden daha iyi bir zaman yoktur . sonra için hayat çok kısa . sonra belki de hiç gelemyecek. carpe diem diyoruz kısacası 🙂

When you like someone, it’s not a problem with choices. It’s something that the heart orders.

But liking someone isn’t something that you can control like a light switch, turning it on and off. Once it’s on, it does’t turn off.

bir karşılıksız aşk seronomisi daha ,

The reason I like you? 
Because it’s YOU.
Just YOU.
That’s the only reason.

I wish I knew…
Then I could figure out how to stop liking you.
If I can’t avoid it, 
I only want one thing.

To stay as a friend who doesn’t change.
For heartache…
For love…

ve son olarak ilk aşk ile ilgili o son sözler 🙂

First love.

The reason why we think first love is beautiful is not because the person we first loved was handsome or pretty. It’s because we were unconditional, innocent and a bit stupid during our first love. And because we know we can never go back to those young and passionate days.

First love is a bit impulsive. Without any calculation, we passionately throw ourselves in and ultimately face failure. But it is also dramatic. It comes with inexplicable feelings that we will never experience again. So first love becomes the most dramatic moment of our lives. It’s okay to fail. Tragic stories maintain longer than “happily ever after”. It’s nice to have that wonderful story as one chapter of life. 

First love is a period of time. It never comes back. If another love comes, time has to yield for that new love. It may not be as innocent as that first love, but it will be more mature due to the pain suffered from the first love. A person who dreams of love is the one who waits and the person that waits can recognize love when it is near them.

After the romance, real life begins. Innocence is dirtied, passion turns cold, youth gets old with wisdom. First love becomes part of one’s exhausting daily life. That’s why first love seems unattainable. Because no one talks about a successful romance with first loves. 

Loving someone is a good thing so it’s okay to be like this. There isn’t a tragic drama in my life, but there’s a familiarity, like an old sweater. And if it gets tired, there’s an excitement to open it again. 

benden bu kadar , dizi tavsiyemdir , ben pek sevdim , gülmek isteyenlere doksanları hatırlamak isteyenlere , ile aşkları özlemle ananlara , gençliğini anımsayanlara gelsin. 

not : yaşlandım ya ben . doksanları da çok özledim. gerçi o fanlardan değildim hatta soğudum fan olayından ama başka zamanlardı onlar ah gidi gençlik ah 🙂 iyice yaşlı teyzelere bağladım en iyisi gitmek.  byeeee 🙂

not 2 : az kalsın unutuyordum dizinin en sevdiğim sahnesi o fanficlerin okunduğu sahnede çalan I m your man şarkısı ile benimle aynı fikirde olduklarını göstermeleri oldu. demek ki dünyanın neresind eolursa olsun kafa aynı , aklın yolu bir zevkler benzer 🙂

HELPLESS – ÇARESİZ

Yine bir kore yapımı gerilim , gizem filmi ile karşınızdayım ama bakmayın türünde gerilim dese de öyle ahım şahım bir şey yok hatta ben gerilmedim bile 🙂  ama yine de fena film olmamış bunların gerilim filmlerini seviyorum ben. sonu ve gidişatı her ne kadar tahmin edilebilinir olsa da keyif alınan bir film olmuş.

konuya gelirsek iki nişanlı düğünden önce aile ziyareti için yola çıkar ama yolda hanım kızımız kaybolur . damat a ne yapsın başlar onu aramaya aradıkça da olaylar beklenmedik bir yere doğru ilerler. onun için polise giden kayıp ilanı veren adam aslında nişanlısını hiç tanımadığını fark ediyor sonra onu bulmak için polislikten rüşvet yüzünden atılmış bir akrabasını da bu iş için özel dedektif niyetini tutuyor. bu iki adam kadını bulmak için uğraşırken bizde akıl yürütüyoruz ne oldu acaba diye çok sürmeden de ampul yanıyor olayı anlıyoruz.

biraz ön bilgi olacak amerikan yapımı bir film vardı hayatın benim diye oradan bir parça esinlenme hatta daha fazlası var gibi bilemeyeceğim belki de amerikalılar esinlenmiş hiç oturup araştıramayacağım. işte film size eğer izlediyseniz o filmi hatırlatıyor ki onu yazarken de ne kadar kolay çözülen bir film olduğundan yakınmıştım.

şöyle biraz kafamı meşgul edeyim ama çok da zorlamayayım diyorsanız tam da sizlik bir film .

not : ne kadar eleştirsem de seviyorum böyle filmleri canım 😀

iyi seyirler efem 🙂

TAYFUN

Tayfun , Jang Dong Gun ‘un ilk anda dikkatimi çekti bir film . televizyonda gördüm ve oyuncuları görünce değiştiremedim.  Jang Dong Gun üstelik kötü adam olunca izlemezsem olmazdı .  bu adam da çok ünlüymüş ama ben daha yeni dizi sayesinde tanıdım olsun geç oldu güç olmadı.

film ağır bir dram öyle böyle değil .  oyunculuk performansları iyiydi ama aksiyon kısımlarını falan sevmedim senaryoda fazlasıyla zorlama diyeceğim kısımlar yok değildi . biraz hayali komplovari yanları yok değilse de filme kötü puan veremiyorum . iyi yanları kötü yanları vardı bunlar birbirini götürdü 🙂

kuzey koreli bir aile bir gün güney den gelen bir balonla oraya göç etmeye karar verir ama kaçış sırasında yakalanırlar ailenin iki küçük çocuğu dışında tüm fertleri öldürülür. geriye kalan çocuklar içinse korkunç bir süreç ve hayatta kalma mücadelesi var.

o küçük çocuk büyür güçlü bir suç örgütünün başına gelir intikam planları kurar , güney korede içinde bulunduğu bir takım siyasi ve askeri unsurlar için bu çocuğun peşine bir asker takar olay da onun ülkeyi bu suçlu tarafından tehdit edilen kimyasal silahlardan korumaya çalışması üzerine inşa edilmiş.

dediğim gibi dram dolu bir film ama oyunculuklar iyi kötü adamı sevdim acıdım , iyi adamla kötü adam birbirini anlıyor başka şartlarda arkadaş olabilirdik gözüyle bakıyorlar hayatın acımasızlığı üzerine bir film izlemek isterseniz bence fena değil .

hoşçaklaın efem 🙂

BestSeller ve Makinist

Yapacak işin yoksa yazı yaz kafam da duracağına burada dursun efem . best seller iyi bir psikolojik gerilim . yani alışılagelmiş bir senaryosu var kimi yerler fazlasıyla tanıdık ama yine de film kendini iyi kotarıyor . zaten sinemanın çok sevdiği klişeler yok mudur ? kaçışınız olmayan bunlardan bir kaçı: birbirini seven iki insandan birinin ölümcül hasta olduğu aşk hikayeleri , hayaletli evler ve şizofreni vb. şekilde çoğaltılabilinir .

başarılı bir yazar öyle ki son yirmi yılın en çok satanı fakat bir gün yeni yayınlanan peynir ekmek gibi satan kitabının başka bir yazardan esinlenme olduğu kaba tabirlerle arak olduğu anlaşılınca hayatı alt üst olur. kore olunca işin içinde kadın resmen toplum dışına itilir. kocası da boşanma davası açar. yazar da küçük kızını alıp yayıncısının ona tavsiye ettiği küçük bir kasabada bir ev tutar . bu ev kore savaşı sırasında bir misyonerin yetimhane olarak kullandığı bir evmiş. bu kısım fazlasıyla ipek çocuklarını hatırlatmadı değil 🙂 neyse bir çok yazar yazamadığında bu eve gitmiş öyle diyolar.

yazar hanımda bu evde yazamamanın ceremesini çekmektedir tıkanmıştır ki bu berbat duyguyu azıcık biliyorum yazar olduğum değil tabi ki yeri geliyor şuraya iki satır karalayamıyorum ondan , tabi iddialı olmadım hiç bir zaman ama bazen ilk okul öğrencilerini bile aratıyorum 🙂 yazar böyle debelenirken küçük kız hayali arkadaşının ona anlattığı bir hikayeden bahseder ,bizimki de bunu yazar, hemen basılır yine şaşalı bir dönüş olmuştur ta ki bu kitabın on yıl önce yazıldığı ortaya çıkana kadar . yazar ikinci kez başkasının kitabını kopyalamaktan suçlanır ve kimse  küçük kızının bunu anlattığına inanmaz. o da ne yapsın gerçeğin peşine düşer ve o eve geri döner. tabi sırlar da bu noktada ortaya çıkar. sonlara doğru o gerilim kısmı kayboluyor ama yerini şiddet ve kovalamaca alıyor sıkılmadan izlenebilinir  hatta bol kepçe kullanacağım iyi film bu 🙂

gelelim diğer filme holivudun çok bahsedilen filmlerinden biriydi ama bu sebeple izlemedim televizyonda dek geldim ona mahkum olunca bende neymiş bu diye baktım haliyle . aslında makinisti pek anlatmaya gerek yok benim dışında herkes de izlemiştir sanırsam. trevır ın uykusuzluk problemi vardır. iş yerinde bir arkadaşının kolu kopar bunu sebebi de trevır olunca orada istenmez , zaten berbat ve yalnız bir hayatı vardır üstüne insanların tavırlarıyla hayatı iyice çekilmez olur . trevır evine birilerinin girdiğini düşünmeye başlar , insanlar ona komplo kuruyordur, paranoyak mı davranıyor yoksa gerçekten öylemi bunların sebebi ne gibisinden sorular filmde sizleri bekliyor . iyi film tabirimi buna da kullanmak istiyorum . baş rol oyuncusu da döktürmüş . merak , gizem , psikoloji , gerilim ne arasan var bence .

bu kadar gevezelik yeter ben kaçtım . esen kalın efem.

Penny Pinchers ve PARA Üzerine

Penny Pinchers ve ya diğer adı ile many a litle romance adlı film ile sizi uzaklara asya diyarına götüreceğim.  aslında hiç aklımda yoktu film izlemek hele de kore filmi malum son zamanlarda hep eski filmlere ve yeşilçama dadanmıştım ama dün akşama tesadüfen gördüm filmi ee baş roldeki adamı da görünce hayır diyemedim.

filmin konusunu okuyunca ilgimi çekti. üniversite mezunu iş bulamamış sürekli annesinden para isteyen borç içinde ama yine de müsriflikten geri durmayan bir adam ki bu karakteri kendime çok yakın buldum hele de onun o şeker yüz ifadesiyle oyunculuğunu pek sevdiğimden bağrıma bastım.

diğer tarafta cimri mi cimri , her yolda para kazanan bunu hayat gayesi olarak edinmiş , hiç arkadaşı olmayan , gayet tuhaf kızımız var . benim en haz etmediğim huylardan biridir cimrilik. tamam müsrif de olma ama cimrilik fena illet be. boş şişleri satıyor, çöpleri ayırıp satıyor kahve içmeye gittiğinde bile şeker aşırıyor her türlü daleverede bunda .

bu ikili komşudur ve bir şekilde bir araya gelir. ben bundan sonra adam kıza doğrusunu öğretecek diye umutlanmıştım yani her şey para değildir olayına gider bu iş diye gereksiz bir beklenti içine girdim. filmin para ile ilgili olmasını sevdim. gerçekçi olmuş ki herkesin inkar edemeyeceği bir gerçek var. para çok ama çok önemli. bunları göz ardı edelim demiyorum. zaten filme de sırf her şeyin para ve gerçeklik ekseninde olması yüzünden başladım lakin benim bu aşırı hayalperest ruhum nedense filmi izlerken sonunda o fazla gerçek üstü beklenti ile doldu. her şey para değildir la diye haykırmak istedim ama koreliler beni dinler mi onlar hep bir değişik yolunu bulur bu filmi de sonunda başka şekilde bağlar.

yıllarını para uğruna heba etmek , gençlikten kaybetmek , hiç kimsesi olmadan yaşamak , sürekli çalışmak ve sonunda aslında bütün hayatı bir hiç uğruna tüketmek bence olmaması gereken bir durum . finalde böyle bir mesaj beklerdim ama onlar yine de çalışır , biriktiririz moduna gittiler. kızımız oğlanı kendine benzetti.

maddiyata çok fazla önem veriliyor . demiyorum ki sadece maneviyatla olur ama ikisini dengesini de bulmak lazım.  eskiden yemekteyiz diye bir program vardı sofra adabımızı bozmuştu atalarımızın misafir umduğunu değil bulduğunu yer sözüne karşılık , beğenmemeler , aşağılamalar, küçük düşürmeler ,puanlama sistemi gelmişti.  tam bu illetten kurtulduk dedik şimdide kılık kıyafet programları çıktı . bu sefer insanın ambalajına göre değerlendirilmesi çıktı piyasaya. nedir bu anlamadım. insanları mı puanlıyorlar. ne marka ayakkabı ,kaç paralık çanta ,ne kumaş elbise giymiş bana ne, sanan ne . hiç bir zaman insanların dış görünüşüne bakmadım, kendim içinde bunu bir kıstas olarak görmedim o yüzden özensizimdir ne bulsam onu giyer çıkarım. zaten bana ye kürküm ye muamelesi çekecek insanlarla hiç işim olmaz. o yüzden paketi yargılayan insanları kaybetmemek için çabalayamam.  nedense her yarışma programı değerlerimizi biraz daha köreltiyor. bu günlerde güzel bilgi yarışmaları var ama mesela  büyük risk , plaka , kime niyet kime kısmet ve kelime oyunu öğretici , bilgilendirici ,eğlendirici işte yarışma dediğin böyle olacak. ve merak ediyorum en son ne zaman sadaka verdiniz , ne zaman karşılıksız birine yardım ettiniz, ne zaman insanları gerçekten tanımaya çalıştınız. ön yargılarımızı kırmalı ve hayatı da fazla ciddiye almamalıyız hele sahip olduğumuz eşyaların bize sahip olduğu yapay mutluluklar için kendimizi yıpratmamalıyız.

sonuç olarak maddeye bağlı mutluluklar gelip geçicidir aynı o maddeler gibi. hazır yaşlı nineler gibi öğüt veriyorum. gençler siz de otobüslerde yaşlılara yer verin bilhassa biz bayanlara oki 🙂 . film i de unuttum bu arada biraz uzun olmasına rağmen güzeldi , eğlenceli ve güldüğüm kısımlar vardı. içinde kendinize dair bulabileceğiniz mesajlar saklı ve az biraz da düşündürücü . haydi kalın sağlıcakla