The Remains of The Day- Günden Kalanlar

remaKitabı çok beğenmiştim bir uyarlaması olduğunu bilip izlemesem olmazdı . Çok beğenerek izlediğim bir film oldu. oyunculuklar süperdi. diyecek söz bulamıyorum. atmosfer aynı gibiydi sadece bazı yerleri kitaptan uyarlamamışlar değiştirmişler . böyle de güzel olmuş ama film yine de kitabın yanında bir parça eksik kalıyor çünkü biz bay stevens ın düşüncelerini kitap sayesinde çok iyi biliyor onu anlıyorduk.  fakat film bu konuda eksik onu niye yaptı bunu niye yaptı anlamak için onun duygularını düşüncelerini bilmek gerektiğini inanıyorum izlerken hep ama kitapta bu böyle açıklanmıştı dedim .

görselliği çok güzel . o yılları merak edenler için yine muhteşem bir dönem filmi olmuş.  filmi kaçırmayın derim böyle değerli iki oyuncunun böyle değerli bir performansı izlenmeli ama kitabı muhakkak okuyun çünkü onsuz bu film eksik kalır. benden bu kadar efem 🙂

Chasing Liberty

hjBu filmden Aslı söz etmişti. Çok beğendiğini söyleyince bende hemen meraklandım tabi izleme listeme almıştım . Güzel bir film çıktı . Romantik filmleri hep birbirinin aynı bulurdum ama bunu sevdim. Üstelik yakışıklı bir elemanda vardı.

Konusu amerikan başkanının kızı özgürlük özgürlük diye yakınırken bir şekilde korumalarını atlatıp kaçar ona yardım eden bir adamla ülke ülke kaçarken bu adam aşık da olur fakat bilmediği sevdiği adamında onun peşindeki korumalardan farkı yoktur. görev için onunla giden bir gizli servis elamanıdır.

ikisi arasında alevlenen aşk , kovalamaca ve tabi ki o güzelim avrupa ülkelerinin arka plan olarak yer alması ha bir de o muhteşem şarkılar . Bu filmin şarkılarını çok sevdim. özellikle life will go on şarkısını hala dinliyorum . güzel vakit geçirecek bir film arıyorsanız işte bu film o film .

iyi seyirler efem 🙂

Saraydan Sürgüne

374-Saraydan-SurguneBu kitabı canım arkadaşım Nilü ‘den ödünç aldım . Çok seversin dedi ve haklı da çıktı.  Yedi yüz sayfa olmasına rağmen akıcıydı ve ben bitmesin diye daha yavaş okumakla bir solukta bitirmek arasında gidip geldim. Son osmanlıların sürgün hikayesi anlatılan daha doğrusu hatice sultan ‘ın kızı selma ‘nın hayat hikayesi sürgün yılları . Kitabın yazarının da selma ‘nın kızı olmasından dolayı farklı bulduğum bir kitap oldu. Bir insanın annesini böyle hayal etmesi ilginç geldi bana .

Selma ‘nın imparatorluğun son günlerine rastlayan çocukluğu beyruttaki sürgün günleri sonra  hindistandaki rani günleri ve paris’ de son bulan savaş günleri nereye giderse gitsin yabancı olan selma nereye giderse gitsin özgürlük savaş ve sürgün ile karşılaşan selma . kitabı gerçekten çok beğendim o kadar çok düşündürdü ki bazı noktaları biraz tuhafıma gitmedi değil ama insanları ve ülkeleri o siyasi durumları analiz edişi çok hoşuma gitti.

keşke her şeyi anlatabilsem ama biraz tembelliğe kaçacağım . severim tarihi olayları hele de böyle aslında bu işin bir de şunu yanı vardı diyen kitapları çünkü bu kitap insanı fazlasıyla ikilemde bırakıyor insana doğru ile yanlışı unutturuyor . beyaz ile siyah yok oluyor kafanız karışıyor . kim haklı kim haksız hem bunun ne önemi var diyorsunuz . bir konu hakkında kesin kararlar veremediğim çok olmuştur ama bu düşüncelerimin kesin olmaması ve benim şüphe içinde bulunduğum durumlar bana biraz acizce gelir genelde çocukluktan kalma bir alışkanlıkla doğru ve yanlışı hep kesin çizgilerle ayırt etmek istemişimdir fakat hayat böyle değil bunu tekrar hatırladım.  ve insanların birbirlerini sırf kendi duygularını açıklamakla düşecekleri – aşağılanmış olacaklarını sandıkları – durumdan kurtarmak için konuşmadıklarından yanlış anlamaları. söylenmeyen sözler ne kadar zarar verirmiş oysa.   bunu Raca ile selma arasındaki tuhaf ilişkiden çıkardım . Ne raca saf kötü ne selam saf melek . denge hayatın kendisinde saklı.

kitap hakkında sayfalarca yazılır ,her noktası, detayı incelenebilir.  hem çok sevip hemde bazen çok nefret ettiğimden bu kitabı tavsiye ederim. benden bu kadar efem . şimdi içimde söylenmemiş ama konuşulmak için çırpınan kelimeler yığınıyla  kaçarken eğer okuyan olursa hakkında sohbet etmek istediğimi belirtirim .

esen kalın efem 🙂

Say Anything

sayJohn Cusack ‘ın gençlik hallerinin fazlaca ilgi çektiği 1989 ABD yapımı romantik  bir film say anything. fazlaca duyduğumuz filmlerden ben her fırsatta izlemek istediğimi hatırlıyordum fakat en son vampir günlüklerindeki göndermeden sonra fırsatım oldu.

Seksenleri ayrı severim zaten romantik filmlerinde hepsi güzeldir hele şarkılar çok hoşuma gider. neyse efem filmi fazla anlatmayacağım kısa keseceğim . malum teyp sahnesi ile afişi ile dikkat  çeken bir gençlik ve aşk hikayesi . birbirinden farklı iki genç ve onların idealleri hayatta ne yapmak istedikleri çatışan yetişme şekilleri ve hayata farklı bakışları onları bu kadar farklılık içinde bir araya getiren aşk ve olmazsa olmaz tabi ki de geçlik bunalımları ne yapacağını bilmeyen kafası karışık çocuklar.

Muhakkak seksenlerden bir film izleyin ee bu film neden o film olmasın ki 🙂

Kukla – Ahmet Ümit

Kukla-Ahmet-Umit__29480949_0Ahmet Ümit ‘in İstanbul Hatırasını okuyunca diğer kitaplarını da okumak istediğimi söylemiştim . Malum aynı yazı da polisiye kısmının yetersiz olduğunu beni heyecanlandırmadığını ama bilgi konusunda güzel bir kitap olduğunu yazmıştım . Yine bu sebepten acaba diğer kitaplarında da polisiye böyle bariz bir şekilde gözle görülecek düzeyde mi diye merak etmiştim ve anladım ki yanılmamışım belki iki kitapla yargılamak zor ve haksızca olacak ama bana göre edebiyatçı kısmına söz etmeyeceğim çünkü bunu eleştirecek düzeyde değilim fakat polisiye kısmı bence yetersiz öyle ahım şahım merak yok heyecan yok gizem yok her şey tahmin ettiğiniz şekilde ilerliyor. Haksızlık ediyor olabilirim fakat bana pek hitap etmedi.

Gelelim kitabımıza güzel ve okunabilir öyle sıkıcı falan değil beklentilerimi de karşılasa çok iyi olurdu . Meslek de adı kötüye çıkmış alkolik ve işten atılmış bir gazeteci ve onun boşandığı eşi ve oğlu ile sıradan bir hayatı varken bir gün üvey kardeşi yardım için kapısını çalar. Ona yardım etmeye pek de gönüllü olmayan gazeteci bir şekilde olayların içine sürüklenir. Kendisine tema olarak susurluk benzeri olayları ve derin devlet hesaplaşmalarını konu edinen kitabımız karakterlerin hepsinin benim gözümde nefretlik olduğu kitaplar arasına girdi bile. Gazeteci zaten dünya umursamayan bencil , insanlara iyiliği dokunmasını bırakın üstüne onları batıracak biri.  Ve ne yazık ki çevresindeki herkes de bu kötü insan tabirine fazlasıyla uyuyor tamam belki melek olmasınlar bu da can sıkar ama böyle de gerçek  egoist insanlar beni hep soğutur. Neyse efem aklınızı fazla kullanmanıza gerek kalamayan isminden kıllanıp olayları çorap söküğü gibi takip edeceğiniz bir kitap .

benden bu kadar esen kalın efem 🙂

James Stewart Filmlerine Bakış 2

Aslında bu yazıyı bu kadar uzatmadan yazacak böyle ara vermeyecektim ama kitaplara başlayınca bir de son zamanlarda yeni bir hobim var örgü örüyorum , hiç tahmin etmezdim ama örgü insanı rahatlatıyor yani kafanı sadece oraya veriyorsun diğer her şeyi unutup rahatlıyorsun he he 🙂 bu örgü hikayesine inşalah daha sonra devam edeceğim gelelim filmlerimize .

it is a wonderful lifeit is a wonderful life çok meşhur bir film . james i oscar kazandığı filmlerden biri ve ımdb 250 listesinde yer alıyor. bu listede benim favorilerimden harvey de yer almakta. neyse bu meşhur filmimiz hayatı sorgulatıyor. her şeyi başkaları için yapan hayallerinden vazgeçen bir adamın hikayesi bir de noel atmosferi var tabi . günün birinde bu adam intihar etmeye kalkarsa ne olur onu çok seven bir sürü insan dua eder.  bu duaların karşılında ona henüz kanatlarını kazanmamış bir melek yollanır eğer melek işini iyi yaparsa kanatlara kavuşacaktır. george ise hiç doğmamış olmayı diler. meleğimiz onun dileğini yerine getirir böylece hayatın onsuz nasıl işlediğini gösterir bu detay çok hoştu. yani hiç doğmamaış olsam acaba diğerlerinin hayatını ne ölçüde etkiler ve değiştirirdi bu durum . sorulması gereken bir soru . filmle ilgili başka detaylar vermiyorum izlemeniz gereken filmlerden biri sadece . üstelik james stewart ‘ın  o ay ı senin için yakalarım replikli flörtöz halleri kaçırılmamalı. o zamanlar flört etmek çok basit ,çok sıradan ve çok doğalmış .

bir cinayetin anatomisiBir Cinayetin Anotomisi  bir gün adamın biri karısına tecavüz ettiği için birini öldürür yani onun söylediği sebep budur. parasızlıkla boğuşan kahramanımız da bir avukattır. avukatımız bu davayı alır ve film sizi sorularla baş başa bırakır acaba katil gerçeği mi söylüyor yoksa bahane bir uydurma mı . olur da gerçeği söylemiş olsa bile böyle bir sebep cinayet için yeterli midir . böyle durumlar da öldürmek meşru sayılır mı . kim yalancı kim değil . doğru  nedir yada haklı olan kim . bir sürü soru ve bu soruya cevap arayan avukatımız onun yardımcısı alkolik bir avukat daha ve sekreter bunun yanında katilin  karısı , öldürülen adamın yakınları , hakim, duruşma salonu, savcı vs. derken mahkeme koridorlarında ilerleyen bir film . devamlı sordurup meraklandıran ama gerçeği de sonuna kadar vermemekte ısrarlı güzel bir film . tavsiye olunur .

jkjArka Pencere  çok ünlü bir hitchcock filmi. james stewart yine göz dolduran bir oyunculuk sergiliyor ama yanında bir de güzeller güzeli grace kelly var.  ayağını kıran bir gazeteci ona bakan bir hemşire ve gazetecinin sevgilisi . oyuncu kadrosu çok değil. mekan ise zaten tek mekan . bu sıkıntıdan patlayan gazetecimiz elinde dürbünü bütün gün komşuları izler ve bir gün bir cinayete tanık olduğunu düşünür. hemen sevgilisine anlatır önce kimseler inanmaz ona ama sonra hemşire ve sevgili ile birlikte katilin peşine düşerler. son sahneleri oldukça iyi olan gerilim türlerinde kendine iyi bir yer edinmiş güzel bir film .

gelelim son filmimize  The Philadelphia Story (1940) Bu film kimilerine göre çok güzel kimilerine göre ise kötü . Bana göre ise hem james stewrt hem de carry grant ın performansını izleyebileceğiniz ender bir film.  ayrıca filmin temposunu ve asla kestiremediğiniz sonunu hesaba  katarsak süprizli de bir film .

Tracy Samantha Lord Haven (Katharine Hepburn) zengin bir kadın, ilk kocasından kanlı jhkhkbıçaklı ayrılmış yeni nişanlısıyla evlilik hazırlığında bir kadın . C. K. Dexter Haven (Cary Grant), ise eski koca oluyor. Macaulay “Mike” Connor (James Stewart) ise istemeden de olsa magazin servisi için çalışan bir gazeteci.  tracy nin düğünü herkes için çok önemlidir bu yüzden ünlü magazin gazetesinin sahibi mike ‘a bu düğünü haber yapmasını söyler. mike tabi ki de burun kıvırır ama paraya da ihtiyacı vardır bu yüzden sevmediği bu işi kabul etmek zorunda kalır. mike ın bu çok gizli düğüne sızmasını sağlayacak olan kişi de eski koca c.k dexter haven ‘dır. düğünden önce bu üçlü bir araya gelir .nişanlı ,  gazeteci kadın , aile üyeleri falan derken temposu hiç düşmeyen bir film çıkar ortaya .

komik yanları da çok, düşündürmüyor ama eğlendiriyor. james stewart ın her defasında c.k dexter hevan demesi beni bitirdi. ismin o kadar uzun olması ile dalga geçip yine de hep tam ismi söylemesi , o sarhoş olduğu sahne , kütüphnecinin eski usul ingilizcesiyle kafa bulması falan çok güzeldi. bu oyunculuğu ile akademi ödüllerinde en iyi aktör ödülünü de kazanmış hakkıdır. beni daha çok şaşırtan ise carry grant oldu. james tamam da ondan böyle güzel bir performans beklemiyordum . malum ben james hayranıyım . gregory peck i de yakışıklılık olarak beğenirim ama carry grant ı o kadar filmde izlememe rağmen ondan ne bulduklarını idrak edememiştim. buradaki oyuncluğu ile anladım . ikisinin karşılıklı sahnelerinde kendimi james i değilde carry i izlerken buldum o sarhoş sahnesindeki diyalogları ile james iyi iş çıkarmıştı ama carry hiç söze dökmeden mimikleriyle başarıyor bunu. film boyunca onun o havası karakterin sevimli ve zıpır halleri falan çok hoşuma gitti. hitchcock james stewart yerine carry grant ı tercih edermiş. rivayet olunur ki vertigonun başarısızlığını james in yaşlılığına bağlayan yönetmen ondan dört yaş büyük olan carry grant ile yapmış yeni filmini oysa daha öncesinde bu projeden james e bahsetmiş ve o bu proje için oldukça heyecanlıymış.  bana kalırsa ben james i tercih ederim ama carry grant ın da hakkını yemeyelim oldukça iyi bir oyuncu olduğunu kabul etmem gerekir. keşke böyle ustaları birlikte izleyebileceğim daha başka bir sürü film olsa.

filmde bir de küçük kızkardeşin dileği var ama dilek değilde beddua gibi bir şey ” tanrım ne olur bir şeyin olsun buralarda olması mümkün olamayan , hiç olmamamış bir şey olsun ”

bir yaznın daha sonuna geldik efem esen kalın 🙂

Umutsuz Aşkın Gözyaşları – Deeanne Gist

umutBu gün biriktirdiğim bütün yazıları yazmak istiyorum çünkü dün sağ olsn canım arkadaşım nilü den yei kitaplar aldım yazıları yazıp yine okumaya devam edeceğim .

İlk defa okuduğum yazarlardan biri de bu . Ben romans severim tabi ara sıra öyle ardı ardına okunmaz bu kitaplar insanı bayar. şöyle beş altı kitaptan sonra araya kafayı dağıtıcı olarak serpiştirilince güzel oluyor. Kitabın konusuna gelirsek ingilterede eğitimli bir leydi olan costance sürgüne gönderilen amcasını son defa görmek için gemiye biner. planı gemi hareket etmeden önce çıkıp gitmektir ama gemi kaptanı tarafından zorla alı konur ve tütün karşılığından amerikalı bir adama gelin diye satılır. amerikan kolonilerinde tütün çok değerli olduğundan orada nüfusun artırılması şartttır ama bunun için gönderilecek gönüllü gelinler olmadığından sadece suçlular, sürgüne göndrilenler falan var. neyse efem costance ve drew in aşk hayatı yani gelişecek olan aşk hayatı ve bunun yanında koloni hayatı insanların yaşayış biçimleri , yerlilerle sorunlar falan anlatılıyor.

bir romans tan sizi bilgiendirmesini falan bekleyemezsiniz tamamen kurmacadır bu kitaplar ama kitabı okurken hiç bir şeyleri olmadan nasıl yaşadıklarını hayal ettim. gözümde o eski devirler ve yaşanılan sıkıntılar canlandı Allaha şükürler olsun ben böyle bir dönemde yaşamamışım yokluk ne kadar kötü bir şey teknoloji falan yok onu anladım ama en basit temel insan gereksinimleri için olan icatlar bile yok . nasıl bir hayatmış o koloni hayatı . neyse efem yazarımız yerlilerle kolonicilerin şavaşından da bir parça bahsetmiş  ne kadarı doğruysa artık. sıkmayan ama benim favorim de olmayacak bir kitaptı. şöyle değişiklik olsun diyenler okuyabilir fazla bir şey beklemeden tabi 🙂