KİTAPLAR DA OLMASA …

indir (1)-horz

kitaplarda olmasa halim yaman iyi ki onlar varda arada sırada kaçıp nefe alıyorum . madem gizli okuyucularım varmış deli gibi kendi kendime takılmıyormuşum o zaman bir yazı daha yazmanın zamanı gelmiş. üç kitaptan bahsedeceğim kısa kısa . ilki ödünç aldığım mahalle kahvesi adlı sait faik öykü kitabı ben bu kitabı çok sevdim baya hoşuma gitti . karakterlerinden olsa gerek sait faik i kendime çok yakın buldum dili anlatımı betimlemeleri falan hepsi yerli yerindeydi ve anladım ki yazmaya devam edecek olsam roman değil hikaye yazarım , hikayeci olurmuş benden kısa kısa yazıp kesmek tam bana göre 🙂

 

hortlak yine kısa öykülerden derlenmiş bir kitap , bir çok ödüllü hikaye ve yazarı bir araya getirmiş. içinde güzel hikayeler de var beğenmediklerim de alıp okuyun diyemiyorum ama olur da elinize geçerse içerisinde bir iki hikaye çok güzel benden söylemesi 🙂

ve ölümün soğuk sesi bu yazarın üç kitabı var bende kardeşim hep onu almış nedense bu yıl ben kendim doğru düzgün kitap satın alamadım 😦 eldekilerle yetindim hediyeler geldi , ödünç aldım falan derken aban gerek kalmadı gerçi son zamanlarda stok azaldı habersiz gelen kitap kargoları bu yüzden çok mutlu ediyor 🙂 neyse efem konu çok dağıldı. yazar polisiye yazıyor ee ben severim polisiye zaten güzel yazıyor öyle oowwoow falan olmadım ama tarzını falan sevdim basit fakat akla uygun yazıyor. hikaye okunuyor akıcılık da falan sorun yok sadece kurgu hemen tahmin ediliyor her şey açık ve seçik ortada olunca ben biraz sıkılıyorum şaşırmak falan istiyorum oysa bu yazarda her şeyi tahmin ediyorum buna rağmen kitaplarını sıkılmadan okuyorum o da ilginç bir şey beni yakaladı bir yerden 🙂 ilk kitabı daha başarılı buldum ve her kitabında seçtiği çıkış noktası ve konu benzerlikleri olmasa daha iyi olur . hep aynı tema sıkıcı oluyor. karakter analizleri de çok iyi değil daha iyi işlenebilir ama güzel bir alternatif sevdim . denk gelirsem yine kitabı alır okurum arada değişiklik de yapmak lazım 🙂

 

benden bu kadar ama şimdilik çünkü çok güzel kitaplar hediye olarak geldi yakında onları da yazmak için burada olurum 🙂

yaşasın kargolar yaşasın kitaplar yaşasın yeni dünyalar 🙂

 

iyice saçmalamadan kaçtım esen kalın efem 🙂

Sır Perdesi- Luca Martinelli

sir-perdesi-luca-martinelli1Sır Perdesi polisiye bir kitap . Ablam ben polisiye severim diye almış bana getirdi. Hikaye bir sherlock holmes hikayesi . Kitap sherlock ‘un Dr. watson’ ına yazdığı bir mektupla başlıyor. Aslında ölmediğini herkesi nasıl ve niye kandırıp kendini ölü gösterdiğinden bahsettikten sonra ortalarda görülmediği bunca zaman ne yaptığını anlatmaya başlıyor. sherlock bir görev için italyadadır ve orada işler karışır. cinayetleri çözme işi de bizim dedektifin başına kalır.

 

çok ilginç olmayan , polisiyesi sizi şaşkınlığa düşürmeyecek , gayet basit ve anlaşılır bir kitap . okuması kolay , akıcı denebilinir, güzel yazılmış fakat tek kusuru çok heyecanlı falan olmaması , herşeyin öyle gözünüzün önünde olduğu polisiyeleri sevmem biliyorsunuz beni şaşırtacak çok süprizli bir şey olması lazım bu öyle değildi. fakat haksızlık da yapmak istemiyorum okunabilir bir kitap. benden söylemesi.

Tavan Arasındaki Buda – Julie Otsuka

tavan-arasindaki-buda-julie-otsuka-Kitap serüvenime devam ediyorum. Nur dan aldığım kitaplardan birirydi bu kitap. Japon bir yazar tarafından  kaleme alınmış . hikaye evlenmek için yazıştıkları adamlar için amerikaya giden bir grup japon kadınını anlatıyor. onların orada aldatıldıklarını öğrenmeleri ve evlendikten sonra yaşadıkları üzerine gelişen bir kitap.

hikaye japonlar hakkında olabilir ama anlatılanlar oldukça bu topraklara özgü . kadınların yaşadıkları geçmiş yıllarda ücra köylerde , doğuda veya belki hala şimdiler bile yaşanan hikayeler. her şeyi ile bana bir anadolu hikaye izlenimi verdi. kadınların hayatı dünyanın her yöresinde aynı şekilde öngörülmüş ve onların kaderi hep başkaları tarafından çizilmiş. onca zorluk , gurbet de yaşam sıkınıları derken bir de araya savaş girer ve amerika artık düşman olarak gördüğü japonları istemez olur. bu durumda göçmen konumunda olupda kendilerine bir yurt bir vatan bir hayat inşa eden japonlara ne olur. bu da kitapta yer alıyor. gerçekten iyi bir kitap olmuş. sevdim efem 🙂

kitabın tasarımını da çok sevdim . böyle farklı kapaklı daha çok eski yıllara aitmiş görünümlü kitapları seviyorum. kısacası olurda bulabilirseniz tavsiye olunur .

Pal Sokağı Çocukları – Ferenc Molnar

palSize çok sevdiğim, daha yeni okuduğum bu yüzden geç kaldığım için kendime haylice kızdığım bir kitaptan bahsedeceğim. Pal sokağı çocukları bir çocuk kitabı ama bence böyle genelleme yapmaya hiç gerek yok çünkü ayrıca bir yetişkin kitabı da olabilirmiş. hele de bu günlerde arkadaşlık , dostluk nedir unutan yetişkinlere özellikle tavsiye edilmeli.

hikaye çok güzel bir açıdan da çok buruktu. ben kitabı bir günde okudum zaten kısa olması ve kitabında bırakılamayacak kadar güzel gitmesi yüzünden hemen bitiveriyor.  Bu kitap pal sakoğında yaşayan bir grup çocuğun hikayesi onların ve oyun oynadıkları o boş arsanın nasıl savunulduğunun hikayesi. çocukların o kendine has oyunları ve yetişkin vari durumları beni pek eğlendirdi. as üst ilişkileri ,dernekleri falan baya güzeldi hele savaş sahneleri 🙂

kitabı beğenmemin bir nedeni de sanırım o boş arsaya yabancı olmamamdan kaynaklanıyor. doksanlarda geçen çocukluğum , oyun arkadaşları , sokakta boş arsada birleşen çocuklar ve dostluk bunların hiç biri bana yabancı değil. ben bu kitapla bir günlüğüne de olsa çocukluğuma döndüm tabi hafızamın bana izin verdiği ölçüde . bu yüzden çok sevdim tavsiye ederim . hala çocuk kalan yanınıza hitap eden sıcacık ve hüzünlü bir hikaye sizleri bekliyor . benden söylemesi 🙂

İstanbul Hatırası – Ahmet Ümit

is

Bu günlerde beni bir okuma sevdası aldı gidiyor. Malum severim kitap okumayı hele de bir huyum vardır ki bir şeye başlayıp uzun süre hep aynı şeyi yapmak şimdi de sağ olsunlar nilü , nur ve ablam sayesinde elimde bir sürü kitap oldu. ödünç kitaplar beni benden aldı ve kendimi devamlı kitap okurken buldum.

Bu kitap Ahmet Ümit kitabı okumammış bendeniz için bir tanışma vesilesi oldu. Nilü ‘den aldım kitabı . Aslında polisiye kısmı beni pek tatmin etmedi. sonu falan belliydi. Katilleri anlamak güç değildi. Fakat kitabın sonlarına doğru anladım ki bir kitap bir insanı ancak bu kadar bilgilendirebilir. İstanbul ve tarihi ile ilgili hiç bilmediğim bir sürü şey öğrenmiş oldum. Bunu ancak kitabı bitirmeye yakın fark ettim. Belki fazla meraklanadırmıyor , öyle yaancı polisiyeler gibi ağzınız açık kalmıyor ama kitap size okuduktan sonra kendinizi geliştirebileceğinizin garantisini veriyor. Bir sürü yeni bilgi ve ben İstanbulu hiç bilmiyormuşum nidaları ile sonlanacak . Ayrıca kitaptan sonra tarih merakınız artacak ve hemen müzeleri gezmek isteyceksiniz. Hikayenin anlatışı , uslup falan iyiydi. yalnız bazı yerlerde sıkıldım nevzat komiserin özel hayatı mesela hiç mi hiç ilgimi çekmedi. ama o da hikaye için gerekliydi tabi . bundan sonra başka kitaplarını da alıp okumak istediğim yazarlar arasına girdi Ahmet Ümit , polisiye için alıştığımın dışında olsa da bilgi için güzel kitaptı vesselam .

kısacası sevdim 🙂

The Lodger ve Cry Wolf

iki polisiye türünden bahsetmek istiyorum . the lodger yani kiracı kendisine örnek olarak karındeşen jack i almış olan bir katil hayat kadınlarını öldürür . dedektifler de yaptıkları araştırmada bu katilin yedi yıl önce iki hayat kadınını öldüren kişi ile aynı olduğunu keşfederler . fakat ortada bir sorun vardır yeni sene evvel birini katil olarak yakalayıp asmışlardır. suçsuz birini astığı için dışlanan bir dedektif onun çaylağı , katil , kiracı ve hastalıklı bir kadın etrafında şekillenen bir öykü. hikaye boyunca katil size direk olarak verilse de şüpheye düşürmek için baya uğraşılmış acaba katil kim sorusu için emek vermişler ama ben yemem benim için sıradan bir hikaye olsa da  türe yabancı olanlar için kafa karıştırıcı olabilir katil kim sorusu içinde dedektif mi , güvenlik görevlisi mi , karısı mı , kiracı mı diye soruyorsunuz bir de şizofreni var tabi ama klasik olarak olayı beklenen sona bağlamadığı için bir şans verilebilinir bir polisiye olduğunu düşünüyorum.  polisiye de çok seçici olduğum için bu bir övgü tavsiye edilir.  mükemmel olmasa da iyi vakit geçirirsiniz , merak unsuru fazla olmasa da biraz da olsa düşünmeye iten bir film.

cry wolf ise bir grup öğrencinin bir yalan oyunu oynamasıyla çığırından çıkan işleri anlatıyor.  bir katil ile ilgili uydurulan bir yalan bütün okulda kasıtlı olarak yayılır. bunu yapan gençlerden biri bu yalanın gerçeğe dönüştüğünü iddia edip diğerlerini uyarmaya çalışır.  ama kimseyi inandıramaz . o kovalamaca içerisinde kendini ve diğerlerini ölümden kurtarmaya çalışırken farkında olmadan bir tuzağın içine çekilir. aslında tahmin edilebilinir bir film ama çok da kötü değil. bunun arkasında ki zekayı izlerken sıkılmıyorsunuz fakat bence katili bu kadar belli etmemeliydiler o zaman gerçekten iyi bir film olurdu. neyse çok konuşmayalım polisiye türünde iki  film izlemek isteyenlere duyurulur . esen kalın efem 🙂

ÇALIKUŞU

Bazı hikayeler var hepimiz biliriz , uyarlamalarını izlemişizdir veya bir yerden duymuşuzdur ama bu kadar aşina olmamıza rağmen okumamışızdır Çalıkuşu da benim için öyle bir hikaye işte. Feride’nin hikayesini Türkan Şoray , Kartal Tibet uyarlaması filmden bilirim ben . Ne zaman çalıkuşu dense aklıma hep bu uyarlama gelir ama kitabını okumamıştım. Geçen gün kendi kitaplığımda hiç bir şey bulamayınca kardeşimin kitaplığını talan ettim orada karşıma çıktı kitap . Bende kitapların hep daha iyi olduğunu bildiğimden başladığım okumaya . O kelimeler, o uslup, yazarın tarzı, anlatışı asla uyarlamalada can bulamıyor gibi gelir bana . Sonunu bilsem bile kitaptan aldığım tad hep bambaşka olur. Her şeyi bildiğim halde öyle bir heyecanla okudum ki kitabı iki güne kalmadan bitirdim. Kardeşlerime kitap çok güzelmiş dediğimde yerin dibine soktular beni , ne yani sen daha okumamış mıydın diye ki kendileri okumuşlar . Ben tabi , nasıl siz okuduğunuz mu dedim meğerse ödevleriymiş bu kitap her öğrenciye veriliyormuş ve ödev için kitabı alan da benmişim balık hafıza nasıl unuttum 🙂

Sevecek  bir hakiki insan bulanlara şaşmak lazım. .. Çünkü onun bir hayalisini bulmak bile o kadar güç , o kadar güç ki (feride )

Sevmek denen şeyin rolü bu kadar insanı yakıp titretecek bir şey olursa , kendisi, kim bilir neydi ? ( feride )

Çalıkuşu’nu çok sevdim . hatta okuduktan  sonra ara sıra hikaye blogunda karaladığım bir kaç kelimeden utandım . fazla mı cüret göstermişim dedim. bu hikaye bana biraz da Jane Eyre ‘yi hatırlatıyor . iki hikaye de de kadınların yaşamları benzer gibi Jane de Feride de sevdikleri adamların yalanlarını öğrenip bir gece vakti evden kaçıp bir bilinmeze yol alıyorlar . ikisi de kendi parasını kazanıp bu hayatta kendi mücadelelerini veriyor ve  ikisi de unutamadıkları aşklarına geri dönüyor . fazlasıyla benzer hikayeler.

artık aklıma bile getirmediğim Kamuran ‘ın o kadar nefret ettiğim gözleri , beni yeşil renge garez etti. şimdi gayet iyi hatırlıyorum Kamuran , ben evvelden de senden şimdiki kadar nefret ettiğim zamanlarda da gözlerine garezdim. bu garez başladığı zaman daha on iki yaşımda yoktum. kendinde elbette unutmamışsındır. ikide bir , avuçlarıma toz doldurarak yüzüne serperdim.  bu yalnız bir çocuk yaramazlığı mıydı acaba ? hayır güneş işlemiş yosunlu denizler gibi içlerinde hileli hareler dolaşan gözlerini acıtmak içindi.

Kitapta bir sürü kısım var beni benden alan. ama beğenmediğim bir kısımda var. Kitabın sonunda Kamuran ‘ın o saçma sapan savunması . Reşat Nuri bir erkeğin ağzından anlatsaydı bu kadar etkilemezdi beni. Ama bir kadının ağzından bu kadar güzel empati kurabilmesi çok etkileyici .  Sanki Feride gerçekten vardı , okurken o günlükteki düşünceleri , duyguları öylesine iyi verilmiş ki Feride karşımda can buldu. hayal etmedim inandım öyle gerçekçi geldi bana. Buraya kadar çok iyi bir tabloydu ama sonunda Kamuran ‘ı affeden Feride işte buna inanmak istemiyorum. doğru kitap boyunca onun hiç unutmadığını kendi ile çeliştiğini görüyoruz fakat yine de onun Kamuran ‘ın saçma sapan ot kokusunu duymak için sarı çiçeği yüzüne yaklaştırması muhabbetine kanması çok sinir bozucu. Müjgan gibiyim . Kalpsizsin  Kamuran kalpsizsin . Kendin ettin kendin buldun. Feride ‘nin Kamuranla nişanlıktan sonra ondan kaçmasını , sevgisini gösterememesi o mahcubiyetini anlıyorum.  Ne kadar tuhaftır ki filmini seneler evvel izlediğimde Ferideyi suçlu bulmuştum Kamuran ‘a üzülmüştüm şimdi kitabı okuduktan sona Kamuran’ a kızıyor Ferideyi anlıyorum.  ne kadar ilginç 🙂

“Kuşlar, ne istediğini bilmeyen zavallı, akılsız mahluklar. Kafesten kaçıncaya kadar türlü türlü üzüntüler içinde çırpınıyorlar. Fakat, sanır mısınız ki, dışarıda daha fazla bahtiyar olacaklar? Hayır, buna imkân yok. Ben, öyle sanıyorum ki, bu biçareler her şeye rağmen kafeslerine alışıyorlar, açık havaya kavuştukların zaman bir dal üstünde, başlarını kanatları içine gizleyerek gerçirdikleri gecelerde sabaha kadar bu kafesi düşünüyorlar, küçük gözlerini pencerelerin aydınlığına dikerek hasret çekiyorlar. Kuşları zorla kafeslerde alıkoymalı, zorla, zorla – feride

Kamuran’ a gıcıklığımı bir kenara bırakırsak kitabı çok beğendim . keşke Feride , İhsan bey ‘e varsaydı Kamuran da o aşk ile yazdığı sarı çiçekle kalsaydı . öyle bir mektubu yazıp da ben Ferideyi seviyorum demesi bana çok yapmacık geliyor ama neyse yazar seviyor bu adam demiş bize de inanmak kalıyor 🙂

Kadın, kocası başka bir kadını sevdiği halde kocasını bırakamamaktadır. Feride kızar. “İnsan, kendini aldatan bir erkeği nasıl sever? Ben bunu anlamıyorum. Ben bir kız biliyorum evleneceğine iki gün kala nişanlısının kendisini başka bir kadınla aldattığını öğrendi, bu fena adamın yüzüğünü başına attı ve yabancı bir memlekete kaçtı. Kadının sözleri Feride’nin zaten zaten acıyan yüreğini daha da acıtır:
“Sonradan pişman olmuştur o kız, hemşireciğim. Acırım ona. Yüreği hasretten göz göz olmuştur. Sen, kurşunla vurulanları işitmedin mi, be hemşireciğim? Bazıları, vurulduklarının farkında bile olamazlar, üç, beş adım koşarlar, kaçıp kurtuluyoruz sanırlar. Yara sıcakken acımaz, hemşireciğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?…”

Defalarca okuduğum akşam güneşini de okuyup yazarım bakalım ne kadar değişecek düşüncelerim. O kitabı okudum da her seferinde tarih atmışım 2000 ve 2001 yıllarında okumuşum bunca yıl sonra tekrar okumak farz oldu.

Dağlarda ismini bilmediğim bir ot yetişir.Feride,insan onu daima koklarsa,bir zaman sonra kokusunu daha az duymaya başlar.Bunun ilacı,bir zaman kendini ondan mahrum etmektir.Hatta bazen,sırf o eski güzel kokuyu yeniden bulmak hırsıyla herhangi bir kokuyu,mesela bir manasız “sarı çiçeği” yüzüne yaklaştırır  – kamuran

Ve merak ediyorum bir kadını bu kadar iyi anlayıp bu kadar iyi tasvir eden bir yazar neden Kamuran ‘a bu kadar merhamet göstermiş onu sonunda mutlu etmiştir. Başka bir yazıda görüşünceye dek esen kalın efem 🙂