ÇALIKUŞU

Bazı hikayeler var hepimiz biliriz , uyarlamalarını izlemişizdir veya bir yerden duymuşuzdur ama bu kadar aşina olmamıza rağmen okumamışızdır Çalıkuşu da benim için öyle bir hikaye işte. Feride’nin hikayesini Türkan Şoray , Kartal Tibet uyarlaması filmden bilirim ben . Ne zaman çalıkuşu dense aklıma hep bu uyarlama gelir ama kitabını okumamıştım. Geçen gün kendi kitaplığımda hiç bir şey bulamayınca kardeşimin kitaplığını talan ettim orada karşıma çıktı kitap . Bende kitapların hep daha iyi olduğunu bildiğimden başladığım okumaya . O kelimeler, o uslup, yazarın tarzı, anlatışı asla uyarlamalada can bulamıyor gibi gelir bana . Sonunu bilsem bile kitaptan aldığım tad hep bambaşka olur. Her şeyi bildiğim halde öyle bir heyecanla okudum ki kitabı iki güne kalmadan bitirdim. Kardeşlerime kitap çok güzelmiş dediğimde yerin dibine soktular beni , ne yani sen daha okumamış mıydın diye ki kendileri okumuşlar . Ben tabi , nasıl siz okuduğunuz mu dedim meğerse ödevleriymiş bu kitap her öğrenciye veriliyormuş ve ödev için kitabı alan da benmişim balık hafıza nasıl unuttum 🙂

Sevecek  bir hakiki insan bulanlara şaşmak lazım. .. Çünkü onun bir hayalisini bulmak bile o kadar güç , o kadar güç ki (feride )

Sevmek denen şeyin rolü bu kadar insanı yakıp titretecek bir şey olursa , kendisi, kim bilir neydi ? ( feride )

Çalıkuşu’nu çok sevdim . hatta okuduktan  sonra ara sıra hikaye blogunda karaladığım bir kaç kelimeden utandım . fazla mı cüret göstermişim dedim. bu hikaye bana biraz da Jane Eyre ‘yi hatırlatıyor . iki hikaye de de kadınların yaşamları benzer gibi Jane de Feride de sevdikleri adamların yalanlarını öğrenip bir gece vakti evden kaçıp bir bilinmeze yol alıyorlar . ikisi de kendi parasını kazanıp bu hayatta kendi mücadelelerini veriyor ve  ikisi de unutamadıkları aşklarına geri dönüyor . fazlasıyla benzer hikayeler.

artık aklıma bile getirmediğim Kamuran ‘ın o kadar nefret ettiğim gözleri , beni yeşil renge garez etti. şimdi gayet iyi hatırlıyorum Kamuran , ben evvelden de senden şimdiki kadar nefret ettiğim zamanlarda da gözlerine garezdim. bu garez başladığı zaman daha on iki yaşımda yoktum. kendinde elbette unutmamışsındır. ikide bir , avuçlarıma toz doldurarak yüzüne serperdim.  bu yalnız bir çocuk yaramazlığı mıydı acaba ? hayır güneş işlemiş yosunlu denizler gibi içlerinde hileli hareler dolaşan gözlerini acıtmak içindi.

Kitapta bir sürü kısım var beni benden alan. ama beğenmediğim bir kısımda var. Kitabın sonunda Kamuran ‘ın o saçma sapan savunması . Reşat Nuri bir erkeğin ağzından anlatsaydı bu kadar etkilemezdi beni. Ama bir kadının ağzından bu kadar güzel empati kurabilmesi çok etkileyici .  Sanki Feride gerçekten vardı , okurken o günlükteki düşünceleri , duyguları öylesine iyi verilmiş ki Feride karşımda can buldu. hayal etmedim inandım öyle gerçekçi geldi bana. Buraya kadar çok iyi bir tabloydu ama sonunda Kamuran ‘ı affeden Feride işte buna inanmak istemiyorum. doğru kitap boyunca onun hiç unutmadığını kendi ile çeliştiğini görüyoruz fakat yine de onun Kamuran ‘ın saçma sapan ot kokusunu duymak için sarı çiçeği yüzüne yaklaştırması muhabbetine kanması çok sinir bozucu. Müjgan gibiyim . Kalpsizsin  Kamuran kalpsizsin . Kendin ettin kendin buldun. Feride ‘nin Kamuranla nişanlıktan sonra ondan kaçmasını , sevgisini gösterememesi o mahcubiyetini anlıyorum.  Ne kadar tuhaftır ki filmini seneler evvel izlediğimde Ferideyi suçlu bulmuştum Kamuran ‘a üzülmüştüm şimdi kitabı okuduktan sona Kamuran’ a kızıyor Ferideyi anlıyorum.  ne kadar ilginç 🙂

“Kuşlar, ne istediğini bilmeyen zavallı, akılsız mahluklar. Kafesten kaçıncaya kadar türlü türlü üzüntüler içinde çırpınıyorlar. Fakat, sanır mısınız ki, dışarıda daha fazla bahtiyar olacaklar? Hayır, buna imkân yok. Ben, öyle sanıyorum ki, bu biçareler her şeye rağmen kafeslerine alışıyorlar, açık havaya kavuştukların zaman bir dal üstünde, başlarını kanatları içine gizleyerek gerçirdikleri gecelerde sabaha kadar bu kafesi düşünüyorlar, küçük gözlerini pencerelerin aydınlığına dikerek hasret çekiyorlar. Kuşları zorla kafeslerde alıkoymalı, zorla, zorla – feride

Kamuran’ a gıcıklığımı bir kenara bırakırsak kitabı çok beğendim . keşke Feride , İhsan bey ‘e varsaydı Kamuran da o aşk ile yazdığı sarı çiçekle kalsaydı . öyle bir mektubu yazıp da ben Ferideyi seviyorum demesi bana çok yapmacık geliyor ama neyse yazar seviyor bu adam demiş bize de inanmak kalıyor 🙂

Kadın, kocası başka bir kadını sevdiği halde kocasını bırakamamaktadır. Feride kızar. “İnsan, kendini aldatan bir erkeği nasıl sever? Ben bunu anlamıyorum. Ben bir kız biliyorum evleneceğine iki gün kala nişanlısının kendisini başka bir kadınla aldattığını öğrendi, bu fena adamın yüzüğünü başına attı ve yabancı bir memlekete kaçtı. Kadının sözleri Feride’nin zaten zaten acıyan yüreğini daha da acıtır:
“Sonradan pişman olmuştur o kız, hemşireciğim. Acırım ona. Yüreği hasretten göz göz olmuştur. Sen, kurşunla vurulanları işitmedin mi, be hemşireciğim? Bazıları, vurulduklarının farkında bile olamazlar, üç, beş adım koşarlar, kaçıp kurtuluyoruz sanırlar. Yara sıcakken acımaz, hemşireciğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?…”

Defalarca okuduğum akşam güneşini de okuyup yazarım bakalım ne kadar değişecek düşüncelerim. O kitabı okudum da her seferinde tarih atmışım 2000 ve 2001 yıllarında okumuşum bunca yıl sonra tekrar okumak farz oldu.

Dağlarda ismini bilmediğim bir ot yetişir.Feride,insan onu daima koklarsa,bir zaman sonra kokusunu daha az duymaya başlar.Bunun ilacı,bir zaman kendini ondan mahrum etmektir.Hatta bazen,sırf o eski güzel kokuyu yeniden bulmak hırsıyla herhangi bir kokuyu,mesela bir manasız “sarı çiçeği” yüzüne yaklaştırır  – kamuran

Ve merak ediyorum bir kadını bu kadar iyi anlayıp bu kadar iyi tasvir eden bir yazar neden Kamuran ‘a bu kadar merhamet göstermiş onu sonunda mutlu etmiştir. Başka bir yazıda görüşünceye dek esen kalın efem 🙂

Anime Karakterine Vurgun Olmak

Ben animelerdeki o yakışıklı çocukların o cool havalarına rağmen sımsıcak duyguları ile masum sevgilerine gıpta ile bakıp vurulan bir faniyim. Ortalıkta harem mimn ‘i dolaştığında benim aklıma ilk anime karakterleri gelmişti . Ne yapayım gerçek olmayan bu karakterler insanı kendine bağlıyor efem 😦

Hemen bir liste hazırladım. Paylaşmasam olmazdı he he 🙂

İlk aşklarımda sayılır Mamaru ona bir selam vermesem olmaz . O bir kahraman , o bir yakışıklı , o bir olgun kişilik , o cool kırmızı güllü , smokinli bir efsane.

Ve gelmiş geçmiş en sevimli esas karakter .İnsanın şirinliğinden , saflığından gözlerini kör eden karakter. O üzüldüğünde ben üzüldüm ya işte o kadar sevilesi kazehaya

Ay şimdi sırada öyle bir saftirik var ki tutulmamak elde değil. Köşesinde mantar yetiştiren masum köylü edalı bir asilzade.

Suou Tamaki

Ve her şeyde birinci , bay mikemmel , izledikten sonra evde her yerde takeshima kei diye dolandığım kei kei diye haykırdığım bir harika- i abide 🙂

Güzel olmasa hayatta olmasının bir anlamı olmadığını haykırdığı o sahnelerde beni benden alan bir şahsiyet howl tabi ki

Ve en sevilesi yaratıklarından biri usui takumi insanı sevgi seline sürükleyen o çekici tavırlarıyla tarif edilmez bir mucize 🙂

Karizma ise karizma sevimlilik ise sevimlilik , kişilik ise kişilik her şeyin eksiksiz bir bütün olduğu yegane karakter Tsuruga_ren

En kaçık anime karakterlerinden biri tsukasa domyoji  insanı hem sinir eden hem deli eden ama yine de sevmeden edemediğim bir karakter

Ayrılmaz ikili ren ile andou ikisi ayrı ayrı da harika olan ama yan yana gelince tadından yenmez olan iki kendine has kişilik 🙂

Çocukluğumuz karizması , asi genç , ölümüne sadık , fedakar aşık terry ‘i unutmadım tabi

Ve zekalarına hayran olduğum iki kişilik ile bitiriyorum L ve LİGHT

PEKİ SİZİN UNUTULMAZLARINIZ KİMLER ?

Yağmurdan Önce Yağmurdan Sonra

Kabhi Khushi Kabhie Gham  bir diğer adı ile sevinçte ve kederde olan hint filmi diğer hint filmleri gibi oldukça uzun bu yüzden ben filmi parça parça izlemiştim. Tek seferde izlemek çok zor olsa gerek .

Bir aile filmi bu film. Zaten başlarken bu film anne baba sevgisi üzerinedir diyor. Konuya geçmeden önce bu hintlilerin yeşilçamla baya bir yakınlığı var sanırım. Filmin dram olması gereken yerlerde ben baya güldüm daha doğrusu baştan sona güldüm. O danslar şarkılar tamam da baş roldeki adamın transparan giymesi , yağmur yağması falan. Sonra o çocuğun ingiltereye gidişinde verilen sahneler beni yerlere yatırdı. Komik ötesi bir durumdu 🙂

Konu ise zengin bir aile bir çocuğu evlatlık almıştır. Dokuz yıl sonrada bir çocukları daha olur. Çok mutlu mesut yaşarlar. Ama bir gün bu evlat edinilen çocuk sosyal statüsü farklı kısacası fakir mi fakir hatta hint fakiri bir kıza aşık olur. Tabi zengin baba karşı çıkar. Hemen itiraz eder. Çocukta evi terk edip bu kızla evlenir. Aradan on yıl kadar geçer. Küçük kardeş abisini bulup ailesinin barıştırmak için yollara düşer. Abisinin baldızına da vurulur bu arada .

Konuyu özetledik. Bu filmi kimler izlesin. Hint filmi sevenler, uzun filmlere tahammül edenler, fazla beklenti içine girmeyip eğlenceli zaman geçirmek isteyenler ha bir de baş roldeki adamın acısını belli etmek için kafasını köpek gibi salladığı yerleri küçük emraha benzetip gülebilecek kıvamda olanlar 🙂

Bu kadar yazdım ama bu filmin çok tuttuğunu en çok izlenen yapımlar arsında olduğunu söylemedim onu da belirtip kaçtım . Hadi iyi seyirler  efem 🙂

Danshi Koukousei no Nichijou

Bu animeyi bir kaç yerde gördüm. üstelik çok da güzel anlatmışlardı. Komedi olduğunu duyunca dayanamadım hemen başladım. 12 bölüm olunca da bir kaç günde bitti.

Bu animeyle ilgili fikrim bence kendi dışında bütün animelerle çok güzel dalga geçmiş.  Konusu lise çocuklarının sıradan hayatları . Böyle bir konudan yola çıkan bir anime nasıl komik olabilir diyorsanız yanılıyorsunuz. Evet romantik unsurlar yok, korku gerilim yok, fantastik öğeler , uçan kahramanlar yok ama anime o sıradanlıklarla çok özel olmuş .

Zaten animeye başlarken bu öğrencilerin gerçek ve sıradan hayatı diyor.  Yani normal şeyler olacak diğerleri ile karıştırmayın. Mesela benimde çok sevdiğim romantik animelerle dalga geçtikleri edebiyatçı kız olayını çok sevdim, sonra korku hikayeleri ile dalga geçtikleri kısımlar, karakterlerin hepsini , liseli kızları , etek muhabbetini ,  sürealist kısımları hepsi ama hepsini sevdim. Sonra çocukların hemen bir oyuna başlamasını diğer garibanın da hiç bir şey anlamamasını , her bölüm başka bir karakterle tanışmayı, öğrenci konseyini falan pek sevdim.

Hikayenin bir devamı yok anime her bölümde bir kaç olay etrafında şekilleniyor . Bir bölümün diğeriyle alakası yok. Mesela bölümler kısımlar oluyor.Liseli çocuklar ve …şeklinde .  Ben liseli çocukların böyle komik olduğunu bilmiyordum bazen haddinden fazla güldüm. Demem o ki eğlencelik anime arayanlara bir bakın derim. Zaten baktıktan sonra bırakamazsınız. Bu kahkahalar bağımlılık yapıyor 🙂

Keyifli seyirler efem. Yüzünüzden gülümseme, hayatınızdan kahkaha eksik olmasın .

Moss – Yosun

Sıradan hırsızlar boş şeyler çalar ama şeytan kalbini çalar.

Yine çok beğendiğim , çok anlatmak istediğim fakat kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir filmi anlatmak istiyorum. Bu tür filmleri izlediğimde türkiye olsa aynı böyle olurdu diyorum ama maalesef türkiyede böyle eleştirel filmler pek çekilmiyor.

Gelelim filmimize , iyi film yapmak yemek tarifi gibi sanırım bir tutam  komedi bir tutam  gerilim,  birazda  gizem ve  merak unsuru  , azıcıkta psikoloji işte güzel film üstelik  eleştiren bir film olursa tadından yenmez size de nasıl geçtiğini anlamadığınız bir kaç saat eğlence yaşatır.

Filmimizin konusuna gelirsek. Yaşlı bir adam bir köy inşa etmiştir. Çevresindeki köylülerle birlikte yapmıştır bunu. Kendisi günahtan arınmaya inanan, insanları da günahlarının bağışlanması için yardım eden biri. Bir gün yaşlı adam ölür ve o köye oğlu gelir. Babasının cenazesine katılmak için orada kalır. Fakat etrafında tuhaf bir şeyler olduğunu sezer ve araştırmaya başlar. Babasının eceli ile ölmediğine inanmaktadır. Köylü de tuhaf davranır , adam insanların ondan bir şey sakladığına emin olur.  Araştırmasını derinleştirdikçe bir sürü şey öğrenir,  kovalamaca başlar.  Bu sırada kariyerini bitirdiği savcıdan yardım istemeyi de ihmal etmez.

Filmin eğlenceli kısmı da bu savcı kendisini çok sevdim. Böyle bir adam yok. Daha ilk sahnede ”sen suçlusun ,yüzün suçlu özellikle kaşların suçlu ,seni sorgulamam bile gerek yok ” derken ben savcının özel biri olduğunu anladım 🙂 Sonra espri yeteneği de var. ” Yaşlı bir adamın parasını kaybetmesi için bir sürü yol var , kumar , kadın belki de birine kefil olmuştur yada en güzeli kumar oynayan bir kadına kefil olmuştur”   he he 🙂  kendi kariyerini bitiren bir adama yardıma gider mi bu savcı ne dersiniz 😀

Bakmayın siz filmin gerilim, gizem filmi olduğuna komedi unsuru da çok fazla mesela dedektifin incil’in göze göz dişe diş kısımını okurken”  incil bir katil ” diye bağırması beni benden aldı. Üstelik kim iyi kim kötü anlamadığımız bir film savcı  dışında 😀 İçine az biraz psikolojide eklemişler. Oldukça başarılı buldum.

Bu film bir noktadan sonra gizemin çözüldüğü filmlerden değil. Evet tahmin edilebilinir,  ki biz de filmi izlerken her şeyi tahmin ettik ama her tahminden sonra ortaya başka bir soru çıktı acaba kim doğru söylüyor , kim haklı falan diye bitirdik filmi ve finalde yine güzel bir sürprizle bitirdiler . Bu final detayını çok sevdim. Tam her şey bitti derken , aslında en baştan düşünmeye itiyor insanı .

Bir köyün ne kadar kötü olabileceğini de anlamış olduk. Sonra filmin içindeki o sistem eleştirilerini de yok saymayalım spoiler olur diye söylemiyorum.  Oldukça eğlenceli , izlerken baya güldüğüm , hem de devamlı sorular sorup düşündüğüm , gizemli bir gerilim . Böyle bir filmi kaçırmak istemezseniz . Buyurun buradan yakın efem . Winpohu’dan özel tavsiyedir 😀

Karman Çorman Bir Yazı

Bir kaç şeyi birden anlatıp kaçmak istiyorum bu yüzden ortaya karışık serisiyle başlıyorum 🙂

Eğer bir kitap okumak isterseniz Dostoyevski ‘nin Ezilenlerini tavsiye ederim . Ben Anna Karenina gibi eserler sebebiyle rus edebiyatını severim. Tabi iyi bir çeviri şart.  Çünkü yıllar önce okuduğum Anne Karenini kitabının farklı bir çevirisiyle nefret ettiğim kitap en sevdiklerimden oldu. Dilin , uslubun güzelliği çeviride hayat buluyor. Ezilenler aslında herkesin görebileceği karakterleri ve acıları barındıran bir hayattan kesit , insanları betimleme diyebilirim. Karakterleri öyle anlatıyor insanları canlandırmamak elde değil. Bütün kişilerinden nefret etmekle birlikte kitabı sevdim. Tavsiye edilir. Karakterler kötü ama her yerde olan normal insanlar. Gerçekçi bir yanı olduğunu söylemeliyim.

Yok ben eğlenmek istiyorum diyorsanız Şirinlerin filmini izleyin derim.  Çok severek izlediğim çocukluğumun şirinlerinin yeni versiyonu sizi neşelendirip , mutlu vakit geçirmenizi sağlayacaktır.  Hala o başlangıç kısmını hatırlarım ” Eğer uslu bir çocuk olursnız belki şirinleri bile görebilirsiniz. ” Tabi uslu olmadık 😀 Gargamel de hemen fişlenirdi korkunç büyücü gargamel vardı o kötüydü 🙂  Şirineninde dediği gibi bir şirin sevdim pişman değilim 😀

Yok bana gerilim , psikoloji türü bir şey lazım derseniz ortalama bir film olarak Dehşetin Gözlerini tavsiye ederim. Aslında hikayenin de sonunun da artık çok alışagelmiş ve tahmin edilebilinir olduğu kısmı görmezden gelirsek iyi bir tercih olabilir . Bu tür filmlere alışkın değilseniz şaşırtıcı bile gelir. Küçük bir  kızın büyük annesi ölür , onlara bir ev kalır . Onlarda o eve taşınır . Annesi iş bulur kızına ilgisizdir. Babası ise ona daha yakındır. Sonra kız tuhaf davranmaya başlar ve hayalet gördüğünü söyler. Annesinin ölen ikiz kardeşini gördüğünü söylemektedir. Ama annesi bu durumu red eder. Sonu ise izlemelik 🙂

Romantik bir şeyler izleyeyim diyorsanız   Jane Eyre ‘nin 2011 versiyonu ideal olabilir. Hikayeyi zaten biliyorsunuz . Daha önce izlediğim versiyondan farklı yanları var. Hikayenin anlatılış şekli pek tatmin etmese de görüntülerle iyi iş çıkarmışlar.  Başarılı 🙂

Bu da böyle bir yazı işte .  Hoş çakalın efem 🙂

”Artist ” – İnanmak Uğruna

Aslında ben yeni filmleri pek az takip ederim,  hep geriden gelirim ama bu film öyle merak ettirdi ki dayanamadım. İyi ki de izlemişim. Sessiz filmlere alışkın biri olarak hiç konuşmamalarını sorun etmedim ,  fark etmedim  bile 🙂

Siyah beyaz filmleri de pek severim. Hikaye tanıdıktı yani birinin yükselişi diğerinin düşüşü klişeydi. Yıllar önce Mehmet Aslantuğ un buna benzer bir dizisi vardı. Hikaye klişe olsa da ben filmi çok beğendim. Kendimi George Valentin ile özdeşleştirdim. Onun o aptal ve gururlu haline bakıp da onunla bütünleşmemek olmazdı di mi. Yine de tebrik ediyorum inandığı şeylere nasılda bağlı. O inandığı şey için o kadar sıkıntıya katlandı. Her şeyini kaybetti. Tebrik ediyorum . İmreniyorum böyle insanlara .

İnandıklarına sahip çıkacaksın. Ama bir de gerçek hayat var işte bu noktada gururu bir kenara bırakmak gerekiyor bu her zaman oluyor . Eninde sonunda olacağını bildiğimden filmin sonu şaşırtmadı . Olması gerektiği gibi bitti. George ilham alınması gereken bir karakterdi.

Bu da öyle bir filmdi işte . Meraklısına tavsiyemdir.