Chasing Liberty

hjBu filmden Aslı söz etmişti. Çok beğendiğini söyleyince bende hemen meraklandım tabi izleme listeme almıştım . Güzel bir film çıktı . Romantik filmleri hep birbirinin aynı bulurdum ama bunu sevdim. Üstelik yakışıklı bir elemanda vardı.

Konusu amerikan başkanının kızı özgürlük özgürlük diye yakınırken bir şekilde korumalarını atlatıp kaçar ona yardım eden bir adamla ülke ülke kaçarken bu adam aşık da olur fakat bilmediği sevdiği adamında onun peşindeki korumalardan farkı yoktur. görev için onunla giden bir gizli servis elamanıdır.

ikisi arasında alevlenen aşk , kovalamaca ve tabi ki o güzelim avrupa ülkelerinin arka plan olarak yer alması ha bir de o muhteşem şarkılar . Bu filmin şarkılarını çok sevdim. özellikle life will go on şarkısını hala dinliyorum . güzel vakit geçirecek bir film arıyorsanız işte bu film o film .

iyi seyirler efem 🙂

Say Anything

sayJohn Cusack ‘ın gençlik hallerinin fazlaca ilgi çektiği 1989 ABD yapımı romantik  bir film say anything. fazlaca duyduğumuz filmlerden ben her fırsatta izlemek istediğimi hatırlıyordum fakat en son vampir günlüklerindeki göndermeden sonra fırsatım oldu.

Seksenleri ayrı severim zaten romantik filmlerinde hepsi güzeldir hele şarkılar çok hoşuma gider. neyse efem filmi fazla anlatmayacağım kısa keseceğim . malum teyp sahnesi ile afişi ile dikkat  çeken bir gençlik ve aşk hikayesi . birbirinden farklı iki genç ve onların idealleri hayatta ne yapmak istedikleri çatışan yetişme şekilleri ve hayata farklı bakışları onları bu kadar farklılık içinde bir araya getiren aşk ve olmazsa olmaz tabi ki de geçlik bunalımları ne yapacağını bilmeyen kafası karışık çocuklar.

Muhakkak seksenlerden bir film izleyin ee bu film neden o film olmasın ki 🙂

Söz ve Müzik – Music and Lyrics

Bu  filmi üniversite yıllarımda  sınıf arkadaşlarımla gittiğimiz  sinema aktiviteleri sırasında izlemiştim .  O zamanlar daha sık  sinemaya gidiyorduk sanırım malum öğrencilik 🙂 o zamanlar yabancı film izlemeye meraklı tek kişi olarak alt yazılı filme arkadaş götürmeye çalışmak, grubu ikna etmek pek mümkün olmadığında türk filmlerine de gitmiştim ondan sonrada türk filmi izlemedim zaten. üniversitede arkadaş baskısıyla izlediğim filmler ve benim onlara zorla izlettirdiğim  yabancı filmler sonrasında yapılan sohbetler çok özlediğim anılar …

neyse filmden bahsedelim Film 2007 yılı yapımı Drew Barrymore ve Hugh Grant oyunculukları ile göz banyosu sağlıyor . Filmi anlatmamın sebebi  o zaman çok sevdiğim filmi tekrar izlediğim halde aynı tadı zevki almam . öyle sıcak öyle esprili ve öyle eğlenceli ki asla sıkılmadan bir de kendinizi müziğe bırakarak çok güzel bir iki saat geçiriyorsunuz.

şarkılar çok güzel ben sevdiğim bir kaç şarkıyı tekrar tekrar dinledim . müzikli filmleri seviyorum . konusuna gelirsek 80 ‘lerde pop adlı grubun üyesi olan Alex yıllar sonra grubun dağılması ve popüleritesini yitirmiş bir şarkıcı olarak pek rağbet görmüyordur . gençler onu tanımaz ve sadece ufak çaplı işler alır. luna parkta şarkı söyleyen biridir artık.   bir gün çok ünlü olan cora tarafından bir teklif alır. cora zamanında onun şarkılarını dinlermiş ,çocukluğunda ona hayranmış bir şarkı yapmasını ister. ama bir sorun vardır alex müzik yazabilir ama söz asla , grup arkadaşı onunla birlikte yaptıkları üç şarkıyı çalıp albüm yaparak çok satmış ve yükselmişken alex yaptığı albümle dibi görmüştür. bu yüzden bir söz yazarı tutar . çiçeklerini sulamaya gelen sophie söz yazarında daha yetenekli çıkınca alex ona söz yazarı olmasını teklif eder fakat güven problemi olan berbat bir ilişki sonrası alex kadar dibe batan sophie bunu kabul etmez , alex ise tekrar ünlü olma şansını kaybetmek istemez bu yüzden kızı ikna etmek için çabalar sonrasında bu ikilinin birlikte şarkı yazmaları , bir birilerine  hayatlarını açmaları , yaralarını tedavi etmeleri ve bir bütün olma yolundaki yaşadıklarını izliyoruz.

80 ler müziğine bayılıyorum . filmdeki goes my heart ve aşka dönüş yolu adlı şarkılar çok güzel. ve alex ‘in yeniden ünlü olmak için göze aldıkları ama sophie ‘ye etik gelmeyen o durum çatışmaları , inandıklarını kaybetmek , insan ilişkileri , korkuları , vazgeçişleri , yeniden ayağa kalkma çabaları , bir birlerine benzemeleri ,hayatta kaybedişleri , müzik piyasası eleştirileri artık müziğin değil şovun önemli olduğu değer yargılarının pek önemsenmediği o yapay dünya , sevmek , güvenmek , hayal kırıklığı ve her daim gülümseten espriler ile dolu dolu bir romantik komedi.

filmi sevdim izleyin izlettirin keyifli zaman geçirin. şimdilik benden bu kadar iki şarkı linki bırakıp kaçıyorum .

PoP! Goes My Heart – Hugh Grant – Music and Lyrics  bu danslar çok komik ah seksenler ah modaya bak hele 🙂

The Way Back Into Love – Hugh Grant and Drew Barrymore  bu şarkının sözleri de anlamlı bayıldım 🙂

keyifli vakitler dilerim efem 🙂

Yeniden Hikaye Yazmaya Başladım

sonbahar esintisi adlı bir hikaye yayınladım. aslında bu hikayeyi adı bile yoktan önce yazmıştım. bir kaç bölüm birikince paylaşsam mı diye düşünüyordum fakat cesaret edemedim. o zaman kızlar bana bir one shot yaz . eğer onu beğenirlerse hikayeyi yayınlarsın demişlerdi. ben de adı bile yok adlı hikayeyi yazdım. bir one shot düşünüyordum ama hikaye öyle hoşuma gitti ki diğerini yarım bırakıp adı bile yok hikayesini yazmaya başladım.

o hikayeden sonra da kısa öyküler daha rahat olduğu için one shot yazdım . kan kırmızı , çirkin , kötü şans , boşluk gibi one shotlar . bir de adı bile yok için yazdığım  ,sonbahar esintisinin yaklaşan adımlarının olduğu yeni bir hayat süprizi yayınladım.  taslaklarımda o kadar çok hikaye birikmiş ki artık bende yayınlayayım dedim. aslında polisiyeyi yayınlayacaktım fakat sonbahar esintisinin yazılı olduğu defteri buldum. ıslanmış yazıların bir kısmı karışmış en iyisi onu bitireyim dedim. böylece diğer hikayelere geçerim.  hikayeyi yazalı o kadar zaman geçmiş ki okudukça bunu ben mi yazdım diyorum 🙂 bir kaç bölüm hazır düzenlemek kalıyor sonra da yazıp güzel bir final yaparım. tekrar yazmak beni çok mutlu etti. eskiden olduğu gibi yazmak hem mutlu ediyor , hem oyalıyor .iyi ki yazmaya başlamışım.

her zaman söylediğim gibi bunlar acemi işi hikayeler ben öyle yazar falan değilim bir sürü de hatam vardır belki yine de beni mutlu ettiği sürece yazmaya devam edeceğim .

olur da okuyan olursa yorum bırakmadan kaçmayın o yorumlar çok kıymetli 🙂

bahar da gelmiş güneşli güzel günlerin tadını çıkarın efem 🙂

afiş için madampatapuf ‘a teşekkürler . bu afiş içinden hiç anlamıyorum . olur da bana afiş yapmak isterseniz çok makbule geçer 🙂 hayır demem yani 🙂

hikaye blogunun temasını da yeniledim değişiklik oldu .

buyurunuz 🙂  winpohu’ca hikayeler 

500 Days of Summer – Aşk Hikayesi Olmayan,Aşk Hakkında Bir Film

Bu filmi çok değerli arkadaşlarım bugs ve egosantrik tavsiye etmişti. Onlara romantik komedi istiyorum ama sıradan olmasın istiyorum dediğimde bunu söylediler ama ben afişten falan böyle farklı olacağını düşünmedim pek.

Dün izleme fırsatı buldum başlıktan anlaşılacağı üzere bu film aşk hikayesi değil. Daha doğrusu.

 İt is not a love story , it is a story  about love.

Filmin başında bir anlatıcı var ki ben bu detayı çok severim .Anlatıcı  This is a story of boy meets girl, but you should know upfront, this is not a love story diyerek başlayınca dikkatimi cezbetti .

Gelelim sevdiğim detaylara. İlk önce bu mimar eleman ve the one muhabbeti bana how ı met your mother daki Ted i hatırlattı. Sevmiyorum the one muhabetini. İnanmıyorum da sanırım. Bir yerde duymuştum. Bir tek vanilyalı dondurma yok. Öyle olsa çok sıkıcı olurdu. Çilekli ve fıstıklı da var diyordu. Nerede olduğunu hatırlarsanız bana da söyleyin 🙂 İşte bende böyle düşünüyorum.  Bu sebepten klasik adamla kız karşılaşır , aşık olur , bütün engelleri aşarlar, bir başkasıyla asla olmazlar , ömür boyu bir tek kişiyi severler tarzı klişelerden hoşlanmıyorum.  Aklımda hikayede kullanmak istediğim bir mizasen vardı bu film ona baya yakın sevdim 🙂

sonra bu tom denen eleman küçük kıza aşk sorunlarını anlatıyor ya bana leyla ile mecnun daki mecnun ilk okuldaki dert ortağını anımsattı. kız süper zeki verdiği öğütleri sevdim 🙂

Tom denen eleman ın arkadaşlarını sevdim . Hele o kız arkadaşı için hayalimden daha iyi çünkü o gerçek diyen elemanı çok sevdim 🙂

Tom un dünyası başına yıkılınca ortaya çıkan beyazlaşan sahneyi çok sevdim.  Müziklerini sevdim.  Günlerin eksilmesini artmasını karışık verilmesini sevdim. İlk günlerle sonrası arasında ki farkı sevdim. Beklentilerle gerçeğin verildiği aynı anda iki sahne olayını sevdim .

Yazdan sonra sonbahar gelmesini sevdim. Bu hikayenin bir bütün olmamasını hayatın bir kısımı olmasını son değil başlangıç olmasını sevdim.Bu arada ben sonbaharı daha çok severim 🙂 Bağlanmak istemeyen kızla bağlanmaya can atan erkeğin yer değiştirmiş gibi olmasını sevdim.

Neleri sevmedim. Summer ın ne istediğini bilmeyen yapısını sevmedim. Başata ki gibi olsaydı tamam derdim bu kız böyle özgürlüğüne düşkün ama sonunda anladık ki öyle değilmiş .Sadece yalanmış. Yani summer gözümde bir iki yüzlü olduğundan sevmedim. Sonra Tod ‘un the one muamelesini sevmedim. Tek kız o mu ya dedim durdum.

Bütün olarak da film çok tatmin edici değil . Öyle baktığımda sıradan fazla heyecanlı olmayan bir film ama detaylara indiğimde hepsini ayrı ayrı sevdim. Sahne geçişleri bile güzeldi 🙂

Verilmek istenen fikri sevdim bu yüzden bu filme torpil geçtim. Yalnız keşke bunu daha iyi anlatabilselerdi. Aşk üzerine ama sıradan aşk filmlerinden farklı böyle filmlere ihtiyacımız var.

Sonuç olarak bana yeni fikirlerle gelin . Bana bunlarla gelin 🙂

Tesadüf mü ? o da NEDİR ?

Tesadüf diye bir şey yoktur. Sadece filmlerde olur o akıl almaz tesadüfler ama bu filmde olmaz 🙂 Turn left Turn right tesadüfler nasıl değerliymiş dedirtiyor.

Zamansızlıktan yakındığım bu günlerde eskisi gibi sinema ile geçen günleri özledim sağ olsun astrea bu filmi öyle gizemli anlatmış ki hiç vakit kaybetmeden izledim.

 “Hayat tesadüflerle doludur; iki farkli paralel çizgi bile bir gün karsilasabilir.”

İzlediğimiz zibilyon tane film ve dizi de var olan saçma sapan tesadüflerin gerçekçi olmadığını söyler dururduk ya bu sefer tesadüf olsun diye merakla bekledim 🙂

İlk önce filmi çok beğendiğimi söylemeliyim. İşte film budur diyorum. Neden Asya sinemasını sevdiğimi tekrar hatırladım. Ben bu adamların bu aykırı düşünce yapılarını seviyorum tesadüf konusunu bile böyle bir bakış açısıyla ele almalarını seviyorum.

Film de hoşuma giden ayrıntılara gelirsek hangi birini sayayım bilemedim. Öncelikle Takeshinin o masum ,utangaç tavırlarını çok sevdim . Takeshinin bahsettiğim bütün filmlerinde Tony Leung olduğundan Takeshiden çok bahsedemedim ama bu filmde o kadar beğendim ki oyunculuğunu film bittikten sonra yeni filmlerini izlemek için araştırmaya başlamıştım bile 🙂

Sonracığıma müzik ve şiir kısmını sevdim . absürt oyunculuklarını ,absürt senaryosunu ve kurgusunu , absürt karakterlerini ki buna absürtlüğün dibine vurmuş olan yan karakterlerimiz doktor ve garson kız da dahil , yan karakterleri fazla abartılı oynayıp hayali bir hikaye izlenimi verirken baş rol oyuncularının çok dozunda oynaması ve inandırıcı bir hikaye bu izlenimi veren tezatlıklar silsilesini sevdim .

Sahnelerden de müzisyenin kuşlara yem atıp keman çalarak ,hem yiyin hem dinleyin ,yerken dinleyin dediği o içimi burkan Takeshi sahnesini çok sevdim .

Film genel anlamda çok sıcak ,insanın yüzünde bir tebessüm bırakıyor ve asla sıkmıyor .

Konuyu hala anlatmadım dimi ,müzisyen bir adamla çevirmen bir kadının hikayesi .bir türlü karşılaşamayan ama her defasında aslında yan yana olan iki insanın çok tuhaf hikayesi. Biri sağa dönerken öbürü sola dönüyor . biri yolun yukarısında ise öbürü aşağısında ,ama her zaman aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri söylüyorlar. Onlar karşılaşacak mı diye izlerken çok eğlendim. Eğer film izlemeyi düşünüyorsanız benden size şiddetli bir tavsiye .

burada şiiri verelim ben çok sevdim hele de sonunu 🙂

Her ikisi de inanmış. Ani bir duygu dalgalanmasının onları kuşatarak bir araya getirdiğine.

Güzeldir böyle bir kesinlik. Fakat daha güzel olansa belirsizlik.

Birbirlerini daha önce tanımadıklarından yaşanmadığını sanıyorlardı aralarında hiçbir şeyin.

Ya o caddeler ,merdivenler ve koridorlar.

Birbirlerini uzunca bir zaman önce fark etmeden geçip gidebildiklerini.

Onlara hatırlayıp hatırlamadıklarını sormak isterim .

Belki de bir döner kapıda yüz yüze gelmişlerdir.

Kalabalık içinde bir pardon.

Ve ya telefonda bir ses yanlış numara.

Fakat onların cevabını biliyorum.

Hayır hatırlamıyorlar.

Onlar çok şaşırırlardı.

Uzun zamandır tesadüflerin onlarla oyun oynadığını öğrenselerdi.

Henüz tam olarak hazır değil.

Kadere dönüşmeye onlar için .

Önce ulaştı onlara sonra geri çekildi.

Yollarının üzerinde dikildi.

Ve bastırarak kıkırdamasını bir kenara sıçrayıverdi.

ha bir de siz siz olun komşunuzu tanıyın efem. sağa sola bakının. yanınızdan geçip giden kişinin kim olduğunu asla bilemeyebilirsiniz. bu film gerçek olsa insan kafayı yer .o kadar yan yana gel ama karşılaşama akıllara zarar bir durum 🙂

önce sola sonra sağa sonra tekrar sola 🙂

 

 

I will teach you love …( KEŞKE )…

Dünyanın en zor işi bir başkasının kalbini kapmaktır.

( küçük prens)

Blogumdan uzak kalmak hiç iyi gelmiyor bana .Özlemişim buraları ,aslında hep yazmak istiyorum bir sürü şey birikti ama fırsat olmuyor .Hep bir koşuşturmaca .Umarım Kısa zamanda filmlerle ,animelerle ,mangalarla dönerim buralara .Şimdilik kaç gün önce izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum .

Üstünden zaman geçti ama şu kısa vakitte bahsetmeden edemedim . Kore yapımı olan film aslında dizi tadında 70 dakikalık bir film .Konusu itibari ile çok hoşuma gitti .Son zamanlarda böyle sevimli romantik komedilere denk gelmiyorum hiç .

Filmde bir sürü güzel söz vardı ama ben hiç birinden bahsetmeyeceğim .Bu filmi hiç bilmeden izleyin her şeyin tadına varın istiyorum .Keyfinizi yerine getirecek bir film olduğunu aklınızdan çıkarmayın 🙂

Kısaca konusu itibariyle cyrano agency deki gibi bir konu var .Yani insanları istedikleri kişilere aşık etme olayı .Burada da erkek müşterilerin sevdikleri kadınları tavlamaları için yardımcı olan bir şirket var . Kızımız da bu şirkete gidip kendisine yardım etmelerini istiyor.Yalnız cyrano agency i hiç beğenmemiştim konuyu mahvettiklerininden dert yanmıştım ya bu film hiç öyle değil iyi iş çıkarmışlar sevdim 🙂 Cyrono’nun tek güzel yanı There Will Be Better Days, Even For Us  şarkısıdır . Bu filminse konusu ,oyuncuları ,kurgusu,replikleri her şeyi çok güzel olmuş 🙂

Çok konuştum oysa ki kısa kesecektim dimi .Ne yapayım bu gizlice aşık etme olayları çok hoş .Gerçek dünyada da böyle şirketler olmalı canım ama garanti versinler, işin sonunda Aşık etme kesin olsun ,muahhaha iyice sapıttığıma göre bu yazının sonu gelmiş .

Muhakkak izleyin efem iyi seyirler 🙂

NOT: Çiçeklerin anlamı ne güzeldi hele sana aşkımı sunuyorum of of romantik şeylerden kaçınmak gerek 🙂