Home Again – Var mı ev gibisi

Romantik komedi tarzı sıcak bir aile ve dostluk filmi ile karşınızdayım efem. Bazı filmler vardır izlerken yavru kedi severmiş gibi bir his bırakır da içiniz dışınız pamuk şekerle dolar . Anlatamıyorum ama kısacası izlerken keyif veren ,samimi ve sıcak bir filmdi.

Konuya gelecek olursak  başrol kadın oyuncumuz ( ki parantez açmalıyım kendisini pek beğeniyorum güzel kadın vesselam – neyse kısa keselim )  kocası ile ayrılık sürecindeyken baba evine iki küçük kızıyla taşınır ve bir gün hayatı üç tane film sektörüne bodoslama dalmak isteyen çulsuz adamla kesişir. Mecburen sokakta kalan 429adamlara misafir evini geçici olarak tahsis edince de aile, dostluk ve aşk üzerine güzel bir ilişki yumağı oluşuyor.

ben filmde insanların samimi bir şekilde bir birlerine bağlanmalarını sevdim. Kan sudan ağır olsa da bazen aile olmak için kan bağına gerek yoktur. Bir de kadının kırk küsur yaşında olup da gençten sevgili yapması var ki bence çok tatlı bir çift olmuşlar.

çocuklar , eski koca falan derken izlerken sıkılmayacağım bir film olmuş. benden bu kadar. şöyle bir iki saat bu dünyadan uzaklaşıp keyifli bir film isterseniz alternatif olabilir.

keşke dünyanın da böyle şeker alternatifleri olsa şimdilik esen kalın efem 🙂

Liberal Arts

movies_liberal_arts_poster

Yazmıyorum ama film, dizi izlemeye devam ediyorum efem . İzlediklerimi hatırlamak zor olsa da bu film bir yanı ile beni kendine çektiğinden yazmalıyım dedim.

Filmi izleyeli çok oldu ama hala döner döner bakarım. Çok mükemmel mi hayır çok özel mi  ona da hayır ama içindeki müzikler ve eğlenceli oluşu izlettiriyor kendini.

Yormuyor, sıkmıyor ve keyifli vakit geçirtiyor. ha bir de unutmadan kendisi geçmişe duyulan özlemi de barındırıyor. Konusu da tam da bununla ilgili geçip giden zaman ve büyümeyi ,yaşlanmayı kabul edememek.

Başrolümüzdeki adamcağız kız arkadaşından ayrılmış , hayatı pek de hayal ettiği gibi gitmeyen biri. Bir gün üniversite hocası buna öğretmenliği bırakıyorum sen de kampüse gel bir konuşma yap deyince eleman hemen valizi toplayıp düşüyor yollara. Üniversiteye duyduğu özlemle kampüse varıyor.

Diğer tarafta işsiz kalacağını bile bile keyif uğruna bölüm okuyan, yeni yetme tabirinin dile geldiği, güzel ve bir o kadar kendi şahsına münasır kızımız var.  Bu ikili tanışır ve olaylar diğer karakterlerin de renkli katkılarıyla şekillenir. Aslında hikaye özü itibariyle kendini aramak olunca bana hoş geldi.

tuhaf tuhaf karakterler, müzik ziyafeti, kitap eleştirisi ( ki bu sahne en sevdiklerimden ) kampüs havası , kuşak çatışması , sanat, edebiyat vs. derken güzel bir film.

Neyse benden bu kadar uzun zaman sonra yazmak ne zormuş . Şimdilik esen kalın efem 🙂

 

Chasing Liberty

hjBu filmden Aslı söz etmişti. Çok beğendiğini söyleyince bende hemen meraklandım tabi izleme listeme almıştım . Güzel bir film çıktı . Romantik filmleri hep birbirinin aynı bulurdum ama bunu sevdim. Üstelik yakışıklı bir elemanda vardı.

Konusu amerikan başkanının kızı özgürlük özgürlük diye yakınırken bir şekilde korumalarını atlatıp kaçar ona yardım eden bir adamla ülke ülke kaçarken bu adam aşık da olur fakat bilmediği sevdiği adamında onun peşindeki korumalardan farkı yoktur. görev için onunla giden bir gizli servis elamanıdır.

ikisi arasında alevlenen aşk , kovalamaca ve tabi ki o güzelim avrupa ülkelerinin arka plan olarak yer alması ha bir de o muhteşem şarkılar . Bu filmin şarkılarını çok sevdim. özellikle life will go on şarkısını hala dinliyorum . güzel vakit geçirecek bir film arıyorsanız işte bu film o film .

iyi seyirler efem 🙂

Say Anything

sayJohn Cusack ‘ın gençlik hallerinin fazlaca ilgi çektiği 1989 ABD yapımı romantik  bir film say anything. fazlaca duyduğumuz filmlerden ben her fırsatta izlemek istediğimi hatırlıyordum fakat en son vampir günlüklerindeki göndermeden sonra fırsatım oldu.

Seksenleri ayrı severim zaten romantik filmlerinde hepsi güzeldir hele şarkılar çok hoşuma gider. neyse efem filmi fazla anlatmayacağım kısa keseceğim . malum teyp sahnesi ile afişi ile dikkat  çeken bir gençlik ve aşk hikayesi . birbirinden farklı iki genç ve onların idealleri hayatta ne yapmak istedikleri çatışan yetişme şekilleri ve hayata farklı bakışları onları bu kadar farklılık içinde bir araya getiren aşk ve olmazsa olmaz tabi ki de geçlik bunalımları ne yapacağını bilmeyen kafası karışık çocuklar.

Muhakkak seksenlerden bir film izleyin ee bu film neden o film olmasın ki 🙂

Söz ve Müzik – Music and Lyrics

Bu  filmi üniversite yıllarımda  sınıf arkadaşlarımla gittiğimiz  sinema aktiviteleri sırasında izlemiştim .  O zamanlar daha sık  sinemaya gidiyorduk sanırım malum öğrencilik 🙂 o zamanlar yabancı film izlemeye meraklı tek kişi olarak alt yazılı filme arkadaş götürmeye çalışmak, grubu ikna etmek pek mümkün olmadığında türk filmlerine de gitmiştim ondan sonrada türk filmi izlemedim zaten. üniversitede arkadaş baskısıyla izlediğim filmler ve benim onlara zorla izlettirdiğim  yabancı filmler sonrasında yapılan sohbetler çok özlediğim anılar …

neyse filmden bahsedelim Film 2007 yılı yapımı Drew Barrymore ve Hugh Grant oyunculukları ile göz banyosu sağlıyor . Filmi anlatmamın sebebi  o zaman çok sevdiğim filmi tekrar izlediğim halde aynı tadı zevki almam . öyle sıcak öyle esprili ve öyle eğlenceli ki asla sıkılmadan bir de kendinizi müziğe bırakarak çok güzel bir iki saat geçiriyorsunuz.

şarkılar çok güzel ben sevdiğim bir kaç şarkıyı tekrar tekrar dinledim . müzikli filmleri seviyorum . konusuna gelirsek 80 ‘lerde pop adlı grubun üyesi olan Alex yıllar sonra grubun dağılması ve popüleritesini yitirmiş bir şarkıcı olarak pek rağbet görmüyordur . gençler onu tanımaz ve sadece ufak çaplı işler alır. luna parkta şarkı söyleyen biridir artık.   bir gün çok ünlü olan cora tarafından bir teklif alır. cora zamanında onun şarkılarını dinlermiş ,çocukluğunda ona hayranmış bir şarkı yapmasını ister. ama bir sorun vardır alex müzik yazabilir ama söz asla , grup arkadaşı onunla birlikte yaptıkları üç şarkıyı çalıp albüm yaparak çok satmış ve yükselmişken alex yaptığı albümle dibi görmüştür. bu yüzden bir söz yazarı tutar . çiçeklerini sulamaya gelen sophie söz yazarında daha yetenekli çıkınca alex ona söz yazarı olmasını teklif eder fakat güven problemi olan berbat bir ilişki sonrası alex kadar dibe batan sophie bunu kabul etmez , alex ise tekrar ünlü olma şansını kaybetmek istemez bu yüzden kızı ikna etmek için çabalar sonrasında bu ikilinin birlikte şarkı yazmaları , bir birilerine  hayatlarını açmaları , yaralarını tedavi etmeleri ve bir bütün olma yolundaki yaşadıklarını izliyoruz.

80 ler müziğine bayılıyorum . filmdeki goes my heart ve aşka dönüş yolu adlı şarkılar çok güzel. ve alex ‘in yeniden ünlü olmak için göze aldıkları ama sophie ‘ye etik gelmeyen o durum çatışmaları , inandıklarını kaybetmek , insan ilişkileri , korkuları , vazgeçişleri , yeniden ayağa kalkma çabaları , bir birlerine benzemeleri ,hayatta kaybedişleri , müzik piyasası eleştirileri artık müziğin değil şovun önemli olduğu değer yargılarının pek önemsenmediği o yapay dünya , sevmek , güvenmek , hayal kırıklığı ve her daim gülümseten espriler ile dolu dolu bir romantik komedi.

filmi sevdim izleyin izlettirin keyifli zaman geçirin. şimdilik benden bu kadar iki şarkı linki bırakıp kaçıyorum .

PoP! Goes My Heart – Hugh Grant – Music and Lyrics  bu danslar çok komik ah seksenler ah modaya bak hele 🙂

The Way Back Into Love – Hugh Grant and Drew Barrymore  bu şarkının sözleri de anlamlı bayıldım 🙂

keyifli vakitler dilerim efem 🙂

Yeniden Hikaye Yazmaya Başladım

sonbahar esintisi adlı bir hikaye yayınladım. aslında bu hikayeyi adı bile yoktan önce yazmıştım. bir kaç bölüm birikince paylaşsam mı diye düşünüyordum fakat cesaret edemedim. o zaman kızlar bana bir one shot yaz . eğer onu beğenirlerse hikayeyi yayınlarsın demişlerdi. ben de adı bile yok adlı hikayeyi yazdım. bir one shot düşünüyordum ama hikaye öyle hoşuma gitti ki diğerini yarım bırakıp adı bile yok hikayesini yazmaya başladım.

o hikayeden sonra da kısa öyküler daha rahat olduğu için one shot yazdım . kan kırmızı , çirkin , kötü şans , boşluk gibi one shotlar . bir de adı bile yok için yazdığım  ,sonbahar esintisinin yaklaşan adımlarının olduğu yeni bir hayat süprizi yayınladım.  taslaklarımda o kadar çok hikaye birikmiş ki artık bende yayınlayayım dedim. aslında polisiyeyi yayınlayacaktım fakat sonbahar esintisinin yazılı olduğu defteri buldum. ıslanmış yazıların bir kısmı karışmış en iyisi onu bitireyim dedim. böylece diğer hikayelere geçerim.  hikayeyi yazalı o kadar zaman geçmiş ki okudukça bunu ben mi yazdım diyorum 🙂 bir kaç bölüm hazır düzenlemek kalıyor sonra da yazıp güzel bir final yaparım. tekrar yazmak beni çok mutlu etti. eskiden olduğu gibi yazmak hem mutlu ediyor , hem oyalıyor .iyi ki yazmaya başlamışım.

her zaman söylediğim gibi bunlar acemi işi hikayeler ben öyle yazar falan değilim bir sürü de hatam vardır belki yine de beni mutlu ettiği sürece yazmaya devam edeceğim .

olur da okuyan olursa yorum bırakmadan kaçmayın o yorumlar çok kıymetli 🙂

bahar da gelmiş güneşli güzel günlerin tadını çıkarın efem 🙂

afiş için madampatapuf ‘a teşekkürler . bu afiş içinden hiç anlamıyorum . olur da bana afiş yapmak isterseniz çok makbule geçer 🙂 hayır demem yani 🙂

hikaye blogunun temasını da yeniledim değişiklik oldu .

buyurunuz 🙂  winpohu’ca hikayeler 

500 Days of Summer – Aşk Hikayesi Olmayan,Aşk Hakkında Bir Film

Bu filmi çok değerli arkadaşlarım bugs ve egosantrik tavsiye etmişti. Onlara romantik komedi istiyorum ama sıradan olmasın istiyorum dediğimde bunu söylediler ama ben afişten falan böyle farklı olacağını düşünmedim pek.

Dün izleme fırsatı buldum başlıktan anlaşılacağı üzere bu film aşk hikayesi değil. Daha doğrusu.

 İt is not a love story , it is a story  about love.

Filmin başında bir anlatıcı var ki ben bu detayı çok severim .Anlatıcı  This is a story of boy meets girl, but you should know upfront, this is not a love story diyerek başlayınca dikkatimi cezbetti .

Gelelim sevdiğim detaylara. İlk önce bu mimar eleman ve the one muhabbeti bana how ı met your mother daki Ted i hatırlattı. Sevmiyorum the one muhabetini. İnanmıyorum da sanırım. Bir yerde duymuştum. Bir tek vanilyalı dondurma yok. Öyle olsa çok sıkıcı olurdu. Çilekli ve fıstıklı da var diyordu. Nerede olduğunu hatırlarsanız bana da söyleyin 🙂 İşte bende böyle düşünüyorum.  Bu sebepten klasik adamla kız karşılaşır , aşık olur , bütün engelleri aşarlar, bir başkasıyla asla olmazlar , ömür boyu bir tek kişiyi severler tarzı klişelerden hoşlanmıyorum.  Aklımda hikayede kullanmak istediğim bir mizasen vardı bu film ona baya yakın sevdim 🙂

sonra bu tom denen eleman küçük kıza aşk sorunlarını anlatıyor ya bana leyla ile mecnun daki mecnun ilk okuldaki dert ortağını anımsattı. kız süper zeki verdiği öğütleri sevdim 🙂

Tom denen eleman ın arkadaşlarını sevdim . Hele o kız arkadaşı için hayalimden daha iyi çünkü o gerçek diyen elemanı çok sevdim 🙂

Tom un dünyası başına yıkılınca ortaya çıkan beyazlaşan sahneyi çok sevdim.  Müziklerini sevdim.  Günlerin eksilmesini artmasını karışık verilmesini sevdim. İlk günlerle sonrası arasında ki farkı sevdim. Beklentilerle gerçeğin verildiği aynı anda iki sahne olayını sevdim .

Yazdan sonra sonbahar gelmesini sevdim. Bu hikayenin bir bütün olmamasını hayatın bir kısımı olmasını son değil başlangıç olmasını sevdim.Bu arada ben sonbaharı daha çok severim 🙂 Bağlanmak istemeyen kızla bağlanmaya can atan erkeğin yer değiştirmiş gibi olmasını sevdim.

Neleri sevmedim. Summer ın ne istediğini bilmeyen yapısını sevmedim. Başata ki gibi olsaydı tamam derdim bu kız böyle özgürlüğüne düşkün ama sonunda anladık ki öyle değilmiş .Sadece yalanmış. Yani summer gözümde bir iki yüzlü olduğundan sevmedim. Sonra Tod ‘un the one muamelesini sevmedim. Tek kız o mu ya dedim durdum.

Bütün olarak da film çok tatmin edici değil . Öyle baktığımda sıradan fazla heyecanlı olmayan bir film ama detaylara indiğimde hepsini ayrı ayrı sevdim. Sahne geçişleri bile güzeldi 🙂

Verilmek istenen fikri sevdim bu yüzden bu filme torpil geçtim. Yalnız keşke bunu daha iyi anlatabilselerdi. Aşk üzerine ama sıradan aşk filmlerinden farklı böyle filmlere ihtiyacımız var.

Sonuç olarak bana yeni fikirlerle gelin . Bana bunlarla gelin 🙂