Biriktirdiklerim Part 2

lavenderBiriktirdiğim yazılardan bir deste yaptım sizlere. Yine filmlerden gidelim . Lavender  yani lavanta bu yıl içersinde pek izleyemediğim hong kong sineması örneklerinden biri. Frozen ı izleyince  tabi ki benim takeshi sevdam tuttu. Ben de dedim izlemediğim filmlerine bi bakayım . Bu filmi çok met etmişlerdi bu yüzden bunu seçtim. Bir melek gecenin bir vakti bir kadının balkonuna düşer. Kadın ölen sevgilisi için yas tutan , hayattan bıkmış , hiç bir beklentisi olmayan bir esans satıcısıdır. Meleğimiz yemek yemeye ihtiyaç duymaz duymasına ama hayatta kalmak için sevgiye ihtiyacı vardır. Bu konuda da sağ olsun kadınlar onu hiç yoksun bırakmazlar. Ha bir de kadının yan komşusuyla tanışınca meleğimizi yoldan çıkarırılar. Yazık yaw buna bir melek böyle yoldan çıkartılır mı heç dedim durdum 🙂 ee filmin içeriği ile pek ilgilenmeden genel bir şeyler söylemek istiyorum. Daha önce takeshi yi bir başka filmde sweet rain de melek olarak izlemiştim ama orada ki melek japonların bakış açısıyla pek bir başkaydı. Buradaki ise daha farklı. Elma sahnesi olmasa ve sonu da böyle karışık olmasa ( iki saat filmin sonunu anlamaya çalıştım da ) bu film güzeldi. Melek olarak çok iyi iş çıkarmış bizimkisi , baya yetenekli,  filmin en büyük hatası ; olayı iyi bağlayamaması ve dini olarak da kafa karışıklığına sebep olması hem Hıristiyanlık, papa, kapı açılması falan hem de ölenlerin inek olması bana hangisi dini olarak bir karar verin dedirtti. yani biraz hatalı zorlama ama genelde iyi bir film. lavanta kokusuna da bayılırım ben.  bir de sonundaki o mikalanjelo olayı ıslık falan , yanında geçip fark etmemeler çok güzel detaylardı. sevdim .

magig ofthe magig of ordinary days benim ingilizce izleyip biraz pratik yapmak hem de alt yazıların köleliğinden kurtulmak için seçtiğim bir filmdi . aslında amacım film değildi daha çok ingilizceydi fakat film oldukça güzel çıktı . ben baya sevdim. böyle olması da güzel bir sürpriz oldu . eski zamanlardan bir yerden ıssızlığın ortasından bir hikaye bu. hanım kızımız okumuş , kültürlü bir kızcağız fakat evlilik dışı hamile kaldığından babası tarafından tanımadığı bir çiftçi ile evlenmeye zorlanır. sonra da onunla birlikte kimselerin olmadığı bir çiftlik evinde yaşamaya başlar. hem ikinci dünya savaşı yılları hem de dönem koşulları nedeniyle bizimkisi pek bir yalnız hisseder. evlendiği adama gelirsek böyle bir insan yok . bu adamı sevmemek elde mi . öyle tatlı , öyle naif, hoş görülü , iyilik sever ne bilim melek gibi bir şey.  tabi ki de bunların sorunları , anlaşamamaları, adamın kendini sevdirme çabası kızımızın da sevdiği adam ulaşıp buradan bir an önce kaçma girişimleri falan filan derken geçecek huzurlu , sakin , repliklere fazlaca ihtiyaç duymayan , naif bir film. sonuna doğru roy un acaba ben de sevdiğiniz hiç bir şey var mı hanımefendi dediği yerde içim cız etti. ve neden böyle bir evliliğe razı olduğunu anlattığı yerde şaşkına döndüm. hele o kitap almaları falan , havuz yapmaları daha doğrusu gösterdiği her çaba benim içimde takdirler karşılık buldu. velhasıl uzun lafın kısası benzerleri fazlaca bulunana bir senaryonun en güzel örneklerinden biri olmuş. sevdim , beğendim.

the girl most likely tothe girl most likely to  yine ingilizce sevdasına indirdiğim filmlerden biriydi. 1973 yapımı sanırsam . klasik bir hikaye vardır her dönem tutar , etkisi hiç azalmaz. çirkin kız her daim aşağılanır, kötü muamele görür ve gün gelir kızımız güzelleşir. yakışıklı çocuk ona aşık olur ve happy ending değil mi ? hayır değil. burada yine çirkin bir kız var ve yine çok aşağılanıyor bu yüzden . o kadar zeki olmasına rağmen yeteneklerine rağmen hayatı bu çirkinlik yüzünden hep zor geçmiş. intikam almak isteyeceği de bir çok kişi oluyor çünkü film boyunca eziyete uğruyor. sonra bir trafik kazası ve kızımız estetikle güzelleşir. buraya kadar tamam bundan sonra yakışıklı prens ve beyaz at yok . bundan sonra kızımızın intikam planları var. ee bu da görülmemiş şey değil ki winpohu diyeceksiniz. tabi değil ama hiç bir intikam böyle değildir. kızımız listesini eline alıp zekasını kullanarak her birini kaza süsü verip öldürüyor. hepsinden tek tek kurtuluyor.  o cinayetleri ile uğraşırken bir dedektifte araştırmaya başlıyor. film diğerlerine göre mutlu etmese de bazı vurucu replikleri, farklı intikam senaryosu ve sonundaki sahnesiyle farklı bir yapım . aslında sevdim diyemeceğim fakat harcamak da istemiyorum çünkü ana fikir . herkesin göz ardı edemeyeceği yanları ve ayrıntıları ile beğendim. mutlu etmese de final sahnesiyle tam da olması gerektiği gibi bir film olmuş.

tythe love revenger miss jo bu filmimiz kore diyarından . aşk intikamı ile yanıp tutuşan bir hanım kızımız ve sevgilisi tarafından aldatılıp terk edilen bir fotoğrafçımız var. bunların yolu bir şekilde kesişiyor ve görüştükçe de birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar. ama bir sorun var kızımızın bir hastalığı var sadece kendisine aşık olamayanlara aşık oluyor. imkansızlara . bu sebepten ki arkadaşı fotoğrafçıyı görünce evli misin ? gay misin ? yoksa rahip olmayı mı düşünüyorsun diye soru yağmuruna tutuyor. miss jo hem imkansızları seviyor hem de onlar kendisine aşık olmadılar diye onlardan çocukça intikamlar alıyor. çok değişik değil , çok güzel değil , çok sıradan bir film . biraz romantik komedi olsun çok da iyi olması şart değil diyorsanız izlenebilir tabi .

the paradiseiki de dizi tanıtalım değil mi ? the paradise ı bana la fea önermişti. biliyor tabi ingiliz dizilerine hele hele dönem dizilerine olan tutkumu . bende hemen açtım baktım.. lakin bu dizinini alt yazıları yok. ingilizce biliyoruz bilmesine ama bunların konuştuğu o aristoratik ağdalı dili bilmiyoruz . bu yüzden lütfen biri çıkıp şu diziye el atsın ben hiç yapmadım yoksa ben çevirirdim. dizimiz emile zola nın bir romanından uyarlama . ingilterede açılan ilk alışveriş merkezini kendisine konu edinmiş. bu sebepten küçük dükkan sahibi esnafı bezdirmiş. kadınları ve onların tutkularını hedef almış tam bir kapitalizm hikayesi. baş rolünde bu alışveriş merkezinde çalışan bir satıcı kız ile oranın sahibi var. geri planda da diğer satıcılar falan. onların hikayeleri. dönem dizilerini seviyorum . o zamanı resmetmek de çok ustalar. dizinin en beğendiğim repliklerinden biri şöyle. alış veriş merkezi sahibi kredi bulmak için bir yatırımcı ile görüşüyor. adam bunların satılacağına emin misin diyor. bu kadar şeye ihtiyaç var mı ki. ve bizim kapitalist patron konuluyor . ihtiyaç mı ben onların ihtiyaçlarına hitap etmiyorum ben onların arzularına hitap ediyorum. adam işi çözmüş kadınların arzulamalarını sağlayıp paraya konuyor. dükkanın detayları o elbiseler, danteller , şapkalar, o hava için bile izlenir. benden söylemesi .

250px-Piece-p1gelelim piece dizisine . bu diziyi bir blogger tanıtmış bir sürü de gif koymuş . merakımı cezp etti. dayanamadım şimdi ona sesleniyorum senin yüzünden böyle bölüm bekliyorum beğendin mi Yaptığını 🙂 piece japon dizisi en son rich man poor woman ı izlemiştim ve japon dizilerini pek samimi , pek kısa ve pek özel buluyorum. kısacık bölümler süründürmeyen sezonlar işte budur. manga uyarlaması bir dizi bu. yakışıklı bir eleman var. sonra zeki biri, hanım kızlarımızda fazlaca bulunuyor. bir gün liseden bir arkadaşları ölünce cenazede buluşuyorlar bu eski arkadaşlar. üzerinden üç yıl geçmiş. kızın annesi birinin eline sarılıp ölen kızının sevgilisini bulmasını istiyor. bu hanım kızımız işte her şeyi başlatıyor. herkese sorup kızın gizli sevgilisi araştırırken kendi lise yıllarına da gidip hem hesaplaşıyor hem de sevdiği çocukla ilgili duyguları ile yüzleşiyor. ha bunların yanına diğer kişilerin hikayeleri de dahil olunca hem meraklı hem sevimli bir dizi çıkıyor.  o çapkın veledi ben çok sevdim . pek şeker bir şey. kız biraz soğuk . gözlüklü zeki eleman da iyi olmuş. velhasıl 8. bölüm izledim yeni bölüm için merakla bekliyorum. dizi de topu topu 20 dakika sürüyor tadına doyamadım desem yeridir. artık japonya diyarına açılmalı kore dizilerinden el etek çekmeli bence.

bu yazı da bu kadar bir dahaki yazıya kadar esen kalın efem 🙂

Frozen – Sıcacık Yürekler

yhh

 

aslında yazacağım bir sürü şey olmasına rağmen hiç yazmak da istemiyordum. Taki bu filmi izleyene kadar . işte bu yüzden bu blog hala var ve ben hala yazıyorum . böyle çok sevdiğim şeyler olunca hemen yazmak istiyorum. eskisi gibi kendimi burada buldum. çok uzun zamandır çok etkilendiğim filmler yoktu. hatta aramama rağmen aşk filmi bulamıyordum . yani sıradan filmler değilde beni etkileyecek böyle içinde sıcacık bir duygusu olan filmleri bulamıyordum. artık her şeyi tükettiğimi düşünmeye başladığım bir zamanda bu film yeniden düşün dedirtti.

şimdi ben böyle konuşuyorum ya siz sonra bu kız bu filmde ne bulmuş ki diye bana gelebilirsiniz bu yüzden önceden söyleyeyim film belki de çok sıradan ama öyle bir yanı var ki beni yakaladı . bana hitap etti . duygusu geçti mi diyorlar he işte ondan 🙂

ee bu kadar lafın üzerine artık filme geçeyim . asya sineması denilince hep güney kore tarafında takılıyoruz ama hong kong sinemasını da göz ardı etmemeli. ben bir çok hong kong filmi izlemiştim wong war kai maceram tony leung hayranlığım , faye i beğenmem ve son olarak takeshi kaneshiro fanlığımdan öteye geçemedim. ki bu blog bir aralar hep takeşhi filmleri ile doluydu 🙂

gelelim filme duygusal , komedi , bilim kurgu tarzı bir film. vakti zamanında ki bu zaman benim en sevdiğim  zamanlardan biri olan seksenler bir kızımız var adı monica kendisi 1988 yılında liseli bir leslie cheung fanı . bu arada filmde fazlaca leslie hayranlığı var şarkısı bulunuyor bende pek sevdim leslie cheung u . filme geri dönersek . kızımız hamile iken bir trafik kazası geçirir ve bebeği kurtulur ama onun için şans yoktur . bunun üzerine bilim adamı olan babası onu dondurur. torununu da alıp amerikada yaşamaya başlar. aradan yirmi yıl geçer büyük babası ve babası ile mutlu mutlu yaşayan kızımıza babası doğum günü hediyesi olarak annesini verir. üvey babasının annesini uyandırsın diye verdiği harita ile işe koyulan kızımı monica yı uyandırır ve hala 18 yaşındaki monica seviği tek adam olan ting cheung un peşine düşer.  18 yaşındaki annesi ile gerçek babasının peşine düşen kız , annesinin tuttuğu acemi dedektif , dedektifin bebeği , büyük baba , büyük anne , ting i bulma macerası ve bulduktan sonra gelişen olaylarla önce gizem sonra komedi ve en sonunda duygusal bir serüven yaşanır.

monica ‘nın dedektife çektirdikleri komikti , sonra kızının ablası gibi görünmesinden duyduğu hazzı görülmeye değer, yarım kalan bir aşk hikayesi , kayıp giden umutlar ve gelecekten habersiz yapılan planlar. bu film bir şekilde sizi de bir yerden yakalar diye düşünüyorum içersinde o kadar fazla ve farklı duygu var ki bir şekilde kendinizi filme kaptırıyorsunuz.

gelelim oyunculara aarif benim keşfim ha buradan söyleyeyim uzak durun bakalım 🙂 janice de çok tatlı ben pek yakıştırdım bu ikisini 🙂 şarkılar da güzel . ve final ahhh final spoiler olmaması için kendime saklıyorum ama beklediğim gibi bir final değildi . benim beklentime rağmen iyi bir finaldi. başka söyleyecek bir şey kalmadı keşke daha uzun olsaydı da dedektifin hikayesini , kızın gerçek babasıyla yaşantısını büyük baba ve büyük annenin hayatını falan çok detaylı bir şekilde izleseydim . bence dedektiften iyi malzeme çıkardı ama 1.30 saatlik olması da ayrı bir keyif sunuyor sıkılmaya fırsat bulamadan film bitti.

ben beğendim winpohu beğendiyse tamamdır diyecek kadar güveniyorsanız hiç durmayın gidip bu yağmurlu havada böyle bir film izleyin efem . şimdilik esen aklın . verdiğim şarkıları da dinleyin efem .

Benden Senden Bizden …

Başlık bulmakta bu kadar zorlandığıma göre bu blog olaylarında başka bir aşamaya geçmiş bulunmaktayım. Kaç gündür yoktum.  Artık eskisi gibi buralarda olur muyum bilmem. Bu yüzden kısa kısa bir kaç şeyden bahsedeceğim .

Kitaplar ,kitaplar ,kitaplar… Şu sıralar eskisi gibi okumaya başladım . Ablama gittim , dün döndüm,  gelirken eniştemin klasiklerinden tırtıkladım . Bir sürü kitabım oldu . İlk önce Madam Bovary yi okumaya başladım bitirince belki iki kelime karalarım. 

Geçen günlerde iki kitap daha okudum birincisi Aşk ve Gurur , bu kitabın farklı bir havası var. Seviyorum bu hikayeyi hatta filmin alternatif sonuna dair bir video bile bulmuş kardeşim . Burada  p and p final izleyebilirsiniz. 

Kitap aldığımızdan bahsetmiştim. Kardeşim netten sipariş veriyor. Platon devlet, Böyle buyurdu zerdüşt , Dostoveski falan aldık .Bunların yanında bir de kardeşim fantastik seven biri olarak Fısıltı diye bir kitap aldı. Düşmüş bir melekle liseye giden bir kız. Hikaye sizi hiç şaşırtmadı dimi ? Merak etmeyin işleniş de şaşırtmayacak. Okudum ve okuduktan sonra her liselinin yazabileceğinin düşündüğüm bir hikaye olduğunu söyleyebilirim. Hele o kadar çok şey söyleyip ama aslında hiç bir şey söylememesi beni delirtti. Rahat okunuyor , basit bir hikaye istenilen gerilim verme çabası bana ulaşmadı hiç gerilmedim . Bu serinin devamını okumam , okumanızı da tavsiye etmem. Vampir olaylarından bıkmıştık bu sefer melekler çıktı . Bu moda ne zaman geçer. Ne zaman gerçekten iyi bir fantastik kitap okurum bilemem ama Vampir Günlükleri dizi olarak hala heyecanlı diye takip ediyorum. Supernaturalda son zamanlarda düşüşe geçti gibi. 

Bu kadar kitap yeter iki de filmden bahsedeyim birincisi bir hint filmi .Mevsume nin blogundan gördüm . Zaten hint filmi deyince bir chibi bir de mevsume geliyor aklıma . Klasik bir aşk filmi öyle çok fazla artısı yok ama eğlenceli kısımları vardı hoştu yani . Hem yeni birini keşfettim o da   Shahid Kapoor  . Ben nasıl olmuşta bunca zaman bundan habersizmişim . Adamı izlemek başlı başına bir eğlence.  Konusuna gelirsek. Trende karşılaşan karakterler var. Adam her şeyden bıkmış . Her şeyini kaybetmiş , mutsuz bir iş adamı. Nereye gittiğin bile bilmeden bir gün sadece gitmek istediği için bir trene biner. Kızımızda mutlu, istediğini yap pişman olma hayat felsefesini kabul etmiş. Sevdiğine kaçan bir kızcağız. Öyle çok konuşuyor ki adam buna aşık olursa yazık olur dedim .Zaten filmin başında kız konuşmaya başlıyor adamsa dilsiz gibi. Otel sahneleri falan komikti.  İzlenilebilir bir film. 

Ve uzun zamandır bahsetmek istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bir film. Sweet Rain  Takeshi Kaneshiro filmleri izlediğim zamanlardan kalma . Bir ara sırf bu adamın filmlerini izler olmuştum. Bu blog da bolca onun filmlerinden bulabilirsiniz. Filme gelirsek ölüm meleği olayını kendine baz alan bir kurgusu var.  Kimin ne zaman ölüp ne zaman ölmeyeceğine karar veren bir ölüm meleği. Hedef seçildiğinde onunla vakit geçirip yaşasın mı ölsün mü . Bu dünyada işe yarar mı gibi kararlar veriyor. Yağmur yağınca geldiği için film çoğunlukla kasvetli bir ortamda geçiyor severim böyle filmleri. Sonra müziğe bayılıyor bunlar ,eldivenleri olmadan birine dokunursa o kişi bayılıyor falan filan . Aslında konu güzel ama bir yerde anlatılamayan ama hissedilen bir eksik var. Nedendir bilinmez . İçinde sakladığı gizem ortaya çıktığında bu muymuş yani dedirten bir havası var. Çok fazla merak ettirip düşündürtmüyor . Yada konu ile ilgili düşünmüyorsunuz ama ölümle ilgili düşünüyorsunuz. Bütün ailesini, sevdiği herkesi kaybeden kız içinize işliyor . Film boyunca ölümle ilgili söylenen her söz ,her cümle sizi büyülüyor. Replikler konusunda sıkıntı yaşamamışlar bu kısımı çok sevdim. Demem o ki farklı bir film. Benden bu kadar bir başka kısa kısa yazısında görüşürüz 🙂

 

 

 

 

Perhaps Love – Tuhaf Bir Aşk Hikayesi

Hayat bir film gibidir. Herkes kendi filminde başrol oynar.Bazıları başkasının filminde onunla baş rolü paylaştığını zanneder.Ama gerçekte sadece bir yardımcı oyuncudur.Belki de sadece küçük bir rolü vardır.Veya daha kötüsü oynadığı sahneler çıkartılmış olabilir.Bunu sadece o bilmiyordur.

Filmimiz en sevdiğim karakterlerden birinin bu replikleri ile başlıyor ve daha başlar başlamaz sizi kendine çekmeyi başarıyor. Hikaye anlatıcısı kıvamında ki bu tuhaf karakteri çok sevdim, ilgimi çekmesinin sebebi koreli olması da olabilir.Çünkü Takeshi için izlediğim bir film de bir koreli görmeyi beklemiyordum .Jin-Hee Ji  filme ayrı bir renk katmış .

İşte ben bu silinmiş sahnelerin kayıtlarını tutarım.El değmemiş kalmalarını sağlarım.Çünkü kurguda mutlaka hata yapılır.Ve insanlar bu hatalarının farkına vardıklarında,o silinmiş sahneleri onlara geri veririm.

İşte böyle bir açıklamayla devam eden film içinde film kurgusuyla harika bir müzikal .Buradaki şarkıları o kadar sevdim ki .Hele o sözler hepsini buraya yazmak isterdim 🙂

Takeshi zaten ne yapsa izlenilir dediğim .Her filmini izlemek keyif veren bir oyuncu .Kendisini daha önce bol bol Tony Leung ile izlemiştim. Hatta sırf onun filmi olsun diye arayıp buldum .ki normalde böyle şeyler yapmam 🙂

Göz açıp kapamadan daha kısa ,sonsuzluktan daha uzun .

Diğer oyuncularda işlerinde gayet başarılı .Sesler de öyle hele sirk müdürü rolünde yönetmenin sesi çok iyiydi ama Takeshi’ nin performansı da göz ardı edilemez bir gerçek 🙂

Kimsin sen .Kimsin sen .Beni sevdiğini unutan kim .

Beni nasıl unutabildin ?

Gelelim hikayeye bir filmde baş rol için karşı karşıya gelen iki sevgili ve yönetmenin etrafında şekillenen bir hikaye. Asıl olay burada başlıyor çünkü senaryo gereği de eski iki sevgili oynayacaklardır. Aslında bunlardan çok bahsetmek istemiyorum .konusu biraz gizemli kalsın. Bilmeniz gereken tek şey yarım kalmış bir aşk hikayesinin yıllar sonra karşılaşınca meydana getireceği zorluklar . Aşık bir adamın on yıl boyunca hiç unutmaması ve uyku haplarına rağmen hiç uyuyamaması .intikam almak istediği ama bir taraftan hala aşık olan kabine söz geçirememiş olması. Çaresizlik ve hayal kırıklığına rağmen tükenmeyen bir aşk . Çekip giden bir kadının her şeyi unutması ve sonradan yaşadığı pişmanlıklar .

Uzun uzun zaman önce

Sen benimdin bende senin

Uzun uzun zaman önce

Beni terk ettin dünyayı keşfetmek için

Senin dünyan görkemli olağanüstü

Sen yaşamın tadını çıkarırken

Benim dünyam sensiz ne kadar ıssız

Üç kişilik bir aşk hikayesinde olabilecek her türlü duygu geçişine rağmen beklenilenden daha farklı bir film ve tadından yenmez bir son .

Ben sevdim .repliklerini ,şarkılarını ,hikayesini ,oyuncularını ,her şeyini sevdim .

Bir varmış bir yokmuş bir aşk varmış

Bir varmış bir yokmuş çocuklar aşıkmış

Oğlan yakışıklı kız vurgun kıskançlık verici

Günlerden bir gün kız her şeyi unutuvermiş

Başlangıcı unutulmaz olsa da sonu hatırlanmaz olmuş

Anılara adama acı veriyor

Oysa kızı çoktan terk edip gitmişler

Geçmişi düşünmek neyi değiştirecek

Hatırlanmak verecek mi yeni bir gelecek

müzikler için şuraya bakabilirsiniz . ben tüm şarkıları çok sevdim .iyi seyirler 🙂

Tesadüf mü ? o da NEDİR ?

Tesadüf diye bir şey yoktur. Sadece filmlerde olur o akıl almaz tesadüfler ama bu filmde olmaz 🙂 Turn left Turn right tesadüfler nasıl değerliymiş dedirtiyor.

Zamansızlıktan yakındığım bu günlerde eskisi gibi sinema ile geçen günleri özledim sağ olsun astrea bu filmi öyle gizemli anlatmış ki hiç vakit kaybetmeden izledim.

 “Hayat tesadüflerle doludur; iki farkli paralel çizgi bile bir gün karsilasabilir.”

İzlediğimiz zibilyon tane film ve dizi de var olan saçma sapan tesadüflerin gerçekçi olmadığını söyler dururduk ya bu sefer tesadüf olsun diye merakla bekledim 🙂

İlk önce filmi çok beğendiğimi söylemeliyim. İşte film budur diyorum. Neden Asya sinemasını sevdiğimi tekrar hatırladım. Ben bu adamların bu aykırı düşünce yapılarını seviyorum tesadüf konusunu bile böyle bir bakış açısıyla ele almalarını seviyorum.

Film de hoşuma giden ayrıntılara gelirsek hangi birini sayayım bilemedim. Öncelikle Takeshinin o masum ,utangaç tavırlarını çok sevdim . Takeshinin bahsettiğim bütün filmlerinde Tony Leung olduğundan Takeshiden çok bahsedemedim ama bu filmde o kadar beğendim ki oyunculuğunu film bittikten sonra yeni filmlerini izlemek için araştırmaya başlamıştım bile 🙂

Sonracığıma müzik ve şiir kısmını sevdim . absürt oyunculuklarını ,absürt senaryosunu ve kurgusunu , absürt karakterlerini ki buna absürtlüğün dibine vurmuş olan yan karakterlerimiz doktor ve garson kız da dahil , yan karakterleri fazla abartılı oynayıp hayali bir hikaye izlenimi verirken baş rol oyuncularının çok dozunda oynaması ve inandırıcı bir hikaye bu izlenimi veren tezatlıklar silsilesini sevdim .

Sahnelerden de müzisyenin kuşlara yem atıp keman çalarak ,hem yiyin hem dinleyin ,yerken dinleyin dediği o içimi burkan Takeshi sahnesini çok sevdim .

Film genel anlamda çok sıcak ,insanın yüzünde bir tebessüm bırakıyor ve asla sıkmıyor .

Konuyu hala anlatmadım dimi ,müzisyen bir adamla çevirmen bir kadının hikayesi .bir türlü karşılaşamayan ama her defasında aslında yan yana olan iki insanın çok tuhaf hikayesi. Biri sağa dönerken öbürü sola dönüyor . biri yolun yukarısında ise öbürü aşağısında ,ama her zaman aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri söylüyorlar. Onlar karşılaşacak mı diye izlerken çok eğlendim. Eğer film izlemeyi düşünüyorsanız benden size şiddetli bir tavsiye .

burada şiiri verelim ben çok sevdim hele de sonunu 🙂

Her ikisi de inanmış. Ani bir duygu dalgalanmasının onları kuşatarak bir araya getirdiğine.

Güzeldir böyle bir kesinlik. Fakat daha güzel olansa belirsizlik.

Birbirlerini daha önce tanımadıklarından yaşanmadığını sanıyorlardı aralarında hiçbir şeyin.

Ya o caddeler ,merdivenler ve koridorlar.

Birbirlerini uzunca bir zaman önce fark etmeden geçip gidebildiklerini.

Onlara hatırlayıp hatırlamadıklarını sormak isterim .

Belki de bir döner kapıda yüz yüze gelmişlerdir.

Kalabalık içinde bir pardon.

Ve ya telefonda bir ses yanlış numara.

Fakat onların cevabını biliyorum.

Hayır hatırlamıyorlar.

Onlar çok şaşırırlardı.

Uzun zamandır tesadüflerin onlarla oyun oynadığını öğrenselerdi.

Henüz tam olarak hazır değil.

Kadere dönüşmeye onlar için .

Önce ulaştı onlara sonra geri çekildi.

Yollarının üzerinde dikildi.

Ve bastırarak kıkırdamasını bir kenara sıçrayıverdi.

ha bir de siz siz olun komşunuzu tanıyın efem. sağa sola bakının. yanınızdan geçip giden kişinin kim olduğunu asla bilemeyebilirsiniz. bu film gerçek olsa insan kafayı yer .o kadar yan yana gel ama karşılaşama akıllara zarar bir durum 🙂

önce sola sonra sağa sonra tekrar sola 🙂

 

 

Cofession of Pain – Acı İtiraflar

Son zamanlarda hangi filmi izlesem beğeniyorum.Hong kong sineması dediniz mi aklıma Tony Leung Chiu Wai  geliyor .Kendisi hint sinemasında Shahrukh Khan görevi görüyor .Neden mi ? Çünkü bu iki adam hangi filme baksam karşıma çıkıyor. Hong kong sineması Tony Leung dan soruluyor zanımca 🙂 Kendisini pek beğenirim iyi bir oyuncu .Geçen röportajını izledim ne ingilizce konuşuyor yaw pek de becerikliymiş .Neyse efem bu bir methiye yazısı olmayacak .Hem Tony dedim diye Takeshi Kaneshiro ‘u unutum sanmayın O da ayrı bir mevzu .

Kısa kes Winpohu filme gel .Filmi sevdim diyerek önce bir ön hazırlıkta bulunayım sonrasında iyi anlatamazsam da siz bu filmin iyi olduğu izlenimine kapılın emi .Winpohu beğendiyse tamamdır efem diyip benimseyin lütfen 🙂

Bir intikam hikayesi ,cinayetler silsilesi ,tutunamamışlar öyküsü ,derin bir hüzün barındıran ama bunu belli edene kadar katil ve onun yakalanması sürecinde neden sorusunu aksatmadan bolca sorduran ,söyletmeden ,kelimeleri dudaklardan dökemeden duyguları anlatmaya çalışan bir film acı itiraflar .Hayatın acımasızlığı ,seçme şansının çokca da verilmediği kader sebebiyle acı hayat öyküleri desek daha doğru olur.

İki polis memuru biri Takeshi diğeri Tony işte film bu ikisinin hikayesi olarak başlıyor .Sonrasında Takeshinin oynadığı karakterin kız arkadaşı intihar eder ve polis memuru bu yüzden istifa edip özel dedektiflik yapmaya başlar .Tony yani şef ise evlenmiştir ama bir gün kayınpederi cinayete kurban gider. Karısı cinayeti çözmesi için takeshi ile anlaşır .İşte film başlar .Katil en başından izleyiciye veriliyor .Merak unsuru katil bilindiği için ortadan kaybolmuyor film başka şeylerle heyecan ve merak dozunu artıyor.Sonrasında görüntüler var .Çok iyi iş çıkarmış ki film bir çok alandan ödül de almış.  Oyuncular için bile izlenir .Tony çok ödüllü başarılı bir oyuncu sırf onun için izlenir desem de hikaye ve diğer unsurlarla film bir bütünlük içinde yeterince iyi .Sonrasında müzikleri de var .Çok sevdiğim iki tanesini burada paylaşacağım.

Demem o ki sevdim ,tavsiye ederim 🙂

Aşağıda şarkı filmi izlerken tüylerimi diken diken etti.

ve kapanış parçası

Chunking Express – WONG KAR WAİ

”Anıların son kullanma tarihi var mıdır ? Hatıralar kutulansaydı onlarında son kullanma tarihi olur muydu? Eğer öyleyse asırlar boyu bozulmamalarını isterdim.”


Wong Kar WAİ ‘nin In The Mood For Love’ ın bahsetmiştim değil mi ?  2046  ‘dan  Burada çok ca bahsettim değil mi ? O repliklerini her yerde paylaştım. İşte böyle özel bir yönetmenin bir film ile yine karşınızdayım .Wong War Kai ‘nin film çekmek için senaryoya ihtiyacı yok .Yönetmenlik böyle bir şey işte .Hele o havalı insanın beyninde durmadan yankılanan müzikleri yok mu .Her filmden sonra günlerce bıkmadan dinlenir. Hayao Miyazaki için Joe Hisiashi neyse Wong Kar Wai için Tony Leung öyle ‘dir işte .Anlamayanlar için Jonny Depp  ,Tim Burton ikilisi diyorum 🙂

” En yakın olduğumuz an  0.01 cm uzaklıktaydık.Onun hakkında hiç bir şey bilmiyordum .Altı saat sonra o başka bir adama aşık oldu.” 

Bu sefer Tony ‘nin yanında Takeshi de var .Böyle göz ziyafeti yapan bir yapımda bayan oyuncu da göz doldurmazsa olmaz Faye bu iş için biçilmiş kaftan.2046 da ki performansı ile de göz doldurmuştu tabi Tony için her zaman söylediğim bir şey var o oynamazsa da olur gözüksün yeter .Adam oyuncu olmak için var .Araştırdım bir iki filmini izlerim diye 52 filmle karşılaştım.Yememiş içmemiş film çekmiş .

”Yılın bu zamanı yaz üniformasını değiştiriyor.Havadan mı bilmiyorum fakat bir şeylerin değiştiğini hissediyorum.” 

Winpohu o kadar konuştun peki bu film ne hakkında ? Film aşk ile ilgili tabi Wong Kar Wai ‘nin gözünden aşk hikayeleri olunca beklentinizin dışında oluyor .İki polis memuru ve onları terk eden sevgilileri ,onları unutma çabaları ,yeniden aşık olmalar , tek ortak noktaları aynı yerden yemek almaları olan bu iki polis memurunun hikayesini benim anlatığım gibi giriş gelişme sonuç şeklinde izlemiyorsunuz . Hikayeden çok görüntüler ,kameranın oyuncuları çekerken ki o değişen hali ,müzikler ve özlü sözler .bunu yanında hikaye anlatır gibi sizinle konuşan yapısı en sevdiğim kısım .

”Bazen aşk ‘ta çok  talihsiziz. Ben böyle olduğumda koşarım .Koştuğun zaman vücudun su kaybeder.Geriye göz yaşları için su kalmaz .”

İkinci hikayeyi daha çok beğendim.Kızın eve gizlice girmesi .Her şeyi değiştirmesi ama adamın bunu anlamaması çok güzeldi.Değişik bir şeyler izlemeyi isterim diyorsanız .Bir Wong Kar Wai filmi izleyin .Benim için nedendir bilmem aşk zamanı en sevdiğim filmdir. Sırf bu yüzden bile onun gibi güzel yapımları olacağı için bu yönetmenin filmlerini izlemeye devam edeceğim .

”İNSANLAR ALIŞMAK İÇİN ZAMANA İHTİYAÇ DUYARLAR .”

Ve müzikler olmazsa olmaz

bu da var tabi ki

Filmle ilgili bir iki not . Tarantino’nun her izlediğinde ağladığını söylediği rivayet olunur ha bir de bol bol ödüllü bir filmdir.

Bunları biliyor musunuz?

Yönetmenin Chunking Express’in  senaryosunu gündüzleri yazıp geceleri bir el kamerası ile kısıtlı bir bütçe ile çektiğini .

2046 filmi , 2004 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüne aday gösterildiğini.

Tony Leung’un Hong Kong  da defalarca en iyi erkek oyuncu ödülünün aldığını .

2046 ın müziklerinin de In The Mood For Love’ ın muhteşem bestesi ” Yume ‘s theme ”yi yapan  Shigeru Umebayashi ‘e ait olduğunu .

2046 çekilirken senaryo kullanılmadığını .Yönetmenin Tony den Aşk Zamanı filminden farklı olarak oynamasını istediğini .Tony için aynı karakteri farklı oynamak zor geldiği için bıyık bıraktığını ,böylece kendini farklı görebildiğini. Bu bıyıklar yüzünden Clark Gable ‘a benzetildiğini  ama benim için Ayhan Işık olmuş 🙂 Tony ‘nin çok iyi ingilizce konuştuğunu biliyor muydunuz ? Ben bilmiyordum yeni öğrendim 🙂

Ayrıca Shigeru Umebayashi Altın Çiceğin Laneti filminin ,  House of Flying Daggers  , A Single Man  ve Daisy ‘nin  de müziklerini yapmış. Bu bakımdan geç keşfettiğim Shigeru benim için bir Joe Hisaishi ‘dir.

İYİ SEYİRLER EFEM 🙂