Anka Kuşu Meselesi

Nerden çıktı anka kuşu , kendimi alevden korkan anka kuşu gibi hissediyorum . ateş korkusundan küllerinden yeniden doğamayan bir anka kuşu . simurg ,feniks veya anka kuşu herkes hikayeyi biliyor. şuan okuduğum kaiken adlı bir kitaptan geldi aklıma. kaiken bir tür bıçakmış efem . kadınların kulladığı türden özel bir anlamı var. kitaptan japon kültürüne dair de bir çok şey var. fena sayılmaz ama çok da merak ettiren öldüren bir kitp değil açıkçası .yine de uzun zamandır eline aldığı her kitabı bırakan bendeniz için aralıksız okundu .

indir (1)-horz

sonracığıma tongo meselesi var. bu kim sun ah ablanın tango yapmadığı yakışıklı kaldı mı ki sorarım . city hall izliyorum malum başrol cezbedici yakışıklı hanım kızımızda tam bizlik insan kendini onda buluyor bir parça ama çok değil. hele bu güzellik yarışması olayında elde değil ki onu desteklememek . işin özü ben sevdim . gülerek beğenerek izliyorum .

diğer dizim ise henüz 4 bölüm izlediğim we are dating now adlı dizi. so ji sub oynuyor diye ,izlemeye başladığım geçmiş de geçtiği için ayrı sevdiğim ha bir de kızın gidip en olağan ve arıza tiplere aşık olması onun hayalkırıklıkları gerçekçi durumlar olması falan güzel geldi. öyle çok sevdik bin bin türlü entrika ile ayırdılar bacım durumu yok. aşık olup çıkan çiftlerin nasıl sorunlar yaşayıp ayrılacağına dair daha doğrusu erkeklerin nasıl hain olacağına dair bir dizi de denilebilinir. bunu da sevdim fena değil .

şimdilik bu kadar efem 🙂 yazacağım çok şey vardı ama unuttum gitti neyse hatırlarsam dönerim artık .

esen kalın efem 🙂

Frozen – Sıcacık Yürekler

yhh

 

aslında yazacağım bir sürü şey olmasına rağmen hiç yazmak da istemiyordum. Taki bu filmi izleyene kadar . işte bu yüzden bu blog hala var ve ben hala yazıyorum . böyle çok sevdiğim şeyler olunca hemen yazmak istiyorum. eskisi gibi kendimi burada buldum. çok uzun zamandır çok etkilendiğim filmler yoktu. hatta aramama rağmen aşk filmi bulamıyordum . yani sıradan filmler değilde beni etkileyecek böyle içinde sıcacık bir duygusu olan filmleri bulamıyordum. artık her şeyi tükettiğimi düşünmeye başladığım bir zamanda bu film yeniden düşün dedirtti.

şimdi ben böyle konuşuyorum ya siz sonra bu kız bu filmde ne bulmuş ki diye bana gelebilirsiniz bu yüzden önceden söyleyeyim film belki de çok sıradan ama öyle bir yanı var ki beni yakaladı . bana hitap etti . duygusu geçti mi diyorlar he işte ondan 🙂

ee bu kadar lafın üzerine artık filme geçeyim . asya sineması denilince hep güney kore tarafında takılıyoruz ama hong kong sinemasını da göz ardı etmemeli. ben bir çok hong kong filmi izlemiştim wong war kai maceram tony leung hayranlığım , faye i beğenmem ve son olarak takeshi kaneshiro fanlığımdan öteye geçemedim. ki bu blog bir aralar hep takeşhi filmleri ile doluydu 🙂

gelelim filme duygusal , komedi , bilim kurgu tarzı bir film. vakti zamanında ki bu zaman benim en sevdiğim  zamanlardan biri olan seksenler bir kızımız var adı monica kendisi 1988 yılında liseli bir leslie cheung fanı . bu arada filmde fazlaca leslie hayranlığı var şarkısı bulunuyor bende pek sevdim leslie cheung u . filme geri dönersek . kızımız hamile iken bir trafik kazası geçirir ve bebeği kurtulur ama onun için şans yoktur . bunun üzerine bilim adamı olan babası onu dondurur. torununu da alıp amerikada yaşamaya başlar. aradan yirmi yıl geçer büyük babası ve babası ile mutlu mutlu yaşayan kızımıza babası doğum günü hediyesi olarak annesini verir. üvey babasının annesini uyandırsın diye verdiği harita ile işe koyulan kızımı monica yı uyandırır ve hala 18 yaşındaki monica seviği tek adam olan ting cheung un peşine düşer.  18 yaşındaki annesi ile gerçek babasının peşine düşen kız , annesinin tuttuğu acemi dedektif , dedektifin bebeği , büyük baba , büyük anne , ting i bulma macerası ve bulduktan sonra gelişen olaylarla önce gizem sonra komedi ve en sonunda duygusal bir serüven yaşanır.

monica ‘nın dedektife çektirdikleri komikti , sonra kızının ablası gibi görünmesinden duyduğu hazzı görülmeye değer, yarım kalan bir aşk hikayesi , kayıp giden umutlar ve gelecekten habersiz yapılan planlar. bu film bir şekilde sizi de bir yerden yakalar diye düşünüyorum içersinde o kadar fazla ve farklı duygu var ki bir şekilde kendinizi filme kaptırıyorsunuz.

gelelim oyunculara aarif benim keşfim ha buradan söyleyeyim uzak durun bakalım 🙂 janice de çok tatlı ben pek yakıştırdım bu ikisini 🙂 şarkılar da güzel . ve final ahhh final spoiler olmaması için kendime saklıyorum ama beklediğim gibi bir final değildi . benim beklentime rağmen iyi bir finaldi. başka söyleyecek bir şey kalmadı keşke daha uzun olsaydı da dedektifin hikayesini , kızın gerçek babasıyla yaşantısını büyük baba ve büyük annenin hayatını falan çok detaylı bir şekilde izleseydim . bence dedektiften iyi malzeme çıkardı ama 1.30 saatlik olması da ayrı bir keyif sunuyor sıkılmaya fırsat bulamadan film bitti.

ben beğendim winpohu beğendiyse tamamdır diyecek kadar güveniyorsanız hiç durmayın gidip bu yağmurlu havada böyle bir film izleyin efem . şimdilik esen aklın . verdiğim şarkıları da dinleyin efem .

Creating Destiny – Kaderini Yarat

Kalp cimridir. 

Başlamadığım bir şeyi nasıl bitirebilirim.

Türkçeye kaderin cilvesi diye çevrilmiş bir dizi ile karşınızdayım ama diziyi anlatmadan önce bunu izlemeye nasıl başladım ondan bahsetmek istiyorum. Malum bayram nedeniyle ben pek pc başına geçemedim. Tatil olunca kardeşimle birlikte önce benim çok sevdiğim teach you love adlı filmi 4. kez izledim , ben çok seviyorum bu filmi,  öyle her şeyi de böyle sevemem, hem bir şeyi tekrar tekrar izlemek de bana göre değil fakat konu bu film olunca her şey değişiyor . O bana bir film önersene dedi ve başladık izlemeye sonrasında koca bir çikolata ile birlikte oturduk üç kardeş secret garden ı bilmem kaçıncı kez izleyerek hyun bin özlemimizi giderdik.  tam eskilere gitmiştik ki kardeşim full house 2 yi açtı , e bi bakalım nede olsa yılların efsanesi gerçek oldu , bu şehir dedikodusunun gerçekleşmiş olduğu gerçeğine kanarak , bir izleyelim bakalım dedik. tabi ki ben ilk versiyonu çok sevdiğimden bu öyle güzel gelmedi. yalnız iki bölüm bakabildim fakat sarı saçlı eleman olmuş ben sevdim 🙂

peki creating destiny ‘ye nasıl başladım. Kardeşim bi gelsene deyip beni kandırdı. Diziye asla başlamayacağımı biliyordu hele 31 bölüm olduğunu söyleyince ben” neeee ” çığlıkları attım.  nerdeyse normalin iki katı,  hemen kaçıyordum ki bir de ne göreyim,  benim teach you love daki baş rol elamanı değil mi o =? tabi ki kaçamadım,  oturup adamı izledim. ne edersiniz takıntı işte. kardeşim de zaten 31 bölümü tek izlemek için beni bilerek tuzağa düşürmüş .

diziye gelirsek çok kalabalık bir dizi , baş rollerin aksine diğerlerinin hikayeleri de çok yer kaplıyor , işin içine aileler falan girmiş ama hepsinin hikayesi ilginç üstelik çok komik sahneler vardı gülmekten bi hal oldum 🙂  yine de bölüm sayısı hiç izlemediğim kadar çok olunca atlayarak izledik . yeni bir taktik oldu bu da,  dizinin çoğunu atladık gibi bir şey 🙂 ama önemli kısımları es geçmedik zaten yeni bölüm fragmanlarından bütün ana hatları da öğrenmiş olduk . diziyi sevdim vakti olanlar kaçırmasın hem diğer diziler gibi dram da değil üstelik baya baya eğlenceli .

konusuna gelirsek çocukken avustralyaya göç eden ailesiyle yaşayan hanım kızımız alex adlı sarışın bir adamla evlenmek ister. ee klasik kore babası yabancı damat istememektedir. kızını koredeki en yakın arkadaşının oğlu ile evlendirmek için ona bir şart koşar . eğer kızımız korede bir yıl kalıp koreli bir adamla çıkarsa ,baba da bir yıl sonra kızın alex ile evlenmesine izin verecektir. babanın inancı kızının bir koreli ile çıktıktan sonra alex i unutacağı yönündedir. peki seçilen bu koreli kimdir ? baş rolümüz bir doktor, kadınlar arasında popüler,  ailesi evlenmesi için baskı yapar ama o hep itiraz edip kadınlar ile ilgilenmediğini söyler. bunun sonuncunda doktorun gay olduğu her yerde yayılır. aile de ne yapsın oğullarının gay olmadığını göstermek için onu evlendirmek isterler. sang eun koreye gelir ve yeo jun ile tanışır , olay örgüsü de böyle başlar. büyükbaba , büyükanne  ve diğer büyükler ile tadından yenilmez bir aile komedisi başlar. doktorun ablasının hikayesi , sonra onun en yakın arkadaşının hikayesi falan derken dallanır budaklanır. yalnız bu doktorun kankası da doğruluk misali , adam buna ne zaman akıl danışsa en doğru şeyleri söyledi. hep en doğru ve en güzel şeyler bu adamın ağzından çıktı. arkadaşı olmasına rağmen inandığını savundu fakat konu kendisi olunca doğruyu göremiyor o kesin 🙂

ve gelelim dizinin sevdiğim yönlerine ağır drama olmaması , komedi dozunun hep var olması , öyle diğer diziler gibi birden bire ve delicesi aşk olmaması ki burada bildiğin her şey normal ilerledi. ne yıldırım aşkı var ne de ölümüne aşk var.  karakter bolluğu ve herkesin değişik bir hikayesi olmasını ,baş rolleri ki hanım kız tam puan aldı ama doktor gıcık etmedi değil 🙂 aslında bir sürü şey var tek noksan yanı çok uzun olması . onun için de o kadarcık kusur kadı kızında da olur diyorum .

benden yeni bir dizi tavsiyesi daha , esen kalın efem 🙂

Tonari no Kaibutsu-kun ve Sukitte İi Na Yo

İki yeni animeye başladım ve maalesef ikisi de güncelmiş , akıl edip de bakamadım. İkisinin de henüz 3 bölümünü izledim. Birbirlerine de fazlasıyla benzeyen konuları var. İkisi de lise gençliği hakkında , ikisinin de içinde arkadaşlık kuramayan , a sosyal tipler ve gelişimleri konusu var.  Bu konu bana fazlasıyla kimi ni todoke yi hatırlattı sadako durumlarını anımsadım ama konuşmak için çok erken olsa da bir kimi ni todoke etmezler gibime geliyor. onu sevdiğim kadar sevemem bunları 🙂

Tonari no Kaibutsu-kun ‘u ( my little monster )  diğerine göre daha çok beğendim. Burada çalışkan bir hanım kızımız var , arkadaş istemeyen onları ders çalışmasına engel gören bir tip. Tabi neden böyle olduğunu da veriyorlar. Bir gün hanım kızımız öğretmeni yüzünden okulun belalı öğrencilerinden birine ders notu götürür ve macera başlar . arkadaş canlısı olan çocuk bunun peşini bırakmaz. sevdiğinden falan bahseder ki sonradan aslında hiç bir şey hissetmedim ayağına yatması beni benden aldı. komik sahneleri mevcud , bilindik bir anime olmasına rağmen izletiyor kendini. tabi bunların yanında başka karakterler de var yok değil üstüne bir de tavuk bile var . eğlencelik , kafa dağıtan bir anime isterseniz buyurun .

Sukitte İi Na Yo ‘ ( say  ”I love you”  ) ise diğerine göre daha az beğendiğim , çok komik ilerlemeyen , konu itibari ile yine arkadaş bulamayan bir kız ve okulun favori çocuğu arasında ki aşkı konu almış . smut bir mangadan uyarlanmış klasik okul animesi. bazı yerleri iyiydi , her iki animede göze çarpan sahneler ve replikler mevcud. fakat o kadar  popüler bir çocuğun böyle bir kızla ilgilenmesi inandırıcı değil. sanırsam shouju tarzı da artık yaş itibari ile bana hitap etmemeye başlıyor veya iki animeden çok benzer olduğu için böyle oldu. bilemiyorum yine de izleyip bitirme taraftarıyım . zaten hafta bir bölüm ilerleyecek üstelik son zamanlar hiç anime de izlemedim böyle de bir açlık çekiyorum . anime arıyorsanız buna da bir bakın derim .

şimdilik benden bu kadar esen kalın efem 🙂

Reply to 1997 – Geçmişe Selam Olsun

Reply 1997, Answer to 1997, Answer Me 1997  dizinin bir sürü ismi var.  Aslında hiç yazı yazmayacaktım fakat belki düşüncelerden sıyrılmama yararı olur diye yine buradayım . Yine akıl sağlığı korumak için blogumu tedavi amaçlı kullanıyorum 🙂 

gelelim diziye  sitcom tarzı, çok uzun olmayan genelde oldukça komik , ağır dram barındırmayan doksanlar hikayesi temelli bir gençlik dizisi. fazlaca anlatıp tadını kaçırmayacağım ama o çok beğendiğim replikleri paylaşacağım nede olsa ben replikler kraliçesiyim , namımın gereğini yapmalıyım di mi ama 🙂 

‘Bumping to each other on the streets…Grabbing the same book in library… Someone running under my umbrella; I though falling in love would be special, but it was nothing like I imagined. This is how I fell in love. 

aşkın böylesi sıradan başladığını kimse hayal edemez herhalde 🙂

“If a man, if he tells a girl that doesn’t like him—like a pathetic fool—if he confesses everything…it means he never wants to see her again.”

bu repliğin geçtiği sahneyi çok beğendim . karaoke bardan ayrılırken bir de üstüne arkadaş mı dalga mı geçiyorsun diyip kapıyı çekip çıkması vardı ya helal olsun dedim 🙂

People have to be satisfied with an attainable dream. If you’re greedy with unattainable dreams, you’ll only get hurt. Empty passion only leaves you with heartburn. That’s why unrequited love is foolish. However, foolish unrequited love can have potential. That passion sometimes causes miracles. And sometimes dreams come true from a distance while you may not achieve the dream, getting close gives you the chance to be happy.

karşılıksız aşk benzetmesi ve hayallerle ilgili engin tavsiyeleri ile bu sözü de bağrıma bastım.

There is no better time than now.
That next time may never come.
To talk about a next time that may never come..
When now is right in front of you.
Life is too short for that.

şimdiden daha iyi bir zaman yoktur . sonra için hayat çok kısa . sonra belki de hiç gelemyecek. carpe diem diyoruz kısacası 🙂

When you like someone, it’s not a problem with choices. It’s something that the heart orders.

But liking someone isn’t something that you can control like a light switch, turning it on and off. Once it’s on, it does’t turn off.

bir karşılıksız aşk seronomisi daha ,

The reason I like you? 
Because it’s YOU.
Just YOU.
That’s the only reason.

I wish I knew…
Then I could figure out how to stop liking you.
If I can’t avoid it, 
I only want one thing.

To stay as a friend who doesn’t change.
For heartache…
For love…

ve son olarak ilk aşk ile ilgili o son sözler 🙂

First love.

The reason why we think first love is beautiful is not because the person we first loved was handsome or pretty. It’s because we were unconditional, innocent and a bit stupid during our first love. And because we know we can never go back to those young and passionate days.

First love is a bit impulsive. Without any calculation, we passionately throw ourselves in and ultimately face failure. But it is also dramatic. It comes with inexplicable feelings that we will never experience again. So first love becomes the most dramatic moment of our lives. It’s okay to fail. Tragic stories maintain longer than “happily ever after”. It’s nice to have that wonderful story as one chapter of life. 

First love is a period of time. It never comes back. If another love comes, time has to yield for that new love. It may not be as innocent as that first love, but it will be more mature due to the pain suffered from the first love. A person who dreams of love is the one who waits and the person that waits can recognize love when it is near them.

After the romance, real life begins. Innocence is dirtied, passion turns cold, youth gets old with wisdom. First love becomes part of one’s exhausting daily life. That’s why first love seems unattainable. Because no one talks about a successful romance with first loves. 

Loving someone is a good thing so it’s okay to be like this. There isn’t a tragic drama in my life, but there’s a familiarity, like an old sweater. And if it gets tired, there’s an excitement to open it again. 

benden bu kadar , dizi tavsiyemdir , ben pek sevdim , gülmek isteyenlere doksanları hatırlamak isteyenlere , ile aşkları özlemle ananlara , gençliğini anımsayanlara gelsin. 

not : yaşlandım ya ben . doksanları da çok özledim. gerçi o fanlardan değildim hatta soğudum fan olayından ama başka zamanlardı onlar ah gidi gençlik ah 🙂 iyice yaşlı teyzelere bağladım en iyisi gitmek.  byeeee 🙂

not 2 : az kalsın unutuyordum dizinin en sevdiğim sahnesi o fanficlerin okunduğu sahnede çalan I m your man şarkısı ile benimle aynı fikirde olduklarını göstermeleri oldu. demek ki dünyanın neresind eolursa olsun kafa aynı , aklın yolu bir zevkler benzer 🙂

Ateş Böceklerinin Mezarı – Grave Of The Fireflies

Hotaru no Haka yani ateş böceklerinin mezarı beni anlat anlat diye beynimde dolandı durdu bu yüzden bu blogun en kısa yazısını yazacağım .  gidin izleyin muhakkak izleyin ama öyle böyle değil beni dinleyin canım ille konuyu falan anlatmam gerekmiyor bana güvenin ve winpohu dediyse tamamdır deyip izleyin efem 🙂

Isao Takahata imzalı bir anime .  japonyada savaş sırasında bir genç ile küçük kardeşinin yaşadıklarını anlatıyor . acıklı mı acıklı savaşı anlatmadan savaşın getirdiği yıkıma dikkat çekmek böyle olsa gerek . çünkü normal savaş filmlerindeki gibi savaşa giden birinini öyküsü değil bu geride kalanların çektikleri sıkıntı ve en önemlisi yokluk o zalim kelime insanın tüylerini diken diken eden bir film.

takahata en az miyazaki kadar değerli biri ve çok başarılı en sevdiklerimden dün gibi de onun elinden çıkma bir sürü beğendiğimiz eseri mevcut bu filmde en iyi savaş filmlerinden biri . kısa kesiyorum  bence hiç kaçırmayın efem 🙂

şimdilik hoş çakalın

not : bu kısa yazma işini sevdim hep böyle mi yapsam acaba 😕

TAYFUN

Tayfun , Jang Dong Gun ‘un ilk anda dikkatimi çekti bir film . televizyonda gördüm ve oyuncuları görünce değiştiremedim.  Jang Dong Gun üstelik kötü adam olunca izlemezsem olmazdı .  bu adam da çok ünlüymüş ama ben daha yeni dizi sayesinde tanıdım olsun geç oldu güç olmadı.

film ağır bir dram öyle böyle değil .  oyunculuk performansları iyiydi ama aksiyon kısımlarını falan sevmedim senaryoda fazlasıyla zorlama diyeceğim kısımlar yok değildi . biraz hayali komplovari yanları yok değilse de filme kötü puan veremiyorum . iyi yanları kötü yanları vardı bunlar birbirini götürdü 🙂

kuzey koreli bir aile bir gün güney den gelen bir balonla oraya göç etmeye karar verir ama kaçış sırasında yakalanırlar ailenin iki küçük çocuğu dışında tüm fertleri öldürülür. geriye kalan çocuklar içinse korkunç bir süreç ve hayatta kalma mücadelesi var.

o küçük çocuk büyür güçlü bir suç örgütünün başına gelir intikam planları kurar , güney korede içinde bulunduğu bir takım siyasi ve askeri unsurlar için bu çocuğun peşine bir asker takar olay da onun ülkeyi bu suçlu tarafından tehdit edilen kimyasal silahlardan korumaya çalışması üzerine inşa edilmiş.

dediğim gibi dram dolu bir film ama oyunculuklar iyi kötü adamı sevdim acıdım , iyi adamla kötü adam birbirini anlıyor başka şartlarda arkadaş olabilirdik gözüyle bakıyorlar hayatın acımasızlığı üzerine bir film izlemek isterseniz bence fena değil .

hoşçaklaın efem 🙂