11.22.63 Sayılar Dile Geldi

11.22.63Bu rakamlardan hiç bir şey anlamamıştım. zaten bu yüzden dizi hiç ilgimi çekmedi ama james franco faktörü devreye girince işler değişti. ben bu adamın ismini görünce atılmasam olmazdı yoksa rakamlar bana saçma sapan bir bilim kurgu izlenimi vermişti.

bu sayıların anlamı kenedy süikasti efem. malum herkes az çok konuyla ilgili bir şeyler duymuştur. kahramanımız mutsuz bir evliliğe boşanmayla noktasını koymuş bir öğretmen. hayatı öyle ahım şahım değil. bir gün zamanda yolculuk yapmanın yolunu keşfediyor. nasıl olduğunu hiç anlatmayacağım. sadece bir noktaya gidebiliyor. her defasında hep aynı zamana gidiyor. ve geri gelip tekrar giderse her şey başa dönüyor. bizimkinin aklında geçmişe gidip kenedy süikatini engelllemek var. bu yüzden biz de 1960 ların büyüleyi atmosferinde bir hikaye izliyoruz. o klasik arabalar, aman tanrım o arabalar, kostümler, evler ve müzikler tam bir dönem dizisi çok başarılı. her bölümü sular seller gibi ezberleyerek ve merakla izledim. çok beğendim ama tabi beğenmediğim noktaları da yok değildi. sonunu tatmin etmedi ama psikolojisi güzel oturtulmuş karakterleriyle bizde geçmişi değiştirebileceğimize inandık.

ben severim böyle zaman olaylarını , adamlar yapmış , iyi de yapmış bize kalan izleyip hakkını vermek, james iyi oyuncu , çok başarılı ama bill ve sarışın ablayı da unutmayalım güzel iş çıkarmışlar. vehasıl oyunculuk da en iyi işi bizim süikastçi abi çıkarmış. gerçekten kaliteli bir yapım. kaçırmayın derim .

şimdilik esen aklın efem 🙂

Strangers on a Train – Trendeki Yabancılar

Bir klasik ile karşınızdayım. Trendeki Yabancılar, (Strangers on a Train) 1951 yapımı bir Alfred Hitchcock filmidir. Patricia Highsmith’in romanından uyarlanarak sinemaya aktarılmış.

Burada bahsettim mi bilmiyorum malta şahini filmini izlemiştim onu izledikten sonra da bunu izlemeyi kafaya taktım ama çok zaman geçtiği halde bir türlü fırsatım olmamıştı.  Klasik olunca insan merak ediyor tabi .

Konusunu hep trende karşılaşan iki yabancı işleyecekleri cinayetleri değişir böylece maktul ile bağlantıları olmadığı için yakalanmayacaklarını düşünürler şeklinde biliyordum . her yerde de böyle yazıyordu. fikir iyi kurban ile hiç bir bağlantısı olmayan , tamamen yabancı birinden kimse şüphelenmez. ne var ki konu tam olarak böyle değil içlerinden biri ki kendisi psikopatlığın kitabına altın harflerle işlenmiştir bruno bu planı uygulamak istiyor. bunun için trende gördüğü tenis yıldızı guy ı ikna etmek için çabalıyor . ona planını anlatıyor. guy senatörün kızını sevmektedir. hanım kızımız da ona vurgundur lakin guy kendisini aldatmak da ün yapmış bir kadın ile evlidir ve karısı onu boşamaya razı olmamaktadır.

bruno da bunu biliyordur ve kendi babasını öldürmesi karşısında guy ın karısını öldüreceğini söyler. guy pek ciddiye almaz fakat bruno dikkate alınması gereken biridir. cinayeti işler böylece guy ı da borcunu ödemek konusunda bir çıkmaza sürükler. eğer guy katil olmazsa polise gidip cinayeti onu işlediğini söyleyecektir. bunun için kanıtı da vardır. guy bir ikilem de sıkışır kalır.

ve bruno kendi deyimi ile çok zeki bir adam. tam bir psikopat. böylesi karakterler beni heyecanlandırıyor. oyuncunun gözlerindeki o nefret , o delice bakışlar ve tiksinti , öldürürken hissettikleri ve yüz ifadesi işte baş yapıt böyle olur. oyunculukları sevdim. hikaye zaten iyi. siyah beyaz filmler her daim göz bebeğim . deme o ki benden iyi not aldı 🙂

Kayıp Sırlar

Nora Roberts  diye bir yazar varmış kitaplarını hiç okumadım . işte bu film onun kitaplarından birinin uyarlaması. gizemli güçleri olan bir kadın en yakın arkadaşının henüz bir çocukken öldürüldüğü kasabaya geri dönüyor. arkadaşını babasının öldürdüğüne inan insanlar yüzünden evlerini bırakıp gitmek zorunda kalmış. tam da yıl dönümüne yakın bir tarihte dönüyor ve tek öldürülenin arkadaşı olmadığını katilin her yıl aynı tarihte birini öldürdüğünü öğreniyor. sonrasında olmazsa olmaz yakışıklı bir adam ve aşk da işin içine girerken hanım kızımız bu psijik güçleri ile katili bulmaya uğraşıyor.

hikaye çok da ahım şahım değil , katil zaten en başından beri gözünüze sokulmuş durumda , gizem kısmı sınıfta kalmış sanırım daha çok aşk kısmını kullanmak istemişler o da benden geçer not alamadı . zaten filmin puanı çok düşük ben bir şans vereyim diye izledim . belki kitap daha iyidir bilemiyorum tabi .

film için sıradan kelimesi dışında bir şey gelmiyor aklıma . eğer gizem , merak , heyecan türü bir şey istiyorsanız bu film değil onu bilin 🙂  daha iyi seri katil filmleri vardır. hem katilin background ı , nedenleri pek iyi verilmemiş açıkçası sevemedim gitti.

esen kalın efem 🙂

The Breakfast Club – Kahvaltı Kulübü

kahvaltı kulübü 1985 ABD yapımı bir film. adından sıkça bahsettiren film bir lisede  cumartesi günü ceza olarak okula gelmek zorunda kalan beş gencin tüm gününü anlatan bir film. gençler çok klişe karakterler güzel kız , sporcu , inek  , serseri ve silik kız vs. hepsinin bir etiketi var. hepsi pazartesi günü bu etiketin dahil olduğu gruptan kişilerle sıradan hayatlarına dönecektir ama o cumartesi farklı geçer.

bu beşi aynı yerde tıkılıp kalır birlikte geçirdikleri her dakika onları bir birine yaklaştırır kavga ederler, birlik olurlar, eğlenirler ve sırlarını paylaşırlar 95 dakikanın hepsi sadece bir günü anlatır o da sadece diyaloglardan ibarettir. değişik bir film . gençlerin bakış açısı , sistem ve hayata dair eleştiriler , yetişkinlere karşı tutumlar ve onları haksız bulma halleri , asilik , her şey bu filmde var. üstüne bir de aşk var filmin sonunda iki de çift oluyor bir de o kızın değişimi var yeni hali pek güzel oldu. neden oraya geldiklerini anlattıkları o sahneler çok iyiydi.

bu bir gençlik filmi ama sıradan gençlik filmleri gibi değil onları sadece aşk peşinde koşan budalalar gibi göstermiyor hepsinin hayata dair bakış açıları istekleri umutları ve kusurları var. üstelik bunu anlatırken yalın bir yöntem kullanmış öyle abartılar yok hepsi klişe insanlar işte. hayatta olabilecek insanlar .

film daha çok gençler ve onları anlamayan, onları çok fazla etkileyen, bir çemberin içine tıkmaya çalışan yetişkinler , onların aileleriyle ilgili . gençlerin sorunlarının temelinde aileler var dedirten bir film . tabi bu amerikan filmi olunca hak vermiyor da değilim hepsinin sorunlu olması bit yana aileleri onlardan daha sorumlu .

seksenli yılların iyi filmlerinden biri . müzikleri de güzel  örneğin Simple Minds – Don’t You (Forget About Me)

çok da uzun olmayan bu filmi tavsiye ediyor ve kaçıyorum.

”Artist ” – İnanmak Uğruna

Aslında ben yeni filmleri pek az takip ederim,  hep geriden gelirim ama bu film öyle merak ettirdi ki dayanamadım. İyi ki de izlemişim. Sessiz filmlere alışkın biri olarak hiç konuşmamalarını sorun etmedim ,  fark etmedim  bile 🙂

Siyah beyaz filmleri de pek severim. Hikaye tanıdıktı yani birinin yükselişi diğerinin düşüşü klişeydi. Yıllar önce Mehmet Aslantuğ un buna benzer bir dizisi vardı. Hikaye klişe olsa da ben filmi çok beğendim. Kendimi George Valentin ile özdeşleştirdim. Onun o aptal ve gururlu haline bakıp da onunla bütünleşmemek olmazdı di mi. Yine de tebrik ediyorum inandığı şeylere nasılda bağlı. O inandığı şey için o kadar sıkıntıya katlandı. Her şeyini kaybetti. Tebrik ediyorum . İmreniyorum böyle insanlara .

İnandıklarına sahip çıkacaksın. Ama bir de gerçek hayat var işte bu noktada gururu bir kenara bırakmak gerekiyor bu her zaman oluyor . Eninde sonunda olacağını bildiğimden filmin sonu şaşırtmadı . Olması gerektiği gibi bitti. George ilham alınması gereken bir karakterdi.

Bu da öyle bir filmdi işte . Meraklısına tavsiyemdir.

FİLMLER

İki  filmden kısaca bahsetmek istiyorum. Birinci film Ewan Mcgregor için izlediğim bir yapım oldu. Kankam kendisini çok sever bu yüzden bende onun oynadığı filmleri izlemeye başladım ve sevdiğim bir oyuncu oldu. STAY gerilim , gizem , psikolojik öğeler barındıran ilginç bir film. Oyunculuklar yerinde ama onun dışında çok da bir şey  vaat etmiyor. Hele benim gibi gizem ,psikoloji tarzı bu filmlere tutkunsanız izledğiniz diğer benzer yapımlardan hiç bir ayırıcı yanı olmadığını fark edeceksiniz. Aslında film kötü değil hatta gayet başarılı fakat böyle bir film çekilecekse diğerlerinden sıyrılmasını bilmeliydi. mesela şok edici değişik bir final bunu sağlardı. o final uğruna bende bütün filmi bağrıma basardım ne yazık ki düşündüğümün aksine sönük bir finaldi. daha doğrusu düşündüklerim çıktı şaşırmadım pek.

Gelelim filmin konusuna psikatrist Sam ile onun intihara meyilli hastası Henry bir de Sam in kız arkadaşı etrafında gizemli bir hikaye oluşturmuşlar. Sam in , Henry i ölümden vaz geçirmek için peşine düşmesi ,kurgu yerinde . tarzı seviyorsanız buyrun bir şans verin .

diğer film içinse söyleyeceklerim stay ‘den daha acımasız olabilir çünkü film izlediğime pek memnun olmadığım yapımlardan biri oldu. Polisiye dendi mi gizem dendi mi benim beklentilerim hayli yüksek oluyor. Çıta bu kadar yukarıda olunca filmlerde hafızamda sönük kalmaktan kurtulamıyor. Hikayemiz üç yaşında bir çocuğun cinayete kurban gitmesiyle başlıyor. Ölen çocuğun ailesi zengin olunca hemen şehirden tecrübeli bir dedektif getirilir. İşte biz bu dedektifin katili bulma sürecine tanık oluyoruz. Peki şaşırtıcı , gizemli bir şey var mı yok. Film çok sıradan geldi. Bu filmden uzak durun demek geliyor içimden. Yeni tanıtımlarda görüşmek üzere 🙂

NOT: Artık güzel polisiyeler bulunmuyor azizim ama pes etmek yok 🙂