New Blood – Kan Geldi

imagesBana taze kan geldiği kesin. İngiliz dizileri tabi ki favorilerimden ama bir diziyi sırf haluk bilginer varmış bir bakayım diyerek açıp sonra aman ya o olmasa da olur, ben bunu çok sevdim diyerek alt yazısı olmadan merakla izlemek  işte bunu beklemiyordum.

her şeyden önce diziyi öyle sevdim ki orjinalinden izliyorum. beklemek istemiyorum. peki ne beni bu kadar çekti. dizi ahım şahım mı süper mi belki değil ama o salak ikili var ya o salak ikili işte beni oradaki acemi dedektifimiz said çekti.

normal polisiyelerde klişeler vardır. mesela aşırı zeki dedektif ,tuhaf dedektif veya geçmişinde büyük acılar olan dedektif gibi. burada ise bu suçlulara meydan okuyan ikili öylesine alalade ve acemi ki öyle olunca da samimi geliyor.

said bir dedektif daha doğrusu olma yolunda çırpınan biri , benim favorim olur kendileri diğer adam ise aslında polis değil hala nerede çalıştığını anlamadım ama bir şekilde bir araya gelip büyük suçluların peşinde koşuyorlar.

diziyle ilgili çok bir şey söylemeyeceğim uzun zamandır beni yakalayan ilk ingiliz dizisi oldu . herkes sever mi bilmem ama ben pek sevdim .

bir şans verin derim , şimdilik esen kalın efem :=)

Bir Kore Bir Japon Dizisi

Size iki diziden bahsetmek istiyorum . Birincisi kore dizisi ki artık bunlardan bana gına gelmişti uzunca bir süre izlemem diyordum . Ne bilim o aşkları falan bin bin türlü süründürmeleri olmazsa olmaz kötü kaynanalar, zengin fakir sorunu üstüne dram mı dram bu yüzden aşklı meşkli kore dizilerinden bıkmıştım ki  cadıcığım sen seversin harika bir polisiye var dedi de ben kendimi special affairs team ten izlerken buldum . Dizinin hakkını vermeliyim cadıcığıma da çok teşekkür ediyorum tam ağzıma layık bir diziydi ama keşke ikinci sezonu da olsaydı böyle bitmemeliydi bu dizi.

Special-Affairs-Team-TEN-Poster-2

bu korelilerin aşklı meşkli dizileri bir yerden sonra hep tanıdık gelse de gerilim ve polisiye işini iyi kotarıyorlar sevdiğim gerilim filmleri onlara ait. amerikan ari polisiye de başarılı oluruz biz deyip onu da yapmışlar. genel olarak bir amerikan dizilerinden etkilenme var inkar edemeyeceğim ama diğer taraftan özgün halleri de var ki diziyi en çok bu ayakta tutuyor. senaryosu güzel , tahmin edilebilinir her bölümde siz polisten önce tahmin edeceksiniz fakat hikaye sizi başka yönlere çekmeye devam edecek kadar da dinamik bir seyir alıyor. tahmin ettiniz diye bitmiyor başka başka sorularda sorduruyor. polisiye meraklıları için hem tanıdık hem de orjinal bir keyif sunuyor.

gelelim kişilere yalan dedektörü misali bir hanım kımızı var . psikoloji mezunu herkesin yalanlarını yakalıyor bu yüzden hayatı da pek kolay değil. sonra yeni yetme ama sivri zeka genç bir polis , akıllı mı akıllı işin piri , kurdu olmuş zehirli yılan lakaplı yılların polisi ve son olarak da bunların başına yönetici diye getirtilen bir canavar. bu dizideki tüm karakterleri sevmekle birlikte oluşturulan özel ekibin başı olan canavara gıcık kaptım . adam hakkatten de canavar hele o yeni yetme küstah tavırları ve sakız çiğnemesi resmen adamdan soğudum. dizinin en sevdiğim yanı ise hepsinin kendi araştırmasını yapıp hepsinin yine aynı sonuçlara ulaşmasıydı. farklı şekillerde aynı doğrulara ulaşıyorlardı. her bölüm başak bir konuyu işliyorlar. genelde basit hikayeler.  toplam dokuz bölüm ama ilk bölüm 2 saat sürüyor.  ben sevdim baya sardı işi gücü bırakıp bunu izledim polisiye açlığıma iyi geldi tavsiye olunur. bu arada içinde gram aşk yok belki de bu yüzden çok sevdim 🙂

Shokuzai

gelelim japon yapımı dizimize shokuzai  yani kefaret , bu yıl izleidiğim japon dizilerinin güzel çıkması ve animelerin etkisiyle böyle şeker şeker kalpler kawaiii sözcükleri falan hayal ederken bu diziyi gördüm beş bölüm olduğu için başladım . hikayeyi biliyordum beş küçük arkadaş birlikte oyun oynarlarken bir adam gelip yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek içlerinden birini alıp götürür sonrada diğer dördü arkadaşlarını merak edip gittiklerinde cesedini bulurlar. kızlar polisiye suçluyu hatırlamadıklarını söyler katilde bulunamaz. aradan 15 yıl geçer. küçük kızların kurbanın annesine verdikleri kefaret sözü on beş yıl sonra kaderlerini korkunç bir şekilde etkiler.

birincisi dizinin konusu itibariyle pek iç açıcı olduğunu bilsem de japonların nasıl başka insanlar olduğunu unutmuşum bu beş bölümü çok zor izledim. dizi rahatsız edici hem oldukça rahatsız edici.  o kızların başlarına gelenler, sonra kefaretin anlamı , o kadından nefret etmem , katili yakalamaları için duyduğum istek ve kızgınlık , sonra finalde yaşadığım şok, iyilerin başına gelenler ,  kötülerin cezasız kalmaları , hiç uğruna sönen hayatlar , küçük kızların olaydan sonra ne çok etkilenip hayatlarının ne hale gediğini gördüğümde duyduğum kızgınlık bilmiyorum bu diziyi anlatabilecek söz bulamıyorum. sae ‘nin durumunda sandalyem de hasta bu hasta çığlıkları attım , öğretmene yapılan haksızlıklar beni çileden çıkardı , her şeyi öğrendiğimiz yerde de yok artık dedim.  fazlasıyla etkileyen , karamsar bir dizi. moralinizi yerine getirmez hatta sizi sinirden deli eder. izlemenizi söyleyemiyorum uzak durun da diyemiyorum . tek söyleyebildiğim çok şey barındırıp hiç bir şeyi sözcüğe dökemiyorum.  bu da böyle bir dizi , yine bunun içinde de aşk meşke beklemeyin .

iyi günler efem 🙂

HELPLESS – ÇARESİZ

Yine bir kore yapımı gerilim , gizem filmi ile karşınızdayım ama bakmayın türünde gerilim dese de öyle ahım şahım bir şey yok hatta ben gerilmedim bile 🙂  ama yine de fena film olmamış bunların gerilim filmlerini seviyorum ben. sonu ve gidişatı her ne kadar tahmin edilebilinir olsa da keyif alınan bir film olmuş.

konuya gelirsek iki nişanlı düğünden önce aile ziyareti için yola çıkar ama yolda hanım kızımız kaybolur . damat a ne yapsın başlar onu aramaya aradıkça da olaylar beklenmedik bir yere doğru ilerler. onun için polise giden kayıp ilanı veren adam aslında nişanlısını hiç tanımadığını fark ediyor sonra onu bulmak için polislikten rüşvet yüzünden atılmış bir akrabasını da bu iş için özel dedektif niyetini tutuyor. bu iki adam kadını bulmak için uğraşırken bizde akıl yürütüyoruz ne oldu acaba diye çok sürmeden de ampul yanıyor olayı anlıyoruz.

biraz ön bilgi olacak amerikan yapımı bir film vardı hayatın benim diye oradan bir parça esinlenme hatta daha fazlası var gibi bilemeyeceğim belki de amerikalılar esinlenmiş hiç oturup araştıramayacağım. işte film size eğer izlediyseniz o filmi hatırlatıyor ki onu yazarken de ne kadar kolay çözülen bir film olduğundan yakınmıştım.

şöyle biraz kafamı meşgul edeyim ama çok da zorlamayayım diyorsanız tam da sizlik bir film .

not : ne kadar eleştirsem de seviyorum böyle filmleri canım 😀

iyi seyirler efem 🙂

Moss – Yosun

Sıradan hırsızlar boş şeyler çalar ama şeytan kalbini çalar.

Yine çok beğendiğim , çok anlatmak istediğim fakat kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir filmi anlatmak istiyorum. Bu tür filmleri izlediğimde türkiye olsa aynı böyle olurdu diyorum ama maalesef türkiyede böyle eleştirel filmler pek çekilmiyor.

Gelelim filmimize , iyi film yapmak yemek tarifi gibi sanırım bir tutam  komedi bir tutam  gerilim,  birazda  gizem ve  merak unsuru  , azıcıkta psikoloji işte güzel film üstelik  eleştiren bir film olursa tadından yenmez size de nasıl geçtiğini anlamadığınız bir kaç saat eğlence yaşatır.

Filmimizin konusuna gelirsek. Yaşlı bir adam bir köy inşa etmiştir. Çevresindeki köylülerle birlikte yapmıştır bunu. Kendisi günahtan arınmaya inanan, insanları da günahlarının bağışlanması için yardım eden biri. Bir gün yaşlı adam ölür ve o köye oğlu gelir. Babasının cenazesine katılmak için orada kalır. Fakat etrafında tuhaf bir şeyler olduğunu sezer ve araştırmaya başlar. Babasının eceli ile ölmediğine inanmaktadır. Köylü de tuhaf davranır , adam insanların ondan bir şey sakladığına emin olur.  Araştırmasını derinleştirdikçe bir sürü şey öğrenir,  kovalamaca başlar.  Bu sırada kariyerini bitirdiği savcıdan yardım istemeyi de ihmal etmez.

Filmin eğlenceli kısmı da bu savcı kendisini çok sevdim. Böyle bir adam yok. Daha ilk sahnede ”sen suçlusun ,yüzün suçlu özellikle kaşların suçlu ,seni sorgulamam bile gerek yok ” derken ben savcının özel biri olduğunu anladım 🙂 Sonra espri yeteneği de var. ” Yaşlı bir adamın parasını kaybetmesi için bir sürü yol var , kumar , kadın belki de birine kefil olmuştur yada en güzeli kumar oynayan bir kadına kefil olmuştur”   he he 🙂  kendi kariyerini bitiren bir adama yardıma gider mi bu savcı ne dersiniz 😀

Bakmayın siz filmin gerilim, gizem filmi olduğuna komedi unsuru da çok fazla mesela dedektifin incil’in göze göz dişe diş kısımını okurken”  incil bir katil ” diye bağırması beni benden aldı. Üstelik kim iyi kim kötü anlamadığımız bir film savcı  dışında 😀 İçine az biraz psikolojide eklemişler. Oldukça başarılı buldum.

Bu film bir noktadan sonra gizemin çözüldüğü filmlerden değil. Evet tahmin edilebilinir,  ki biz de filmi izlerken her şeyi tahmin ettik ama her tahminden sonra ortaya başka bir soru çıktı acaba kim doğru söylüyor , kim haklı falan diye bitirdik filmi ve finalde yine güzel bir sürprizle bitirdiler . Bu final detayını çok sevdim. Tam her şey bitti derken , aslında en baştan düşünmeye itiyor insanı .

Bir köyün ne kadar kötü olabileceğini de anlamış olduk. Sonra filmin içindeki o sistem eleştirilerini de yok saymayalım spoiler olur diye söylemiyorum.  Oldukça eğlenceli , izlerken baya güldüğüm , hem de devamlı sorular sorup düşündüğüm , gizemli bir gerilim . Böyle bir filmi kaçırmak istemezseniz . Buyurun buradan yakın efem . Winpohu’dan özel tavsiyedir 😀

Ölümcül Takip / The Chaser – Bana Bunlarla Gelin

bazı filmler var ben bunu yazmalıyım muhakkak yazmalıyım diyorum. hani şurada ballandıra ballandıra anlattığım Cinayet Anıları adlı film geldi aklıma ölümcül takibi izlerken. aynı tarzda olduğunu söylesem yalan söylemiş olmam herhalde .

ben severim polisiyeleri bu yüzden bol bol amerikan polisiye tarzı işler izledim. ne var ki o film yada dizilerde olan tüm klişeler burada yıkılmış. işte bu sebepten bu film başka. en başta filmi izlerken çok bir beklentim yoktu lakin ne zaman ben filme kendimi kaptırdım ne zaman kendimi içinde hissettim ne zaman sövmeye başladım bilmiyorum.

kısaca konuya geçersek eski bir polis olan joong ho artık bir kadın satıcısıdır. ama sermaye diye tabir ettiği kadınlar bir bir ortadan yok olunca onları başkasının satmaya başladığına kanaat getiri ve kızları aramaya başlar. işte bu nokta da ilk klişe yıkılır. çünkü burada bir iyi bir de kötü karakter yok. kötü adam ve çok kötü adam var. filmin genelinde bu kötü adamlardan bolca mevcud.

ikinci klişe ise katili aramaya zahmetine girmiyoruz. katil bize direk verilmiş ve bu noktada bizim hikayeden soğumamız gerekir ee artık geriye bir şey kalmadı ki diye düşünebiliriz . katil ortada, kurbanlarını nasıl seçtiği, onları nasıl bulduğu , nasıl öldürdüğü   ne yaptığı hatta niye yaptığı. üstelik filmin ortalarına doğru katil yakanmış karakola götürülmüş ve suçunu itiraf etmiştir. the end değil mi ? hayır değil . çünkü bu katilin bulunduğunda sona erdiği filmlerden değil. asıl olay bundan sonra başlıyor.

bir kere itiraftan vaz geçen daha doğrusu sadece polislerle alay etmek için itiraf edip sonra susan ve hiç bir şey anlatmayan bir katil var. elde delil yok. ceset yok suç yok o zaman suçlu da yok. polislerin yapacağı tek şey katil olduğunu bildikleri bu adamı salı vermek . ama bizimkiler o kadar çaresiz ki polisin ağzında ”bana kanıt getirin sahte bile olsa ” cümlesi dökülüyor.

adamı konuşturmak için bir araba sopa da atıyorlar tabi .  filmin geneli hem alaya alan bir yapıya sahip , hem klişeleri yıkıyor hem de bol bol eleştiriyor ki bu eleştiriler gözünüze gözünüze sokuluyor. o kadar bariz ve o kadar direkt bir eleştirisi var ki ekranın karşısında sövmeden edemiyor insan. polisler , çarpık sistem öyle göze batıyor ki filmde suç ve suçluya ilişkin ise hiç bir eleştiri yok gibi. o kısımlar fazlaca incelenmiyor. normal bir amerikan yapımında suçlu çok fazla ön plana çıkardı yada onu yakalamaya çalışan polis . genellikle ikisi de çok zeki olurdu. burada değil. polisler tam bir acizlik içinde. suçlu ise ortama bir psikopattan öteye geçemiyor. o kadar basit bir suçlu ki kurbanlarını çekiçle öldürüyor. onu da öyle acemice yapıyor. suç da fazla önemli değil bu filmde. kimse aman tanrım kaç kişiyi öldürmüş demiyor. olağanüstü bir durum yok. o kadar değersiz ki bir valinin yüzüne atılan pislikten bile değersiz bir olay.

izlerken öfke duyuyorsunuz katil elini kolunu sallayarak çıkıyor yeni insanlar öldürüyor ama polis bir şey yapamıyor. işte bu noktada film aslında bırakın abartılı cıs leri gerçek hayatta işler böyle yürür. her zaman iyiler kazanmaz. her suçlu cezasını çekmez diyor.

olay yerini inceleyemeyen işleri öyle üstün körü yapan polisler olaya çok fazla gerçeklik katmış. diğer filmi de bu filmi de sevmemin iki nedeni var sanırım biri gerçeklik duygusu diğeri de getirdiği eleştiriler.

bu korelilerin polisiye filmleri absürt komedi ile saf gerçeklik arasında asılı kalmış . traji komik ama orjinalitesini yitirmemiş. düşününce olan onca olayı ve polislerin o beceriksiz hallerini olsa olsa absürt komedi diyorsunuz.diğer taraftan bir diğer şık var o da saf gerçeklik olması ki , bu ürkütücü bir  fikir. dehşet dolu dakikalar yaşatan filmde nasıl oluyor da gülmeden duramıyoruz ona da aklım ermedi. velakin orijinal bir iş. bana bunlarla gelin ey sinema dünyası diyorum.

şiddetli tavsiyemdir ey dostlar 🙂