MAVİ ‘den Paket Var :)

Mavi değerli blogger bakınız  burada   döktürüyor . uzun zamandır tanışıyoruz. blog açtığımda tanıdığım bloggerlardan kıdemli , trabzonlu , ankara  ikametli samimi bir dost . blog sayesinde tanıştık ama dost kelimesini böylesine hak eden insanlardan biri oldu benim için. iyi ki açmışım bu blogu diyorum ya işte bu yüzden tanıdığım bu güzel insanlar yüzünden. 

sayesinde viki kitap hesabı da aldım sanal kütüphane olayından da haberdar oldum artık. kitap sever arkadaşım bana bir sürü dizi ve anime cd si yolladı . yanında bir de kitap ve en değerlisi bir mektup . çok uzun zaman oldu mektup almayalı. çok mutlu oldum çocuklar gibi üstelik 11 eylül gibi felaket üzerine felaket yaşadığım bir günün üstüne çok iyi geldi. o çıkartmalarına ve her yere yapıştırdığın notlara bayıldım.

kargo kadar mutlu eden bir şey yok .çok seviyorum bu olayları şimdi bu teşekkür yazsının ardından bende bir mektup yazacağım ama ptt çabuk davranmazsa gecikebilir haberin olsun cancağızım 🙂 şu paketleri açarken yaşadığım heyecan beni çocukluğumu döndürüyor suratımın o halini bir görseniz 🙂

umarım bir gün Ankara’ya yolum düşer görüşürüz mavi , kendine iyi bak esen kal arkadaşım ve siz okuyucular  umarım böyle samimi insanlarla tanışma fırsatınız olmuştur 🙂

şimdilik bu kadar kaçmam lazım bye 🙂

Elizabeth Gaskell Tutkunları Buraya :)

Biliyorsunuz ben Elizabeth Hayranıyım . Kuzey Güney dizisi ile bağlandım yazara ve sonra kitabı sağ olsun hikaru sayesinde okudum ama ingilizceysi . türkçe çevirisi yok diye nbe çok üzüldüm . eşler ve kızları dizisini de çok sevdim her iki eserden de burada bahsetmiştim . o kitabın bir tek çevirisi var bu yüzden diğer güzelliklerinde çevrilmesi için sizi oy kullanmaya davet ediyorum.  chibi sayesinde haberim oldu sizi detaylı bilgi için onun yazsını davet ediyorum. çok değerli bir yazarın eserlerinin bu ülkede çevrilmemesi büyük kayıp bu yüzden lütfen oy kullanalım 🙂

oy kullanmak için TIK TIK

CHİBİ’nin yazısı için TIK TIK …

esen kalın efem 🙂

The Tenant of Wildfell Hall ve Agnes Grey

İki yıl olmuş bu blogu açalı .bunca zaman hep yazmak istediğim bir yazı vardı bronte kardeşler ama bir türlü yazamadım . madem onu yazamıyorum teker teker kız kardeşlerin eserlerinden bahsedeyim istedim . İlk sırada bir hayli ilginç olan Anne Bronte var . İlginç çünkü anne kız kardeşleri gibi romantizm kısmına fazla kapılmamış daha gerçekçi kitaplar yazmış. Ne Uğultulu tepelerdeki gibi saplantılı bir tutku ne de Jane Eyre deki gibi delice bir aşk var. Anne bu gerçekçi yanı ile ilgimi fazlasıyla çekti . tabi ki dönem uyarlamalarında romantizmi seviyorum tercihimdir ama böylesine gerçekçi bakış açıları da güzel hani . her şeyin birbirine benzediği kızların muhakkak çok yakışıklı ve harika kişilikte erkekler tanıştığı kitaplar içerisinden sıyrılmayı bilmiş nadide yapımları var.

ilk önce  The Tenant of Wildfell Hall ‘dan bahsetmek istiyorum üç bölümlük bir uyarlamasını bulup izledim alt yazı yok ama ingilizcesi gayet anlaşılır hiç zorluk yaşamadım izlerken .  mini dizi bir çocuğun yatağından kaçırılması ile başlıyor . biz o gerilim müziği altında ne oluyor derken bir de bakıyoruz ki çocuğu annesi kaçırmış. helen küçük oğlunu da alarak kaçıyor. yeni bir hayat , kendi ayakları üzerinde durmaya çalıştığı bir yaşam için. bu kitabın ilk feminist eserlerden biri olarak kabul edildiğini söylemeden geçemeyeceğim.  şimdi çok doğal olsa da o dönemi hayal edince helen çok cesur bir kadınmış üstelik anne bronte bunu yazarken çevresinden esinlenmiş diye bir dedikodu da var ki akıllara zarar.

nerde kalmıştık helen gittiği yeni yerde insanlardan kaçar bir nevi uzak durmak ister onlarsa merakla onu izler. bir süre sonra da helen onlara yakınlık duymaya başlar ama kasaba halkı onun hakkında çıkan dedikodular yüzünden ondan kaçmaktadır. helen hayatını resim yaparak kazanır küçük oğlu arthur tek dünyasıdır fakat bu yeni yaşamında ona arkadaşlık eden biri daha vardır. Gilbert Markham genç bir çiftçi.  gilbert helen e aşık olur ve onun hayatının sırrı da böylece ortaya çıkar. helen on sekiz yaşında bir genç kızın romantik duygular ve tecrübesizlikle nasılda aşk tuzağına yakalandığını gösterir bize ve erkeklerin aslında kendilerini nasılda yanıltıcı gösterebildiklerini o dizi ve romanlardaki gibi centilmen olan erkeklerin her zaman hatta gerçek dünyada hiç bir zaman bulunamayacağını ve evliliğin nasıl berbat bir hal alabileceğini . ben kendi adıma esere bayıldım kötü adama bile bayıldım . ve replikleri çok hoşuma gitti. mesela bir yerde arthur  ile helen arasında şu konuşma geçiyor.

H: “only if you loved yourself as much as I love you”

A:”I know myself too well”

bir diğer alıntı

But smiles and tears are so alike with me, they are neither of them confined to any particular feelings: I often cry when I am happy, and smile when I am sad.

Aslında çok fazla alıntı var ama yeter bu kadar 🙂

sırada Agnes Grey var . bir mürebbiyenin hayatını anlatıyor bu kitapta kitabın başlarındayım daha bitirmedim.  ince bir kitap ingilizcesi de anlaşılır.  agnes ailesini ikna edip mürebbiye olur ama hayal ettiği gibi çıkmaz hiç bir şey. ev sahiplerinin kaba davranışları , çocukların yanlış aile terbiyesi yüzünden ona yaşattıkları o genç yaşata hakim olmaya çabalaması ve gerçeğin aslında hiç de romantik olmadığı gözler önüne sermesi açısında çok güzel bir eser. kendi ayakları üzerinde durmayı hayal eden , kendi parasını kazanmak isteyen agnes ailesi tarafından el bebek gül bebek büyütülmüş zengin olmamasına rağmen sıkıntı yaşamamışken böylesine zorlu bir tecrübe ile karşılaşıyor.  kitabı henüz bitirmedim ama şu ana kadar o dönemle ilgili kurduğum kibar insanlar potresini yıktı ve yazarın bu üslubunu beğendiğimi söylemeliyim . oradan da bir alıntı yapıp yazıyı sonlandırırken Anne Bronte  ne kadar özel bir yazarmış okuyup izleyip farkına varmanız ümidiyle  esen kalın efem 🙂

“I wondered why so much beauty should be given to those who made so bad a use of it and denied to some who would make it a benefit to both themselves and others.”

“It is foolish to wish for beauty. Sensible people never either desire it for themselves or care about it in others. If the mind be but well cultivated, and the heart well disposed, no one ever cares for the exterior.”

 

Winpohu ‘ca Blogun İKİNCİ YILI :)

Evet pazartesi günü  tam iki yılı doldurmuş oluyorum . Bloga kaç zamandır doğru düzgün bir şey yazmamışım izlediğim filmlerde öylece bekliyor madem on eylül gelmiş o zaman bir yıl dönümü yazısı şart dedim  ve işte buradayım .

Ne yazacağımın da pek farkında değilim zaman nasıl geçti hiç anlamadım yani burada öyle eğlendim , öyle muhabbetler yaşadık ve yei insanlarla tanıştım ki bu blog olmasa sanırım bir yanım eksik kalırdı . gerçi böyle de zamanımın çoğunu tükettim gibi , çok yazı yazmışım , çok konuşmuşum ama aynı ölçüde yorumlarla aman kendi kendine takılmıyorsun sakın delirme de denilmiş bana 🙂

245 yazı ve 219 bin ziyaretçi hiç fena değil zaten önemli olan rakamlar değil burada aldığım keyif , paylaşmak çok eğlenceliydi ama en çok da karşılık bulması . zamanımı güzel geçirdim , yeni şeyler öğrendim bloggerlar sayesinde , dostluklar pekiştirdim . bu sebepten ben yazmaya devam edeceğim gibi ne dersiniz bana katlanmak  hoşunuza gider mi 🙂

nankör zaman akıp gittiğinde kızıyorum ama bu sefer sanki kendime ait çok değerli bir şeyin kutlaması gibi . biraz tuhaf ama seviyorum işte yazmayı , okumayı , öğrenip yorumlamayı . nostalji insanıyım şuan bile doksanlardan şarkılar dinliyorum bu yazıyı yazarken . burada yeri geldi film , anime , dizi yazdım  , ayırım da yapmadım kore , japon amerikan , ingiliz ,hint vs demedim severim her türlü kaliteli yapımı yeri geldi şarkılar paylaştım ki daha çok twitter ve tumblr da olsa da 🙂  ara sıra kitaplar anlattım , en çok da ingiliz edebiyatı tutkum yer aldı nadiren manga yazıları ve içimden geldikçe kendimle ilgili  yazdım ki  bazen çok karamsar serzenişlerde bulundum . çok değişti tabi blog alemi bırakan bloggerlar oldu yeni bloggerlar geldi ama hep çeşitli , renkli bir alem olmaktan geri kalmadı . ilk yazmaya başladığım noktadan çok farklı şimdi yazmak . yazmak hala keyifli umut ediyorum seneler sonra da aynı ölçüde keyifli olacak.

iki yılın ardından okuyan , yorumlayan okuyuculara ve   beni aydınlatan bloggerlara da teşekkür etmesem olmaz . iyi ki varsınız blog alemi winpohu nun dünyasına neler kattığınızı bir bilseniz 🙂

yazıyı bitirirken size ihan irem den ben değilim ve yazık oldu yarınlara şarkılarını armağan ediyorum listede sıra onlara gelmiş de he he 🙂

birlikte  bol bol yarınlar ümidiyle esen kalın efem 🙂

ilk yazı ( merhaba )  ve  Birinci yıl yazısı 

Karamsar Debelenmeler

ne zaman anlar insan her şeyi tükettiğini , sonuna geldiğini , işte bu da bu kadarmış der ne zaman . her geçen gün bir birinini aynı, her şey sinir bozucu şekilde aynı iken ne gereği var daha fazla denemenin sonuç değişmeyecekse ve neden sonuna kadar gitme gereği duyar ki insan bu sonsuz gibi hayatın gelip geçici yapay mutluluklarında . neden o zamanların bir kapalı kutusu olmaz da bir kumbara gibi en mutlu anlarımızın bir parçasını en mutsuz anlarımıza teselli olsun diye saklayamayız . madem ki her şey aynı kalacak madem ki her kurulan yeni umut yerini acımasız bir gerçeklik ve hayal kırıklığına bırakacak ne gereği var ki direnmenin . en akıllıcası değil midir sonlandırmak . onca zamanı israf etmenin onca çabayı boşa çıkarmanın manası nedir ve neden her kötü düşüncenin ardında güzel bir gün ışığı yeni, zalim ,acımasız,küçük bir umut kırıntısına yelken açıyor . neden bu acı bile sonsuzluk gibi gelmiyor da her seferinde acıya bağımlı gibi bu halini bile seviyor insan hayatın . ve benim cümlelerim de aynı hayatım gibi devrik yıkık dökük ama hala ayakta direniyor . ben olmayacağını bile bile hayal etmeye devam eden , yalanların en kötüsünü kendime söyleyerek kendimi bile kandıran bir deli , belki de tek kandırdığım sadece şahsımdan ibaret bir çocuk  selam olsun benim gibilere .

 

bu gürültü gururumun yıkılışından geliyor. öyle bükülüyor ki takur tukur sesler çıkıyor. gururum hiç alışık değildir eğilip bükülmeye, feryat figan hali bundandır. bu feryatlar kuşların çığlıkları gibi hiç kesilmeyen bir gürültü. gururum kırıldı , parça parça, toz toz oldu. değil ki ara ara incinmesine alışkın değilim bu sefer hepten kaybettim . geri de gelmesin zaten artık ona yer yok burada,  hayal kırıklığı aldı yerini. bilirim ikisi birlikte geçinemezler. kardeş kardeş yaşamak ne mümkün. birinin olduğu yerde diğerine yer yok. zaten bu kadar büküldükten sonra ona da ihtiyacım yok ki. hem nasıl bakarım yüzüne, nasıl derim kusura bakma, sen çığlıklar için feryat figan yıkılırken ben aciz bir şekilde sus pus oturdum, elimden bir şey gelmezdi . affet beni. artık bu ezilmiş bünyede sana yer yok gurur. sen buraya yakışmazsın. var git yoluna . ben yeni bir dost buldum üstelik benimle kalmayı kendine mesele etmeyecek bir hakiki dost sonsuza kadar beni terk etmeyecek bir dost . hoş geldin hayal kırıklığı . ne çok geldin, hiç yalnız bırakmadın beni. kıymetini bilemedim kusura bakma. artık  sana alıştım, merak etme bir sen bir ben kaldık bu koca dünyada .

 

 

bilmez misin ki gurur kaldıramaz hayal kırıklıklarını , ağır gelir . birini seçmem gerekti ben hayal kırıklıklarını seçtim. çünkü onlar senden bana kalan tek şeydi .

 

kelebek gibi çırpınıyor ya kalbim bakma mutluluktan değil o . bu çırpınışlar ki öleceğini bilen kelebeğin son direnişleri , çaresizliğine boyun eğmeden önceki son mücadelesidir.

 

ağır hayal kırıklıkları yaşayanlarda küçük bir cesaret kırıntısı bile kalmaz. son bir umut tanesi bile yer bulamaz bitkin gönüllerinde. işte tam şuan yorulmuş , usanmış yüreğim bırak başkasına kendine bile tahammülü çok görüyor.