The Remains of The Day- Günden Kalanlar

remaKitabı çok beğenmiştim bir uyarlaması olduğunu bilip izlemesem olmazdı . Çok beğenerek izlediğim bir film oldu. oyunculuklar süperdi. diyecek söz bulamıyorum. atmosfer aynı gibiydi sadece bazı yerleri kitaptan uyarlamamışlar değiştirmişler . böyle de güzel olmuş ama film yine de kitabın yanında bir parça eksik kalıyor çünkü biz bay stevens ın düşüncelerini kitap sayesinde çok iyi biliyor onu anlıyorduk.  fakat film bu konuda eksik onu niye yaptı bunu niye yaptı anlamak için onun duygularını düşüncelerini bilmek gerektiğini inanıyorum izlerken hep ama kitapta bu böyle açıklanmıştı dedim .

görselliği çok güzel . o yılları merak edenler için yine muhteşem bir dönem filmi olmuş.  filmi kaçırmayın derim böyle değerli iki oyuncunun böyle değerli bir performansı izlenmeli ama kitabı muhakkak okuyun çünkü onsuz bu film eksik kalır. benden bu kadar efem 🙂

Saraydan Sürgüne

374-Saraydan-SurguneBu kitabı canım arkadaşım Nilü ‘den ödünç aldım . Çok seversin dedi ve haklı da çıktı.  Yedi yüz sayfa olmasına rağmen akıcıydı ve ben bitmesin diye daha yavaş okumakla bir solukta bitirmek arasında gidip geldim. Son osmanlıların sürgün hikayesi anlatılan daha doğrusu hatice sultan ‘ın kızı selma ‘nın hayat hikayesi sürgün yılları . Kitabın yazarının da selma ‘nın kızı olmasından dolayı farklı bulduğum bir kitap oldu. Bir insanın annesini böyle hayal etmesi ilginç geldi bana .

Selma ‘nın imparatorluğun son günlerine rastlayan çocukluğu beyruttaki sürgün günleri sonra  hindistandaki rani günleri ve paris’ de son bulan savaş günleri nereye giderse gitsin yabancı olan selma nereye giderse gitsin özgürlük savaş ve sürgün ile karşılaşan selma . kitabı gerçekten çok beğendim o kadar çok düşündürdü ki bazı noktaları biraz tuhafıma gitmedi değil ama insanları ve ülkeleri o siyasi durumları analiz edişi çok hoşuma gitti.

keşke her şeyi anlatabilsem ama biraz tembelliğe kaçacağım . severim tarihi olayları hele de böyle aslında bu işin bir de şunu yanı vardı diyen kitapları çünkü bu kitap insanı fazlasıyla ikilemde bırakıyor insana doğru ile yanlışı unutturuyor . beyaz ile siyah yok oluyor kafanız karışıyor . kim haklı kim haksız hem bunun ne önemi var diyorsunuz . bir konu hakkında kesin kararlar veremediğim çok olmuştur ama bu düşüncelerimin kesin olmaması ve benim şüphe içinde bulunduğum durumlar bana biraz acizce gelir genelde çocukluktan kalma bir alışkanlıkla doğru ve yanlışı hep kesin çizgilerle ayırt etmek istemişimdir fakat hayat böyle değil bunu tekrar hatırladım.  ve insanların birbirlerini sırf kendi duygularını açıklamakla düşecekleri – aşağılanmış olacaklarını sandıkları – durumdan kurtarmak için konuşmadıklarından yanlış anlamaları. söylenmeyen sözler ne kadar zarar verirmiş oysa.   bunu Raca ile selma arasındaki tuhaf ilişkiden çıkardım . Ne raca saf kötü ne selam saf melek . denge hayatın kendisinde saklı.

kitap hakkında sayfalarca yazılır ,her noktası, detayı incelenebilir.  hem çok sevip hemde bazen çok nefret ettiğimden bu kitabı tavsiye ederim. benden bu kadar efem . şimdi içimde söylenmemiş ama konuşulmak için çırpınan kelimeler yığınıyla  kaçarken eğer okuyan olursa hakkında sohbet etmek istediğimi belirtirim .

esen kalın efem 🙂

Umutsuz Aşkın Gözyaşları – Deeanne Gist

umutBu gün biriktirdiğim bütün yazıları yazmak istiyorum çünkü dün sağ olsn canım arkadaşım nilü den yei kitaplar aldım yazıları yazıp yine okumaya devam edeceğim .

İlk defa okuduğum yazarlardan biri de bu . Ben romans severim tabi ara sıra öyle ardı ardına okunmaz bu kitaplar insanı bayar. şöyle beş altı kitaptan sonra araya kafayı dağıtıcı olarak serpiştirilince güzel oluyor. Kitabın konusuna gelirsek ingilterede eğitimli bir leydi olan costance sürgüne gönderilen amcasını son defa görmek için gemiye biner. planı gemi hareket etmeden önce çıkıp gitmektir ama gemi kaptanı tarafından zorla alı konur ve tütün karşılığından amerikalı bir adama gelin diye satılır. amerikan kolonilerinde tütün çok değerli olduğundan orada nüfusun artırılması şartttır ama bunun için gönderilecek gönüllü gelinler olmadığından sadece suçlular, sürgüne göndrilenler falan var. neyse efem costance ve drew in aşk hayatı yani gelişecek olan aşk hayatı ve bunun yanında koloni hayatı insanların yaşayış biçimleri , yerlilerle sorunlar falan anlatılıyor.

bir romans tan sizi bilgiendirmesini falan bekleyemezsiniz tamamen kurmacadır bu kitaplar ama kitabı okurken hiç bir şeyleri olmadan nasıl yaşadıklarını hayal ettim. gözümde o eski devirler ve yaşanılan sıkıntılar canlandı Allaha şükürler olsun ben böyle bir dönemde yaşamamışım yokluk ne kadar kötü bir şey teknoloji falan yok onu anladım ama en basit temel insan gereksinimleri için olan icatlar bile yok . nasıl bir hayatmış o koloni hayatı . neyse efem yazarımız yerlilerle kolonicilerin şavaşından da bir parça bahsetmiş  ne kadarı doğruysa artık. sıkmayan ama benim favorim de olmayacak bir kitaptı. şöyle değişiklik olsun diyenler okuyabilir fazla bir şey beklemeden tabi 🙂

Tavan Arasındaki Buda – Julie Otsuka

tavan-arasindaki-buda-julie-otsuka-Kitap serüvenime devam ediyorum. Nur dan aldığım kitaplardan birirydi bu kitap. Japon bir yazar tarafından  kaleme alınmış . hikaye evlenmek için yazıştıkları adamlar için amerikaya giden bir grup japon kadınını anlatıyor. onların orada aldatıldıklarını öğrenmeleri ve evlendikten sonra yaşadıkları üzerine gelişen bir kitap.

hikaye japonlar hakkında olabilir ama anlatılanlar oldukça bu topraklara özgü . kadınların yaşadıkları geçmiş yıllarda ücra köylerde , doğuda veya belki hala şimdiler bile yaşanan hikayeler. her şeyi ile bana bir anadolu hikaye izlenimi verdi. kadınların hayatı dünyanın her yöresinde aynı şekilde öngörülmüş ve onların kaderi hep başkaları tarafından çizilmiş. onca zorluk , gurbet de yaşam sıkınıları derken bir de araya savaş girer ve amerika artık düşman olarak gördüğü japonları istemez olur. bu durumda göçmen konumunda olupda kendilerine bir yurt bir vatan bir hayat inşa eden japonlara ne olur. bu da kitapta yer alıyor. gerçekten iyi bir kitap olmuş. sevdim efem 🙂

kitabın tasarımını da çok sevdim . böyle farklı kapaklı daha çok eski yıllara aitmiş görünümlü kitapları seviyorum. kısacası olurda bulabilirseniz tavsiye olunur .

İpek Yolu Çocukları

Ben bu filme şans eseri televizyonda denk geldim. Biraz bakayım dedim ama öyle çekti ki beni bırakamadım. Ben genellikle sinemayı eğlence olarak algılarım. Hani dertlerimizden biraz uzaklaşmak için film izlerim. Son zamanlarda bunun pek de güzel bir şey olmadığına kanaat getirdim yani sinema sadece eğlendirmemeli insanın gözünü de açmalı . Sinema salonlarına dolup bir kaç saatlik mutluluk satın alıyoruz ya , hani kendimizi o karakterlerini yerine koyup , onlar mışız gibi farz ediyoruz , fantezi satın alıyoruz , onlar mutlu olunca mutlu olup filmden yüzü gülerek çıkınca sanki oradaki gibi o büyülü hayal ama bir o kadar sahte dünyadaki hikayelerin bizim de başımıza geleceğini umut ediyoruz ya , hani kendimiz kandırıp süper güçlerimiz varmış gibi , çok zenginmiş gibi  vs. hayal ediyoruz ya işte bunlar da bir yere kadar olmalı , sinema biraz da gerçeği anlatmalı , biraz da yol göstermeli , kimsenin duymaya cesaret edemediklerini haykırmalı , sinema biraz da gerçeğe ışık tutmalı .  nerden mi geldik buraya onu diğer yazıya bırakıyorum gelelim bu filme .

filmin konusu gerçek hayattan alınma imiş. yani gerçekten baş roldeki o gazetecinin hayatından esinlenilmiş . bunu duymak bile tüylerimi diken diken etti. film  çin –  abd ortak yapımı , ımdb puanı 6,9  – 114 dakikalık – dram , savaş türünde bir film. savaş filmi ama öyle içinizin kaldıramayacağı sahneler koymamışlar vermek istediklerini midemi bulandırmadan da yapmışlar bu çok önemli çünkü bir savaş filminde olabilecek sahnelerin hepsine dayanabilecek bir bünyem yok.

konusuna gelirsek 1937 yılı george hogg adlı ingiliz gazeteci japonların , çin işgali sırasında görev için şangay’a gider. Nanjing katliamına tanık olur. japonların onu öldürmesine ramak kala biri tarafından kurtarılır. kurtarıcısı chen onu bir yetimhaneye gönderir. george tek kelime çince bilmezken onları anlamaya çalışır hem çince öğrenir , hem de çocuklara ingilizce öğretir. başlarda kabul görmez ama sonra düzenini kurar çocuklar için bir koruyucu gibidir, bir baba gibidir , onlarla ilgilenir. filmin savaş gibi acımasız bir olguyu anlatırken çocukların bu zalimlikten kurtulması için uğraşan bir adamın hikayesi sizi derinden etkiliyor. bir tarafta japonlar diğer tarafta milliyetçiler ve koministler nereye dönse bir kapana sıkışmış gibidir , o çocukları savaştan uzak tutmaya çalışırken diğerleri çocukları asker olarak almak istemektedir ve george ‘un tek bir çaresi vardır onları çok uzaklara kaçırmak.

başlarda japonyaya giden biraz da japonca bilen george , japonların zalim olmadığına inanır , arkadaşına onlarda savaş istemiyor der ama anlar ki savaşa millet işi değildir . herkes ama herkes savaşta zalimdir. değil ki çinliler en masum millet ama bir yeri işgal eden , güçlü olan hep zalim olandır. japonlar da burada her milletin savaş sırasında düşmanına yaptığını yapıyor çok acımasızca , zalimce ama gerçek .

ve o ingiliz gazetecinin kaçıp gitmek yerine kalıp ,çocuklar için mücadele etmesi . çok sıradan hayatlar yaşıyoruz hiç birimiz böyle bir kahramanlık gösteremez ve hayatlarımız ne kadar değerli acaba ?  george buna değdi diyordu, hiç pişman değilim.  yaptığı çok güzel bir şey.   bir batılı olması veya misyonerlik falan hepsini bir kenara bırakıyorum yani olumsuz yanları görmezden gelerek sonuçta hayat kurtardı. bir savaşta bir çocuğu kurtarmaktan daha değerli ne olabilir ki .

hep merak ettiğim konu japonya o küçücük ülke nasıl koca çin ‘i işgal etti. bunu cevabının bir kısmı burada , çin in fakirliği ve savaşacak güçte olmaması , bölünmüşlük sivil savaş , milliyetçiler ve koministler , ve bütün acıları unutturacak olan afyonun yaygınlığı. bir de chen in söylediği sözler : çinliler katlanmaya alışmıştır, buna o kadar alışmışlardır ki çin ‘in eski adı acılar denizidir.  onlar için gelecek yoktur , onlar bir geleceği hak ettiklerine inanmazlar.

aksiyon sahneleri olmayan , bir savaş filmine göre durağan , dram ağırlıklı  bir film ama insani yanınıza dokunacak kadar da iyi bir film. benden bu kadar yeter çok gevezelik ettim . kaçtım efem .