DON’ T CRY MOMY

Bu filmin fragmanını gördüğümden beri bir gün izlemek için aklıma yazmıştım . Nasip bu günlereymiş. Filmi izledikten sonra köreden soğuyup az sövmedim. hele finalinde öğrendiğim bilgiler ve de gerçek olması beni derinden sarstı. Dünya nereye gidiyor bilmiyorum . hindistanla ilgili de böyle haberler okumuştum. gerçekten dehşet. ha türkiyede de olmuyor böyle şeyler oluyor ve bu yüzden bu ülkdeden de tiksinmiyor değilim.

filmin konusu tecavüze uğrayan bir kız öğrenci ve onun intikamını almak isteyen bir anne. suçluların üçü de lise öğrencisi olduğu için yani suçu işleyen reşit olmadığı için mahkeme tarafından serbest bırakılıyor. inanabiliyor musunuz . suç var ama suçlu yok. insanın kadını donduruyor bu durum. ve filmin çekiliş amacı da bu eğer adalet yoksa kendi adaletinizi kendiniz sağlayın demek isteyen daha doğrusu insanların beynini böyle yönlendirip değer yargılarını belirlemek isteyen bir film. yani fazlasıyla yanlı katilleri kahramanlaştırıp normal gösteren Amerikan filmleri gibi mesaj kesin ve net. orada hiç şüphe bırakmıyor. herkes cellat kesilip kendi adaletinin peşine düşmeli . peki bu durum diğerleri gibi beni rahatsız etti mi hayır. eskiden olsa herkes kendi adaletini sağlamalı diyenlere karşı çıkardım ama bu gün öyle net konuşamıyor. böyle bir anne hele de kızı acı çekip intihar ederse çözümü nerede bulur. yaptığı yanlış diyemiyorum . üstelik film başarılı olup sizi izlerken öldürsün hepsini konumuna da getiriyor. içiniz nefret ve öfkeyle doluyor. velhasıl zor bir film . psikolojisi kaldırabileceklere tavsiye olunur. ha bir de köreyi dünyanın en şeker ülkesi sanan hayal perestlere gelin nasıl da kötülükler olduğunun biraz farkına varırlar belki.

bu da böyle bir yazıydı efem . film tanıtımı mı yoksa iç dökme mi bilemedim ama ??

resim koymuyorum . ama filmi kolaylıkla bulabilirsiniz. (teknik arızadan dolayı bir süre görsel kullanamayabilirim )

iyi birer yaşam için esen kalın efem .

 

 

 

Lovesick / Aşk Hastası / 2011 / Tayvan-Çin

asromantik komedilerden gidiyorum. kafa yormayacak ve ağır dram içermeyecek şeyler.  hanım kızımız sevgili ünlü bir popçu olunca ondan ayrılmış aşk acısından kafayı yiyip bir daha aşık olmamak için duygularını öldürmüş .

bir gün tanıştığı mükemmel doktor ile de hayatı aşk çıkmazına geri döner.adamı tersleyip her türlü kabalığı gösterir ama aşık olmaktan da geri duramaz. aşk hastası kızın halleri aşık olmamak için çırpınması ve üye olduğu grubun hanım teyzeleri ile komik eğlenceli bir filmdi. çok şey beklemezseniz keyifle izlenecek bir romantik komedi.

ve filmin güzel repliği kadın adama sorar

-Anlamıyorum.Onda bende olmayan ne var?

adam cevaplar
-Kalbim.O kalbime sahip.

 

meraklılarına duyurulur.

Biriktirdiklerim Part 2

lavenderBiriktirdiğim yazılardan bir deste yaptım sizlere. Yine filmlerden gidelim . Lavender  yani lavanta bu yıl içersinde pek izleyemediğim hong kong sineması örneklerinden biri. Frozen ı izleyince  tabi ki benim takeshi sevdam tuttu. Ben de dedim izlemediğim filmlerine bi bakayım . Bu filmi çok met etmişlerdi bu yüzden bunu seçtim. Bir melek gecenin bir vakti bir kadının balkonuna düşer. Kadın ölen sevgilisi için yas tutan , hayattan bıkmış , hiç bir beklentisi olmayan bir esans satıcısıdır. Meleğimiz yemek yemeye ihtiyaç duymaz duymasına ama hayatta kalmak için sevgiye ihtiyacı vardır. Bu konuda da sağ olsun kadınlar onu hiç yoksun bırakmazlar. Ha bir de kadının yan komşusuyla tanışınca meleğimizi yoldan çıkarırılar. Yazık yaw buna bir melek böyle yoldan çıkartılır mı heç dedim durdum 🙂 ee filmin içeriği ile pek ilgilenmeden genel bir şeyler söylemek istiyorum. Daha önce takeshi yi bir başka filmde sweet rain de melek olarak izlemiştim ama orada ki melek japonların bakış açısıyla pek bir başkaydı. Buradaki ise daha farklı. Elma sahnesi olmasa ve sonu da böyle karışık olmasa ( iki saat filmin sonunu anlamaya çalıştım da ) bu film güzeldi. Melek olarak çok iyi iş çıkarmış bizimkisi , baya yetenekli,  filmin en büyük hatası ; olayı iyi bağlayamaması ve dini olarak da kafa karışıklığına sebep olması hem Hıristiyanlık, papa, kapı açılması falan hem de ölenlerin inek olması bana hangisi dini olarak bir karar verin dedirtti. yani biraz hatalı zorlama ama genelde iyi bir film. lavanta kokusuna da bayılırım ben.  bir de sonundaki o mikalanjelo olayı ıslık falan , yanında geçip fark etmemeler çok güzel detaylardı. sevdim .

magig ofthe magig of ordinary days benim ingilizce izleyip biraz pratik yapmak hem de alt yazıların köleliğinden kurtulmak için seçtiğim bir filmdi . aslında amacım film değildi daha çok ingilizceydi fakat film oldukça güzel çıktı . ben baya sevdim. böyle olması da güzel bir sürpriz oldu . eski zamanlardan bir yerden ıssızlığın ortasından bir hikaye bu. hanım kızımız okumuş , kültürlü bir kızcağız fakat evlilik dışı hamile kaldığından babası tarafından tanımadığı bir çiftçi ile evlenmeye zorlanır. sonra da onunla birlikte kimselerin olmadığı bir çiftlik evinde yaşamaya başlar. hem ikinci dünya savaşı yılları hem de dönem koşulları nedeniyle bizimkisi pek bir yalnız hisseder. evlendiği adama gelirsek böyle bir insan yok . bu adamı sevmemek elde mi . öyle tatlı , öyle naif, hoş görülü , iyilik sever ne bilim melek gibi bir şey.  tabi ki de bunların sorunları , anlaşamamaları, adamın kendini sevdirme çabası kızımızın da sevdiği adam ulaşıp buradan bir an önce kaçma girişimleri falan filan derken geçecek huzurlu , sakin , repliklere fazlaca ihtiyaç duymayan , naif bir film. sonuna doğru roy un acaba ben de sevdiğiniz hiç bir şey var mı hanımefendi dediği yerde içim cız etti. ve neden böyle bir evliliğe razı olduğunu anlattığı yerde şaşkına döndüm. hele o kitap almaları falan , havuz yapmaları daha doğrusu gösterdiği her çaba benim içimde takdirler karşılık buldu. velhasıl uzun lafın kısası benzerleri fazlaca bulunana bir senaryonun en güzel örneklerinden biri olmuş. sevdim , beğendim.

the girl most likely tothe girl most likely to  yine ingilizce sevdasına indirdiğim filmlerden biriydi. 1973 yapımı sanırsam . klasik bir hikaye vardır her dönem tutar , etkisi hiç azalmaz. çirkin kız her daim aşağılanır, kötü muamele görür ve gün gelir kızımız güzelleşir. yakışıklı çocuk ona aşık olur ve happy ending değil mi ? hayır değil. burada yine çirkin bir kız var ve yine çok aşağılanıyor bu yüzden . o kadar zeki olmasına rağmen yeteneklerine rağmen hayatı bu çirkinlik yüzünden hep zor geçmiş. intikam almak isteyeceği de bir çok kişi oluyor çünkü film boyunca eziyete uğruyor. sonra bir trafik kazası ve kızımız estetikle güzelleşir. buraya kadar tamam bundan sonra yakışıklı prens ve beyaz at yok . bundan sonra kızımızın intikam planları var. ee bu da görülmemiş şey değil ki winpohu diyeceksiniz. tabi değil ama hiç bir intikam böyle değildir. kızımız listesini eline alıp zekasını kullanarak her birini kaza süsü verip öldürüyor. hepsinden tek tek kurtuluyor.  o cinayetleri ile uğraşırken bir dedektifte araştırmaya başlıyor. film diğerlerine göre mutlu etmese de bazı vurucu replikleri, farklı intikam senaryosu ve sonundaki sahnesiyle farklı bir yapım . aslında sevdim diyemeceğim fakat harcamak da istemiyorum çünkü ana fikir . herkesin göz ardı edemeyeceği yanları ve ayrıntıları ile beğendim. mutlu etmese de final sahnesiyle tam da olması gerektiği gibi bir film olmuş.

tythe love revenger miss jo bu filmimiz kore diyarından . aşk intikamı ile yanıp tutuşan bir hanım kızımız ve sevgilisi tarafından aldatılıp terk edilen bir fotoğrafçımız var. bunların yolu bir şekilde kesişiyor ve görüştükçe de birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar. ama bir sorun var kızımızın bir hastalığı var sadece kendisine aşık olamayanlara aşık oluyor. imkansızlara . bu sebepten ki arkadaşı fotoğrafçıyı görünce evli misin ? gay misin ? yoksa rahip olmayı mı düşünüyorsun diye soru yağmuruna tutuyor. miss jo hem imkansızları seviyor hem de onlar kendisine aşık olmadılar diye onlardan çocukça intikamlar alıyor. çok değişik değil , çok güzel değil , çok sıradan bir film . biraz romantik komedi olsun çok da iyi olması şart değil diyorsanız izlenebilir tabi .

the paradiseiki de dizi tanıtalım değil mi ? the paradise ı bana la fea önermişti. biliyor tabi ingiliz dizilerine hele hele dönem dizilerine olan tutkumu . bende hemen açtım baktım.. lakin bu dizinini alt yazıları yok. ingilizce biliyoruz bilmesine ama bunların konuştuğu o aristoratik ağdalı dili bilmiyoruz . bu yüzden lütfen biri çıkıp şu diziye el atsın ben hiç yapmadım yoksa ben çevirirdim. dizimiz emile zola nın bir romanından uyarlama . ingilterede açılan ilk alışveriş merkezini kendisine konu edinmiş. bu sebepten küçük dükkan sahibi esnafı bezdirmiş. kadınları ve onların tutkularını hedef almış tam bir kapitalizm hikayesi. baş rolünde bu alışveriş merkezinde çalışan bir satıcı kız ile oranın sahibi var. geri planda da diğer satıcılar falan. onların hikayeleri. dönem dizilerini seviyorum . o zamanı resmetmek de çok ustalar. dizinin en beğendiğim repliklerinden biri şöyle. alış veriş merkezi sahibi kredi bulmak için bir yatırımcı ile görüşüyor. adam bunların satılacağına emin misin diyor. bu kadar şeye ihtiyaç var mı ki. ve bizim kapitalist patron konuluyor . ihtiyaç mı ben onların ihtiyaçlarına hitap etmiyorum ben onların arzularına hitap ediyorum. adam işi çözmüş kadınların arzulamalarını sağlayıp paraya konuyor. dükkanın detayları o elbiseler, danteller , şapkalar, o hava için bile izlenir. benden söylemesi .

250px-Piece-p1gelelim piece dizisine . bu diziyi bir blogger tanıtmış bir sürü de gif koymuş . merakımı cezp etti. dayanamadım şimdi ona sesleniyorum senin yüzünden böyle bölüm bekliyorum beğendin mi Yaptığını 🙂 piece japon dizisi en son rich man poor woman ı izlemiştim ve japon dizilerini pek samimi , pek kısa ve pek özel buluyorum. kısacık bölümler süründürmeyen sezonlar işte budur. manga uyarlaması bir dizi bu. yakışıklı bir eleman var. sonra zeki biri, hanım kızlarımızda fazlaca bulunuyor. bir gün liseden bir arkadaşları ölünce cenazede buluşuyorlar bu eski arkadaşlar. üzerinden üç yıl geçmiş. kızın annesi birinin eline sarılıp ölen kızının sevgilisini bulmasını istiyor. bu hanım kızımız işte her şeyi başlatıyor. herkese sorup kızın gizli sevgilisi araştırırken kendi lise yıllarına da gidip hem hesaplaşıyor hem de sevdiği çocukla ilgili duyguları ile yüzleşiyor. ha bunların yanına diğer kişilerin hikayeleri de dahil olunca hem meraklı hem sevimli bir dizi çıkıyor.  o çapkın veledi ben çok sevdim . pek şeker bir şey. kız biraz soğuk . gözlüklü zeki eleman da iyi olmuş. velhasıl 8. bölüm izledim yeni bölüm için merakla bekliyorum. dizi de topu topu 20 dakika sürüyor tadına doyamadım desem yeridir. artık japonya diyarına açılmalı kore dizilerinden el etek çekmeli bence.

bu yazı da bu kadar bir dahaki yazıya kadar esen kalın efem 🙂

I Give My First Love to You – İlk Aşkımı Sana Verdim

Amma da uzun adı olan bu japon filmini ne çok gördüm anlatamam . konusunu bildiğimden ve bu senaryo türünden pek hoşlanmadığım içinde çok uzun zaman dönüp yüzüne bakmadım bile. lakin gün geldi merak ettim ee winpohu bir izle bakalım diyerek oturdum başına. çok şaşırmadım , konu çok klasik hatta öyle ki bu konuya sahip onlarca film sıralanabilinir. oyuncular iyi , şirin olmuşlar , çocuklar tatlı , japonca güzel bir dil , şarkılar güzel , izlene bilinir. normalde ağlaya da bilirsiniz ama ben de bu durum pek olmuyor. sonunda ki şarkıda biraz duygulandım o kadar.

kızın inat edip o okulu kazanmasını çok beğendim. çabalaması hoşuma gitti.  ama sonu tam da tahmin ettiğim gibi bitti . başka türlü olamazdı fakat ben hoşlanmadım. uzun lafın kısası güzel fakat çok şey vad etmeyen klasik hatta klişe bir film olmuş. şaşırtması süprizi yok. her şey belli bir şekilde ilerleyip sizin tahmin ettiğiniz sona gidecek.

bir de replik verip kaçıyorum efem 🙂

“If I were to meet you again, even knowing such sadness awaits me, I’d definitely fall in love with you again.”

 

Kuch Kuch Hota Hai – Birşeyler oluyor

1998 Yapımı bir hint filmi ile karşınızdayım. ara sıra fırsat buluyorum hint filmlerine çünkü haddinden fazla uzunlar . bu filmde aynı diğerleri gibi oldukça uzun içinde çokça şarkı barındıran bir film. ve şu meşhur oyuncuları var adamın ismini yine unuttum fakat çok sık karşıma çıkıyor.

konusuna gelirsek iki yakın arkadaş var. üniversitede onlar gibi kanka yok . kızımız kankasına aşık olmuş ama bir gün okula gelen güzeller güzeli ve de iyilik timsali bir kıza rastlayan küçük bey , olay yerinde  yıldırım aşkına tutulur . bizim erkek görünümlü kızımız da aşkını kalbine gömer , sevdiği adamı bu peri masalından fırlamış güzel kıza bırakarak okuldan ayrılır. esas adam evlenir ve karısı doğumda ölür. geriye kızına bıraktığı mektuplar kalır. sekiz yaşına gelen kızda annesinin isteği üzerine babasının kankasını aramaya çıkar. onu bulmak içinde yardım alır. onları bir araya getirme planları yapar fakat o erkek görünümlü kız hem değişmiş hem de nişanlanmıştır.

olayı çok mu anlattım hiç mi anlatamadım bilmiyorum ama yıllar sonra bir araya gelmeye çalıştırılan iki insan var. ben pek anlamadım adamın ölen karısına duyduğu aşk gerçek onu seviyor ki kadında sevilmeyecek gibi değil peki nerden çıktı bu eski meseleler diye soruyor insan çünkü duygusal olarak hiç de tatmin etmeyen , ikna olamamış bir izleyici kitlesi bırakacağını haykıran bir film var. maksatlarını anlamadım. senaryo öyle ahım şahım değildi. müzikler beni yüreğimden yakalamadı. bir aaamır khan da yoktu hani . o yüzden kendisini normal bir film olarak anıyor , çok vaktiniz yoksa da hiç buluşmayın diyorum .

çok konuştum hadi esen kalın efem 🙂

TAYFUN

Tayfun , Jang Dong Gun ‘un ilk anda dikkatimi çekti bir film . televizyonda gördüm ve oyuncuları görünce değiştiremedim.  Jang Dong Gun üstelik kötü adam olunca izlemezsem olmazdı .  bu adam da çok ünlüymüş ama ben daha yeni dizi sayesinde tanıdım olsun geç oldu güç olmadı.

film ağır bir dram öyle böyle değil .  oyunculuk performansları iyiydi ama aksiyon kısımlarını falan sevmedim senaryoda fazlasıyla zorlama diyeceğim kısımlar yok değildi . biraz hayali komplovari yanları yok değilse de filme kötü puan veremiyorum . iyi yanları kötü yanları vardı bunlar birbirini götürdü 🙂

kuzey koreli bir aile bir gün güney den gelen bir balonla oraya göç etmeye karar verir ama kaçış sırasında yakalanırlar ailenin iki küçük çocuğu dışında tüm fertleri öldürülür. geriye kalan çocuklar içinse korkunç bir süreç ve hayatta kalma mücadelesi var.

o küçük çocuk büyür güçlü bir suç örgütünün başına gelir intikam planları kurar , güney korede içinde bulunduğu bir takım siyasi ve askeri unsurlar için bu çocuğun peşine bir asker takar olay da onun ülkeyi bu suçlu tarafından tehdit edilen kimyasal silahlardan korumaya çalışması üzerine inşa edilmiş.

dediğim gibi dram dolu bir film ama oyunculuklar iyi kötü adamı sevdim acıdım , iyi adamla kötü adam birbirini anlıyor başka şartlarda arkadaş olabilirdik gözüyle bakıyorlar hayatın acımasızlığı üzerine bir film izlemek isterseniz bence fena değil .

hoşçaklaın efem 🙂

BestSeller ve Makinist

Yapacak işin yoksa yazı yaz kafam da duracağına burada dursun efem . best seller iyi bir psikolojik gerilim . yani alışılagelmiş bir senaryosu var kimi yerler fazlasıyla tanıdık ama yine de film kendini iyi kotarıyor . zaten sinemanın çok sevdiği klişeler yok mudur ? kaçışınız olmayan bunlardan bir kaçı: birbirini seven iki insandan birinin ölümcül hasta olduğu aşk hikayeleri , hayaletli evler ve şizofreni vb. şekilde çoğaltılabilinir .

başarılı bir yazar öyle ki son yirmi yılın en çok satanı fakat bir gün yeni yayınlanan peynir ekmek gibi satan kitabının başka bir yazardan esinlenme olduğu kaba tabirlerle arak olduğu anlaşılınca hayatı alt üst olur. kore olunca işin içinde kadın resmen toplum dışına itilir. kocası da boşanma davası açar. yazar da küçük kızını alıp yayıncısının ona tavsiye ettiği küçük bir kasabada bir ev tutar . bu ev kore savaşı sırasında bir misyonerin yetimhane olarak kullandığı bir evmiş. bu kısım fazlasıyla ipek çocuklarını hatırlatmadı değil 🙂 neyse bir çok yazar yazamadığında bu eve gitmiş öyle diyolar.

yazar hanımda bu evde yazamamanın ceremesini çekmektedir tıkanmıştır ki bu berbat duyguyu azıcık biliyorum yazar olduğum değil tabi ki yeri geliyor şuraya iki satır karalayamıyorum ondan , tabi iddialı olmadım hiç bir zaman ama bazen ilk okul öğrencilerini bile aratıyorum 🙂 yazar böyle debelenirken küçük kız hayali arkadaşının ona anlattığı bir hikayeden bahseder ,bizimki de bunu yazar, hemen basılır yine şaşalı bir dönüş olmuştur ta ki bu kitabın on yıl önce yazıldığı ortaya çıkana kadar . yazar ikinci kez başkasının kitabını kopyalamaktan suçlanır ve kimse  küçük kızının bunu anlattığına inanmaz. o da ne yapsın gerçeğin peşine düşer ve o eve geri döner. tabi sırlar da bu noktada ortaya çıkar. sonlara doğru o gerilim kısmı kayboluyor ama yerini şiddet ve kovalamaca alıyor sıkılmadan izlenebilinir  hatta bol kepçe kullanacağım iyi film bu 🙂

gelelim diğer filme holivudun çok bahsedilen filmlerinden biriydi ama bu sebeple izlemedim televizyonda dek geldim ona mahkum olunca bende neymiş bu diye baktım haliyle . aslında makinisti pek anlatmaya gerek yok benim dışında herkes de izlemiştir sanırsam. trevır ın uykusuzluk problemi vardır. iş yerinde bir arkadaşının kolu kopar bunu sebebi de trevır olunca orada istenmez , zaten berbat ve yalnız bir hayatı vardır üstüne insanların tavırlarıyla hayatı iyice çekilmez olur . trevır evine birilerinin girdiğini düşünmeye başlar , insanlar ona komplo kuruyordur, paranoyak mı davranıyor yoksa gerçekten öylemi bunların sebebi ne gibisinden sorular filmde sizleri bekliyor . iyi film tabirimi buna da kullanmak istiyorum . baş rol oyuncusu da döktürmüş . merak , gizem , psikoloji , gerilim ne arasan var bence .

bu kadar gevezelik yeter ben kaçtım . esen kalın efem.