Filmler Ve BEN

big-sleep-horz

Kitaplardan sonra sıra sinemada ben yine kendimi klasik sinemaya verdim . iİk olarak çok bilinen ve çok övülen Big Sleep adlı filmi izledim. Derin Uyku gerçekten iyi bir film noir örneği ama anlamadığım bogart gibi fazla yakışıklı olmayan bir adamın olduğu bir filmde ki bu benim kendi düşüncem neden bu kadar fazla güzel kadın olduğudur. kitapçı bile gözlükleri atıp saçları açınca afet oldu 🙂 güzel filmdi. vesselam .

Bisiklet Hırsızlarını duymayan yoktur herhalde. İtalyan sinemasının dünya sinema tarihine kattığı yeni bir yaklaşımın en belirgin ve en bilinen ilk örneklerinden biri. İkinci dünya savaşı sonrası yıllarda anlatılan gerçek bir insan hikayesi , yokluk , yoksulluk , mücadele bir var oluş ve hayatta kalış hikayesi. Bu film muhakkak ,izlenmeli ki yalan hayatların büyülü dünyalarına kapılan insanları bir parça gerçekliğe döndürebilsin .

ve bir de romantik yapım;  meçhul bir kadından mektuplar filmi ,  letter from a unknown woman  çok sıradan gibi görünene ama içersinde çok özel detaylar barındıran bir film. diğerlerini de çok sevmeme rağmen bu film beni anlat beni anlat diyor. bir kere aşk olgusuna bakışı farklı çünkü hanım kızımız daha adamı görmeden onun eve ilk taşındığı zamanlarda eşyalarını görüp vuruluyor sonra yüzünü hiç görmeden müziğine kaptırıyor kendini belki o zamanların ruh haliyle bir şeye bağlanma inanma ihtiyacı, bir amaç aramak ,sonra onu görüp aşık olduğunda bile sevdiği adam mı yoksa kendi hayalindeki kişi mi anlaşılamıyor .

kadın sanki bir ideale aşık adamın piyano çalmayı bıraktığını öğrendiğindeki o ifade aslında yücelttiği kişinin çok basit olduğunu anladığında ki o hayal kırıklığı. mektup başlarken hayatını adadığı, mahvettiği adama seslenirken bile anlıyoruz ki bu tek kişilik bir aşk ama bu aşk da bir adama değil bir hayale bir rüyaya aşık olma hali gibi. sadece aklın bu duyguyu cisimlendirmesi için bir nesneye ihtiyacı var bizim hanım kızımız da bu nesneyi bulup ona anlam  yüklüyor işte.

adamın ki ise çok daha farklı çapkın kimseye aşık olamayan olamayan bir adam . yine de inandırıcı olan sanırım bu adam çünkü onun ki kadının ki gibi değil daha gerçek ve inandırıcı bir durum. kadına acıdım ama yaşadıkları için değil bir ömrü inandığı , var olduğunu sandığı bir aşka harcayıp fedakar  davrandığını düşünüp kendini buna inandırmasına acıdım çünkü bu koca bir yalan . ortada ne böyle bir aşk var ne de uğruna harcanan bir hayat evet hayatını harcıyor ki o son yaptığı çılgınlık onu mahvediyor ama bunu aşkı için yapmıyor bunu bencilliği ve olmadan yaşayamayacağına inandığı deli tutkusu için yapıyor. ahlaki değerler değil kızdığım kızdığım yapılanlara bir kılıf uydurma ihtiyacı .

bu sıradan bir aşk hikayesi gibi izlenmemeli bence karakterlerin psikolojileri üzerine izlenip yorumlanacak çok ender filmlerden biri . bunun üzerine sayfalarca yazı yazıla bilinir ama kısa kesmek lazım . fazlasıyla bunaltıcı oldum 🙂 bir de dip not bunun benzeri bir yeşilçam uyarlaması da vardı siyah gelinlik diye hülya koçyiğit oynuyordu. 

Kitaplar ve BEN

bfb-horz

Son zamanlar okuduğum ama bahsedemediğim kitaplardan ve izlediğim filmlerden bahsetmek istiyorum. Önce kitaplar sağ olsun Nilü ‘den aldığım kitaplar baya oyaladı beni. Onlardan biri de Nietzsche Ağladığında kitabıydı. Bu kitabı çok ama çok beğendim ve nasıl olur da bunca zaman okumamış olurum diye kendime kızdım .Herkesin okuması gereken kitaplar diye ahkam kesenlerden olmak istemiyorum ama bu kitap okunursa pişman etmeyecek kitaplardan biri. 

Nietzsche  ile ilgili bir kitap okuyunca kütüphanem duran ama okumadığım Böyle Buyurdu Zerdüşt geldi aklıma onu da bir kaç günde bitirdim . Felsefe lise zamanlarımda da hoşuma giderdi. Madem kapıldım bu dalgaya dedim hemen ardından kütüphenin arka raflarından Faust u bulup okudum . oradaki dizelere bayıldım . 

Bitti artık huzurum, 
Gitti elden sükunum, 
Onu nerde bulurum!

Nietzsche Ağladığında kştabındaki bir sürü söze de bittim ama onların hepsini paylaşmak mümkün değil . 

Sonra Kirpinin Zerafetine başladım . Nilü haklıymış kitabı beğendim. Çok da bilgilendirici olduğuna ikna oldum. içersinden bir şeyler öğrenilecek ders çıkarılacak kitaplardan biri.

Şuan Elimde Masumiyet Müzesi var. Daha önce Orhan Pamuk okumamıştım . Bakalım onu bitirince neler düşüneceğim .

Bunun Adı Hırsızlık : Bütün Yazılarım Çalınmış

az önce gelen bir mailler fark ettim . sitenin birinde iki saat önce bütün yazılarım kopyalanmış yapıştırılmış . benden izin alan yok , ismimi yazma gereği bile duymadan adamlar bütün yazıları almış yapıştırmış . yüzsüzlük yani .  bakınız adresi şu

http:// koredizileri. netai. net/ author/ senveben/   buradaki dizi tanıtımlatına abakın sonra benim bloga bakın başlıklarından yazım yanlışlarına kadar aynı .

Doğum Günüm Nasıl Özel Oldu ?

dhfd

Artık sadece hafta sonları vakit bulduğumdan bunu da çok zor yapabildiğimden bu yazı yine benimle ilgili .  Öncelikle Mavi ‘ye çok teşekkür ederim . Bana bir kargo yollamış doğum günümden bir gün önce geldi akşam onu görünce nasıl mutlu oldum anlatamam. Ben böyle kargo hediye mektup olaylarını çok seviyorum. mavi bana bir fotograf albümü yollamış bende çok severim resimleri onlar anıları dondurur böylece ihtiyaç duyduğunuzda geri çağırmak için çabaladığınız da size cevap veremeyen hafızanın yerine geçer, sonra bir kitap yollamış severim kitapları henüz okumadığım bir yazar üstelik ve en nadide parçalardan biri trendeki yabancılar filminin dvd sini yollamış bu filmi izleyip de benim gibi hayran olmayan var mı bilmem. ben çok sevdim siyah beyaz filmleri severim üstelik böyle gerilimli olunca tadından yenmez şimdi bu film benim arşivimde inanılmaz bir şey. en çok heyecanlandıransa mektubu oldu. bayıldım . trabzon ekmeği de çok şeker bir süs 🙂 kısacası böyle bir hediye beni çocuk gibi neşelendirdi. şu son günlerimin böyle güzel geçmesi hep etrafımdaki insanlar sayesinde zamanında çok iyi dostlar seçmişim. mavi benim ankara şubem gibi . onu ankara şubemin müdürü yaptım benim bir çeşit versiyonum böylesine benzer ve böylesine birbirini anlayan arkadaşlıklar kurmuşum çok değerli bir şey .  

cuma günü ise öğrenciler bana çiçekler getirmiş daha önce hiç bir doğum günümde bu kadar çiçek almadım .  akşam ise yorgun bir şekilde pijamlarımı giymiş televizyonun önünde otururken zil çaldı. ben plan program yapmamıştım öyle kutlamasız pastasız sıradan bir doğum günü olacaktı ki en yakın arkadaşlarımdan biri dostum elinde pasta mumları yakmış koca bir gülümseme ile bana bakıyordu.  daha önce hiç süpriz kelimesi bu kadar şaşırtmamıştı beni daha önce hiç böyle hazırlıksız yakalanmamıştım bu gerçekten tam bir süpriz oldu bana çünkü aklımdan hiç geçmeyen bir ihtimaldi. çok sevindim . öyle güzel bir akşam ve samimi bir kutlama oldu ki bu doğum günü benim için unutulmaz oldu.

son günlerde yaşadığım küçük ama tatlı anlar bana umut aşıladı . annem bile bu günlerde ne kadar neşeli olduğumdan bahsediyor belki de her şey bitmemiş daha yeni başlıyordur kim bilir belki de 2013 yılı benim için bundan sonra anlamlı ve güzel geçecektir.

hepinize mutlu günler diliyorum efem esen kalın 🙂

 

Kimim Ben ? Winpohu’nun Doğum Günü Yazısı

Bu yazıyı yazmak hiç kolay değil çünkü bu ara sıra yaptığım özel yazılardan bir film veya dizi hakkında değil benimle ilgili bir nevi dertleşme veya ne anlatacağıma karar veremezsem de yazma ihtiyacı işte. uzun amandır böyle bir yazı yazmak istiyordum ne zamandır yapmıyorum böyle gelişi güzel yazılar. ha bir de müzik yazıları olmuyor hiç onu da unutmamak lazım.

bu ayın 15 i doğum günüm tabi doğum günleri süprizler , hediyeler ve coşkuyla kutlanmadığı için sadece bir yaş daha yaşlanmanın burukluğu var.  eskiden daha anlamlıydı sanırım ne de olsa hediye falan merak ederdim . sağ olsun teknoloji var bir face kutlaması oldu bitti . neyse efem yaşlandık dedim de aklıma geldi insan farketmeden ne çok değişiyor.  geçenlerde kardeşimden benim zamanında  onun telefonuna attığım doksanlar pop şarkılarını aldım . orada kıraç ın şarkıları da vardı. ben lise dönemlerinde kıraç dinlemeye bayılırdım . ne zamandır dinlememişim oysa o zamanlar öyle severdim ki beni fan zanneden herkesin aklına gelen ilk hediye olduğundan kıraç ın albümlerinden bende ikişer tane vardı. fan zannettiklerinden diyorum çünkü ben o zamanlar bile fan girl olamadım sevdim ama asla fangirl olamadım sanırım benim ayran gönüllü bünyem buna uygun değil.

ee ben burdan nereye geleceğim bunca bilgi neden . beni lise zamanından tanıyanlar kıraç sevgimi bilir ama sonradan tanıştığım kişiler hiç bilmez. benimle ilgili detaylı ve eski bilgiye sahip fazla kişi olmadığına ikna oldum. lise döneminden bir kaç sadık dost o kadar üniversiteden de aynı şekilde ortaokuldan ise hiç kimse hayatımda olmasını istediklerim burada ama diğerlerine ne oldu bilmiyorum . son iki yıl da ise öyle değişik ve ve çok kişi tanıdığım ki ama onlar sadece benim bu halimi biliyorlar. eskisini değil. cuma günü ortal okul öğretmenlerimden birini gördüm . ne çok severdim oturup onca mektup yazmıştım ona ama şimdi iki yabancı gibiydik. hayat çok tuhaf arkadaş . geçmişi düşünüp hayıflanıyoruz ama şimdi geçmişin tanıklarıyla yüzleşince aslında aklımızın bize bir oyunu olduğunu anladım o zaman her şeyin güzel olması sadece bizim öyle algılamamızdan kaynaklanan saf çocuklukmuş . biz saflığı , çocukluğu yitirmişiz de ondan her şey yetersiz geliyor . ondan bir türlü mutlu olamıyoruz.

hayatımda bir güzel şey oldu daha doğrusu güzel olduğunu sanıyorum daha da emin değilim gelecek de belli olacak bu karardan pişmanlık duyup duymayacağım ve akabinde yine kötü olaylar sardı etrafımı . anlamadım daha bir gün geçmemişti ki hayat ben hep mutlu hep mutsuz değilim inişler çıkışlar var dercesine dert ile dermanı harmanladı. problemli bir dönemdeyim , sorunlarım var ve hiç gelmeyecek olan o düzlük içinde beklerken yokuşu tırmanmaya devam ediyorum . en çok da o yokuşun bir sonu olmadığını ve aciz kaldığım durumlarla yüzleştiğimi fark edince yanıyor içim .

aslında ben bambaşka şeyler söyleyecektim ama tanıtım yazısı olmayınca acemiliğim tutuyor benim konu dağılıyor bu özel yazılar hiç bana göre değil mi nedir ?  yazmak istediğim şuydu buradaki yazılarımı okuyan değerli okuyucular kim beni ne kadar tanıyor . nereleri sevip sevmediğimi , en sevdiği filmi , kitabı , diziyi , şarkıyı vs. biliyor musunuz ? ben kimim bi fikriniz var mı ? winpohu adlı kişiden bahsetseniz  neler yazardınız çok merak ediyorum .

ortaokul i lise , üniversite ve şimdi ben her dönem değiştim . acaba bu günkü winpohu nasıl biri sizlerin gözünden dinlemek istiyorum . yorumlarınızı eksik etmeyin ve beni tek başına konuşan blogger olmaktan kurtarın çünkü bu bana bu seneki doğum günü hediyeniz olmuş olacak .

kendinize iyi bakın esen kalın efem .

not: belki bir süre yazı yazamam maruz görün lütfen .

winpohu karman çorman düşüncelerinden derledikleriyle bildirdi.

size bir de şarkı armağan ediyorum .

3 idiots – Give me some sunshine

Give me some sunshine

Give me some rain

Give me another chance

I wanna grow up once again

James Stewart Filmlerine Bakış 3

 

vbYine james ‘in filmlerinden bahsedeceğim. İlk film çok meşhur olan Mr Smirth goes to washington  yani Mr. Smith Washington Yolunda . Bu film siyaset meraklıları için önerilecekler listesinde yer alıyor.  Deneyimsiz ve dürüst bir adamın senatör seçilerek başkentte gitmesi ve orada tanık olduğu siyaset çemberinde sıkışan insanlarla verdiği mücadeleyi anlatıyor.  Bu dürüst adam siyasetçilerin gerçek yüzünü görünce savaşmak ister ama başarılı olur mu ? Yoksa bu da diğerleri gibi baştan kaybedilmiş bir dava mıdır ? film akıcı , üslubunu sevdim . zaten Frank Capra filmi olması bile yeterli. yönetmeni geçtim james in mükemmel performansı için izlenmesi gerekiyor. içinde yer yer sinir eden amerikan milletçiliği ve gereksiz demokrasi dersi var tabi ama bunları es geçersek güzel film olmuş.

 

The Man Who Knew Too Much,  Çok Şey Bilen Adam 1956 The-Man-Who-Knew-Too-Much-1956yapımı bir film aslında bu filmin ilk versiyonu Alfred Hitchcock’s tarafından 1934 yılında çekilmiş fakat yönetmen kendisine ün getiren bu filmi 1956 yılında yine kendisi tekrar çekmiş. ben bu versiyonu james olduğu için tercih ettim . yapılan yorumlarda da bu versiyonun daha iiyi olduğunu duydum.

amerikalı bir çift  marakeş de geçirdikleri tatil sırasında fransız bir adamla tanışırlar adam ölürken doktor olan mckenna ‘nın kulağına bir şeyler fısıldar. bu değerli bilgi de doktorumuzun başına bela açar. susması karşılığında kaçırılan oğlunu geri alacağı söylenen doktor ve karısı bu suçluların peşinden ingiltereye gider ve oğullarını bulmaya çalışırlar.  que sera sera şarkısı , doris day in hem sesi hem de oyunculuğu ile renk kattığı film ayrıca iyi bir yönetmenin elinden çıkma olunca james in performansı yine su götürmez bir gerçek. yaşlandığını söyleyenlere inat iyi iş çıkarmış . güzel bir film olmuş.

Biriken Mim’ler

mimÇok uzun zaman olmuş ben mim yazmayalı çoğu zaman unutuyorum veya yazma fırsatı bulamadığımı gören blogggerlar bana mim paslama gereği bile duymuyorlar . Bu blogu ilk açtığım zamanlar hep söylediğim bir şey vardı bayılırdım mim yazmaya narsistpreses ve serseri depresyon sayesinde beni unutmamışlar yine mim yazacağım . bu iki güzel bloggera teşekkür ediyorum ve benim dışımda herkes yaptığı için mim leri yine kimselere paslayamayacağım için üzülüyorum nedense bu furyanın hepsi dışında kalıyorum 😦

gelelim mimlere ,

İlk mim serseri depresyon tarafından gelmiş hangi şekilde kitap okurum ?

valla ben okurken tek bir şekilde sabit duranlardan değilim  çok sık şekil değiştiririm beş on dakika oturur sonra yatar sonra tekrar kalkar sağa döner sola döner devamlı hareket ederim . Pek zordur bir şekilde kalıp kitap okumama 🙂

gürültülü ortamlarda kitap okumakta zorlanırım çok sessiz ortamlar isterim ki kitapla arama kimse girmesin ve yolculuk sırasında da kitap okuyamayanlardanım ha bir de akşamları okursam ışık çok olmalı . bu kadarcık 🙂

 

gelelim diğerine soru cevap olan mim ;

Şu an olsa çok sevinirim.

kocaman bir çikolata , çikolatalı tatlı veya büyük bir dondurma . aslında kitapta olurdu şöyle çok isteyip de alamadığım kitaplar ahhh ahhh

Şimdi orada olmak vardı.

bu sorunun cevabını yazsam bitmez tükenmez ki olmak istediğim yerler . ben gezgin olmalıymışım . belki ingilterede bir köy cambride falan yada fransada bir yer italya ispanya irlanda veya iskoçya avrupanın bir köşesi boston veya newyork amerikada bir yer  yada asya  dünyanın herhangi bir yeri olur .

 

Ah nerede o eski günler… Sahi insanlar neden geçmişe özlem duyar?

sanırım geleceğin belirsiz olması bizi korkuttuğu için geçmişte hiç olmazsa tattığımız mutluluklarla avunuyoruz sonuçta geçmiş elinizden kayıp gitmiş olsa da geriye hayali kırıntılar bırakır ama gelecek elinizde olmayan kontorülünüz dışında gelişen olaylara gebedir bu yüzden bunların için henüz yaşanmamış felaketleri de barındırır . korkutucu gelecek geçmişi olduğundan güzel hatırlamamızı sağlıyor . ne çok konuştum saçmaladım da galiba işte böyle . nostalji iyidir iyi. tabi kendini fazla kaptırmadığın sürece .

 Özlüyorum:

Çocukluğumu galiba . Okul yıllarımı . ha bir de sevdiğim ama kaybettiğim insanları .

Çok severim:

sevmek basit bir şey , ailemi , arkadaşlarımı, kitaplarımı, eski yeni her türlü her dilde  müziği , sinemayı, çiçekleri, tatlı şeyleri , nostaljik eşyaları, hayal etmeyi , yazmayı ,mektupları ,  denizi , rüzgarı, yağmuru, toprak ve çimen kokusunu vs. uzar gider

Nefret ederim:

bu sevdiklerimden daha uzun ve karmaşık bir liste olur hiç bulaşmayalım .

Bu günlerde çok dinledim:

mp3 deki bütün şarkıları çok dinliyorum ah ben ah müziksiz olmuyor arkadaş.

Şimdiki Ruh Halim

karar verme arifesinde , sanki yıllardır gözlerimde bir perde vardı ve o bu günlerde ortadan kalktı. korkuyorum ama aynı amanda tuhaf heyecanlarım var . bir de kendime kızgınım korkularımdan dolayı . ne zaman bir şeyi korkarak yapsam sonra fark ediyorum o kararı almak da geç kalmışım asla hayal ettiğim kadar korkutucu olmuyor gerçekler .

 

bana mim yollayan sevgili arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum . ayrıca neferttiticiğim senin mim i de yazacağım ilk fırsatta ama çok zor geliyor o sorular 🙂