OUR TİMES- BEN GEÇKEN

ourBir film nasıl olurda hem bu kadar ğelendirir , böyle güldürür hem de böyle duygulandırır. tayland sineması yine yapmış yapacağını bana ilk aşk filminin tadını verdi. öyle ki filmi nasıl sevdim nasıl sevdim anlatamıyorum.

filmin her parçasında insan kendinden bir şey buluyor. hanım kızımız bir gün iş yerinde hayatının nasılda berbat olduğunu anlıyor. hiç bir şey okulda hayal ettiği gibi olmamıştır. ne işi ne de sevgilisi. hiç bir şey ona anlatıldığı gibi değildir. tutar istifa eder. şekil bir a benim gibi . hayallerim bunlar değildi der ve geçmişini hatırlamaya başlar. ee bizde zamanda geri gidip bu gençlerin okul zamanlarını izleriz.

çok eğlendim , beni en çok güldüren tayland filminde zincirleme mekktup olayını görmek oldu. demek dünya gerçekten evrensel. ikincisi karakterleri pek bi sevdim kızı da o delikanlıyı da . gönül hep serserinin peşinde değil mi zaten 🙂

isyana varan müdür öğrenci çatışmasını sevdim. bir ünlüye fan olan saflık derecesindeki sevgilerini sevdim. en çok da fedakarlıklarını sevdim.

gençlik filmleri bana hiç yaramıyor. çok keyif alsamda bir parça duygusalaşıyorum.

tavsiyemdir dememe gerek yok. bu film bence çok özel ilk fırsatta değerlendirilmeli 🙂

 

THE LİBRARY-KÜTÜPHANE

The Librarykütüphaneler sevilmez mi ,  hele de içinde aşk varsa . filmi yarım saatcik olduğu için izlemeye karar verdim ha bir de tayland yapımı olduğu için nedense sene bir iki film izliyorum ama her defasında severek bırakıyorum.

bu öyle bir film ki başı sonu belli hatta ee tamam diye izledim. sonunu da tam tahmin ettiğim gibi buldum ama öyle de bir film ki insanın bitirdikten sonra damağında öyle bir tad bırakıyor boğazında öyle bir yumru oluyor ki bahsetmesem olmazdı.

adamlar sani ana fikir vermek için tutup film çekmişler.

alınacak ders basit sen sen ol sakın bekleme erteleme bu hayt kısa yaşmana ba özgürce ve cesurca asla pişmanlık duymadan.

yarım saat ayırıp izlemek belki de bir süre hayatınızı sorgulamanızı sağlayacak. tavsiyemdir tez izlenilsin .

 

 

SPOTLİGHT

Ben geldin efem , içimdekileri döküp huzura ermek için buradayım.

spotlight a tesadüfen denk geldim . bir bakayım diye açtım ve film akıp gitti. konusu kilisede olan taciz olaylarını araştıran gazetecileri anlatıyor. spotlight gazetenin araştırmacı birimi efem. nerde manşetlik bir olay varsa orada bu takım var.

bir gün gazetenin başındaki adam değişiyor ve bu yeni gelen eleman fazlaca zeki olduğundan mıdır yoksa sırf kiliseye gıcıklığından mıdır bilinmez bu haberin peşine düşeceksiniz diyip ortalığı toza dumana katıyor. eleştiri yapan bir film. kimi zaman insan kendini de sorguluyor ya gözlerini kapayanlar onlarda suçlu değil mi ya biz ? biz de çoğu zaman çevremize gözlerimizi kapamıyor muyuz ?

en fenası da filmin sonunda bütün bu yaşananların gerçek olduğunu öğrenmek . çünkü film boyunca asla irite olmadan, acıtasyona girip, sizi düşürmeden gazetecileri ve işin zorluğunu izlerken olayların gerçekten yaşandığını öğrenmek yıkıcı oluyor.

onlarla birlikte hop oturup hop kaltım efem . ben sevdim güzeldi. ne yaparsan yap en iyisini yap sloganı da verdim haydi benden bu kadar yoksa spoiler dehlizine dalacağım.

 

LATE AUTUMN

hynTam da mevsime göre bir film ile karşınızdayım. Eğer film bu kadar hoşuma gitmeseydi beni yaz beni yaz demeseydi , eski günlerdeki gibi soluğu burada almazdım. eskiden her zaman vakit bulduğumdan mıdır nedir yada daha heyecanlı olduğumdan hemen paylaşmak için can atardım. şimdi ise uzun aralardan sonra ancak gelebiliyorum .

evet film mevsime göre sonbahar havası alacaksınız. ben filmi sırf hyun bin i izlemek için açmış olsam da , öncesinde sıkıcı ve fazla durağan olacağını düşünmüş olsam da film beni şaşırtmayı başardı. aslında film yeniden uyarlamaymış. orjinali 1960 yapımı imiş ama ben bunları sonradan öğrendim . iyi ki de hiç bir şey bilmeden izlemişim.

kocasını öldürdüğü için hapis yatan bir kadın annesinin cenazesine gitmek için üç günlüğüne dışarı çıkar. evine giderken de restoran açma hayali için jigololuk yapan hyun bin ile karşılaşır. film genel olarak durağan . konuşma fazla yok. oyunculuklar için söyleyecek söz yok. hyun çok sade ve gösterişsiz bir oyunculuk sergilemiş. öyle dizilerde alıştığımız abartı karakterler abartı mimikler yoktu. ben beğendim . ama filmi bu kadar etkili kılan boğazımı düğümleyen son sahne oldu. işte finali böyle etkileyici olmasa böyle iç acıtmasa belkide bu kadar çok konuşmazdım.
severek izledim . bu günlere veya benim bu günlerdeki psikolojime çok uyan bir film oldu. her şeye rağmen insan sevmekten geri duramıyor galiba.

ne demeli alın elinize bir fincan kahve , sarılın battaniyenize ee yağmurda eşlik ederken yalnız başınıza izlenecek filmlerden biri . keyifli bir sonbahar dileğiyle esen kalın efem .

ZAMANDA BİRİKTİRDİKLERİM

Zamanla bir çok şey yapıyorum ama bunları not etmedim için ve hafıza bakımından da oldukça zayıf biri olduğum için sanki her şeyi rüzgara bırakıyormuşum gibi hissediyorum. zaman akıp gidiyor ve geriye bir şey kalmıyor. işte sırf bu yüzden gelip dururdum bu bloğa kendime not bit arşiv olsun yada gerçekten yaşadığımın bir kanıtı olsun diye. kendime not almak geçmişi saklayabilmek için.

uzun zamandır uğramadım. bu günlerde neler mi yaptım. iki kore dizisine başladım. birincisi hi school love on bu diziye kız kardeşim yüzünden başladık. hatta hiç istemedik. ben fazlaca ergen işi olduğunu bile düşünmüştüm ama ne demeli galiba hala gencim yıllar geçse de kalp kabul etmiyor. ben oldukça sevdim hatta hafta da bir bölüm olması fazlaca can sıkıcı .baş roldeki kız çok sevimli ben normalde köredeki bayan oyuncuların o sinir bozucu karakterlerine dizilerde tahammül edemem ama bu kız öyle şeker ki hiç bir sinir bozucu yanı yok. hele on dört yaşında olması beni şoka soktu. dizi fantastik bir gençlik dizisi. ölüm meleği gibi çalışana kızımız bir insanın hayatını kurtardığı için meleklikten atılıp insani bir hayata sıkışıyor. devamı da dizi de 🙂

ikinci dizim it is okey that is love. kore dizi çeker içinde bu hatun olurda dizi kötü olur mu hiç. sırf bu kadın var diye başladım diziye nedendir bilinmez hatun nerde oynasa o dizi güzel çıkıyor. genelde şeker dizileri tercih ediyor gibi. yanlış seçim yapmıyor. pasta, greatest love, master sun ve bu dizi . ben diziyi sevdim psikoloji üzerine olması , dram olmaması , fazla kasmayan ve biraz yetişkin vari olması falan beni çekti. hele bir müzik var ,içinde uzun zamandır böyle güzel ost lar dinlememiştim. adamı da çirkin bulmuştum ama izledikçe güzelleşti 🙂 hep böyle oluyor. başta çirkin izledikçe yakışıklı 🙂

ukala satılar diye bir blog var sayesinde uzun zamandır arayıp da güzel anime bulamadım diye izleyemezken yeni güzel şeker animeler buldum. bu sene bir sürü animeyi aynı anda izliyorum.
glassip ağır ilerliyor ama merakla izliyorum acaba ne olacak diye .

ao haru ride bana fazlasıyla kimi ni todokeyi hatırlattı . öyle sıcak hissettiryor ki karakterleri bağrıma basıp satılmak istiyorum. liseliler ve onların masum aşkları 🙂

barakamon çok ama çok eğlenceli ben bu animeye biraz tereddütlü başladım sıkıcı olur diyordum bir adaya kaçmış bir adam ne olabilir ki diye başladım ama oldukça keyif alıyorum. hele o tatlı mı tatlı kız yok mu bayılıyorum ona küçük falan ama dehşet sevimli 🙂

sailor moon yeniden animeye uyarlandı. çocukluğumun animesi benim favorim hatta efsanem . biraz farklı gelse de ben serinin meraklısı olarak izleyeceğim. ne de olsa mangasını okuyamamıştım böylece manga nasıl ilerliyor onu da izlemiş olacağım.

gekkan shoju nozaki kun ise insanı şaşırtan bir anime sıradan basit bir shoju ama öyle anlar oluyor ki kahkahalara boğuluyorum. bu anime içlerinde en komiği sanırım ne zaman ne olacak bilemiyorum. karakterler arıza ve ben arızaları severim.

miyazaki efsanesinin veda filmi olan rüzgar yükseliyor animesini de izledim. her zaman ki gibi görüntüler hikaye olağanüstüydü ama nedense bu bir kariyerin bitişi olduğu için daha fazla şet ummuştum. ben fragman da başka bir hikaye düşünmüştüm de ondan da olabilir . bir parça eksik hissettim en iyisi başka bir kapanış yapsın bu anime veda için yeterli değil .

agatha teyzenin endless night adlı kitabını okumuştum bari tv uyarlamasını da izleyeyim dedim ama onu pek beğenmedim hikayeye sadık kalmamışlar yazık olmuş.

jane austen teyzenin de akıl ve tutku kitabını okudum . uyarlamasını izlemiştim ama kitabı okumamıştım henüz.
sonra peter pan ölmeli adlı kitabı okudum. polisiye olarak fena değildi. en azından aklından bir sayı tut a göre dahi iyi buldum.
bu aralar kitap okumayı bıraktım sanırım çok az okuyorum hepsi bu bilgisayar yüzünden hep yapacak bir şeyler var . bu sebepten doğru düzgün yazamıyorum bile. twitter ,tumblr falan da bıraktım ya kendimi dizilere verdim. sınırlı zamanımda anime gibi kısa şeyler veya yeni başlamış hafta da bir bölüm gelen şeyler izliyorum.

iki yabancı diziye daha başladım. outlander ın birinci bölümünü izledim bir iki bölüm daha bakarım ama devam eder miyim bilmiyorum. hikaye ilginç bu yüzden keşke kitaplarını okuyabilseydim diyorum. öyle bir hikayeyi kendim canlandırmak iterdim sırf oyuncular yüzünden hikayeden soğumak istemiyorum. finding carter adlı diziye de başladım hatta üç bölüm izledim ama olmadı yeterli gelmedi. bakalım belki izleyecek hiç bir şey bulamasam dönerim. yeni başlayan dizileri tercih ediyorum yakalamak sorun olmuyor.
başka şeyler de yapmışımdır ama aklıma gelmiyor.sanırım yazmadığım kitap yazılarım bahsetmediğim filmler var fakat kafam da koca bir boşluk var gibi hatırlayamıyorum. bu yüzden sık sık gelip yazmaya ihtiyacım var.

şimdilik benden bu kadar esen kalın efem 🙂

KAL HO NAA HO- Yarın hiç gelmeyebilir

evet biliyoruz yarın hiç gelmeyebilir ama çoğu zamanda unutmuyor muyuz bu gerçeği. unutmasak zaten yaşayamazdık. inşa öyle bir varlık ki hayatı ölüm gerçeğini unutarak buluyor. her ana öleceğinin bilen insan korkusundan yaşamazdı. peki filmin bununla ne alakası var.

aslında yok gibi . film aşk ve arkadaşlık üzerine kurulu. oldukça uzun tam üç saat yani böle böle izleyebilirsiniz yada benim gibi kendinizi kaybedip sonuna kadar izleyip sonunda sövede bilirsiniz.

yoo filmi beğenmediğim için sövmedim aksine film güzeldi. dram izlemekten kaçınan ben için bile çok güzeldi. insanın gözlerini dolduracak ve normal insanları ağlatacak sahneler var. ee konu aşk ve ölüm olunca ağlatır tabi .

aman, ruhit ve naina üç kişi , aman hindistandan kalkıp new york a gelir ve naina ile tanışır. daha sonrada onun en yakın arkadaşı ruhit ile. naina , aman a aşık olur ki nasıl olmasın aman harika bir insan nasıl ama nasıl üzüldüm onun haline. ruhit ise naina ya aşıktır. peki aman o da naina ya aşıktır. ama işler ikisinin birbirini sevmesi kadar kolay değildir.

dedim ya bu ne tam bir aşk filmi nede tam bir arkadaşlık filmi. fedakarlık filmi ama bunu neden sadece biri yapıyor diye de dellendim durdum.

film baya ödüllü . bende beğendim sadece naina ya çok kızdım. neden bir insan hep daha çok seviyor ki eşit olmayan aşklarda çok sevenin kaybetmesi doğal bir sonuç sanırım. filmin finaline uyuz olsam da naina ya kızsam da aman için bile izlenir.
dram dolu bir aşk filmi isteyenlere duyrulur.

esen kalın efem 🙂

bu arada varsa bana komedi önerisinde bulunun bu acıklı filmler depresifleştirdi beni .

şimdilik hoşçakalın 🙂

Lovesick / Aşk Hastası / 2011 / Tayvan-Çin

asromantik komedilerden gidiyorum. kafa yormayacak ve ağır dram içermeyecek şeyler.  hanım kızımız sevgili ünlü bir popçu olunca ondan ayrılmış aşk acısından kafayı yiyip bir daha aşık olmamak için duygularını öldürmüş .

bir gün tanıştığı mükemmel doktor ile de hayatı aşk çıkmazına geri döner.adamı tersleyip her türlü kabalığı gösterir ama aşık olmaktan da geri duramaz. aşk hastası kızın halleri aşık olmamak için çırpınması ve üye olduğu grubun hanım teyzeleri ile komik eğlenceli bir filmdi. çok şey beklemezseniz keyifle izlenecek bir romantik komedi.

ve filmin güzel repliği kadın adama sorar

-Anlamıyorum.Onda bende olmayan ne var?

adam cevaplar
-Kalbim.O kalbime sahip.

 

meraklılarına duyurulur.