Home Again – Var mı ev gibisi

Romantik komedi tarzı sıcak bir aile ve dostluk filmi ile karşınızdayım efem. Bazı filmler vardır izlerken yavru kedi severmiş gibi bir his bırakır da içiniz dışınız pamuk şekerle dolar . Anlatamıyorum ama kısacası izlerken keyif veren ,samimi ve sıcak bir filmdi.

Konuya gelecek olursak  başrol kadın oyuncumuz ( ki parantez açmalıyım kendisini pek beğeniyorum güzel kadın vesselam – neyse kısa keselim )  kocası ile ayrılık sürecindeyken baba evine iki küçük kızıyla taşınır ve bir gün hayatı üç tane film sektörüne bodoslama dalmak isteyen çulsuz adamla kesişir. Mecburen sokakta kalan 429adamlara misafir evini geçici olarak tahsis edince de aile, dostluk ve aşk üzerine güzel bir ilişki yumağı oluşuyor.

ben filmde insanların samimi bir şekilde bir birlerine bağlanmalarını sevdim. Kan sudan ağır olsa da bazen aile olmak için kan bağına gerek yoktur. Bir de kadının kırk küsur yaşında olup da gençten sevgili yapması var ki bence çok tatlı bir çift olmuşlar.

çocuklar , eski koca falan derken izlerken sıkılmayacağım bir film olmuş. benden bu kadar. şöyle bir iki saat bu dünyadan uzaklaşıp keyifli bir film isterseniz alternatif olabilir.

keşke dünyanın da böyle şeker alternatifleri olsa şimdilik esen kalın efem 🙂

THW SWİNDLERS- KKUN

The Swindlers (2017)2017 yapımı bir güney kore filmi ile döndüm efem 🙂 hyun bin i görünce ee konusu da fena olmayınca bir bakayım diye başladım ama film baya akıcı ilerledi.

Dolandırıcıları dolandıran bir dolandırıcının intikam hikayesi desem çok mu karışık olur 🙂 hyun bin karşımıza bir dolandırıcı olarak çıkıyor ama yalnızca kendi gibi dolandırıcı olanlardan çalıyor. Babası da onun gibi bu işleri yapıyormuş ama bırakmış ta ki son bir iş için adamı zorlayıp öldüren kötü adamların hikayeye dahil olmasına kadar.

Bizim meşhur çiftlik bank gibi bir oluşum yapan kötü adamımız herkesi dolandırıp kaçıyor ee kaçarken bazı büyük adamlara rüşvet yediriyor ve bizim esas olanın babasını öldürüyor. esas oğlan ne yapsın başlıyor intikam planlarına .

film işte bundan sonra intikam etrafında ve bir grup dolandırıcı çevresinde dönüyor. filmde sevdiklerim yem atmaları, o kafesleme hikayeleri ,ince düşünülmüş tuzaklar ve tabi ki dümen içinde dümen olması . bir kere mesaj netti asla kimseye güvenme çünkü herkes aslında iş birliği yaptığı diğerine kazık atıyor. ha bir de şu söz ki ” şüphe iyidir bir kere şüpheyi yok ettin mi sonrasında güven gelir.”

velhasıl kelam film hoştu, güzeldi, vakit geçirmelikti. bu arada çok da beklentiye gidilmemeli çünkü her hamleyi ekran başında tahmin edebilirsiniz. çok da şaşırmazsınız.

benden bu kadar efem 🙂

 

Liberal Arts

movies_liberal_arts_poster

Yazmıyorum ama film, dizi izlemeye devam ediyorum efem . İzlediklerimi hatırlamak zor olsa da bu film bir yanı ile beni kendine çektiğinden yazmalıyım dedim.

Filmi izleyeli çok oldu ama hala döner döner bakarım. Çok mükemmel mi hayır çok özel mi  ona da hayır ama içindeki müzikler ve eğlenceli oluşu izlettiriyor kendini.

Yormuyor, sıkmıyor ve keyifli vakit geçirtiyor. ha bir de unutmadan kendisi geçmişe duyulan özlemi de barındırıyor. Konusu da tam da bununla ilgili geçip giden zaman ve büyümeyi ,yaşlanmayı kabul edememek.

Başrolümüzdeki adamcağız kız arkadaşından ayrılmış , hayatı pek de hayal ettiği gibi gitmeyen biri. Bir gün üniversite hocası buna öğretmenliği bırakıyorum sen de kampüse gel bir konuşma yap deyince eleman hemen valizi toplayıp düşüyor yollara. Üniversiteye duyduğu özlemle kampüse varıyor.

Diğer tarafta işsiz kalacağını bile bile keyif uğruna bölüm okuyan, yeni yetme tabirinin dile geldiği, güzel ve bir o kadar kendi şahsına münasır kızımız var.  Bu ikili tanışır ve olaylar diğer karakterlerin de renkli katkılarıyla şekillenir. Aslında hikaye özü itibariyle kendini aramak olunca bana hoş geldi.

tuhaf tuhaf karakterler, müzik ziyafeti, kitap eleştirisi ( ki bu sahne en sevdiklerimden ) kampüs havası , kuşak çatışması , sanat, edebiyat vs. derken güzel bir film.

Neyse benden bu kadar uzun zaman sonra yazmak ne zormuş . Şimdilik esen kalın efem 🙂

 

OUR TİMES- BEN GEÇKEN

ourBir film nasıl olurda hem bu kadar ğelendirir , böyle güldürür hem de böyle duygulandırır. tayland sineması yine yapmış yapacağını bana ilk aşk filminin tadını verdi. öyle ki filmi nasıl sevdim nasıl sevdim anlatamıyorum.

filmin her parçasında insan kendinden bir şey buluyor. hanım kızımız bir gün iş yerinde hayatının nasılda berbat olduğunu anlıyor. hiç bir şey okulda hayal ettiği gibi olmamıştır. ne işi ne de sevgilisi. hiç bir şey ona anlatıldığı gibi değildir. tutar istifa eder. şekil bir a benim gibi . hayallerim bunlar değildi der ve geçmişini hatırlamaya başlar. ee bizde zamanda geri gidip bu gençlerin okul zamanlarını izleriz.

çok eğlendim , beni en çok güldüren tayland filminde zincirleme mekktup olayını görmek oldu. demek dünya gerçekten evrensel. ikincisi karakterleri pek bi sevdim kızı da o delikanlıyı da . gönül hep serserinin peşinde değil mi zaten 🙂

isyana varan müdür öğrenci çatışmasını sevdim. bir ünlüye fan olan saflık derecesindeki sevgilerini sevdim. en çok da fedakarlıklarını sevdim.

gençlik filmleri bana hiç yaramıyor. çok keyif alsamda bir parça duygusalaşıyorum.

tavsiyemdir dememe gerek yok. bu film bence çok özel ilk fırsatta değerlendirilmeli 🙂

 

THE LİBRARY-KÜTÜPHANE

The Librarykütüphaneler sevilmez mi ,  hele de içinde aşk varsa . filmi yarım saatcik olduğu için izlemeye karar verdim ha bir de tayland yapımı olduğu için nedense sene bir iki film izliyorum ama her defasında severek bırakıyorum.

bu öyle bir film ki başı sonu belli hatta ee tamam diye izledim. sonunu da tam tahmin ettiğim gibi buldum ama öyle de bir film ki insanın bitirdikten sonra damağında öyle bir tad bırakıyor boğazında öyle bir yumru oluyor ki bahsetmesem olmazdı.

adamlar sani ana fikir vermek için tutup film çekmişler.

alınacak ders basit sen sen ol sakın bekleme erteleme bu hayt kısa yaşmana ba özgürce ve cesurca asla pişmanlık duymadan.

yarım saat ayırıp izlemek belki de bir süre hayatınızı sorgulamanızı sağlayacak. tavsiyemdir tez izlenilsin .

 

 

SPOTLİGHT

Ben geldin efem , içimdekileri döküp huzura ermek için buradayım.

spotlight a tesadüfen denk geldim . bir bakayım diye açtım ve film akıp gitti. konusu kilisede olan taciz olaylarını araştıran gazetecileri anlatıyor. spotlight gazetenin araştırmacı birimi efem. nerde manşetlik bir olay varsa orada bu takım var.

bir gün gazetenin başındaki adam değişiyor ve bu yeni gelen eleman fazlaca zeki olduğundan mıdır yoksa sırf kiliseye gıcıklığından mıdır bilinmez bu haberin peşine düşeceksiniz diyip ortalığı toza dumana katıyor. eleştiri yapan bir film. kimi zaman insan kendini de sorguluyor ya gözlerini kapayanlar onlarda suçlu değil mi ya biz ? biz de çoğu zaman çevremize gözlerimizi kapamıyor muyuz ?

en fenası da filmin sonunda bütün bu yaşananların gerçek olduğunu öğrenmek . çünkü film boyunca asla irite olmadan, acıtasyona girip, sizi düşürmeden gazetecileri ve işin zorluğunu izlerken olayların gerçekten yaşandığını öğrenmek yıkıcı oluyor.

onlarla birlikte hop oturup hop kaltım efem . ben sevdim güzeldi. ne yaparsan yap en iyisini yap sloganı da verdim haydi benden bu kadar yoksa spoiler dehlizine dalacağım.

 

LATE AUTUMN

hynTam da mevsime göre bir film ile karşınızdayım. Eğer film bu kadar hoşuma gitmeseydi beni yaz beni yaz demeseydi , eski günlerdeki gibi soluğu burada almazdım. eskiden her zaman vakit bulduğumdan mıdır nedir yada daha heyecanlı olduğumdan hemen paylaşmak için can atardım. şimdi ise uzun aralardan sonra ancak gelebiliyorum .

evet film mevsime göre sonbahar havası alacaksınız. ben filmi sırf hyun bin i izlemek için açmış olsam da , öncesinde sıkıcı ve fazla durağan olacağını düşünmüş olsam da film beni şaşırtmayı başardı. aslında film yeniden uyarlamaymış. orjinali 1960 yapımı imiş ama ben bunları sonradan öğrendim . iyi ki de hiç bir şey bilmeden izlemişim.

kocasını öldürdüğü için hapis yatan bir kadın annesinin cenazesine gitmek için üç günlüğüne dışarı çıkar. evine giderken de restoran açma hayali için jigololuk yapan hyun bin ile karşılaşır. film genel olarak durağan . konuşma fazla yok. oyunculuklar için söyleyecek söz yok. hyun çok sade ve gösterişsiz bir oyunculuk sergilemiş. öyle dizilerde alıştığımız abartı karakterler abartı mimikler yoktu. ben beğendim . ama filmi bu kadar etkili kılan boğazımı düğümleyen son sahne oldu. işte finali böyle etkileyici olmasa böyle iç acıtmasa belkide bu kadar çok konuşmazdım.
severek izledim . bu günlere veya benim bu günlerdeki psikolojime çok uyan bir film oldu. her şeye rağmen insan sevmekten geri duramıyor galiba.

ne demeli alın elinize bir fincan kahve , sarılın battaniyenize ee yağmurda eşlik ederken yalnız başınıza izlenecek filmlerden biri . keyifli bir sonbahar dileğiyle esen kalın efem .