Say Anything

sayJohn Cusack ‘ın gençlik hallerinin fazlaca ilgi çektiği 1989 ABD yapımı romantik  bir film say anything. fazlaca duyduğumuz filmlerden ben her fırsatta izlemek istediğimi hatırlıyordum fakat en son vampir günlüklerindeki göndermeden sonra fırsatım oldu.

Seksenleri ayrı severim zaten romantik filmlerinde hepsi güzeldir hele şarkılar çok hoşuma gider. neyse efem filmi fazla anlatmayacağım kısa keseceğim . malum teyp sahnesi ile afişi ile dikkat  çeken bir gençlik ve aşk hikayesi . birbirinden farklı iki genç ve onların idealleri hayatta ne yapmak istedikleri çatışan yetişme şekilleri ve hayata farklı bakışları onları bu kadar farklılık içinde bir araya getiren aşk ve olmazsa olmaz tabi ki de geçlik bunalımları ne yapacağını bilmeyen kafası karışık çocuklar.

Muhakkak seksenlerden bir film izleyin ee bu film neden o film olmasın ki 🙂

Witness for the Prosecution – Beklenmeyen Şahit

Billy Wilder ‘ın filmlerine baktım geçenlerde çiftte tazminatı izlemiştim merak ettim başka neler var diye. Meğersem o meşhur Sabrina kendisine aitmiş ayrıca benim cuma kızı versiyonunu izlediğim front page adlı bir uyarlamasını bile yapmış. Bir sürü film vardı merak ettiğim en çok sunset bulvarı nı izlemek istiyordum ama onca film arasından bunu seçtim çünkü  hikaye agatha christie ye ait , malum çok severim kendisini ,hiç vakit kaybetmeden başladım izlemeye.

filme geçmeden önce yönetmene , senariste , oyunculara tam puan verdiğimi belirteyim , onları övmek için söyleyecek söz bulamıyorum , hepsi de iyi iş çıkarmış ortaya gerçekten dillerden düşmeyecek bir ziyafet çıkmış .

Genelde yorumlar finalle ilgili kimsenin tahmin edemediği ve çok şaşırdığı yönünde ama ben en başından beri biliyordum belki yazarın tarzına olan alışkanlığımdan belki hem ters köşe senaryolar olsun diye beklentimden olması gereken budur dedim ve sonunda yanılmadım 🙂

Film 1957 yapımı yönetmeni billy wilder tabi ki , polisiye gizem türü , senaryosunda Agatha Christie, Larry Marcus, Billy Wilder, Harry Kurnitz gibi büyük bir kadro var , IMDB Puanı: 8.4  ülke de tabi ki ABD.

En iyi mahkeme sahnelerinin bu filmde bulunduğunu söyleyenler azımsanmayacak kadar çok . Bende izlediklerim arasında paradine case ve bu filmi en iyi mahkeme sahneleri konusunda listelerde ilk sıralara yerleştirdim.

Gelelim konusuna kalp krizi geçirdikten sonra ilk defa iş yerine gelen zeki avukatımız sıkıcı davalar almak zorundadır , doktoru öyle tembihlemiştir lakin o bunu istemez ve zor bir davayı kabul eder. bu dava bir cinayet davasıdır. genç bir adam yaşlı bir kadını öldürmekten suçlanır.  üstelik adamın karısı onun aleyhine tanıklık etmekte kocasının katil olduğunu söylemektedir. fakat avukatımız adamın masum olduğuna inanmıştır. artık onun suçsuzluğunu ispat için çalışmaya başlar.  geçekten iyi bir film , finali de hoş olmuş ben pek sevdim , asla sıkılmayacağınıza eminim . iyi seyirler efem 🙂

Spellbound Ve Double Indemnity

Spellbound diğer adı ile the house of Dr. Edwardes türkçeye Öldüren Hatıralar olarak çevrilmiş 1945 yapımı Alfred Hitchcock filmi.  Baş rollerinde ise Ingrid Bergman ve Gregory Peck var. Gregory Peck için söyleyebileceğim tek şey yanlış zamanda doğmuşum , onun gençlik halleri beni benden alan şeylerden biri. Bayan oyuncu için ise söyleyecek söz bulamıyorum malum harika bir oyuncu.

Konusuna gelirsek yönetmen salvador dali ile çalışmış , kendisine psikanaliz konusunu almış , freud’un yaklaşımına el atmış.

Psikatrist bayan doktorumuz ve kliniğe yeni gelen doktor beyimiz arasında bir yakınlaşma olur fakat doktor tuhaf davranmaktadır. Anthony Edwards olarak bilinen kişi aslında hafızasını kaybetmiş biridir. yerine geçtiği doktora ne olduğunu da kimse bilmemektedir. polisler onun öldürüldüğünü düşünür ve suçlu da bellidir fakat bayan doktorumuz psikanaliz yöntemi ile doğruyu bulmaya kararlıdır.

filmin gerilim kısmı fazla değildi bazı sahneler dışında çok da etkilemedi . oyuncuları ve atmosferi bir de yönetmenini hesaba katarsak film için kötü bir şey söylemek haksızlık olur. kadının her şeyi benden sonra anlaması da sinir bozucu her şey ortada ama bizim doktorumuz nedense hiç fark etmiyor. neyse efem güzel ve özel filmler arasına girebilir diyerek kısa kesiyorum .

ikinci film yani çiftte tazminat  bu filmin bir film noir yani kara film olduğundan bahsedelim önce. Bu kara filmlere fena sardım ben . Çok fazla bilgi olmasa hepsini buraya yazardım ama isteyen vikipedi den bile bir sürü şey öğrenebilir. ben fazla sıkmadan filme geçeyim . 1944 yapımı , gerilim , suç  türünde yönetmenliğini Billy Wilder yapmış. oyuncu kadrosunda Barbara Stanwyck, Fred Macmurray, Porter Hall, Edward G. Robinson ve Byron Barr var. 6 dalda oscara aday olan film ne yazık ki hiç birini kazanamamış. İmdb Top 250 Listesinde mevcut olan film almış olduğu puan ile 54. sırada.

Barbara Stanwyck, müthiş oyunculuğu ile femme fatale örneği gösterdiği bir film olma özelliğini de taşıyor.

Bu film ile ilgili söylenecek çok şey var, birincisi bir film başı sonu belli iken nasıl insanı meraklandırır , ikincisi bir filmde oyunculuklar bu kadar mı gerçekçi olur, üçüncüsü bütün karakterlerinin kötü olmasına rağmen onları destekleyen seyirci kitlesi nasıl yaratılır. aslında söylenecek çok şey , sorulacak çok soru var ama kısa da kesmek gerek 🙂

Çevrim yılını düşünürsek zamanını göre çok iyi bir iş çıkarmışlar. konusu ise kısaca şöyle bir sigortacı günün birinde bir eve gider , orada tanıştığı güzel kadın ona kocasına kaza sigortası yapmasını sonrada onu ortadan kaldırarak parayı alıp birlikte olmayı teklif eder. planlar yapılır. sigortacı daha çok para almak için özel bir sözleşme ile çiftte tazminat alınmasını da sağlayacak bir sözleşme hazırlar. her şey en ince ayrıntısına kadar hesaplanır, planla da güzel bir plandır, her şeyin kusursuz olduğununa kanaat getiren çiftimiz planı gerçekleştirir sonrası mı sonrası filmde yer almakta.

diyalogları ile cezbedici olduğu kesin ve insan psikolojisine getirdiği bakış açısı da inkar edilemeyecek kadar doğru ama bir o kadar da üzücü çünkü fırsatını bulan bir insan her şeyi yapabilir cinayet dahil . kara atmosferi ve kötü karakterleri ile zevkli bir film. bir tek noktasını tam kavrayamadım , bizim sigortacının sonunda yaptığı hamle ne içindi , daha makul bir şeyler yapabilirdi diye düşünmekteyim. ha bir de kimsenin kimseye güvenmediği o çelişkili durumlarda yaşanan akıl karmaşası, güvensizlik ve bunalım da çok iyi yansıtılmış .

demem o ki bu film izlenir arkadaş zaten yüksek de bir puanı var pişman olmazsınız . bende bundan sonra kendimi kara filmlere adıyorum galiba 🙂

esen kalın efem 🙂

Üçkağıtçılar – The Sting 1973

Bu filmi iki kez izledim .1973,  ABD  yapımı olan film  ımdb puanı 8,4 bence hak ediyor da . böyle senaryoları çok seviyorum. dolandırıcıların yaptıkları ahlaki olarak kötü olsa da ben onların zekalarını izlemeyi seviyorum.her çevirdikleri dümen ince bir ustalık istiyor. zekaya hayranım yapacak bir şey yok 🙂

Robert Redford,Paul Newman ve diğerleri ile doyumsuz bir eğlence vaad ediyor daha ne olsun.bir grup dolandırıcının büyük bir iş için bir araya gelmesini konu edinmiş olan filmimiz de bahis tuzağı ile güzel bir dümen kuruluyor. filmin müzikleri , başlangıcı o resimler ve her anı anlattıkları yem , tezgah gibi terimleri ile pek sevdim. zaten ezelden beri severim bu tarz filmleri sırf bu yüzden hustle izlemeye başladım yeniden 🙂

iyi bir film isterseniz buyrun buradan yakın 🙂

The Breakfast Club – Kahvaltı Kulübü

kahvaltı kulübü 1985 ABD yapımı bir film. adından sıkça bahsettiren film bir lisede  cumartesi günü ceza olarak okula gelmek zorunda kalan beş gencin tüm gününü anlatan bir film. gençler çok klişe karakterler güzel kız , sporcu , inek  , serseri ve silik kız vs. hepsinin bir etiketi var. hepsi pazartesi günü bu etiketin dahil olduğu gruptan kişilerle sıradan hayatlarına dönecektir ama o cumartesi farklı geçer.

bu beşi aynı yerde tıkılıp kalır birlikte geçirdikleri her dakika onları bir birine yaklaştırır kavga ederler, birlik olurlar, eğlenirler ve sırlarını paylaşırlar 95 dakikanın hepsi sadece bir günü anlatır o da sadece diyaloglardan ibarettir. değişik bir film . gençlerin bakış açısı , sistem ve hayata dair eleştiriler , yetişkinlere karşı tutumlar ve onları haksız bulma halleri , asilik , her şey bu filmde var. üstüne bir de aşk var filmin sonunda iki de çift oluyor bir de o kızın değişimi var yeni hali pek güzel oldu. neden oraya geldiklerini anlattıkları o sahneler çok iyiydi.

bu bir gençlik filmi ama sıradan gençlik filmleri gibi değil onları sadece aşk peşinde koşan budalalar gibi göstermiyor hepsinin hayata dair bakış açıları istekleri umutları ve kusurları var. üstelik bunu anlatırken yalın bir yöntem kullanmış öyle abartılar yok hepsi klişe insanlar işte. hayatta olabilecek insanlar .

film daha çok gençler ve onları anlamayan, onları çok fazla etkileyen, bir çemberin içine tıkmaya çalışan yetişkinler , onların aileleriyle ilgili . gençlerin sorunlarının temelinde aileler var dedirten bir film . tabi bu amerikan filmi olunca hak vermiyor da değilim hepsinin sorunlu olması bit yana aileleri onlardan daha sorumlu .

seksenli yılların iyi filmlerinden biri . müzikleri de güzel  örneğin Simple Minds – Don’t You (Forget About Me)

çok da uzun olmayan bu filmi tavsiye ediyor ve kaçıyorum.

I love you Phillip Morris -?

Amerikan sinemasının bu nadide yapımından bahsetmeden önce gerekli uyarıları yapalım. Bu film baştan sona eşcinsellik içermektedir .Bu yüzden küçük çocukları ve bu türden hoşlanmayanları pistin dışına alalım .Tamam mı ? Herkes çıktı mı? .Kaldık mı biz bize ? Hadi o zaman .Anlatmayı çok istediğim ama başarılı olur muyum bilemediğim bu filme geçelim .Hey sen ufaklık sende  dışarı hadi ama .

Nereden başlasak  ilk önce filmin gerçek bir hikayeye dayandığından bahsedelim .Bunu duymak filmi izlerken sizi çok şaşırtacak yok artık bu kadar da değil diyebilirsiniz.Sonra oyunculardan bahsedelim Jim Carrey tartışmasız  çok iyi bir oyuncu ve burada ki performans süper .Diğer bir oyuncu ise kankimin bayıldığı çokça bahsettiği bu yüzden artık filmlerini izleyecek olduğum Ewan Mcgregory ki buradaki oyunculuğuna şapka çıkarırım arkadaş .Hayır bitmedi oyunculuk süper süper .

Gelelim filme konusu itibari ile çok güzel bir yaşamı olan Steven iyi bir aile babasıdır.İyi bir koca ,iyi bir baba ,iyi bir polis,hayatı boyunca böyle olmuştur ama bir gün bir kaza geçirir ve yalan bir hayat yaşamaktan vazgeçer. Gizli bir gay ‘dir önce bunu herkese anlatmakla başlar .Sonra karısından ayrılır .Kendine bir sevgili yapar . Çok para harcamaya başlar ve artık kazandığı yetmeyince işi bırakır, dolandırıcı olur .Bu konuda çok başarılı her defasında tamam şimdi yakalandı dediğimde o bir yolunu buldu .Bu yeteneğe şapka çıkarılır efem.Hapse girdiğinde Phillip Morrisle tanışır ve ona aşık olur.Sonrası mı sonrası izlenilmesi gereken bir film.

Bir kere film normal romantik komedilerde çiftler nasıl takılıyorsa burada da onu vermiş .Siz romantik komedi izliyorsunuz bir farkla buradakilerden ikisi de erkek.Öyle kabullenilmiş bir durum var ki siz de rahatlıkla kabulleniyorsunuz.Normalde hapishane de olmaları insanın aklına çok kötü bir film imajı getiriyor o korkunç hapishane hayatını bekliyorsunuz ama değil işte .Tersine komik sahneler sizi bekliyor ve aşk tabi ki .

Temposu düşmeyen dolandırıcılıkta uslanmak nedir bilmeyen ama aşkından da vazgeçmeyen bir adamı izliyoruz bir de yanında o sevimli bakışları ,tedirgin yapısı ile koruma altına almak istediğimiz Phillip ‘i .

En komik sahnelerden birisi Jimmy’in Steven ‘a eğer atlarsan beni bir daha göremezsin tehdidiydi.İntihar eden bir insana vazgeçmesi için söylenecek bir cümle midir bu Jimmy 🙂

Sonra bir de bu dolandırıcıya engel olamayan amerikan sistemi var . Adamlar aptal mıdır nedir bu kadar da olmaz dedirtiyor. Gülmek için birebir.Aslında bıraksalar baştan sona filmi anlatacağım ama spoiler vermeyeyim yani yukarıda yeteri kadar verdim zaten 🙂

Olağan Şüpheliler …Olağan Dışı Bir Film

Ben her telden çalmaya devam ediyorum . Asya filmlerinin yanında İngiliz dizilerine sarmıştım ki iki tane film izleyeyim diyerek bu filmi izlemeye başladım. Açıkcası çok beğeneceğimi düşünerek oturmadım başına ama tahmin edersiniz ki film beni yanılttı. Ön yargılardan uzak durmalı 🙂

Film beş tane suçlunun göz altına alınması ile başlıyor. Bir soygun olmuştur ve zamanında suç işledikleri için bu elemanlar bir araya toplanır. İşte bu noktada kişileri tanımaya başlarız. Ben şu aksanlı konuşanın tarzına bittim .Öyle aksanlı konuşsun istedim 🙂 Bu beş suçlunun etrafında şekillenen bir öykü var .

Spoiler vermeyeceğim anlatırsam olmaz muhakkak izleyin diyorum. Ben filmin başında Keyser Söze ‘yi tahmin ettim. bariz benim diye haykırıyordu. Fazlaca Amerikan yapımı izlerseniz .Sizde tahmin edersiniz ve hiç bir son size şaşırtıcı gelmez .Benim  ablam bu konuda çok iyidir. Ne zaman bak bu çok ilginç kesin tahmin edemezsin desek, o sanki yazmış gibi her bi şeyi anlatır bazen tırsıyorum bu halinden fazla  tv izlersen sende anlarsın hepsi bir birinin aynı diyo 🙂 evet film içinde tahmin etmeniz gereken unsurlar barındırıyor bu da  benim gibi dedektifçilik oynamaya meraklılar için çekici bir özellik . Çoğu kimse şaşırtıcı bir final diye nitelendiriyor. Ben bile ilk tahminde doğru kişiyi bulmuş olsam da filmin ilerleyen sahnelerinde yoksa değil mi .Ha bu da olabilir falan dedim. Film ilerledikçe sorgulatıyor.

Gelelim repliklere onları vermesem olmaz .

” Şeytanın yapmış olduğu en büyük hile, tüm dünyayı var olmadığına  inandırmaktır. ”

” Keaton bir keresinde “Tanrı’ya inanmam ama ondan korkarım” demişti. Ben Tanrı’ya inanıyorum ve beni korkutan tek şey Kayser Soze… ”

” Kimsesi olmayan kişi ihanete uğramaz. “

” Şeytanı arkasından nasıl vurabilirsin .Ya ıskalarsan ?”

İşte böyle bir film .Çarpıcı ,ilginç ,izlenmesi gereken bir film .Tabire göre kendisi bir kara filmmiş.

Son olarak sen neymiş be Kayser Söze 🙂 Bir rivayete göre kendisi Türk 🙂

yazıyı bitirmeden ” WHO İS THE KAİSER SÖZE ? ”

İYİ SEYİRLER  🙂