Rich Man Poor Woman

Niyetini bu kadar belli eden bir dizi ismi olabilir mi ? belki de sadece bu konuyla dalga geçmek için uydurdular bu ismi diye düşünmüyor değilim malum komplo teorilerim de meşhurdur 🙂

Big gibi bir hayal kırıklığından sonra bir süreliğine  kdramalardan elimi ayağımı çektim efem. jdramların diyarına bir göz atayım dedim . malumunuz love shuffle dan beri hiç jdrama izlemedim öyle çok japon dizisi izlemişliğim de yoktur hani .

ama dizi 10 bölüm üstelik 45 dakika olunca bir de hafta da sadece bir bölüm olunca kendime hakim olamadım.

bakmayın siz zengin adam fakir kız dediğine bu doğuştan zengin bir züppenin hikayesi değil yani adam ağzında gümüş kaşıkla doğmuyor burda anlatılmak istenen şans olarak zenginlik sanırım çünkü liseden terk biri olan hyuga toru kendi şirketini kurmuş muazzam bir serveti olan biriyken kızımız yani sawaki chihiro ise tokyo üniversitesinden mezun olmuş çok iyi bir öğrenci olmasına rağmen bir ş bile bulamayan bulsa bile sıradan berbat bir işe katlanmak zorunda kalan biri.

hyuga için eğitim hiç bir şey hatta bunu küçümsüyor kızımızın eğitimin bir başarısızlığı olduğunu söylüyor. şirkette de şımarık bir çocuk gibi acımasız ve sinir bir tip. üstelik insanların yüzünü ve ismini hatırlayamamak gibi tuhaf bir de hastalığı var. sawaki iş ararken çok sahiplendim kızı sanki kendimi gördüm. neyse hyuga tarafından da red edilir kız zaten 36 görüşmesi kötü geçmiştir.  ama bir yeteneği vardır her şeyi hatırlayan mükemmel bir hafıza işte buna en çok ihtiyaç duyacak insan da hyuga dır. neyse bunlar bir iş ilişkisi sebebiyle bir araya geliyor. burada kızımızın biraz yalan dolanla zorlaması da yok değil hani.

henüz üç bölüm izledim ama sevdim yani fena gitmiyor. hyuga nın ortağı gölgelerin adamı ve kız kardeşi beni huylandırsa da bu dizi de mutlu sonu görüyorum ben eğlenceli olacak . benden bu kadar hoşça kalın efem 🙂

dip not : belki bilen bilir ve ilgisini çeker oguri shun oynuyor ben fanı olmasam da oyunculuğuna söz yok .

İpek Yolu Çocukları

Ben bu filme şans eseri televizyonda denk geldim. Biraz bakayım dedim ama öyle çekti ki beni bırakamadım. Ben genellikle sinemayı eğlence olarak algılarım. Hani dertlerimizden biraz uzaklaşmak için film izlerim. Son zamanlarda bunun pek de güzel bir şey olmadığına kanaat getirdim yani sinema sadece eğlendirmemeli insanın gözünü de açmalı . Sinema salonlarına dolup bir kaç saatlik mutluluk satın alıyoruz ya , hani kendimizi o karakterlerini yerine koyup , onlar mışız gibi farz ediyoruz , fantezi satın alıyoruz , onlar mutlu olunca mutlu olup filmden yüzü gülerek çıkınca sanki oradaki gibi o büyülü hayal ama bir o kadar sahte dünyadaki hikayelerin bizim de başımıza geleceğini umut ediyoruz ya , hani kendimiz kandırıp süper güçlerimiz varmış gibi , çok zenginmiş gibi  vs. hayal ediyoruz ya işte bunlar da bir yere kadar olmalı , sinema biraz da gerçeği anlatmalı , biraz da yol göstermeli , kimsenin duymaya cesaret edemediklerini haykırmalı , sinema biraz da gerçeğe ışık tutmalı .  nerden mi geldik buraya onu diğer yazıya bırakıyorum gelelim bu filme .

filmin konusu gerçek hayattan alınma imiş. yani gerçekten baş roldeki o gazetecinin hayatından esinlenilmiş . bunu duymak bile tüylerimi diken diken etti. film  çin –  abd ortak yapımı , ımdb puanı 6,9  – 114 dakikalık – dram , savaş türünde bir film. savaş filmi ama öyle içinizin kaldıramayacağı sahneler koymamışlar vermek istediklerini midemi bulandırmadan da yapmışlar bu çok önemli çünkü bir savaş filminde olabilecek sahnelerin hepsine dayanabilecek bir bünyem yok.

konusuna gelirsek 1937 yılı george hogg adlı ingiliz gazeteci japonların , çin işgali sırasında görev için şangay’a gider. Nanjing katliamına tanık olur. japonların onu öldürmesine ramak kala biri tarafından kurtarılır. kurtarıcısı chen onu bir yetimhaneye gönderir. george tek kelime çince bilmezken onları anlamaya çalışır hem çince öğrenir , hem de çocuklara ingilizce öğretir. başlarda kabul görmez ama sonra düzenini kurar çocuklar için bir koruyucu gibidir, bir baba gibidir , onlarla ilgilenir. filmin savaş gibi acımasız bir olguyu anlatırken çocukların bu zalimlikten kurtulması için uğraşan bir adamın hikayesi sizi derinden etkiliyor. bir tarafta japonlar diğer tarafta milliyetçiler ve koministler nereye dönse bir kapana sıkışmış gibidir , o çocukları savaştan uzak tutmaya çalışırken diğerleri çocukları asker olarak almak istemektedir ve george ‘un tek bir çaresi vardır onları çok uzaklara kaçırmak.

başlarda japonyaya giden biraz da japonca bilen george , japonların zalim olmadığına inanır , arkadaşına onlarda savaş istemiyor der ama anlar ki savaşa millet işi değildir . herkes ama herkes savaşta zalimdir. değil ki çinliler en masum millet ama bir yeri işgal eden , güçlü olan hep zalim olandır. japonlar da burada her milletin savaş sırasında düşmanına yaptığını yapıyor çok acımasızca , zalimce ama gerçek .

ve o ingiliz gazetecinin kaçıp gitmek yerine kalıp ,çocuklar için mücadele etmesi . çok sıradan hayatlar yaşıyoruz hiç birimiz böyle bir kahramanlık gösteremez ve hayatlarımız ne kadar değerli acaba ?  george buna değdi diyordu, hiç pişman değilim.  yaptığı çok güzel bir şey.   bir batılı olması veya misyonerlik falan hepsini bir kenara bırakıyorum yani olumsuz yanları görmezden gelerek sonuçta hayat kurtardı. bir savaşta bir çocuğu kurtarmaktan daha değerli ne olabilir ki .

hep merak ettiğim konu japonya o küçücük ülke nasıl koca çin ‘i işgal etti. bunu cevabının bir kısmı burada , çin in fakirliği ve savaşacak güçte olmaması , bölünmüşlük sivil savaş , milliyetçiler ve koministler , ve bütün acıları unutturacak olan afyonun yaygınlığı. bir de chen in söylediği sözler : çinliler katlanmaya alışmıştır, buna o kadar alışmışlardır ki çin ‘in eski adı acılar denizidir.  onlar için gelecek yoktur , onlar bir geleceği hak ettiklerine inanmazlar.

aksiyon sahneleri olmayan , bir savaş filmine göre durağan , dram ağırlıklı  bir film ama insani yanınıza dokunacak kadar da iyi bir film. benden bu kadar yeter çok gevezelik ettim . kaçtım efem .

From up on Poppy Hill – Kokuriko-zaka Kara

“If I call out to you at twilight, will I see you there, my sweet?”

Goro Miyazaki tarafından yönetilen anime 2011 yılına ait.  izlemeyi ertelediğim animelerdendi ama pişman oldum çünkü çok sevdim . hikayesi çok değişik falan değil öyle özel bir yanı da yok ama sıcacık işte insanı içine çeken bir havası var.

yazıyı okurken şu muhteşem şarkıya da tıklayıp keyfini sürün .  “sayonara no natsu”

umi ile shun ‘un hikayesi bu. umi ile shun okullu birer çocuk . umi kız kardeşi sora ve erkek kardeşiyle birlikte büyük annelerinin yanında kalıyor. babası bir denizciymiş onu gemisi kore savaşı sırasında batmış. annesi de uzakta çalışan bir profesör.  umi ‘nin sabahları ile başlıyor anime okula gitmeden bir sürü iş yapıyor bunlardan biri de her sabah bayrakları göğe çekmek. bunun bir anlamı var. denizciler için yapılan bu işlemde her bayrak bir şey anlatıyor. umi de bunu babası için yapıyor.

ve shun okul gazetesi için çalışan bir çocuk gazetede bu bayrak çeken kız ile ilgili bir de şiir yayınlıyor. bakınız ben pek sevdim .

“Fair girl, why do you send 
Your thoughts to the sky?
The wind carries them aloft
To mingle with the crows
Trimmed with blue,
Your flags fly again today”

bunların tanışması da bir kaza sonucu oluyor daha doğrusu kaza da denmez ki 🙂  neyse onlar birbirlerini görür de hoşlanmaz mı hiç . bu arada okulun klüp evi diye bir yer var. ama sadece erkeklerin takıldığı her türlü klübün olduğu bir yer. ve burası çöplük gibi içeri adım attığınızda içinizden temizlik yapmak hissi uyandıracak kadar pis . umi ‘nin fikri ile kızlar yardıma gelir klüp evi bir güzel temizlenir el birliği ile tamir edilir. onu kurtarmanın mücadelesi sürerken bizimkiler geçmişten bir gerçekle yüzleşir.  shun ‘un dudaklarından bu gerçek söyle dökülür : it is like a cheap melodrama.

iç acıtan repkiler ise şurada ;

Umi: What should we do?
Shun: We forget whatever it was we felt about each other. We’ll just be friends, like before. 

ben çok sevdim çizimlerini , hikayesini , müziklerini her şeyini. evet göklere sığdıramıyorum değil belki ama böyle hikayeleri seviyorum samimi , içten bir havası var ve yaşanmışlığı olabilecek hikayeler.

kesinlikle benden tam puan aldı . izlenilesi , sevilesi , konuşulası bir anime olmuş. benden söylemesi sizden izlemesi . esen kalın efem 🙂

Sakamichi no Apollon-Kids on the Slope

bu animeyi çok önce görmüştüm hatta başlamış iki bölümde izlemiştim . konusu ilginç gelmişti caz müziği etrafında şekillenecek olması merak uyandırdı bende ama nedense iki bölüm bana pek güzel gelmedi bende unuttum gitti sonra yapacak bir şey bulamayınca tekrar başladım. ve niye bırakmışım dedim çünkü anime gerçekten iyi kendini sevdiriyor.

liseli gençlerin arkadaşlıkları üzerine kurulu olay yapısı ve caz müziğinin temellerinde gelişen ilişkiler üzerine okul , slice of life tarzı bir anime. ben caz denilince bilgisi olan bir insan değilimdir . bu sebeple daha önce merakla dinlemediğim bir müzik türünü de öğrenmiş oldum. bende diğerleri gibi beatles tercih edenlerdenim 🙂 ama caz da fena değilmiş mesela benim en sevdiğim jun abi ‘nin seslendirdiği ” but not for me ” şarkısını sevdim .

gelelim karakterlere kasabaya yeni gelmiş olan gözlüklü , çalışkan , zeki ve zengin ama arkadaş canlısı olmayan daha doğrusu arkadaşlık kuramayan ( bunun sebebi animede gizli ) kaoru – san( Kaoru Nishimi )  var ki  Sentarō Kawabuchi tarafından devamlı richi diye çağrılıyor yani zengin çocuk . sonra kavgacı , caz tutkunu , kanka kitabını baştan yazan adam sentaro var bir de güzelleri güzeli Ritsuko Mukae ile üçlü arkadaş birliği oluşturulmuş.

bu üçlünün dışında bir de yukari ve jun abi var bu ikisinin bende etkisi büyük oldu. daha gerçekçi , daha zalim bir dünyayı anlattılar . diğerlerinin olayları müzik , aşk ve kıskançlık üzerine kurulu iken bunların olayları daha farklı bir konsepte doğru yol aldı.  jun abi ‘nin üniversiteli oluşu ve spoiler olmasın diye bahsetmeyecek bir takım gelişmeler sebebiyle daha fazla empati kurdum galiba.  hele o cool havaları ile şarkıyı söyleyişi falan o tren sahnesi beni büyüledi. çok sevdim onların aşkını . Yurika Fukahori ve Junichi Katsuragi  gerçekten özel karakterler. ama değil ki diğerleri de onlardan kötü sadece bu  animede yan karakterleri de pek sevdim .

bölüm izimleri bile şairane bakınız : “Someday My Prince Will Come”, “But not for me”, “You Don’t Know What Love Is”, “Love Me or Leave Me” gibi .

sevilen bir anime oldu. artık bunun gibi müzik animelerine bakınırım herhalde. bir de başlangıç şarkısında ki medoli – wa kısmını çok sevdim . hayat böyle olsa eskilerden kalma bir şarkı, bir şiir . neyse anime eski zamanlarda geçiyor ya beni de sardı nostalji duygusu . geçmiş temalı olmasından mı yoksa samimiyetinden mi ben sevdim , tavsiye olunur.

hadi hoş çakalın.

Seviyorum ”3”

yine yazma isteği geldi ciğerime oturdu. ne yapalım yazıp kurtulalım bu yükten . öyle belli bir konum da yok üstelik ilk defa kafama estiği gibi daldan dala bir yazı yazacağım.

tumblr da çok takılıyorum ya şiir , edebiyat , güzel sözler beni benden alıyor. paylaşımları burada yapamıyorum ama orada hiç acımam 🙂  neyse işte orada şu söz denk geldim Seni Seviyorsam Bundan Sana Ne ? [Friedrich Nietzsche].

çok doğru söylemiş amca bunu görünce kaç zamandır bahsetmek istediğim bir konu geldi aklıma . hani şu sevmek zamanında halil ‘in resmini seviyorsam bundan sana ne repliği yok mu . seni ilgilendirmez resmin benim dünyama ait bana ait muhabbeti de çok sevdiğim bir kısımdır. bir insan diğerini seviyorsa bence de sevilen kişinin bununla alakası yoktur. aşık aşkı kendi dünyasında barındırır , ona aittir ki sevdiğine zararı yoksa karışmaması da gerekir. biraz karışık oldu değil mi sadeleştirmek gerekirse nedir bu insanların beni seviyorsun deyip kendilerini kaf dağının zirvesinde görmeleri. evet ama sevilen, sevenin  kendi dünyasında uydurulmuş, kurgulanmış bir hayali , bir sureti, ötesi değil.  kendi dünyamdaki bana ait bir şey de kimseyi ilgilendirmez değil mi ?

buradan nereye geleceğim mazi kalbimde yaradır adlı türk dizisinin bir kaç bölümüne denk geldim. şarkıyı pek severim dizi de fena değilmiş hani orada bir şiir vardı pek sevdim . müjganın evi terk ederken ki şiiri .

Ama ben sizi nasılda kırılgan, nasılda kendiliğinden sessiz ve kimsesiz sevmiştim.
Mevsimlerden bahar, kuşlardan serçe, çiçeklerden papatya, renklerden beyazdınız.
Ben sizi içimde geç kalmış cümlelerin telaşıyla ve merdivenleri üçer beşer çıkmanın çoşkusuyla sevmiştim.
Ama ben sizi son istasyonlar gibi sevmiştim.

şiiri çok beğendiğimden paylaştım ama asıl konu ferit’tin evlenme teklifini ret eden nalan . buradaki diyalogu aşağıda vereceğim kırmızı kısımda tam da söylemek istediklerime tercüme oluyor sanırım 🙂

10.bölüm.. Nalan Ferit..

F: Nalan.. Benimle evlenir misin?
N: Ne dedin? Anlayamadım..
F: Benimle evlenir misin?
N: Evet.. Demeyi çok isterdim fakat olmaz..
F: Pardon..
N: Seni hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim Ferit fakat insan sevmediği biriyle mutlu olamaz değil mi? 
F: Ama olması gereken bu değil mi neticede?
N: Değil.. Sana ümit verdiğim için özür dilerim..
F: Yoo bana ümit vermiş değilsin..
N: Gözlerindeki o yoğun aşkı görmüyorum mu zannediyorsun.. Hayat bensiz karanlık, bensiz yaşayamazsın fakat..
F: Nalan ne demeye çalıştığını anlamıyorum.. Şaka mı yapıyorsun şuan..
N: Bilakis gayet ciddiyim.. Üzgünüm ama senin evlenme teklifini reddetmek zorundayım Ferit.. Unut beni cicim..
F: Yeter artık burda oyun oynamıyoruz..
N: Farkındayım bende oyun oynamıyorum zaten.. 
F: Deminden beri saçmalıyorsun ama..
N: Sen beni bilmiyor musun öyle saçmalar dururum işte..
F: Tamam tamam .. gitti.. Tartışma yaratmak değil amacım..
N: Bak ne güzel işte.. Tartışma yok huzur var mutluluk var daha ne olsun.. 
F: Ben sana bir teklifte bulunuyorum ve sen bunu sanırım reddediyorsun doğru mu anlıyorum?
N: Evet reddettim.. 
F: İstediğin bu değilmiydi?
N: Değildi.. Tamam mı..
F: Nalan.. 
N: Ne Nalan ne.. Haline bak ya cenaze haberi verir gibi evlenme teklifi ediyorsun Ferit.. Buna hakkın yok.. Ben seni sevmekten başka ne yaptım ki..
F: Meselemiz bu değil..
N: Meselemiz tamda bu.. Bana böyle davranamazsın.. Seni sevmeyi ben yarattım sana olan aşkımı da ben yarattım.. Benim hislerime sahip çıkmak zorunda değilsin sen.. 
F: Maksadım seni incitmek değildi.. Tamam reddettin kabul.. Reddettin..
N: Bu anı öyle hayal etmiştim ki.. Sen beni seviyorsun mutlusun gözlerime bakıyorsun dansediyoruz ve kırmızı güller var hatta mumlar.. Nalan benimle evlenir misin diyosun.. 
F: Sana böyle hissettirdiğim için üzgünüm.. Özür dilerim..
N: Özür dilemene gerek yok.. Daha fazla konuşmamıza da gerek yok.. Kalbim seni azad etti Ferit.. Git ve mutlu ol.. İzninle..

sevmek sadece tek kişilik bir olgudur ve nesnesi olsa da olmasa da sürdürülebilen bir duygudur.  asla başka birinin iznine , onayına ihtiyaç duymaz, sevmek asidir , hercaidir, özgür ruhludur , kimseleri dinlemez kendi kalbine söz geçirmeye çalışan aklını bile  nerde sevilen özneye ihtiyaç duysun.

nerden geldim ben buralara big izliyordum geçen bölümde kkj ‘nin dayısı öğretmenin annesi onu tanısın diye eskilerini giymiş tam o sırada bir müzik çalınmasın mı kulağıma  you mean everything to me- neil sedaka  şarkı tabi ki beni büyüledi . böyle güzel şarkılar olunca kendimi tutamıyorum yazmak geliyor içimden fena bir şey , çok fena . bir de galiba ben nostalji insanıyım . böyle şarkılar beni alıp götürüyor .

neyse efem bu da böyle karma karışık tuhaf bir yazı oldu. esen kalın 🙂

 

Kitaplar – Okumaya Çabaladıklarım

bu aralar kitap okumaya çalışıyorum internette yapacak bir şey kalmadı ne dizi film ne de manga anime bende kitaplara verdim kendimi ne de olsa iyi bir kitabın yerini hiç bir şey tutamaz . severim okumayı hele kitap ağzıma layıksa elimden düşmez. neyse efem kardeşimin çok önce aldığı daha filminin falan gündem de olmadığı zamanlardan kalma bir gün adlı bir kitap vardı kitap rafta aylarca kaldı dönüp bakmadım popülermiş diye herhalde sonra bir gün elimde hiç bir şey yok madem alıp bakayım dedim . kitabın çok başındayım çok övülmüş falan ama ben şimdi ne desem haksızlık olur bitmemiş kitap ile ilgili yorum yaparım sonra çok severim olmaz sadece şu ana kadar çok gerçekçi olduğundan pek sarmadı . ben de o kız gibi ergenliğin ikinci evresinde kafa karışık biri olunca bu kitabı bağrıma basamadım gerçek hayattan kaçmak için okurum kitapları gerçekleri hatırlayıp yüzleşmek için değil bu yüzden sıkıldım ve bıraktım ama bitireceğim ne de olsa başladık bir kere .

diğer bir kitapta yine çok popüler bu yüzden söylediklerim için bana kızabilirler bu kız da neden bütün güzel kitapları yarıda bırakıyor diye düşünebilirsiniz ama kitabın başını sevemedim beni alıp götürmedi . içine giremedim hikayenin ama onunda çok başında bıraktığımdan haksızlık ediyorumdur dönüp bitireceğim. bu kitabı ben almıştım kaç zaman geçti unuttum ama okumak nasip olmadı bu sıcak yaz havalarında yapılacak tek iş yarım bırakılan kitapları okumak olacak galiba.

ve tutunamayanları okurken merak ettiğim bu yüzden elimdeki kitabı bir kenara ittiğim diğer kitap ise prag mezarlığı bunu kardeşim almış garibim polisiye sanmış ama ben kitabın ilk elli sayfasında buna dair hiç bir işaret göremedim.  o kadar okuduğum halde neyle ilgili olduğunu anlatmakta güçlük çekiyorum bir kitabı9 anlamak için böylesine çaba sarf etmemiştim hiç. belki bu tarz kitaplar okumadığım içindir genelde tarihi , romantik veya polisiye okurum . kitapları bitirince artık bir iki satır yazarım .  benden bu kadar .

esen kalın efem 🙂

Tek Kelime ile Ben ????

son günlerde fena halde yazıyorum, bir sürü yazı yazdım, hepsi can sıkıntısından , yapacak hiç bir şey yok ,havalar sıcak ,başladığım kitaplarım da sıkıcı çıkınca bende uzaklaştığım bloga geri döndüm ama o kadar uzak kalmışım ki bu sıralarda beni mim leyen herkesten özür diliyorum hepsini unuttum . balık hafızama sağlık ,eğer hatırlatırsanız onları da yazarım . şimdi yeni gelen bir mim madampatapuff  beni mimlemiş.

konu gereği onu tek kelime ile özetlemem gerekiyormuş yani ben öyle anladım . ama o bir eklentide yapmış okuyucuların blog yazarını ki burada ben oluyorum yorumlarında anlatmalarını istemiş . bende bunu çok sevdim . lütfen sizde yorumlarınızda winpohu’ yu tanıdığınız kadar anlatın , kelimelerle özetlemeye özelliklerimi bulmaya çalışın 🙂

madampatapuff içinse ben ” canlı” kelimesini seçiyorum içinde çok genç bir blogger olduğu hissini uyandıran fıkır fıkır bir  insan olduğunu düşünüyorum.

peki siz benim hakkımda ne düşünüyorsunuz beni hangi kelimeler anlatır okuyucularım ( gerçi burada yazar okuyucusu olup olmadığı konusunda şüpheye düşüyor yazdığı yazılara hiç tepki alamamasının bunda payı olabilir )  😀

ve sıra geldi mim i paslamaya ben bütün bloggerları mimledim gitti he he hepiniz yapın bu mim i benden size gelsin bakalım sizin gözünüzde winpohu nasılmış . esen aklın efem . hoş çakalın 🙂

not: not bunu okuyan herkes mimlendi kaçışı yok .