Bu Blog 3 Yaşında

Çok uzun zaman oldu buralara uğramayalı daha da uğramazdım ya blogum üç yılını doldurmuş ondan sebep buralardayım bir toz almak maksat . aslında çok özlüyorum çok yazmak istiyorum ama olmuyor bir türlü fırsatta zamanda bulamıyorum . kısa keseceğim . bir music bank geldi geçti canım dostlarım sayesinde bende gitme şerefine nail oldum pek mutlu oldum harika bir akşam geçirdim ama gelip de şuraya iki kelam edemedim . bu yılın teması da geçen yıllardan farksız iyi ki açmışım bu blogu şu aralar pek uğrayamasam da unutmadım hala çok seviyorum çok değerli hele geçen seneleri düşündükçe bana kattıkları anlatılmaz bakmayın pek yorum gelmiyorum okuyucu yok ama zaten maksatta popüler bir blog olsun değildi. bana burası bir sürü değerli dost kazandırdı . tanıştığım insanlar değil onlar benim için can gibi kan gibi oldular . bu sene yaşadıklarım ve onların desteğiyle bunu çok daha iyi anladım . kim derdi ki bir blog açacağım ve bu blog sayesinde gerçekten kıymetli bir çok dost edineceğim . sanal alem olması başlarda ürkütmüştü beni ama tanışınca yüz yüze konuşunca anladım ki onlarda benim gibi samimi ve içten her şey aynı kimse kimseyi kandırmamış ve o kadar ben gibiler ve o kadar benden değiller ki bana çok şey kattılar.

 

uzun sözün kısası bu yazı bana bu kadar içten dostu kazandıran bloguma ve bu blog sayesinde tanıştığım veya tanışamadığım değerli okuyucularıma ithaf olunmuştur hala ordaysanız ve halka okuyorsanız  iyi ki varsınız blog alemi iyi ki varsınız canlar . music bank deki samimiyette bana gösterdi ki hayatınızda ilk defa gördüğünüz biri kore severse ondan zarar gelmez hemen bizim gibi kaynaşıp dost olabilirsiniz 🙂

 

inşallah daha uzun yazılarla dönerim . master s sun dan, yeni animelerden , D. abbey den white queen den falan bahsederim . belki miyazakinin yeni filmini de izlemişim olurum . siyah beyaz klasik filmlerde izlerim sonra okuduğum onca kitaptan bahsederim hiç birini yazamadım nar ağacını çok beğendim söylemezsem olmaz . ha bir de burnumuzun dibindeki iç savaştan bahsederim gördüğüm insanlık dramından kim bilir neler neler olur o zaman kadar . kendinize iyi bakın efem 🙂 ne dersiniz nice yıllara diyelim mi ses verin blog alemi 🙂

Biriken Mim’ler

mimÇok uzun zaman olmuş ben mim yazmayalı çoğu zaman unutuyorum veya yazma fırsatı bulamadığımı gören blogggerlar bana mim paslama gereği bile duymuyorlar . Bu blogu ilk açtığım zamanlar hep söylediğim bir şey vardı bayılırdım mim yazmaya narsistpreses ve serseri depresyon sayesinde beni unutmamışlar yine mim yazacağım . bu iki güzel bloggera teşekkür ediyorum ve benim dışımda herkes yaptığı için mim leri yine kimselere paslayamayacağım için üzülüyorum nedense bu furyanın hepsi dışında kalıyorum 😦

gelelim mimlere ,

İlk mim serseri depresyon tarafından gelmiş hangi şekilde kitap okurum ?

valla ben okurken tek bir şekilde sabit duranlardan değilim  çok sık şekil değiştiririm beş on dakika oturur sonra yatar sonra tekrar kalkar sağa döner sola döner devamlı hareket ederim . Pek zordur bir şekilde kalıp kitap okumama 🙂

gürültülü ortamlarda kitap okumakta zorlanırım çok sessiz ortamlar isterim ki kitapla arama kimse girmesin ve yolculuk sırasında da kitap okuyamayanlardanım ha bir de akşamları okursam ışık çok olmalı . bu kadarcık 🙂

 

gelelim diğerine soru cevap olan mim ;

Şu an olsa çok sevinirim.

kocaman bir çikolata , çikolatalı tatlı veya büyük bir dondurma . aslında kitapta olurdu şöyle çok isteyip de alamadığım kitaplar ahhh ahhh

Şimdi orada olmak vardı.

bu sorunun cevabını yazsam bitmez tükenmez ki olmak istediğim yerler . ben gezgin olmalıymışım . belki ingilterede bir köy cambride falan yada fransada bir yer italya ispanya irlanda veya iskoçya avrupanın bir köşesi boston veya newyork amerikada bir yer  yada asya  dünyanın herhangi bir yeri olur .

 

Ah nerede o eski günler… Sahi insanlar neden geçmişe özlem duyar?

sanırım geleceğin belirsiz olması bizi korkuttuğu için geçmişte hiç olmazsa tattığımız mutluluklarla avunuyoruz sonuçta geçmiş elinizden kayıp gitmiş olsa da geriye hayali kırıntılar bırakır ama gelecek elinizde olmayan kontorülünüz dışında gelişen olaylara gebedir bu yüzden bunların için henüz yaşanmamış felaketleri de barındırır . korkutucu gelecek geçmişi olduğundan güzel hatırlamamızı sağlıyor . ne çok konuştum saçmaladım da galiba işte böyle . nostalji iyidir iyi. tabi kendini fazla kaptırmadığın sürece .

 Özlüyorum:

Çocukluğumu galiba . Okul yıllarımı . ha bir de sevdiğim ama kaybettiğim insanları .

Çok severim:

sevmek basit bir şey , ailemi , arkadaşlarımı, kitaplarımı, eski yeni her türlü her dilde  müziği , sinemayı, çiçekleri, tatlı şeyleri , nostaljik eşyaları, hayal etmeyi , yazmayı ,mektupları ,  denizi , rüzgarı, yağmuru, toprak ve çimen kokusunu vs. uzar gider

Nefret ederim:

bu sevdiklerimden daha uzun ve karmaşık bir liste olur hiç bulaşmayalım .

Bu günlerde çok dinledim:

mp3 deki bütün şarkıları çok dinliyorum ah ben ah müziksiz olmuyor arkadaş.

Şimdiki Ruh Halim

karar verme arifesinde , sanki yıllardır gözlerimde bir perde vardı ve o bu günlerde ortadan kalktı. korkuyorum ama aynı amanda tuhaf heyecanlarım var . bir de kendime kızgınım korkularımdan dolayı . ne zaman bir şeyi korkarak yapsam sonra fark ediyorum o kararı almak da geç kalmışım asla hayal ettiğim kadar korkutucu olmuyor gerçekler .

 

bana mim yollayan sevgili arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum . ayrıca neferttiticiğim senin mim i de yazacağım ilk fırsatta ama çok zor geliyor o sorular 🙂

ÇatıKatı Aşıkları – Şükran Yiğit

çatıYine daha önce okumadığım bir yazar .  Çatıkatı Aşıkları ile ilgili söylemek istediğim bir sürü şey vardı kitabı bitirince yazsaydım sanırım sayfaları bulurdu. ama aradan zaman geçti ya bende biraz sakinledim . önce konusunda bahsedeyim . süreyya hanım yaşlı bir kadın , bir kırtasiye işletiyor. bir gün ilan ile iki çatı katına iki yalnız kiracı buluyor. bunlar genç olunca da aralarında bir şeyler olsun istiyor tabi. neyse efem bu üç yalnız insanın hayatı süreyya hanımın berrin diye bir kadının tuhaf mektubuna maruz kalmasıyla içiçe geçiyor.  yaşlı kadın yardım isteyince laden ve mercan da ona yardım ediyor artık sık sık bir araya geliyorlar falan . sonrada süreyyanın geçmişi ile diğerlerinin geçmişi falan açığa çıkıyor. çok fazla da bilgi vermek istemiyorum çünkü verdiklerim bile kitabın çoğunu kapsıyor.

kitap süreyya nın ağzından aktarılmış. bir anlatı var ki bu kitabın kahramanı bu detayı hep çok severdim nedense bu kitapta hiç hoşlanmadım. bu kitapta hoşlnamadığım başka şeylerde var bir kere kitap kurguda çoğu zaman boşluğa düşüyor. eksik yanları sizi rahatsız ediyor. onu da geçtim yazar size hep bir şeyler vad ediyor bir sır bir gizem çözülecek diye beklerken çok basit şeylerle ile karşınıza çıkıyor bu da insanı sinirlendiriyor haliyle. sonra o karakterler yok mu o karakterler hani gerçekçi olsun demiş ama aslında o da olmamamış bir kere bu kadar yalnızlıkları vurgulanan insanların böyle kapalı hayatların nasıl oluyor birden bire yakınlaşmaları gerçekleşiyor anlamadım. diğer insanlarda mı bir sorun var yani. süreyya karakteri de bana en sevmediğim kitap karakterleri listesini yazdıracak cinstendi. herkes yanlış bilir havaları, diğer insanlardan kendini ayrı tutması, başka hayatları yönlendirmesi vs. ne bilim kadından hiç hoşlanmadım. berrin hanım bile daha ilginç bir karakter onun hikayesini daha çok merak ettim. geçmişini detaylarını falan verseymiş ya yazar. gerçi o bir çok detayı vermemiş bunu mu verseymiş 🙂 bu kitaba karşı acımsızım kabul eidyorum ama hepsi yazarın bana bir hikaye anlatacakmış gibi gizemli takılıp beni hiç şaşırtmamasından kaynaklanıyor yani hayalllerimi yıktı. umutlanıp ortada kaldım 🙂

çok konuştum daha çok konuşurdum mercan ve laden hakkında mesela ama olmaz mercanın tavrını neden herkesin yanlış anladığını aslında karakterin de pek inandırıcı olmadığını üstelik kıza hiç de ilgi göstermediğini düşündüğümü söyleyemem değil mi ? uppps 🙂 söyledim bile . neyse efem ben bu kitapla hesaplaşmamı burada kesip kaçıyorum size de tavsiye ederim bakalım benim gibi düşünecek misiniz . belki de ben haksızlık ediyorum kitap çok başarılıdır ne dersiniz ?

esen kalın efem 🙂

Günden Kalanlar – Kazuo İşiguro

gunden-kalanlarBu kitabı Nur sen ingiliz seversin diye verdi elime. Malum ben bayılırım o ingiliz edebiyatı ve dönem atmosferine. Yazarımız bir japon ama çoculuğundan beri ingilterede yaşaşmış .oldukça fazla ödüllü bir yazar. günden kalanların bir filmi de varmış ilk fırsatta izleyeceğim. ayrıca beni asla bırakma yani never let me go yine yazara ait bir kitaptan uyarlama bir filmmiş o da listelerime giriş yaptı .

iki japon yazar ikisi de yurtlarından başka diyarlarda böyle güzel şeyler yazmışlar. Bu kitabı tavan arasındaki Buda ‘dan daha çok sevdim . Hatta keşke kitap ödünç değil benim olsaydı dedim. Başlarda ben böyle gideceğini tahmin etmedim ama kitabı bitirince vay be dedim.

konusuna gelirsek ingilterede bir baş uşağın ağzından onun hayat hikayesini , çevresini , nazi dönemini , patronlarını , yaşadıklarını kahyaları, uşakları , ev ahalisini , bir uşağın sahip olması gerekenleri, mesleğin önemini ve inceliğini , bir baş uşağın görevlerini öğreniyoruz. bakmayın siz bir baş uşağın sıradan hayatı değil aslında anlatılan , yazar sıradanlık içinde çok şey anlatmış ama bunu iyi gizlemiş basit bit günü okuduğunuzu sanarken aslında bir sürü şeye dair bilgiler ediniyorsunuz. vakur un kelime anlamı mesela kitabın maksadı sadece bunu anlatmak gibi geliyor ama asıl iş o kelimenin barınbdırdıklarıyla ilgili onu ne kadar ve kimler nasıl becerebiliyor. sonu itibari ile hüzünlü de bir hikaye.

o dönemi , aristokrasi falan hep merak ederdim ama hiç bir uşağın gözünden düşünmemiştim. patronlar kadar çalışanlar için durum nasıl , sadakat nedir. birinin diğerine tabi olması ne kadar doğru ne kadar hakkaniyetlidir. ve yaşanmamış hayatların bedelini kimler öder. bu vazgeçişlere değer mi. pişmanlık kabul edilse geriye sadece hayıflanma mı kalır ,bundan mıdır doğru tercihler yaptığımıza kendimizi ikna etme çabalarımız. aslında sorulacak çok soru var, analatılacak çok şey var , anlamlandıramadığım da çok şey var. bu kitabın içinde gizliden gizliye anlatılan her bir detay için ikinci kez okumaya kannat getirdiğimi aktarmalıyım.

ben çok beğendiğimi belirtir. okumanızı salık veririm . benden bu kadar arz ederim efem 🙂

Yağmurdan Önce Yağmurdan Sonra

Kabhi Khushi Kabhie Gham  bir diğer adı ile sevinçte ve kederde olan hint filmi diğer hint filmleri gibi oldukça uzun bu yüzden ben filmi parça parça izlemiştim. Tek seferde izlemek çok zor olsa gerek .

Bir aile filmi bu film. Zaten başlarken bu film anne baba sevgisi üzerinedir diyor. Konuya geçmeden önce bu hintlilerin yeşilçamla baya bir yakınlığı var sanırım. Filmin dram olması gereken yerlerde ben baya güldüm daha doğrusu baştan sona güldüm. O danslar şarkılar tamam da baş roldeki adamın transparan giymesi , yağmur yağması falan. Sonra o çocuğun ingiltereye gidişinde verilen sahneler beni yerlere yatırdı. Komik ötesi bir durumdu 🙂

Konu ise zengin bir aile bir çocuğu evlatlık almıştır. Dokuz yıl sonrada bir çocukları daha olur. Çok mutlu mesut yaşarlar. Ama bir gün bu evlat edinilen çocuk sosyal statüsü farklı kısacası fakir mi fakir hatta hint fakiri bir kıza aşık olur. Tabi zengin baba karşı çıkar. Hemen itiraz eder. Çocukta evi terk edip bu kızla evlenir. Aradan on yıl kadar geçer. Küçük kardeş abisini bulup ailesinin barıştırmak için yollara düşer. Abisinin baldızına da vurulur bu arada .

Konuyu özetledik. Bu filmi kimler izlesin. Hint filmi sevenler, uzun filmlere tahammül edenler, fazla beklenti içine girmeyip eğlenceli zaman geçirmek isteyenler ha bir de baş roldeki adamın acısını belli etmek için kafasını köpek gibi salladığı yerleri küçük emraha benzetip gülebilecek kıvamda olanlar 🙂

Bu kadar yazdım ama bu filmin çok tuttuğunu en çok izlenen yapımlar arsında olduğunu söylemedim onu da belirtip kaçtım . Hadi iyi seyirler  efem 🙂

1 Mum ‘dur , 2 Mum ‘dur ,3 Mum’dur PARDON MİM :)

Ukala blogger tarafından mim ‘lendim oldukça eğlenceli ve de düşündürücü bir mim ile karşınızdayım.

Mim 1: En Sevilenler 

1.En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın?

tabi ki uyumak , yemek , tatlı , çikolata , dondurma vb. , film izlemek , diziler , animeler , mangalar , kitap okumak , hikaye yazmak , müzik olmazsa olmaz , arkadaş toplantıları ,  polisiye tutkusu valal sevdiklerim say say bitmez . hediye almak , hatırlanmak hoşlandığım şeyler sıralaması çok uzar kısa keseyim 🙂

2.Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?

sosyal siteler tabi blog , tumblr  falan . sonra gazeteleri okurum , film dizi müzik vs. çok çeşitli şeyler işte durumuma göre değişir.

3.En sevdiğin filmler? 

bu soru bana sorulur mu hiç . ben her filmi başka severim . her filmin bir kısmı ilgimi çeker .  genel olarak bbc uyarlamaları , tarihi filmler , polisiye , gerilim türünü çok severim . olurda birini söylersem diğerlerine ihanet etmişim gibi olacak . sonra en sevdiklerimi unutmuş olabilirim. ben süprizli filmleri severim , sonu şaşırtmalı , klişe olmamalı .

bu yüzden blogda yazdığım bütün filmleri seviyorum 🙂

4.Şu sıralar almak istediğin şeyler? 

bir laptop çok iyi olurdu . her daim yanımda olsun . sonra bir de yazarları kullandığı ses kaydedici . yazarken düşündükleri mi hatırlayamıyorum çok kötü bir ley . akşam aklıma gelen güzel mizansen sabah uçup gitmiş oluyor.

bir sürü şey isterdim ben ama neyse 🙂

5.Şu sıralar ne dinliyorsun?

ooo en uzun soru bu olacak gibi  marlon roudette –  new age , eurythmics- sweet dreams,  leornadr cohen-  I m your man , david cassy – I think ı love you ,  another animesinin açılışı . şimdi bunları dinliyorum ama  bir sürü müzik listem var.  kore dizileri müzikleri , film ve anime soundrackleri , doksanlar pop , türküler , yeşilçam müzikleri , türk sanat müziği , rock aklınıza gelebilecek her türlü güzel müziği dinlerim 🙂

Mim 2: Sordum Cevapla

1.Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?

bir bahtsızın hayatla imtihanı  yada bir delinin akıl almaz hezeyanları bilemiyorum çok zor bir soru .isminden çok türünün merak ederdim 🙂

müzikler duygusal kısımlar için sailor moon daki Usagi Tsukino music box parçası olabilir yada patrick doyle – kissin in the rain , hevan’s tree deki ıslık , miyazaki yapımlarında müzikler olabilir , heyecanlı anlar için Captain Tsubasa Opening 2 1985 ,  gerilim anları için death note ve another müzikleri olabilir. waratte candy de olabilir tabi .  müzik dedin mi yetinemem ki 🙂

2.Birşeyleri değiştirme gücünüz olsa neleri değiştirirdiniz?

bu güzellik yarışmalarındaki soru gibi olmuş . dünya barışı he he 🙂 bir çok şeyi değiştirirdim . keşke bu dünya adil bir yer olsaydı. sihirli değnek elime geçene kadar bu soruyu boş bırakıyorum 🙂

3.Sizi en çok etkileyen film sahneleri nelerdir?

yine geldik filmlere eskilerden örnek vereyim sonradan çok etkileyici film izlediğimden seçemem. 9. günlük kraliçede anne ‘nin ölüme gittiği sahne , merkür şifrede sam ‘in eve gittiği sahne . burada sam eve gidiyor diye tekrar ediyordu. ve en önemlisi asla ama asla hafızamdan çıkmaz rüzgar gibi geçti filminde rhet butler ‘ın scarletti terk ederken söylediği açıkçası canım umurumda değil kısmı 🙂

4.Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. Ne yaparsın?

gizli bilgilerin peşine düşerdim . neymiş bizden saklananlar öğrenmek isterdim . tuhaf biliyorum ama öyle ne edersin 🙂

5. Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?

criminal minds tabi ki :)= big bang theory , HIMYM, vampir günlükleri , süpernatural,  ilki dışındakilerden sıkılsamda sonuna kadar izlemek istiyorum. anime sayılırsa bir de another var.

Mim 3: 5N1K

1.Ne?

hayat

2.Nerede?

burada olmadığı kesin

3.Ne zaman?

mazide yada uzak gelecekte

4.Neden?

merak işte kediyi merak öldürür

5.Nasıl?

henüz çözemedim ama çözersem söz 🙂

6.Kim?

bilmiyorum şimdilik hayali biri spencer reid 🙂

bu da bitti var mı taliplisi 🙂

ANOTHER – Ölü Olan Kim?

aslında başka bir animeye başlamıştım fakat sıkıcı olduğu için bıraktım. sonra bu animeyi gördüm zaten bunu da bırakırım diye hiç araştırmadan başladım. keşke öyle yapmasaymışım çünkü devam eden bir animeymiş. işte bu yüzden şimdi merak çemberine sıkışmış bir kedi gibi derin kederle içersinde  en acı ızdırapları duyuyorum. madem yeni bölüm yok bende hemen anlatayım dedim 🙂

hikayenin bir romanı , mangası ve animesi olması yetmiyor olacak ki bu popüleriteyle bir de live action çekilmesine kara vermişler.

10 bölüm izledim zaten 12 bölümlük bir anime. kısaca anlatacak olursak diyeceğim ama kısaca anlatmak da zor iş. başlangıcını çok sevdim. müzik bir harika . sonra o çizimler beni benden aldı. hele hd görüntü olunca tadından yenmiyor.

birinci bölüm başlarken hikaye anlatıcı tarafından başlıyor ve benim en sevdiğim unsurdur bu bir baktım kendimi kaptırmışım. 26 yıl önce orta okullun 3-3 sınıfında çok başarılı , güzel , iyi huylu bir öğrenci ölür. arkadaşlarından biri o ölmedi burada yaşıyor der. sonra hepsi sanki öğrenci ölmemiş gibi yaparlar. sonrası mı sonrası olaylı arkadaş. 3-3 sınıfının laneti işte tüm hikaye bundan ibaret.

aslında çok güzel detaylar ile baya heyecanlı olmuş bir son durak bir death note tadı almadım değil. fazla gerilimli ve bir sürü karakterin ölmesi nedeniyle fazla kanlı. şimdi kim ölecek diye bekliyoruz.

böyle ölüm yaklaştı falan efsanelerine inanmam aslında çok komik gelir böyle şeyler. başından beri ben tesadüf saçmalıyorlar falan dedim. yani her şeyi oraya bağlıyorlar ama kazaların ardı arkası kesilmeyince ikna oldum 🙂

bir grup öğrenci var işte bunlar ve bunların aileleri ölüyor falan bir de olmayan ve artı olan kim ? durumları var. işte anime bu soruyu soruyor artı olan kim ? ölü olan kim ? bu laneti nasıl durdururuz falan filan 🙂

gelelim diğer unsurlara ee kardeşim madem bu okulda böyle bir durum var. ne yaşıyorsunuz orada ben olsam arkama bile bakmadan kaçarım. terk et orayı abicim. bir de o okula gidip normal normal yaşıyorlar. gerçi normalde ben böyle efsanelere inanamam ve gitmem ama bunlar inanıyor , ee inanıyorsan ne duruyorsun kaçsana  🙂

ne diyeyim bilemiyorum sadece bu günlerde gerilim açlığıma iyi geldi . zevkli , merakla izlenilesi buldum .

benden söylemesi 🙂