Bir Kore Bir Japon Dizisi

Size iki diziden bahsetmek istiyorum . Birincisi kore dizisi ki artık bunlardan bana gına gelmişti uzunca bir süre izlemem diyordum . Ne bilim o aşkları falan bin bin türlü süründürmeleri olmazsa olmaz kötü kaynanalar, zengin fakir sorunu üstüne dram mı dram bu yüzden aşklı meşkli kore dizilerinden bıkmıştım ki  cadıcığım sen seversin harika bir polisiye var dedi de ben kendimi special affairs team ten izlerken buldum . Dizinin hakkını vermeliyim cadıcığıma da çok teşekkür ediyorum tam ağzıma layık bir diziydi ama keşke ikinci sezonu da olsaydı böyle bitmemeliydi bu dizi.

Special-Affairs-Team-TEN-Poster-2

bu korelilerin aşklı meşkli dizileri bir yerden sonra hep tanıdık gelse de gerilim ve polisiye işini iyi kotarıyorlar sevdiğim gerilim filmleri onlara ait. amerikan ari polisiye de başarılı oluruz biz deyip onu da yapmışlar. genel olarak bir amerikan dizilerinden etkilenme var inkar edemeyeceğim ama diğer taraftan özgün halleri de var ki diziyi en çok bu ayakta tutuyor. senaryosu güzel , tahmin edilebilinir her bölümde siz polisten önce tahmin edeceksiniz fakat hikaye sizi başka yönlere çekmeye devam edecek kadar da dinamik bir seyir alıyor. tahmin ettiniz diye bitmiyor başka başka sorularda sorduruyor. polisiye meraklıları için hem tanıdık hem de orjinal bir keyif sunuyor.

gelelim kişilere yalan dedektörü misali bir hanım kımızı var . psikoloji mezunu herkesin yalanlarını yakalıyor bu yüzden hayatı da pek kolay değil. sonra yeni yetme ama sivri zeka genç bir polis , akıllı mı akıllı işin piri , kurdu olmuş zehirli yılan lakaplı yılların polisi ve son olarak da bunların başına yönetici diye getirtilen bir canavar. bu dizideki tüm karakterleri sevmekle birlikte oluşturulan özel ekibin başı olan canavara gıcık kaptım . adam hakkatten de canavar hele o yeni yetme küstah tavırları ve sakız çiğnemesi resmen adamdan soğudum. dizinin en sevdiğim yanı ise hepsinin kendi araştırmasını yapıp hepsinin yine aynı sonuçlara ulaşmasıydı. farklı şekillerde aynı doğrulara ulaşıyorlardı. her bölüm başak bir konuyu işliyorlar. genelde basit hikayeler.  toplam dokuz bölüm ama ilk bölüm 2 saat sürüyor.  ben sevdim baya sardı işi gücü bırakıp bunu izledim polisiye açlığıma iyi geldi tavsiye olunur. bu arada içinde gram aşk yok belki de bu yüzden çok sevdim 🙂

Shokuzai

gelelim japon yapımı dizimize shokuzai  yani kefaret , bu yıl izleidiğim japon dizilerinin güzel çıkması ve animelerin etkisiyle böyle şeker şeker kalpler kawaiii sözcükleri falan hayal ederken bu diziyi gördüm beş bölüm olduğu için başladım . hikayeyi biliyordum beş küçük arkadaş birlikte oyun oynarlarken bir adam gelip yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek içlerinden birini alıp götürür sonrada diğer dördü arkadaşlarını merak edip gittiklerinde cesedini bulurlar. kızlar polisiye suçluyu hatırlamadıklarını söyler katilde bulunamaz. aradan 15 yıl geçer. küçük kızların kurbanın annesine verdikleri kefaret sözü on beş yıl sonra kaderlerini korkunç bir şekilde etkiler.

birincisi dizinin konusu itibariyle pek iç açıcı olduğunu bilsem de japonların nasıl başka insanlar olduğunu unutmuşum bu beş bölümü çok zor izledim. dizi rahatsız edici hem oldukça rahatsız edici.  o kızların başlarına gelenler, sonra kefaretin anlamı , o kadından nefret etmem , katili yakalamaları için duyduğum istek ve kızgınlık , sonra finalde yaşadığım şok, iyilerin başına gelenler ,  kötülerin cezasız kalmaları , hiç uğruna sönen hayatlar , küçük kızların olaydan sonra ne çok etkilenip hayatlarının ne hale gediğini gördüğümde duyduğum kızgınlık bilmiyorum bu diziyi anlatabilecek söz bulamıyorum. sae ‘nin durumunda sandalyem de hasta bu hasta çığlıkları attım , öğretmene yapılan haksızlıklar beni çileden çıkardı , her şeyi öğrendiğimiz yerde de yok artık dedim.  fazlasıyla etkileyen , karamsar bir dizi. moralinizi yerine getirmez hatta sizi sinirden deli eder. izlemenizi söyleyemiyorum uzak durun da diyemiyorum . tek söyleyebildiğim çok şey barındırıp hiç bir şeyi sözcüğe dökemiyorum.  bu da böyle bir dizi , yine bunun içinde de aşk meşke beklemeyin .

iyi günler efem 🙂

James Stewart Filmlerine Bakış 1

Aslında bu yazının adını James Stewart aşkına da koyabilirdim.Çok uzun zamandır yazmak istediğim hep ertelediğim bir yazı oldu. James stewart nam-ı diğer jimmy stewart amerikalı bir oyuncu 1908 doğumlu , maalesef 1997 de de vefat etmiş. Amerikan Film Enstitüsü tarafından Tüm zamanların en iyi aktörleri listesinde 3. sırada yer almaktaymış. Alfred Hitchcock, John Ford, Billy Wilder, Frank Capra çok önemli yönetmenle çalışmış . Onun hakkında kısaca bilgi verdiğime göre hemen filmlerine geçebilirim .

l_96516_0033045_4ccf1381-tile

1. Numarada benim en sevdiklerimden biri olan The Shop Around the corner var.  Bu filmde james stewart a margaret sallavan eşlik ediyor. Yönetmenliğini de Ernst Lubitsch yapmış ki yönetmenin diğer filmlerini çokça merak ettim . 1940 yapımı  ABD filmi. Film konusunu Macar oyun yazarı Miklós László’nun 1937 tarihli Parfumerie adlı eserinden alır ve film bu eserin ilk sinema versiyonu. 1998 yapımı Tom hanks ve meg ryan ın birlikte oynadıkları mesajınız var filmi de bu filmden uyarlanmış. Film, Amerikan Film Enstitüsü’ nün yaptığı 100 yılın 100 filmi listesinde 28. sırada yer alıyor. Film ile ilgili bu kadar bilgi yeterli şimdi konusuna geçelim .

Alfred Kralik ( James Stewart) Bir mağazada on yıldan beri çalışan satış sorumlusudur. O ve diğer çalışanlar patronları bay Hugo Matuschek birlikte sıradan günlük hayatın koşuşturmasında yaşamaktadırlar. Bir gün alfred kendisini geliştirmek için ansiklopedi almak ister ama yeterli parası yoktur o da bu yüzden kültürlü bir kadınla mektuplaşmaya başlar. bir süre sonrada mağazada bayan novak işe başlar. bu ikisi bir birlerini hiç sevmezler. ikisinin mektup arkadaşı olduğu ortaya çıkıncada olaylar olaylar diyemeyeceğim çünkü film öyle fazla olay barındırmıyor. Bundan ziyade eğlendiriyor kimi zaman düşündürüyor genellikle ti ye alıp dalgasını geçtiğini de söyleyebilirim çünkü iyi espriler barındırıyor. bence bu yönetmenin tarzından kaynaklanıyor tabi senariste böyle mizahi yönü fazla dalgaya alan biri olabilir. repliklerini ve şakalarını çok sevdim. o karşılaşmaları çok güzeldi. film zaten kısacık bir şey hemen bitiveriyor.

Harvey,_1950-tile

Harvey , James Stewart ‘ın oyunculuğunun ne kadar özel olduğunu anlamamızı sağlayan ender filmlerden biri. James gibi oyuncu çok zor bulunur. 1950 yapımı olan filmin IMDB  8.1 , yönetmenliğini  Henry koster yapmış . Elwood P. Dowd, karakterini ölümsüzleştiren bir film. Elwood annesi ölünce dul kız kardeşi veta ve onun kızı mrytle birlikte yaşamaya başlar. Veta kızını evlendirmek ister ama Elwood eve gelen herkese hayali arkadaşı Harvey i tanıştırmaya kalkışınca kız kimselerle tanışamamış . Elwood , Harvey ‘in 2 metre boyunda dev bir tavşan olduğunu söylüyor. En yakın arkadaşı bir pooka yani mitolojiye göre dev hayvan kılığına girebilen eğlenceli bir yaratık. fakat film boyunca diğerleri gibi biz de harvey i hiç göremiyoruz sadece elwood un onunla devamlı konuşmasından anlıyoruz. kızının da ısrarlarıyla veta elwood u akıl hastanesine kapatmaya karar verir ve onu hastaneye götürür ama doktor vetayı yanlış anlar ve hasta diye onu kapatırlar. yanlış ortaya çıkıncada tüm hastane sakinleri elwood u aramaya başlar. doktor ve hemşire kız onun bulduğunda harvey ile nasıl tanıştığını anlatır işte o sahne filmin en can alıcı sahnesidir. böyle doğal bir oyunculuk ve samimi , inandırıcı bir konuşma yoktur. işte o sahnede vuruluruz elwood a sanki dünyanın en temiz insanı olan elwood için üzülürüz de , kıyamayız ona.  elwood insanların ona deli gözü ile baktığını da bilmez üstelik. o harvey ile barlara gider insanlarla tanışıp sohbet eder , onları evine davet eder, dost olak ister olurda insanlar gelmezse de anlar ki harvy gibi bir dostları olmadığı için elwood u kıskanmışlardır. çünkü en iyilerimiz de bile bir parça kıskançlık vardır der elwood. yine de herkese harvey i tanıştırmakdan geri durmaz.

Elwood ‘un çok güzel de sözleri vardır.

Ben her zaman kiminle olursam olayım nerde olursam olayım  harika zaman geçiririm .

Ben gerçekle 35 yıl mücadele ettim , sonunda ondan bir çıkış bulduğum için mutluyum . ( Doktora söylüyordu bunu )

Biz onunla bir süre konuştuk sonra ben senin benim üzerimde avantajın var , sen benim ismimi biliyorsun ama ben seninkini bilmiyorum dedim.  ve o bana döndü ve dedi ki sen hangi isimden hoşlanırsın ? bunun hakkında ikinci kez düşünmem bile gerekmedi. harvey her zaman benim favori ismim olmuştur. bu yüzden ona dedim ki ” harvey ” ve bu herşey ile ilgili ilginç bir şey o dedi ki ne tesadüf  benim adım harvey oluverdi.

Yıllarca önce annem bana derdi ki ; bu dünyada elwood çok çok zeki yada çok cana yakın olmalısın . uzun yıllar ben zekiydim cana yakınlığı tavsiye ederim .

bu yazı için iki film yeter başka bir yazı da görüşmek üzere esen kalın efem 🙂