Tonari no Kaibutsu-kun ve Sukitte İi Na Yo

İki yeni animeye başladım ve maalesef ikisi de güncelmiş , akıl edip de bakamadım. İkisinin de henüz 3 bölümünü izledim. Birbirlerine de fazlasıyla benzeyen konuları var. İkisi de lise gençliği hakkında , ikisinin de içinde arkadaşlık kuramayan , a sosyal tipler ve gelişimleri konusu var.  Bu konu bana fazlasıyla kimi ni todoke yi hatırlattı sadako durumlarını anımsadım ama konuşmak için çok erken olsa da bir kimi ni todoke etmezler gibime geliyor. onu sevdiğim kadar sevemem bunları 🙂

Tonari no Kaibutsu-kun ‘u ( my little monster )  diğerine göre daha çok beğendim. Burada çalışkan bir hanım kızımız var , arkadaş istemeyen onları ders çalışmasına engel gören bir tip. Tabi neden böyle olduğunu da veriyorlar. Bir gün hanım kızımız öğretmeni yüzünden okulun belalı öğrencilerinden birine ders notu götürür ve macera başlar . arkadaş canlısı olan çocuk bunun peşini bırakmaz. sevdiğinden falan bahseder ki sonradan aslında hiç bir şey hissetmedim ayağına yatması beni benden aldı. komik sahneleri mevcud , bilindik bir anime olmasına rağmen izletiyor kendini. tabi bunların yanında başka karakterler de var yok değil üstüne bir de tavuk bile var . eğlencelik , kafa dağıtan bir anime isterseniz buyurun .

Sukitte İi Na Yo ‘ ( say  ”I love you”  ) ise diğerine göre daha az beğendiğim , çok komik ilerlemeyen , konu itibari ile yine arkadaş bulamayan bir kız ve okulun favori çocuğu arasında ki aşkı konu almış . smut bir mangadan uyarlanmış klasik okul animesi. bazı yerleri iyiydi , her iki animede göze çarpan sahneler ve replikler mevcud. fakat o kadar  popüler bir çocuğun böyle bir kızla ilgilenmesi inandırıcı değil. sanırsam shouju tarzı da artık yaş itibari ile bana hitap etmemeye başlıyor veya iki animeden çok benzer olduğu için böyle oldu. bilemiyorum yine de izleyip bitirme taraftarıyım . zaten hafta bir bölüm ilerleyecek üstelik son zamanlar hiç anime de izlemedim böyle de bir açlık çekiyorum . anime arıyorsanız buna da bir bakın derim .

şimdilik benden bu kadar esen kalın efem 🙂

Ateş Böceklerinin Mezarı – Grave Of The Fireflies

Hotaru no Haka yani ateş böceklerinin mezarı beni anlat anlat diye beynimde dolandı durdu bu yüzden bu blogun en kısa yazısını yazacağım .  gidin izleyin muhakkak izleyin ama öyle böyle değil beni dinleyin canım ille konuyu falan anlatmam gerekmiyor bana güvenin ve winpohu dediyse tamamdır deyip izleyin efem 🙂

Isao Takahata imzalı bir anime .  japonyada savaş sırasında bir genç ile küçük kardeşinin yaşadıklarını anlatıyor . acıklı mı acıklı savaşı anlatmadan savaşın getirdiği yıkıma dikkat çekmek böyle olsa gerek . çünkü normal savaş filmlerindeki gibi savaşa giden birinini öyküsü değil bu geride kalanların çektikleri sıkıntı ve en önemlisi yokluk o zalim kelime insanın tüylerini diken diken eden bir film.

takahata en az miyazaki kadar değerli biri ve çok başarılı en sevdiklerimden dün gibi de onun elinden çıkma bir sürü beğendiğimiz eseri mevcut bu filmde en iyi savaş filmlerinden biri . kısa kesiyorum  bence hiç kaçırmayın efem 🙂

şimdilik hoş çakalın

not : bu kısa yazma işini sevdim hep böyle mi yapsam acaba 😕

Rich Man Poor Woman

Niyetini bu kadar belli eden bir dizi ismi olabilir mi ? belki de sadece bu konuyla dalga geçmek için uydurdular bu ismi diye düşünmüyor değilim malum komplo teorilerim de meşhurdur 🙂

Big gibi bir hayal kırıklığından sonra bir süreliğine  kdramalardan elimi ayağımı çektim efem. jdramların diyarına bir göz atayım dedim . malumunuz love shuffle dan beri hiç jdrama izlemedim öyle çok japon dizisi izlemişliğim de yoktur hani .

ama dizi 10 bölüm üstelik 45 dakika olunca bir de hafta da sadece bir bölüm olunca kendime hakim olamadım.

bakmayın siz zengin adam fakir kız dediğine bu doğuştan zengin bir züppenin hikayesi değil yani adam ağzında gümüş kaşıkla doğmuyor burda anlatılmak istenen şans olarak zenginlik sanırım çünkü liseden terk biri olan hyuga toru kendi şirketini kurmuş muazzam bir serveti olan biriyken kızımız yani sawaki chihiro ise tokyo üniversitesinden mezun olmuş çok iyi bir öğrenci olmasına rağmen bir ş bile bulamayan bulsa bile sıradan berbat bir işe katlanmak zorunda kalan biri.

hyuga için eğitim hiç bir şey hatta bunu küçümsüyor kızımızın eğitimin bir başarısızlığı olduğunu söylüyor. şirkette de şımarık bir çocuk gibi acımasız ve sinir bir tip. üstelik insanların yüzünü ve ismini hatırlayamamak gibi tuhaf bir de hastalığı var. sawaki iş ararken çok sahiplendim kızı sanki kendimi gördüm. neyse hyuga tarafından da red edilir kız zaten 36 görüşmesi kötü geçmiştir.  ama bir yeteneği vardır her şeyi hatırlayan mükemmel bir hafıza işte buna en çok ihtiyaç duyacak insan da hyuga dır. neyse bunlar bir iş ilişkisi sebebiyle bir araya geliyor. burada kızımızın biraz yalan dolanla zorlaması da yok değil hani.

henüz üç bölüm izledim ama sevdim yani fena gitmiyor. hyuga nın ortağı gölgelerin adamı ve kız kardeşi beni huylandırsa da bu dizi de mutlu sonu görüyorum ben eğlenceli olacak . benden bu kadar hoşça kalın efem 🙂

dip not : belki bilen bilir ve ilgisini çeker oguri shun oynuyor ben fanı olmasam da oyunculuğuna söz yok .

From up on Poppy Hill – Kokuriko-zaka Kara

“If I call out to you at twilight, will I see you there, my sweet?”

Goro Miyazaki tarafından yönetilen anime 2011 yılına ait.  izlemeyi ertelediğim animelerdendi ama pişman oldum çünkü çok sevdim . hikayesi çok değişik falan değil öyle özel bir yanı da yok ama sıcacık işte insanı içine çeken bir havası var.

yazıyı okurken şu muhteşem şarkıya da tıklayıp keyfini sürün .  “sayonara no natsu”

umi ile shun ‘un hikayesi bu. umi ile shun okullu birer çocuk . umi kız kardeşi sora ve erkek kardeşiyle birlikte büyük annelerinin yanında kalıyor. babası bir denizciymiş onu gemisi kore savaşı sırasında batmış. annesi de uzakta çalışan bir profesör.  umi ‘nin sabahları ile başlıyor anime okula gitmeden bir sürü iş yapıyor bunlardan biri de her sabah bayrakları göğe çekmek. bunun bir anlamı var. denizciler için yapılan bu işlemde her bayrak bir şey anlatıyor. umi de bunu babası için yapıyor.

ve shun okul gazetesi için çalışan bir çocuk gazetede bu bayrak çeken kız ile ilgili bir de şiir yayınlıyor. bakınız ben pek sevdim .

“Fair girl, why do you send 
Your thoughts to the sky?
The wind carries them aloft
To mingle with the crows
Trimmed with blue,
Your flags fly again today”

bunların tanışması da bir kaza sonucu oluyor daha doğrusu kaza da denmez ki 🙂  neyse onlar birbirlerini görür de hoşlanmaz mı hiç . bu arada okulun klüp evi diye bir yer var. ama sadece erkeklerin takıldığı her türlü klübün olduğu bir yer. ve burası çöplük gibi içeri adım attığınızda içinizden temizlik yapmak hissi uyandıracak kadar pis . umi ‘nin fikri ile kızlar yardıma gelir klüp evi bir güzel temizlenir el birliği ile tamir edilir. onu kurtarmanın mücadelesi sürerken bizimkiler geçmişten bir gerçekle yüzleşir.  shun ‘un dudaklarından bu gerçek söyle dökülür : it is like a cheap melodrama.

iç acıtan repkiler ise şurada ;

Umi: What should we do?
Shun: We forget whatever it was we felt about each other. We’ll just be friends, like before. 

ben çok sevdim çizimlerini , hikayesini , müziklerini her şeyini. evet göklere sığdıramıyorum değil belki ama böyle hikayeleri seviyorum samimi , içten bir havası var ve yaşanmışlığı olabilecek hikayeler.

kesinlikle benden tam puan aldı . izlenilesi , sevilesi , konuşulası bir anime olmuş. benden söylemesi sizden izlemesi . esen kalın efem 🙂

Paradise kiss ve High School Debut

Filmlerde birikti anlatmasam olmaz . ilk önce ablamın tesadüfen seçtiği bir filmden bahsetmek istiyorum. o ne zaman gelse film izleriz ama her defasında da hep kötü filmleri seçmiş oluruz hiç bir zaman memnun edemedik bu yüzden kendi seçti filmi, biz bu filmi izlerken ben devamlı ya bu çok animevari , baksanıza sanki anime gibi , aa ne çok anime karakterlerine benziyor dedim durdum ve sonra jeton düştü bu bir animeden uyarlama hem de ben bu animeyi defalarca gördüm ama ilk defa bir animeden önce live action izlemiş oldum sıralama bozuldu.

Paradise kiss bir live action gibi çok farklı bir yanı yok hikaye güzel liseli bir kız bir gün yolda yürürken keşfedilir ondan mankenlik yapmasını isteyen bir grup genç okul mezuniyetinde katılacakları yarışma için elbise dikmektedirler. markaları bile vardır markanın adı paradise  kiss . neyse kızımızın sınavları vardır böyle boş işlere vakit ayıramaz onun için reddeder fakat george ile tanışınca işi kabul eder onlarla provalara başlar , zaman geçirdikçe hepsini çok sever hayallerini sorgular yaşam gayesi değişir evi terk eder , istediği hayatın peşinden koşacak cesarete kavuşur kısaca hikaye bu . izlerken detayları seveceksiniz bence çok komik veya eğlenceli olmasa da gülümseten bir film olmuş. zaten japonca konuşmalar bana hep karizmatik gelir filmi izlerken eğlendim . çok şey vaat etmese de sıkmıyor . gençlerin azmi ve istedikleri için mücadele etmeleri çok hoş sonra aşk var. ve bazı sahnelerde çok güldüm.  belki animesini de izlerim fena değil.

High School Debut yine bir manga uyarlaması ben mangayı okuyamadım ama live action izledim bu sefer ki film fazla animevari o animeye özgü abartılardan hiç mi hiç kaçınmamışlar her şeyi birebir uygulamışlar böyle olunca ben genelde soğuyorum yani anime de tamama o abartılar göze batmıyor ama film olunca daha gerçekçi olsun istiyorum neden bu ısrar neden ille birebir oluyor bu sahneler ki mesela kızın uçması hiç de gerçekçi değil aklıma takılıyor arka fonda beliren koyu auralar da öyle ama bu da live action işte bu kadarını göze almak gerekiyor.

konu orta okulda beysbol oynayan bir kızımız var. lisede popüler olup erkek arkadaş bulmak istiyor bunun için çok da çaba sarf ediyor ama bir türlü başarılı olamıyor sonra arkadaşı ona bir koç tutmasını söylüyor o da kızlardan nefret eden okulun popüler çocuğunu ona koçluk yapması için ikna ediyor.  çocuk onu popüler yapacak kusurlarını düzeltecek böylece bizimki de erkek arkadaş bulacaktır . ama tek bir şartla kızımız asla ve asla çocuğa aşık olmayacaktır bu sözü vermiştir.

film ahım şahım değil hatta bazı yerlerde çok saçma ve sıkıcı ama bir osaka – san var ki sanırım adı buydu ne şeker şeydi o öyle yaptığı taktik , insanları çok iyi anlaması ve o gülümsemesi on numaraydı ki kendisini yalnızca bir kaç dakika görüyoruz yazık yani o sevimliliğe . bu film için de eh işte diyorum o ayakkabı sahnesi de kül kedisine gönderme sanırım pek olmamış ama japonca olunca bir de shoju olunca dayanamadım işte.  vaktiniz varsa izleyin diyor ve kaçıyorum yeni posta görüşürüz efem 🙂