LATE AUTUMN

hynTam da mevsime göre bir film ile karşınızdayım. Eğer film bu kadar hoşuma gitmeseydi beni yaz beni yaz demeseydi , eski günlerdeki gibi soluğu burada almazdım. eskiden her zaman vakit bulduğumdan mıdır nedir yada daha heyecanlı olduğumdan hemen paylaşmak için can atardım. şimdi ise uzun aralardan sonra ancak gelebiliyorum .

evet film mevsime göre sonbahar havası alacaksınız. ben filmi sırf hyun bin i izlemek için açmış olsam da , öncesinde sıkıcı ve fazla durağan olacağını düşünmüş olsam da film beni şaşırtmayı başardı. aslında film yeniden uyarlamaymış. orjinali 1960 yapımı imiş ama ben bunları sonradan öğrendim . iyi ki de hiç bir şey bilmeden izlemişim.

kocasını öldürdüğü için hapis yatan bir kadın annesinin cenazesine gitmek için üç günlüğüne dışarı çıkar. evine giderken de restoran açma hayali için jigololuk yapan hyun bin ile karşılaşır. film genel olarak durağan . konuşma fazla yok. oyunculuklar için söyleyecek söz yok. hyun çok sade ve gösterişsiz bir oyunculuk sergilemiş. öyle dizilerde alıştığımız abartı karakterler abartı mimikler yoktu. ben beğendim . ama filmi bu kadar etkili kılan boğazımı düğümleyen son sahne oldu. işte finali böyle etkileyici olmasa böyle iç acıtmasa belkide bu kadar çok konuşmazdım.
severek izledim . bu günlere veya benim bu günlerdeki psikolojime çok uyan bir film oldu. her şeye rağmen insan sevmekten geri duramıyor galiba.

ne demeli alın elinize bir fincan kahve , sarılın battaniyenize ee yağmurda eşlik ederken yalnız başınıza izlenecek filmlerden biri . keyifli bir sonbahar dileğiyle esen kalın efem .

I Give My First Love to You – İlk Aşkımı Sana Verdim

Amma da uzun adı olan bu japon filmini ne çok gördüm anlatamam . konusunu bildiğimden ve bu senaryo türünden pek hoşlanmadığım içinde çok uzun zaman dönüp yüzüne bakmadım bile. lakin gün geldi merak ettim ee winpohu bir izle bakalım diyerek oturdum başına. çok şaşırmadım , konu çok klasik hatta öyle ki bu konuya sahip onlarca film sıralanabilinir. oyuncular iyi , şirin olmuşlar , çocuklar tatlı , japonca güzel bir dil , şarkılar güzel , izlene bilinir. normalde ağlaya da bilirsiniz ama ben de bu durum pek olmuyor. sonunda ki şarkıda biraz duygulandım o kadar.

kızın inat edip o okulu kazanmasını çok beğendim. çabalaması hoşuma gitti.  ama sonu tam da tahmin ettiğim gibi bitti . başka türlü olamazdı fakat ben hoşlanmadım. uzun lafın kısası güzel fakat çok şey vad etmeyen klasik hatta klişe bir film olmuş. şaşırtması süprizi yok. her şey belli bir şekilde ilerleyip sizin tahmin ettiğiniz sona gidecek.

bir de replik verip kaçıyorum efem 🙂

“If I were to meet you again, even knowing such sadness awaits me, I’d definitely fall in love with you again.”

 

Luch Box – İstasyonlar Gibi

Yemek Kutusu ismi bile farklı olan bu film televizyon için yapılmış . çok sevdiğim ”We Teach Love”  filmini bilirsiniz onun da içinde yer aldığı ”Best Theater”  dörtlüsünün ikinci filmiymiş.  bakmayın film anlatacak , yazı yazacak , durum güncellemesi yapacak halim bile yok. zaten anlatmayı da beceremeyeceğim galiba . nedense kelimeler dökülmüyor , öyle tuhaf ve karışık ki kafam anlatmak istediklerimi ifade edemiyorum . çok zorlandığım bu gerçeği göz ardı edersek bu filmi nedense yazmak istedim. öyle tuhaf ki o istasyon fikri çok tanıdık geldi , yalnızlık duygusuydu belki de beni çeken bilemiyorum. bu film ahım şahım değil , izleyen herkes de bunu söyleyecektir. zaten herkes de aynı etkiyi bırakan filmlerden değil ki bu,  benim için güzel ve özel,  beni bir yerden yakaladı , bir noktada kendimi buldum,  yakın geldi sanırım ondan sevdim: bilemiyorum . neyi biliyorum ki zaten .

filme gelirsek bir belgesel yüzünden kapanacak olan bir istasyona yolları düşen insanların hikayesi bu . yazıyı yazarken şu şarkıyı dinliyorum çok hoş olmuş . teoman istasyon insanları  şarkının o aynı rüyayı görüp ayrı yere giden kısmı filme uydu bence 🙂  nerde kalmıştık unutulmuş bir istasyon o kadar ki yakın zamanda kapatılmasına karar verilmiş ama onunla anıları olanları yollara döken bir istasyon . bu kelime de fazlasıyla ayrılık ve yalnızlık barındırmıyor mu istasyon çok acıklı bir kelime ya da benim ruh halimden kaynaklanıyor 🙂

yaşlı bir çift , oğlunu kaybeden bir anne ve baba , arkadaşının ölümüne sebep olan bir genç , yirmi senedir oğlunu bekleyen bir anne , sevgilisinden ayrılmış genç bir kız ve bunların içerisinde  en çok beni etkileyen o genç istasyon memurunun yalnızlığı  kimselerin olmadığı bir yerde sıkışıp kalmak , can sıkıntısı , insan özlemi en çok işte bu dokundu bana . hele onun o kızı görünce kız gördüm diye fırlaması . herkesin yaşlı olmasından dem vurması yok mu .

bu istasyon hikayesi , beklemenin , umudun , yalnızlığın hikayesi ,  bu biraz da gemiyi bekleyen ismail abiyi hatırlatıyor o gemi gelecek demek geçiyor ya içinizden bu tren de gelecek işte yada hiç gelmeyecek . heba olan hayatlar ve yanında yeniden yeşeren umutlar , insanlar istasyonlar gibiler onlar gibi yalnızlık dolu gelip geçenler var ama kalanlar yok . geldikleri gibi aynı istasyonlardan gidiyorlar.

çok tuhaflaştım değil mi belki sıcaklardan belki can sıkıntısından bilemedim yine. o kapatılmış okuldaki tekli sıralar bile yalnızlığı hatırlattı bana . sonuçta her animede filmde görürdüm o sıraları hiç bu kadar yalnızlığı temsil ettiğini düşünmemiştim. bizim de lise 2 de böyle sıralarımız vardı tekli ama biz alışıktık ya ikili sıralara sıralarımızı birleştirir öyle otururduk hocalarda anlamazdı nedenini şimdi fark ettim o zamanlar bile yalnızlık gibi geliyormuş o tekli sıralar.

lunch box bir yalnızlıklar hikayesi yani benim için öyle . geçmişe yolculuk geleceğe göz kırpma , mazinin yükünden kurtulmak belki umut belki de umutsuzluk ama bir yerlerde aklıma gelecek olan duygusal bir film. en çok da o genç memur yer etti hafızam da .  kendinize iyi davranın efem . kalabalıklar içinde yalnız kalmamanızı umut ederim.  hoşça kalın .

Ama ben sizi nasılda kırılgan, nasılda kendiliğinden sessiz ve kimsesiz sevmiştim.
Mevsimlerden bahar, kuşlardan serçe, çiçeklerden papatya, renklerden beyazdınız.
Ben sizi içimde geç kalmış cümlelerin telaşıyla ve merdivenleri üçer beşer çıkmanın çoşkusuyla sevmiştim.
Ama ben sizi son istasyonlar gibi sevmiştim.

not : bu iki filmi de sevdim diğer iki filmi de bulsam keşke .

Benden Senden Bizden …

Başlık bulmakta bu kadar zorlandığıma göre bu blog olaylarında başka bir aşamaya geçmiş bulunmaktayım. Kaç gündür yoktum.  Artık eskisi gibi buralarda olur muyum bilmem. Bu yüzden kısa kısa bir kaç şeyden bahsedeceğim .

Kitaplar ,kitaplar ,kitaplar… Şu sıralar eskisi gibi okumaya başladım . Ablama gittim , dün döndüm,  gelirken eniştemin klasiklerinden tırtıkladım . Bir sürü kitabım oldu . İlk önce Madam Bovary yi okumaya başladım bitirince belki iki kelime karalarım. 

Geçen günlerde iki kitap daha okudum birincisi Aşk ve Gurur , bu kitabın farklı bir havası var. Seviyorum bu hikayeyi hatta filmin alternatif sonuna dair bir video bile bulmuş kardeşim . Burada  p and p final izleyebilirsiniz. 

Kitap aldığımızdan bahsetmiştim. Kardeşim netten sipariş veriyor. Platon devlet, Böyle buyurdu zerdüşt , Dostoveski falan aldık .Bunların yanında bir de kardeşim fantastik seven biri olarak Fısıltı diye bir kitap aldı. Düşmüş bir melekle liseye giden bir kız. Hikaye sizi hiç şaşırtmadı dimi ? Merak etmeyin işleniş de şaşırtmayacak. Okudum ve okuduktan sonra her liselinin yazabileceğinin düşündüğüm bir hikaye olduğunu söyleyebilirim. Hele o kadar çok şey söyleyip ama aslında hiç bir şey söylememesi beni delirtti. Rahat okunuyor , basit bir hikaye istenilen gerilim verme çabası bana ulaşmadı hiç gerilmedim . Bu serinin devamını okumam , okumanızı da tavsiye etmem. Vampir olaylarından bıkmıştık bu sefer melekler çıktı . Bu moda ne zaman geçer. Ne zaman gerçekten iyi bir fantastik kitap okurum bilemem ama Vampir Günlükleri dizi olarak hala heyecanlı diye takip ediyorum. Supernaturalda son zamanlarda düşüşe geçti gibi. 

Bu kadar kitap yeter iki de filmden bahsedeyim birincisi bir hint filmi .Mevsume nin blogundan gördüm . Zaten hint filmi deyince bir chibi bir de mevsume geliyor aklıma . Klasik bir aşk filmi öyle çok fazla artısı yok ama eğlenceli kısımları vardı hoştu yani . Hem yeni birini keşfettim o da   Shahid Kapoor  . Ben nasıl olmuşta bunca zaman bundan habersizmişim . Adamı izlemek başlı başına bir eğlence.  Konusuna gelirsek. Trende karşılaşan karakterler var. Adam her şeyden bıkmış . Her şeyini kaybetmiş , mutsuz bir iş adamı. Nereye gittiğin bile bilmeden bir gün sadece gitmek istediği için bir trene biner. Kızımızda mutlu, istediğini yap pişman olma hayat felsefesini kabul etmiş. Sevdiğine kaçan bir kızcağız. Öyle çok konuşuyor ki adam buna aşık olursa yazık olur dedim .Zaten filmin başında kız konuşmaya başlıyor adamsa dilsiz gibi. Otel sahneleri falan komikti.  İzlenilebilir bir film. 

Ve uzun zamandır bahsetmek istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bir film. Sweet Rain  Takeshi Kaneshiro filmleri izlediğim zamanlardan kalma . Bir ara sırf bu adamın filmlerini izler olmuştum. Bu blog da bolca onun filmlerinden bulabilirsiniz. Filme gelirsek ölüm meleği olayını kendine baz alan bir kurgusu var.  Kimin ne zaman ölüp ne zaman ölmeyeceğine karar veren bir ölüm meleği. Hedef seçildiğinde onunla vakit geçirip yaşasın mı ölsün mü . Bu dünyada işe yarar mı gibi kararlar veriyor. Yağmur yağınca geldiği için film çoğunlukla kasvetli bir ortamda geçiyor severim böyle filmleri. Sonra müziğe bayılıyor bunlar ,eldivenleri olmadan birine dokunursa o kişi bayılıyor falan filan . Aslında konu güzel ama bir yerde anlatılamayan ama hissedilen bir eksik var. Nedendir bilinmez . İçinde sakladığı gizem ortaya çıktığında bu muymuş yani dedirten bir havası var. Çok fazla merak ettirip düşündürtmüyor . Yada konu ile ilgili düşünmüyorsunuz ama ölümle ilgili düşünüyorsunuz. Bütün ailesini, sevdiği herkesi kaybeden kız içinize işliyor . Film boyunca ölümle ilgili söylenen her söz ,her cümle sizi büyülüyor. Replikler konusunda sıkıntı yaşamamışlar bu kısımı çok sevdim. Demem o ki farklı bir film. Benden bu kadar bir başka kısa kısa yazısında görüşürüz 🙂

 

 

 

 

A Moment to Remember – Hatırlanması Gereken Bir An

Kafamın içinde bir silgi var ve her şeyi siliyor.

Şimdi bahsedeceğim filmi çok duymama rağmen dram olduğunu bildiğimden izlemekten kaçındım.sonunda bende dram izlemeliyim diyerek başladım izlemeye . Filmimiz bana çok tanıdık bir amerikan yapımını anımsattı ama sonradan öğrendim ki bu film önce çekilmiş .

Yine bir güney kore yapımı yine bir aşk filmi .Aslında başka ülkelerden filmler izlemenin zamanı geldi ama ne yapalım bunları da merak etmeden duramıyorum 🙂

Hatıralarım yok olursa ruhum da yok olur.

Film başlarda çok durağan hatta sıkılabilirsiniz .Öyle ekrana bakıp bir şeyler olsun diye bekledik film ne zaman başlayacak diye söylendik oysa ki bu film böyle durağanmış .Neden bir aksiyon beklentisi içine girdik bende hiç bilmiyorum 🙂

Affetmek,zor değildir. Affetmek sadece, kalbinde sade bir oda bağışlamaktır. Dedem böyle söylerdi. Gerçek bir marangoz kalbinde bir saray yapabilendir. Ama sen yaptığın evde yani sarayında tüm odaları annene ve nefretine vermişsin. Ya sen nerdesin? Sense dışarıda titriyorsun… Affetmek… Kinine kalbinde daha küçük bir oda verir.

Şimdi baş rollerden bahsedelim biraz Woo-sung Jung var kendisini Daisy’ de çok beğenmiştim sonra ”the good the bad the weird ‘de” de oynamıştı .İyi oyuncudur ,güzel rol yapmış ,Ye-jin Son var güzel kadın ,iyi oynuyor naif bir yapısı var .Duygu geçişlerini ,o hüznü iyi yansıtmış ,ona da tam puan verdim gitti 🙂

Seni tanıdım çünkü unutkandım, seni terkediyorum çünkü unutkanım.

Film 2004 yapımı ,yönetmenliğini John H. Lee yapmış senaryo John H. Lee ve  Yeong-ha Kim ait.Oyuncu kadrosu sınırlı.İki kişinin temelinden anlatılan bir hikaye bu .İmdb puanı 8.2 , Müzik Tae-won Kim ‘e ait.2 saat 24 dakikalık uzun bir film.

Ben her şeyi senin için hatırlayacağım.

Repliklerini sevdim filmden geriye bu replikler kalıyor birde o hüzünlü bakışlar .Aşk ve aşka dair ne varsa bu filmde .Aslında mesaj olarak sevmenin asla yeterli olmadığını da gözler önüne seriyor .

Birlikte yaşarsak birlikte ölebilir miyiz?

Yalnız geldin yalnız gideceksin.Hayat böyle.

Peki bu filmin konusu ne . Aşkta şansız olan iki insanın kaderleri kesişir.Büyük bir aşk yaşarlar ama hayatın onlar için planları vardır.Onlar bu planlardan habersiz kendi dünyalarında ufak tefek sorunları ile bocalarken bir gün hiç beklenmedik bir gerçekle yüz yüze kalırlar .Nedir bu gerçek tabi ki filmin repliklerinden anlayacağınız gibi bu bir hastalık ,

Alzheimer çok sinsi korkunç bir hastalık bence . En korktuklarım dan biri çünkü unutmak kadar kötü bir şey olamaz .Düşünsenize yaşadığınız bütün güzel anılar birer birer siliniyor ,yok oluyor ,hayatınız yok oluyor ,yaşadıklarınız sanki hiç yaşamamışsınız gibi silinip gidiyor .Sizden geriye hiç bir şey kalmıyor .Bu hayatta hiç bir iz kalmıyor .Hafıza işte bu kadar değerli bir şey .Anılar işte bu kadar kıymetli .

Söylesene anılar gidince aşkın ne anlamı kalır?

Bu hastalık sürecinde aşık bir adamın karısı için yaptığı onca fedakarlığı görüp ,o acı çekişini izleyip yine de ağlayamamış biri olarak sizde çok fazla dram içeriyor izlememeliyim demeyin . Dram severim böyle ağır ilerleyen filmler hoşuma gider ,aşk filmi ise her türlü izlerim kaçarı yok diyorsanız buyurun izleyin efem 🙂

Ben senin hafızanım.

Ben senin kalbinim.

I will teach you love …( KEŞKE )…

Dünyanın en zor işi bir başkasının kalbini kapmaktır.

( küçük prens)

Blogumdan uzak kalmak hiç iyi gelmiyor bana .Özlemişim buraları ,aslında hep yazmak istiyorum bir sürü şey birikti ama fırsat olmuyor .Hep bir koşuşturmaca .Umarım Kısa zamanda filmlerle ,animelerle ,mangalarla dönerim buralara .Şimdilik kaç gün önce izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum .

Üstünden zaman geçti ama şu kısa vakitte bahsetmeden edemedim . Kore yapımı olan film aslında dizi tadında 70 dakikalık bir film .Konusu itibari ile çok hoşuma gitti .Son zamanlarda böyle sevimli romantik komedilere denk gelmiyorum hiç .

Filmde bir sürü güzel söz vardı ama ben hiç birinden bahsetmeyeceğim .Bu filmi hiç bilmeden izleyin her şeyin tadına varın istiyorum .Keyfinizi yerine getirecek bir film olduğunu aklınızdan çıkarmayın 🙂

Kısaca konusu itibariyle cyrano agency deki gibi bir konu var .Yani insanları istedikleri kişilere aşık etme olayı .Burada da erkek müşterilerin sevdikleri kadınları tavlamaları için yardımcı olan bir şirket var . Kızımız da bu şirkete gidip kendisine yardım etmelerini istiyor.Yalnız cyrano agency i hiç beğenmemiştim konuyu mahvettiklerininden dert yanmıştım ya bu film hiç öyle değil iyi iş çıkarmışlar sevdim 🙂 Cyrono’nun tek güzel yanı There Will Be Better Days, Even For Us  şarkısıdır . Bu filminse konusu ,oyuncuları ,kurgusu,replikleri her şeyi çok güzel olmuş 🙂

Çok konuştum oysa ki kısa kesecektim dimi .Ne yapayım bu gizlice aşık etme olayları çok hoş .Gerçek dünyada da böyle şirketler olmalı canım ama garanti versinler, işin sonunda Aşık etme kesin olsun ,muahhaha iyice sapıttığıma göre bu yazının sonu gelmiş .

Muhakkak izleyin efem iyi seyirler 🙂

NOT: Çiçeklerin anlamı ne güzeldi hele sana aşkımı sunuyorum of of romantik şeylerden kaçınmak gerek 🙂