Biriktirdiklerim Part 2

lavenderBiriktirdiğim yazılardan bir deste yaptım sizlere. Yine filmlerden gidelim . Lavender  yani lavanta bu yıl içersinde pek izleyemediğim hong kong sineması örneklerinden biri. Frozen ı izleyince  tabi ki benim takeshi sevdam tuttu. Ben de dedim izlemediğim filmlerine bi bakayım . Bu filmi çok met etmişlerdi bu yüzden bunu seçtim. Bir melek gecenin bir vakti bir kadının balkonuna düşer. Kadın ölen sevgilisi için yas tutan , hayattan bıkmış , hiç bir beklentisi olmayan bir esans satıcısıdır. Meleğimiz yemek yemeye ihtiyaç duymaz duymasına ama hayatta kalmak için sevgiye ihtiyacı vardır. Bu konuda da sağ olsun kadınlar onu hiç yoksun bırakmazlar. Ha bir de kadının yan komşusuyla tanışınca meleğimizi yoldan çıkarırılar. Yazık yaw buna bir melek böyle yoldan çıkartılır mı heç dedim durdum 🙂 ee filmin içeriği ile pek ilgilenmeden genel bir şeyler söylemek istiyorum. Daha önce takeshi yi bir başka filmde sweet rain de melek olarak izlemiştim ama orada ki melek japonların bakış açısıyla pek bir başkaydı. Buradaki ise daha farklı. Elma sahnesi olmasa ve sonu da böyle karışık olmasa ( iki saat filmin sonunu anlamaya çalıştım da ) bu film güzeldi. Melek olarak çok iyi iş çıkarmış bizimkisi , baya yetenekli,  filmin en büyük hatası ; olayı iyi bağlayamaması ve dini olarak da kafa karışıklığına sebep olması hem Hıristiyanlık, papa, kapı açılması falan hem de ölenlerin inek olması bana hangisi dini olarak bir karar verin dedirtti. yani biraz hatalı zorlama ama genelde iyi bir film. lavanta kokusuna da bayılırım ben.  bir de sonundaki o mikalanjelo olayı ıslık falan , yanında geçip fark etmemeler çok güzel detaylardı. sevdim .

magig ofthe magig of ordinary days benim ingilizce izleyip biraz pratik yapmak hem de alt yazıların köleliğinden kurtulmak için seçtiğim bir filmdi . aslında amacım film değildi daha çok ingilizceydi fakat film oldukça güzel çıktı . ben baya sevdim. böyle olması da güzel bir sürpriz oldu . eski zamanlardan bir yerden ıssızlığın ortasından bir hikaye bu. hanım kızımız okumuş , kültürlü bir kızcağız fakat evlilik dışı hamile kaldığından babası tarafından tanımadığı bir çiftçi ile evlenmeye zorlanır. sonra da onunla birlikte kimselerin olmadığı bir çiftlik evinde yaşamaya başlar. hem ikinci dünya savaşı yılları hem de dönem koşulları nedeniyle bizimkisi pek bir yalnız hisseder. evlendiği adama gelirsek böyle bir insan yok . bu adamı sevmemek elde mi . öyle tatlı , öyle naif, hoş görülü , iyilik sever ne bilim melek gibi bir şey.  tabi ki de bunların sorunları , anlaşamamaları, adamın kendini sevdirme çabası kızımızın da sevdiği adam ulaşıp buradan bir an önce kaçma girişimleri falan filan derken geçecek huzurlu , sakin , repliklere fazlaca ihtiyaç duymayan , naif bir film. sonuna doğru roy un acaba ben de sevdiğiniz hiç bir şey var mı hanımefendi dediği yerde içim cız etti. ve neden böyle bir evliliğe razı olduğunu anlattığı yerde şaşkına döndüm. hele o kitap almaları falan , havuz yapmaları daha doğrusu gösterdiği her çaba benim içimde takdirler karşılık buldu. velhasıl uzun lafın kısası benzerleri fazlaca bulunana bir senaryonun en güzel örneklerinden biri olmuş. sevdim , beğendim.

the girl most likely tothe girl most likely to  yine ingilizce sevdasına indirdiğim filmlerden biriydi. 1973 yapımı sanırsam . klasik bir hikaye vardır her dönem tutar , etkisi hiç azalmaz. çirkin kız her daim aşağılanır, kötü muamele görür ve gün gelir kızımız güzelleşir. yakışıklı çocuk ona aşık olur ve happy ending değil mi ? hayır değil. burada yine çirkin bir kız var ve yine çok aşağılanıyor bu yüzden . o kadar zeki olmasına rağmen yeteneklerine rağmen hayatı bu çirkinlik yüzünden hep zor geçmiş. intikam almak isteyeceği de bir çok kişi oluyor çünkü film boyunca eziyete uğruyor. sonra bir trafik kazası ve kızımız estetikle güzelleşir. buraya kadar tamam bundan sonra yakışıklı prens ve beyaz at yok . bundan sonra kızımızın intikam planları var. ee bu da görülmemiş şey değil ki winpohu diyeceksiniz. tabi değil ama hiç bir intikam böyle değildir. kızımız listesini eline alıp zekasını kullanarak her birini kaza süsü verip öldürüyor. hepsinden tek tek kurtuluyor.  o cinayetleri ile uğraşırken bir dedektifte araştırmaya başlıyor. film diğerlerine göre mutlu etmese de bazı vurucu replikleri, farklı intikam senaryosu ve sonundaki sahnesiyle farklı bir yapım . aslında sevdim diyemeceğim fakat harcamak da istemiyorum çünkü ana fikir . herkesin göz ardı edemeyeceği yanları ve ayrıntıları ile beğendim. mutlu etmese de final sahnesiyle tam da olması gerektiği gibi bir film olmuş.

tythe love revenger miss jo bu filmimiz kore diyarından . aşk intikamı ile yanıp tutuşan bir hanım kızımız ve sevgilisi tarafından aldatılıp terk edilen bir fotoğrafçımız var. bunların yolu bir şekilde kesişiyor ve görüştükçe de birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar. ama bir sorun var kızımızın bir hastalığı var sadece kendisine aşık olamayanlara aşık oluyor. imkansızlara . bu sebepten ki arkadaşı fotoğrafçıyı görünce evli misin ? gay misin ? yoksa rahip olmayı mı düşünüyorsun diye soru yağmuruna tutuyor. miss jo hem imkansızları seviyor hem de onlar kendisine aşık olmadılar diye onlardan çocukça intikamlar alıyor. çok değişik değil , çok güzel değil , çok sıradan bir film . biraz romantik komedi olsun çok da iyi olması şart değil diyorsanız izlenebilir tabi .

the paradiseiki de dizi tanıtalım değil mi ? the paradise ı bana la fea önermişti. biliyor tabi ingiliz dizilerine hele hele dönem dizilerine olan tutkumu . bende hemen açtım baktım.. lakin bu dizinini alt yazıları yok. ingilizce biliyoruz bilmesine ama bunların konuştuğu o aristoratik ağdalı dili bilmiyoruz . bu yüzden lütfen biri çıkıp şu diziye el atsın ben hiç yapmadım yoksa ben çevirirdim. dizimiz emile zola nın bir romanından uyarlama . ingilterede açılan ilk alışveriş merkezini kendisine konu edinmiş. bu sebepten küçük dükkan sahibi esnafı bezdirmiş. kadınları ve onların tutkularını hedef almış tam bir kapitalizm hikayesi. baş rolünde bu alışveriş merkezinde çalışan bir satıcı kız ile oranın sahibi var. geri planda da diğer satıcılar falan. onların hikayeleri. dönem dizilerini seviyorum . o zamanı resmetmek de çok ustalar. dizinin en beğendiğim repliklerinden biri şöyle. alış veriş merkezi sahibi kredi bulmak için bir yatırımcı ile görüşüyor. adam bunların satılacağına emin misin diyor. bu kadar şeye ihtiyaç var mı ki. ve bizim kapitalist patron konuluyor . ihtiyaç mı ben onların ihtiyaçlarına hitap etmiyorum ben onların arzularına hitap ediyorum. adam işi çözmüş kadınların arzulamalarını sağlayıp paraya konuyor. dükkanın detayları o elbiseler, danteller , şapkalar, o hava için bile izlenir. benden söylemesi .

250px-Piece-p1gelelim piece dizisine . bu diziyi bir blogger tanıtmış bir sürü de gif koymuş . merakımı cezp etti. dayanamadım şimdi ona sesleniyorum senin yüzünden böyle bölüm bekliyorum beğendin mi Yaptığını 🙂 piece japon dizisi en son rich man poor woman ı izlemiştim ve japon dizilerini pek samimi , pek kısa ve pek özel buluyorum. kısacık bölümler süründürmeyen sezonlar işte budur. manga uyarlaması bir dizi bu. yakışıklı bir eleman var. sonra zeki biri, hanım kızlarımızda fazlaca bulunuyor. bir gün liseden bir arkadaşları ölünce cenazede buluşuyorlar bu eski arkadaşlar. üzerinden üç yıl geçmiş. kızın annesi birinin eline sarılıp ölen kızının sevgilisini bulmasını istiyor. bu hanım kızımız işte her şeyi başlatıyor. herkese sorup kızın gizli sevgilisi araştırırken kendi lise yıllarına da gidip hem hesaplaşıyor hem de sevdiği çocukla ilgili duyguları ile yüzleşiyor. ha bunların yanına diğer kişilerin hikayeleri de dahil olunca hem meraklı hem sevimli bir dizi çıkıyor.  o çapkın veledi ben çok sevdim . pek şeker bir şey. kız biraz soğuk . gözlüklü zeki eleman da iyi olmuş. velhasıl 8. bölüm izledim yeni bölüm için merakla bekliyorum. dizi de topu topu 20 dakika sürüyor tadına doyamadım desem yeridir. artık japonya diyarına açılmalı kore dizilerinden el etek çekmeli bence.

bu yazı da bu kadar bir dahaki yazıya kadar esen kalın efem 🙂

2012 Yılında Bu Blogda Neler Olmuş Böyle

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2012 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Yaklaşık 55.000 turist her yıl Lihtenştayn’ı ziyaret ediyor. Bu blog, 2012 içinde yaklaşık 210.000 kez görüntülendi. Eğer bu Liechtenstein’da olsaydı, bu kadar insanın onu görmesi yaklaşık 4 yıl sürerdi. Blogunuz Avrupa’daki küçük bir ülkeden daha çok ziyaret edildi!

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

2013 Yılına Sipariş Dileklerim

insanlar artık buna mim yollamayalım aten yazmayı unutuyor diye düşünürken serseri depresyon beni hatırlamış ve beni şurada  mimlemiş. Aslında ben mim olayını çok seviyorum bilen bilir ama bazen öyle kafam karışık oluyor ki aklımdan çıkıyor unutuyorum bu yüzden yapamadığım mimler için çok özür dilerim .

temenni

gelelim mim in konusu malum isteklerim çok da bende buna inanacak ruh yok maalesef. hatta bu yeni yıl olayını hazırlıkları heyecanlanmaları falan pek bir gereksiz bulurum. zaten her geçen sene daha beter olmuyormuş gibi sanki 2012 den çok mutlu kalmışız da 2013 eksikmiş gibi kısacası millet ,tutturmuşlar yeni yılda yeni yıl , istemiyorum gelmesin yeni yıl . eskisinin ne hayrını gördük de yenisi için sabırsızlanıyorsunuz anlamadım . geçen sene de grinc gibiyim diye bir yazı yazmıştım ben bütün yeni yıl yazılarım karamsar olurdu lakin geçen gün bir olay sayesinde bunu bu yıl azaltmalıyım dedim. sabah nedensiz yere mutlu olan babama kardeşim sordu . neden bu kadar mutlusun insan sebepsiz mutlu olur mu hiç çok sinir bozucu diye. babam da felsefeciymiş mübarek asıl insan sebepsiz mutlu olmalı , nedensiz sevinçler olmasa yaşayamaz ki insan dedi.  bir bakıma da haklı mutlu olmak için nedenler beklemekten mutluluğu da hayatı da ıskaladık. hep zamanının gelmesini bekledik ama boşuna bir çabaydı bu. en iyisi hiç beklemeden sebepsiz mutlu olmaya çalışmak. nedeni olan şeylerin mutluluğu da kısa sürer nedenleri ile birlikte uçup gider.

ruh sağlamlığı içim karamsar olmamalıymış insan bir uzman öyle diyordu televizyonda , insan hep ümitli olmalıymış ve lakin benim tabiatım bir parça karamsar sonra birden bire nedensiz neşeli ve umutlu engel olamayacağım bu yapıma. bu yazı içinde önce karamsar sonra umutlu bir yazı olsun dedim fakat en sonunda yine benim planlarım dışında böyle bir hal aldı. bu gün de karamsarım değişen ruh halime göre isteklerimde değişiyor en iyisi onları sıralayıp bu yazıyı noktalamak.

yeni yılda

1. mutluluk istiyorum hiç olmadığım kadar varlığına hiç inanmadığım kadar mutlu olmak istiyorum .

2. sağlık istiyorum kendim ve sevdiklerim için sağlık , huzur ve umut istiyorum.

3. sevdiklerim hep benimle olsun hep iyi olsunlar istiyorum.

4. dünyadaki herkes iyi olsun , savaşlar , açlık , kötülük olmasın , çocuklar hep korunsun istiyorum. dünya daha yaşanılır bir yer olsun .

5.gelelim maddi şeylere param olsun istiyorum. mümkünse piyango bana çıksın o da olmazsa güzel , mutlu sevebildiğim bir işim olsun .

6. zaman makinesi artık icat edilsin istiyorum ha bunun yanında insanların dil öğrenmek zorunda kalmadan her dili konuşup anlayabildiği çipler olsun. ben düşünceleri okuyabilen biri olayım yada sihirli güçleri olan bir cadı. madem hayal dünyasına daldık bir de o çok sevdiğim şatolardan artık bi tane olsun . uçan olmasına da gerek yok klasik bir şato da olabilir .

7. sihirli bir şeyler olmayacak belki ama istemişken tam isteyeyim sonra dileklerin için bizi suçlama sen istemedin öyle şeyler diyen birileri olmasın animelerde ve ya kitaplarda hatta filmlerdeki gibi ama mutlu sonlusundan bir hayatım olsun istiyorum . film boyunca acı çeksem de hiç olmazsa sonu mutlu biter.

8. dünya turuna çıkmak istiyorum.

9. yeni insanlar tanışmak istiyorum .

10. bir sürü dostum olsun istiyorum .

11. hayat bana güzel olsun istiyorum.

12. yalancı ve güvenilmez insanlar artık olmasın istiyorum yok olsunlar babında değil tabi değişsinler istiyorum. hatta nankörlük ve sonradan görmelik de kökten yok olsun 🙂

13.bu liste hiç bitmez ki ama benim arıza tiplerden biri çıksın gelsin zeki , zengin , yakışıklı , uzun , kültürlü ve kaçık vs…

14.bu yıl sonuna doğru varlığından haberdar olduğum iki yerde hep olmak istiyorum .

15. oradan bahsetmiş miydim para para para olsun adalar , şatolar falan lazım bize 🙂 ama en çok sevgi olsun gerçek sevgi ,

16.cevabını bilmediğim hiç bir soru kalmasın istiyorum . daha özgür bir dünya olsun istiyorum . alında ben çok şey istiyorum . hiç bir olmayacak biliyorum yine de istiyorum .

peki siz siz ne istiyorsunuz ????

not: bir sene daha mı yaşlandık  : ooohhh nooooo 😦

BİRİKTİRDİKLERİM – PART 1

Ne mi biriktirdim tabi ki yazıları . Çok uzun zaman oldu ben buraya uğramayalı yani benim için uzun zaman oldu. Bu günü bloguma ayırmayı düşünüyorum yani bu yaşlı pc izin verirse çünkü yazı yazmamı bile engelleyecek gibi duruyor.

Kaç zamandır hiç fırsat bulamıyorum bir sürü şey yazacak ama bekledikçe benim aklımdakiler e uçup gidiyor. hadi başlayalım 🙂

imagesHiç kitap okumuyorum kızgınım kendime bu yüzden ilk önce kitap tavsiyesi ile başlayalım . Kürk mantolu madonna yı okudum çok önce okumam gerekirdi zaten bir günde bitecek kadar kısa ama ben uzun yıllar bu kitaptan habersiz yaşamışım. çok beğendim . kitaptaki kadın da erkek de sosyal hayata uyum sağlayamamaları nedeniyle ilgimi fazlasıyla çekti. tabi anlatımın yanında o şiir gibi cümlelerin anlam yoğunluğu beni benden aldı. sevdim . pek sevdim . artık Sabahattin Ali ‘nin diğer kitapları için sabırsızlanıyorum.

dgSiyah beyaz filmlerden gidelim Laura 1944 yapımı bir film noir .  Yönetmeni OTTO PREMİNGER . Konusu ise genç bir kadının cinayetini araştıran dedektif onun çevresindekileri sorgulamaya başlar. olayın içine girdikçe ölen kadına yakınlık hissetmeye başlar. tabi bir cesede ilgi duymak normal değildir. daha sonra aslında ölen kadının başka biri olduğu ve lauraya çok benzediğinden o sandıkları ortaya çıkar. dedektifte ortaya çıkan laura dahil olmak üzere herkesten şüphelenip olayı çözmek ile lauranın sevgisini kazanmak arasında gidip gelir. konu itibari ile pek ilginç değil.  izlediğim film noir ler içerisinde vasat buldum . 

Bir diğer siyah beyaz film ise bir efsane haline gelmiş çok konuşulan kayıp hafta sonu . The lost kayıp haftasonuweekend ‘i izlememin en büyük sebebi tabi ki yönetmeni Billy wilder malum kendisi listeme girmiş bulunmakta 🙂 film ile ilgili kısaca bilgi vermek gerekirse. Bir alkoliğin hafta sonunda yaşadıkları anlatılıyor.  Film 1945 yapımı ımdb puanı :8.1  ve bir diğer alıntı ise şöyle En İyi Film, Erkek Oyuncu, Senaryo ve Yönetmen olmak üzere 4 anadalda Oscar’a uzanan film, 1946 yılında Cannes Film Festivali’nde de Altın Palmiye’ye Layık görülmüştü. Premiere’e göre tüm zamanların en tehlikeli 25 filminden biri…bu kadar bilgi yeter sanırım . Gerçekten oyunculukları ile de büyüleyici bir film olmuş.

indirsiyah beyaz demişken Alfred hictchcock ‘dan bahsetmezsek olmaz. Rope yani İp 1948 yapımı polisiye gizem gerilim türünde ama bence biraz da felsefe ve psikoloji sosunda pişmiş. İki üniversiteli genç Nietzsche ‘nin bir felsefesinden etkilenirler ve sınıf arkadaşlarından birini öldürürler. sırf macera olsun ve hocalarına da ne kadar zeki olduklarını ispatlasınlar diye de cesedi sakladıkları evlerinde bir de parti verirler. o akşam yemeğinde yaşananlar diyaloglar ve insan olmanın aslında nasılda baside indirgenemeyeceği ile ilgili bir de ders barındırıyor.  gençler için gereksiz insan ölmeli bu sorun değil kimin gereksiz olduğuna da onlar karar veriyor. bu kararı kimin verebileceğine dair de düşünceleri var tabi . üstelik yakalanmayacaklarına inançları da tam çünkü onlar üstün ve aşırı zeki. neyse efem . film fazlasıyla düşündürmeli iyi bir keyif sunuyor gerilim de vasatın üstünde en önemlisi film de james stewart nam ı diğer jimmy stewart var . ondan sonraki yazılarda uzun uzun bahsedeceğim fakat film izleme sebebi oluyor kendisi bilginize 🙂

Biraz da romantik komediden gidelim ne dersiniz. A bride for christmas bir saatlik romantik komedilerden . üç kez nişan a bridebozan sonuncusunda da düğünden kaçan kızımız artık evlenmemeye yemin etmiştir.  ama esas oğlan  da tam bu sırada arkadaşlarıyla iddaya girmiştir. istediği kızı elde edip evlenmeye ikna edeceğini söyler.  the one olayına fazlaca sarmış üstelik noel muhabetine de sıkı sıkıya bağlı olduğundan mutlu sonla kaplanmış her anı mesaj içerikli film . romantik komedi olarak benden fazla bir puan alamadı başı sonu hatta gidişatı belli olan ama bir saati geçirmek için ha bir de ingilizce izlerseniz dile katkısından fena değil kategorsinde yer aldı.

beatdiğer romantik komedi beauty and the briefcase  moda için yanıp tutuşan hanım kızımız özel hayatında kimseleri beğenmemektedir. bir listesi vardır ve ona göre bu listede on da on yapacak kimse yoktur. filmin başı itibari ile kıza hak verdim ortada normal adam yoktu. öylesine açtım bu filmi ingilizce izlerim diye . kızımız  önemli bir firma ile görüşür ve istediği işi almak için gizli bir şekilde bir yerde çalışıp takım elbiseli adamlar hakkında yazı yazmalıdır.  onlarla flirt edip yaşadıklarını dergide yazacaktır. bunun için bir yatırım firmasında bir çok yalandan oluşan cv ve biraz da dümenle işe girer. adam kaynayan bu yapıda flirt edecek birilerini bulmak da da hiç zorlanmaz. tam bu sırada hayatının erkeği olduğunu düşündüğü ingiliz aksanlı yakışıklı bir adamla tanışır. adam kızın listesinde ona tekabül eder ama editörü onunla çıkmasını yasaklar . kızımızda tabi ki de kalbinin sesini dinler ve bolca yalan söyler. filmde en uyuz olduğum nokta tabi ki bu kızın kör gibi o yakışıklı tatlılık misali patronun görmemesiydi. adam eher gün aynı renk gömlek giyip her gün aynı şeyi yerken fazlasıyla tuhaftı kabul ediyorum ama o creepy durumları bile sevimliydi be 🙂 tabi herkesin de anlayacağı gibi yalanlar yatsıya kadar sürdü her şey ortaya çıktı olaylar karıştı. filmi izleyin detaylarda boğulun , o patrona da aşık olun efem. ana fikirde bu liste miste boş işler canım benim hayali insanlara aşık olacağına etrafına bak gerçek insanlarla tanış olmuş . ee bu durumda kore dizilerinde adamlara aşık olmak yasak tamam mı 🙂 

ayy ne çok şey birikmiş diğerlerini de başka bir yazı da nlatayım bu gidişle en az 3 tane uzun soluklu yazı olur şimdilik bu kadar efem 🙂

Frozen – Sıcacık Yürekler

yhh

 

aslında yazacağım bir sürü şey olmasına rağmen hiç yazmak da istemiyordum. Taki bu filmi izleyene kadar . işte bu yüzden bu blog hala var ve ben hala yazıyorum . böyle çok sevdiğim şeyler olunca hemen yazmak istiyorum. eskisi gibi kendimi burada buldum. çok uzun zamandır çok etkilendiğim filmler yoktu. hatta aramama rağmen aşk filmi bulamıyordum . yani sıradan filmler değilde beni etkileyecek böyle içinde sıcacık bir duygusu olan filmleri bulamıyordum. artık her şeyi tükettiğimi düşünmeye başladığım bir zamanda bu film yeniden düşün dedirtti.

şimdi ben böyle konuşuyorum ya siz sonra bu kız bu filmde ne bulmuş ki diye bana gelebilirsiniz bu yüzden önceden söyleyeyim film belki de çok sıradan ama öyle bir yanı var ki beni yakaladı . bana hitap etti . duygusu geçti mi diyorlar he işte ondan 🙂

ee bu kadar lafın üzerine artık filme geçeyim . asya sineması denilince hep güney kore tarafında takılıyoruz ama hong kong sinemasını da göz ardı etmemeli. ben bir çok hong kong filmi izlemiştim wong war kai maceram tony leung hayranlığım , faye i beğenmem ve son olarak takeshi kaneshiro fanlığımdan öteye geçemedim. ki bu blog bir aralar hep takeşhi filmleri ile doluydu 🙂

gelelim filme duygusal , komedi , bilim kurgu tarzı bir film. vakti zamanında ki bu zaman benim en sevdiğim  zamanlardan biri olan seksenler bir kızımız var adı monica kendisi 1988 yılında liseli bir leslie cheung fanı . bu arada filmde fazlaca leslie hayranlığı var şarkısı bulunuyor bende pek sevdim leslie cheung u . filme geri dönersek . kızımız hamile iken bir trafik kazası geçirir ve bebeği kurtulur ama onun için şans yoktur . bunun üzerine bilim adamı olan babası onu dondurur. torununu da alıp amerikada yaşamaya başlar. aradan yirmi yıl geçer büyük babası ve babası ile mutlu mutlu yaşayan kızımıza babası doğum günü hediyesi olarak annesini verir. üvey babasının annesini uyandırsın diye verdiği harita ile işe koyulan kızımı monica yı uyandırır ve hala 18 yaşındaki monica seviği tek adam olan ting cheung un peşine düşer.  18 yaşındaki annesi ile gerçek babasının peşine düşen kız , annesinin tuttuğu acemi dedektif , dedektifin bebeği , büyük baba , büyük anne , ting i bulma macerası ve bulduktan sonra gelişen olaylarla önce gizem sonra komedi ve en sonunda duygusal bir serüven yaşanır.

monica ‘nın dedektife çektirdikleri komikti , sonra kızının ablası gibi görünmesinden duyduğu hazzı görülmeye değer, yarım kalan bir aşk hikayesi , kayıp giden umutlar ve gelecekten habersiz yapılan planlar. bu film bir şekilde sizi de bir yerden yakalar diye düşünüyorum içersinde o kadar fazla ve farklı duygu var ki bir şekilde kendinizi filme kaptırıyorsunuz.

gelelim oyunculara aarif benim keşfim ha buradan söyleyeyim uzak durun bakalım 🙂 janice de çok tatlı ben pek yakıştırdım bu ikisini 🙂 şarkılar da güzel . ve final ahhh final spoiler olmaması için kendime saklıyorum ama beklediğim gibi bir final değildi . benim beklentime rağmen iyi bir finaldi. başka söyleyecek bir şey kalmadı keşke daha uzun olsaydı da dedektifin hikayesini , kızın gerçek babasıyla yaşantısını büyük baba ve büyük annenin hayatını falan çok detaylı bir şekilde izleseydim . bence dedektiften iyi malzeme çıkardı ama 1.30 saatlik olması da ayrı bir keyif sunuyor sıkılmaya fırsat bulamadan film bitti.

ben beğendim winpohu beğendiyse tamamdır diyecek kadar güveniyorsanız hiç durmayın gidip bu yağmurlu havada böyle bir film izleyin efem . şimdilik esen aklın . verdiğim şarkıları da dinleyin efem .