Ben Bu ARALAR …

f-tile

Bir blogum olduğunu hatırladım ve gelen mimleri cevaplamak için geldim ama önce neler yaptım bu uzun aradan sonra onları anlatayım istiyorum . Higashino Keigo  adında bir japon keşfettim efem kendisi polisiye yazarıymış malum ben bayılırım polisiye ye başladım uyarlamlarını izlemeye. önce THE DEVOTION OF SUSPECT X.  adlı kore yapımı filmi izledim . bu yazarın romanında uyarlama . güzel bir filmdi. nasıl cinayet örtbas edilir işte bunun cevabı bu filmde sonra matematik ile ilgili o teorem de güzel bir detaydı. 

H – KORE- 2002 kore yapımı olan h yine bir cinayet filmi ama içinde başka öğeler de vardı ben bunu çok tutmadım yine de fena sayılmazdı.

Confession of Murder (I Am a Murderer) yine kore yapımı bir film bunu da sevdim sonuçta zaman aşımının dolmasına rağmen yakalanamayan bir katili nasıl elde edildiğine şahit olmak güzeldi. sonra sen katili bulamıyorsan bırak o seni bulsun taktiği de iyiydi.

White Night yine malum japon yazarın romanından uyarlama bir kore yapımı polisiye . bu da fena değildi yani bazı vurucu sahneler olmasa pek gitmezdi ama onlar işi kotarmış . müzikler de iyiydi. 

Higashino Keigo Mysteries  adlı 11 bölümlük bir japon dizisi de izledim. onu da sevdim . bu adamın hikayeleri gerçekten güzel ve  beyni çalıştırıcı bazıları bariz olsa da bazıları düşündürücüydü. 

The Trouble With Harry 1955/ Alfred Hitchcock   harry nin derdi cinayet içerikli bir filmden daha çok bir durum komedisi gibi . diyalogları ve insanların o soğukkanlı normal tavırlı fakat cinayet gibi bir durum karşısında gülünç kalan tavırları çok hoşuma gitti.

The Innocents (1961) ve masumlar çok konuşulacak bir film. gerilim öğeleri karamsar havası gizemi şarkısının üzerinizde bıraktığı etki ve çocukların dahi harika olan oyunculukları ile gerçekten ilham alınası bir film olmuş.

c-tile

ve kitaplar kuzey ve güneyi tekrar okudum elizabet  gaskell e bir daha hayran kaldım . jane eyre en baştan bir daha okudum . ayşe kulin den birgün ü ,
Questioning the Heiress (The Silver Star of Texas: Cantara Hills Investigation)-Delores Fossen adlı romansı , turgenyev in babalar ve oğullar, tolstoy un insan ne ile yaşar , karlar kraliçesi ve  jules verne in doktor oks u okudum . Değirmenimden mektuplar, Emma– Jane Austen  ,  the professor – charlotte bronte ve seri katiller – fikret topallı okudum şimdi de Feryad -ı Garam – mehmet rauf a başladım. Çok yoğunum ama geceleri kitaplara vakit ayırıyorum . tutku gibi sardı beni okumak ne yazmak ne film ne dizi ne anime hiç birine  yer kalmadı bünyemde 🙂 Ocaktan bu yana 29 kitap okumuşum . fena sayılmaz 🙂

şimdilik bu kadar unuttuklarım ve mim lerimle umarım kısa zamanda dönerim , o zamana kadar beni özlemenizi umut ediyorum esen kalın efem 🙂

Sonsuzluktur Kitap…

 

kitap bence başka başka dünyalardır . ne zaman ki başka bir boyuta geçmek istersiniz o zaman bir kitap yeterlidir.  nerden çıktı bu yazı tabi ki serseri depresyonun beni mim lemesi vesilesiyle bakınız 🙂

1.Ne sıklıkla kitap okursunuz?

benim bir planım programın yoktur. her şey de olduğu gibi bu durma ve moduma göre değişir  ama elime bir kitap almaya göreyim onu hemen bitirmek huyumdur. ben sabahlara kadar uyumadan iki hatta bir günde kitap  bitirdiğimi bilirim yemeyi unutacak kadar sevdiysem kitabı beni tutabilene aşk olsun 🙂

2.En sevdiğiniz yazarlar?

benim sevdiğim bir sürü yazar olabilir ama en aklımda kalanlar çocukluğumun ve her daim hayatımın fovorisi agatha christie , margaret mitchell rüzgar gibi geçtiden dolayı , jane austen tüm kitapları , elizabeth gasskell kuzey ve güney , emiliy bronte uğultulu tepeler, charlote bronte jane eyre , philippa gregory boleyn serisi , tolstoy , reşat nuri , judith mcnaughty, charles dickens   say say bitmez bu soru en iyisi burada kesmek 🙂

3.En beğendiğin kitaplar?

bu soruya cevap vermek çok zor iş azizim ama bir kaç örnek ile rüzgar gibi geçti , uğultulu tepeler, aşk ve gurur, jane eyre, kuzey ve güney , düşler krallığı , anna karenina ,çalıkuşu … böyle uzar gider bu soru

4.(Yerli/yabancı) hangi yazarların kitaplarını daha çok tercih edersin?

öyle ayrımın yoktur yerli yabancı okurum ama yerli okuyorsam günümüz yazarlarını okumam genelde eski yazarlardır benim okuduklarım.

5.Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?

seri olarak bir tek boleyn serisini okudum sanırım . devamlı kitaplara yönelmedim pek. bu serinin altı kitabını da pek sevdim .

6.Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?

romantik , polisiye , tarihi , gerilim aslında olay örgüsü yoğun ve heyecanlı kitapları seviyorum .

7.En son hangi kitabı okudun?

en son sergüzeşti okudum am o çok kısa bir kitaptı ondan önce sinekli bakkalı okudum.

8.Şu anda hangi kitabı okuyorsun?

jane eyre yi aldım ingilizcesinden okumaya çalışıyorum 🙂

9.Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?

ben yeni yeni keşfettim çok güzel bloglar varmış . şimdi ahlanıyorum neler varmış da benim haberim yokmuş hep sinema blogu takip edersem böyle olur işte 🙂

10.KİTAP OKUMAK sizin için ne ifade ediyor?(cevabını en çok merak ettiğim soru)

ben kitap okuduğum zaman hayal dünyam yeni bir kapı açar zaten balık burcu olarak hayal gücü  konusunda sıkıntım yok . yepyeni dünyalara gider yeni deneyimleri yaşamış gibi olurum . kitabın içine girer sanki orda bir karakter olurum. beni mutlu eden . gerçeklikten kurtaran ,yepyeni ufuklar açana zengin bir  dünya kitap. sanki bir bahçeye açılmak gibi. uçsuz bucaksız bir yolculuk 🙂  yaşamadan deneyim edinip duygu geçişleri sağlayıp empati kurduran bir kılavuz kitap. eğlendiren , hüzünlendiren bir kılavuz. hayata başkasının gözlüklerinden bakmak gibi.

sıra geldi mim i yollamaya tekrar aramıza dönen mavi ‘ye gitsin çok okur biliyorum bir de şuan bu yazıyı okuyan tüm kitap severler mim lendiniz 🙂

ÇALIKUŞU

Bazı hikayeler var hepimiz biliriz , uyarlamalarını izlemişizdir veya bir yerden duymuşuzdur ama bu kadar aşina olmamıza rağmen okumamışızdır Çalıkuşu da benim için öyle bir hikaye işte. Feride’nin hikayesini Türkan Şoray , Kartal Tibet uyarlaması filmden bilirim ben . Ne zaman çalıkuşu dense aklıma hep bu uyarlama gelir ama kitabını okumamıştım. Geçen gün kendi kitaplığımda hiç bir şey bulamayınca kardeşimin kitaplığını talan ettim orada karşıma çıktı kitap . Bende kitapların hep daha iyi olduğunu bildiğimden başladığım okumaya . O kelimeler, o uslup, yazarın tarzı, anlatışı asla uyarlamalada can bulamıyor gibi gelir bana . Sonunu bilsem bile kitaptan aldığım tad hep bambaşka olur. Her şeyi bildiğim halde öyle bir heyecanla okudum ki kitabı iki güne kalmadan bitirdim. Kardeşlerime kitap çok güzelmiş dediğimde yerin dibine soktular beni , ne yani sen daha okumamış mıydın diye ki kendileri okumuşlar . Ben tabi , nasıl siz okuduğunuz mu dedim meğerse ödevleriymiş bu kitap her öğrenciye veriliyormuş ve ödev için kitabı alan da benmişim balık hafıza nasıl unuttum 🙂

Sevecek  bir hakiki insan bulanlara şaşmak lazım. .. Çünkü onun bir hayalisini bulmak bile o kadar güç , o kadar güç ki (feride )

Sevmek denen şeyin rolü bu kadar insanı yakıp titretecek bir şey olursa , kendisi, kim bilir neydi ? ( feride )

Çalıkuşu’nu çok sevdim . hatta okuduktan  sonra ara sıra hikaye blogunda karaladığım bir kaç kelimeden utandım . fazla mı cüret göstermişim dedim. bu hikaye bana biraz da Jane Eyre ‘yi hatırlatıyor . iki hikaye de de kadınların yaşamları benzer gibi Jane de Feride de sevdikleri adamların yalanlarını öğrenip bir gece vakti evden kaçıp bir bilinmeze yol alıyorlar . ikisi de kendi parasını kazanıp bu hayatta kendi mücadelelerini veriyor ve  ikisi de unutamadıkları aşklarına geri dönüyor . fazlasıyla benzer hikayeler.

artık aklıma bile getirmediğim Kamuran ‘ın o kadar nefret ettiğim gözleri , beni yeşil renge garez etti. şimdi gayet iyi hatırlıyorum Kamuran , ben evvelden de senden şimdiki kadar nefret ettiğim zamanlarda da gözlerine garezdim. bu garez başladığı zaman daha on iki yaşımda yoktum. kendinde elbette unutmamışsındır. ikide bir , avuçlarıma toz doldurarak yüzüne serperdim.  bu yalnız bir çocuk yaramazlığı mıydı acaba ? hayır güneş işlemiş yosunlu denizler gibi içlerinde hileli hareler dolaşan gözlerini acıtmak içindi.

Kitapta bir sürü kısım var beni benden alan. ama beğenmediğim bir kısımda var. Kitabın sonunda Kamuran ‘ın o saçma sapan savunması . Reşat Nuri bir erkeğin ağzından anlatsaydı bu kadar etkilemezdi beni. Ama bir kadının ağzından bu kadar güzel empati kurabilmesi çok etkileyici .  Sanki Feride gerçekten vardı , okurken o günlükteki düşünceleri , duyguları öylesine iyi verilmiş ki Feride karşımda can buldu. hayal etmedim inandım öyle gerçekçi geldi bana. Buraya kadar çok iyi bir tabloydu ama sonunda Kamuran ‘ı affeden Feride işte buna inanmak istemiyorum. doğru kitap boyunca onun hiç unutmadığını kendi ile çeliştiğini görüyoruz fakat yine de onun Kamuran ‘ın saçma sapan ot kokusunu duymak için sarı çiçeği yüzüne yaklaştırması muhabbetine kanması çok sinir bozucu. Müjgan gibiyim . Kalpsizsin  Kamuran kalpsizsin . Kendin ettin kendin buldun. Feride ‘nin Kamuranla nişanlıktan sonra ondan kaçmasını , sevgisini gösterememesi o mahcubiyetini anlıyorum.  Ne kadar tuhaftır ki filmini seneler evvel izlediğimde Ferideyi suçlu bulmuştum Kamuran ‘a üzülmüştüm şimdi kitabı okuduktan sona Kamuran’ a kızıyor Ferideyi anlıyorum.  ne kadar ilginç 🙂

“Kuşlar, ne istediğini bilmeyen zavallı, akılsız mahluklar. Kafesten kaçıncaya kadar türlü türlü üzüntüler içinde çırpınıyorlar. Fakat, sanır mısınız ki, dışarıda daha fazla bahtiyar olacaklar? Hayır, buna imkân yok. Ben, öyle sanıyorum ki, bu biçareler her şeye rağmen kafeslerine alışıyorlar, açık havaya kavuştukların zaman bir dal üstünde, başlarını kanatları içine gizleyerek gerçirdikleri gecelerde sabaha kadar bu kafesi düşünüyorlar, küçük gözlerini pencerelerin aydınlığına dikerek hasret çekiyorlar. Kuşları zorla kafeslerde alıkoymalı, zorla, zorla – feride

Kamuran’ a gıcıklığımı bir kenara bırakırsak kitabı çok beğendim . keşke Feride , İhsan bey ‘e varsaydı Kamuran da o aşk ile yazdığı sarı çiçekle kalsaydı . öyle bir mektubu yazıp da ben Ferideyi seviyorum demesi bana çok yapmacık geliyor ama neyse yazar seviyor bu adam demiş bize de inanmak kalıyor 🙂

Kadın, kocası başka bir kadını sevdiği halde kocasını bırakamamaktadır. Feride kızar. “İnsan, kendini aldatan bir erkeği nasıl sever? Ben bunu anlamıyorum. Ben bir kız biliyorum evleneceğine iki gün kala nişanlısının kendisini başka bir kadınla aldattığını öğrendi, bu fena adamın yüzüğünü başına attı ve yabancı bir memlekete kaçtı. Kadının sözleri Feride’nin zaten zaten acıyan yüreğini daha da acıtır:
“Sonradan pişman olmuştur o kız, hemşireciğim. Acırım ona. Yüreği hasretten göz göz olmuştur. Sen, kurşunla vurulanları işitmedin mi, be hemşireciğim? Bazıları, vurulduklarının farkında bile olamazlar, üç, beş adım koşarlar, kaçıp kurtuluyoruz sanırlar. Yara sıcakken acımaz, hemşireciğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?…”

Defalarca okuduğum akşam güneşini de okuyup yazarım bakalım ne kadar değişecek düşüncelerim. O kitabı okudum da her seferinde tarih atmışım 2000 ve 2001 yıllarında okumuşum bunca yıl sonra tekrar okumak farz oldu.

Dağlarda ismini bilmediğim bir ot yetişir.Feride,insan onu daima koklarsa,bir zaman sonra kokusunu daha az duymaya başlar.Bunun ilacı,bir zaman kendini ondan mahrum etmektir.Hatta bazen,sırf o eski güzel kokuyu yeniden bulmak hırsıyla herhangi bir kokuyu,mesela bir manasız “sarı çiçeği” yüzüne yaklaştırır  – kamuran

Ve merak ediyorum bir kadını bu kadar iyi anlayıp bu kadar iyi tasvir eden bir yazar neden Kamuran ‘a bu kadar merhamet göstermiş onu sonunda mutlu etmiştir. Başka bir yazıda görüşünceye dek esen kalın efem 🙂

Karman Çorman Bir Yazı

Bir kaç şeyi birden anlatıp kaçmak istiyorum bu yüzden ortaya karışık serisiyle başlıyorum 🙂

Eğer bir kitap okumak isterseniz Dostoyevski ‘nin Ezilenlerini tavsiye ederim . Ben Anna Karenina gibi eserler sebebiyle rus edebiyatını severim. Tabi iyi bir çeviri şart.  Çünkü yıllar önce okuduğum Anne Karenini kitabının farklı bir çevirisiyle nefret ettiğim kitap en sevdiklerimden oldu. Dilin , uslubun güzelliği çeviride hayat buluyor. Ezilenler aslında herkesin görebileceği karakterleri ve acıları barındıran bir hayattan kesit , insanları betimleme diyebilirim. Karakterleri öyle anlatıyor insanları canlandırmamak elde değil. Bütün kişilerinden nefret etmekle birlikte kitabı sevdim. Tavsiye edilir. Karakterler kötü ama her yerde olan normal insanlar. Gerçekçi bir yanı olduğunu söylemeliyim.

Yok ben eğlenmek istiyorum diyorsanız Şirinlerin filmini izleyin derim.  Çok severek izlediğim çocukluğumun şirinlerinin yeni versiyonu sizi neşelendirip , mutlu vakit geçirmenizi sağlayacaktır.  Hala o başlangıç kısmını hatırlarım ” Eğer uslu bir çocuk olursnız belki şirinleri bile görebilirsiniz. ” Tabi uslu olmadık 😀 Gargamel de hemen fişlenirdi korkunç büyücü gargamel vardı o kötüydü 🙂  Şirineninde dediği gibi bir şirin sevdim pişman değilim 😀

Yok bana gerilim , psikoloji türü bir şey lazım derseniz ortalama bir film olarak Dehşetin Gözlerini tavsiye ederim. Aslında hikayenin de sonunun da artık çok alışagelmiş ve tahmin edilebilinir olduğu kısmı görmezden gelirsek iyi bir tercih olabilir . Bu tür filmlere alışkın değilseniz şaşırtıcı bile gelir. Küçük bir  kızın büyük annesi ölür , onlara bir ev kalır . Onlarda o eve taşınır . Annesi iş bulur kızına ilgisizdir. Babası ise ona daha yakındır. Sonra kız tuhaf davranmaya başlar ve hayalet gördüğünü söyler. Annesinin ölen ikiz kardeşini gördüğünü söylemektedir. Ama annesi bu durumu red eder. Sonu ise izlemelik 🙂

Romantik bir şeyler izleyeyim diyorsanız   Jane Eyre ‘nin 2011 versiyonu ideal olabilir. Hikayeyi zaten biliyorsunuz . Daha önce izlediğim versiyondan farklı yanları var. Hikayenin anlatılış şekli pek tatmin etmese de görüntülerle iyi iş çıkarmışlar.  Başarılı 🙂

Bu da böyle bir yazı işte .  Hoş çakalın efem 🙂

JANE EYRE – GERÇEK AŞK

JANE EYRE  çok bilinen bir kitaptır .Orta okulda okumuştum kitabı altıncı sınıftaydım sanırım tabi o zaman düşündüklerimle şimdi düşündüklerim çok başka .Depresif bir havası vardı ki bu yazar kardeşlerin yapısı hayat deneyimlerinde dolayı böyledir .Kardeşi Emily Bronte de aynı Charlotte Bronte gibi acı dolu bir roman olan Uğultulu Tepeleri yazmıştır .Ben Uğultulu Tepeleri okuyan biri olarak tabi ki Jane Eyre diyorum o kadar sıkıntıdan sonra sahip olduğu sondan dolayı 🙂 Uğultulu Tepeler ayrı bir mevzu zaten birine kötüsün demek yerine sen Heathcliffsin demek geçiyor içimden .Bir romanın  karakterleri bu kadar mı kötü olur .Yine de yazarı bu farklı ve alışılagelmemiş üslubundan ve kurgusundan dolayı takdir ediyorum. Herkes kötüdür imajı verse bile ki hayatlarını okuyunca bakış açılarını anlamak daha kolay  bu romanın çok farklı ve yeni bir tarz olduğunu kabul etmek gerekir .Okumadım tek yazar diğer kızkardeşin de romanını okumak nasip olur diye umuyorum.

Kendime hatırlatma Uğultulu Tepeler yazılacak .Konuyu dağıttım tekrar Jane Eyre dönersek .Hikayemiz ailesi ölünce akrabaları ile yaşayan Jane ‘nin daha küçük bir çocukken gördüğü eziyetlerle başlıyor .Daha sonra da yengesi onu  çok kötü bir bakım evine postalıyor.Yıllar geçip Jane büyüyünce kendisine bir mürebbiyelik işi buluyor.Çalışmaya başladığı evde Edvard ile karşılaşıyor .Sert mizaçlı ,Sorunlu  Edvardla . Bundan sonra hikaye başlar .Dizi versiyonundaki tek kusur oynayan kızın hiç de Jane olarak hayal edemem Jane böyle iri yarı mı yahu yok artık falan dedim .Isınamadım ama Edvard bir başka olmuş  ,yakışıklı değil ki zaten böyle olması gerekiyor ama çok cezbedici .Hele o şakalaşır gibi konuşmaları kimyaları falan çok iyi olmuş daha doğrusu adam çok başarılı .

Bahsetmek istediğim diğer bir unsursa dizide ki rahip .Sevdiği kadını uğruna kendini adadığı ideallere uygun değil diye bırakan rahip .Kadın onu seviyor ,babası onu seviyor ,servet sorun değil ama adam buna rağmen kadından vazgeçti .Buz gibi bir herif . Bu adam olmasa Edvard böyle çekici olmazdı sanırım çünkü o kendisi ne halde olursa olsun yine de yanında Jane i istedi .Onu yanında tutmak için çok saçma fikirler bile düşündü .Akdenizdeki villa olayı 🙂

Bahsetmek istediğim bir şey daha var. Normalde  Jane  Austen  kitaplarından farklı olarak bu kitap aşkı daha gerçek sunuyor .Neden mi ? orada hem yakışıklı ,hem zengin ,hem de mükemmel karakterde erkekler vardır.Kadınlar hiç bir şeyden vazgeçmezler hem aşkı hem parayı bulurlar .Ama Jane Eyre de gerçeklik var .Sevdiğinizde her şeyle seversiniz .Adamın kör olması yada evin yanması ,fakir olması hiç biri umrunda olmadı onu öyle sevmeye devam etti. İşte aşk budur yanlış hatırlamıyorsam adamın yüzü de yangında biraz yanmıştı .Bir de topallıyor muydu ne .Yok artık bu adamı kabul eden bünye kör kütük aşık değilde nedir 😀 Abarttım mı şaka bir yana anlatmak istediğimi anlamışsınızdır .mükemmeli sevmek kolay , asıl iş kusurluya deli gibi aşık olmak diyorum fazla uzattım yine 🙂

Söylemeden geçmeyeceğim bu romandan esinlenerek yapılmış türk filmlerimiz bile var. Eski eş olan deli kadın aynı evde yaşar ,evi yakar hala hatırlamadıysanız Ediz Hun diyorum 😀 Vay yeşilçam vay 🙂

Demem o ki herkes bu romanı okusun yada uyarlamasını izlesin .Jane Eyre insanda tuhaf duygular bırakan bir eser .Söylemesi benden denemesi sizden 🙂