”SEVİYORUM ”

Çocukken izlediğim animelerden biridir akage no anne veya diğer adıyla anne of green gables . Nedendir bilmiyorum çok sevmiştim animeyi bunca yıl geçmesine rağmen hala hatırlamak tuhaf .

Gilbert BLYTHE  sadece Anne Shirley ‘in dikkatini çekmek ister bu yüzden saçlarını çekerek ona bakmasını sağlamaya çalışır ama Anne bunu yanlış anlar birden köpürür ve senden nefret ediyorum nidaları eşliğinde çocuğun kafasında tahtayı kırıverir 🙂  neden kızdığına anlam veremese de gilbert suçu üstlenir defalarca özür diler ki bu onun hiç yapmadığı bir şeydir . onca çabaya rağmen kendini inatçı anne ‘e affettirmeyi başaramaz.

benim hiç aklımdan çıkmayan sahnes ise final bölümünde yer alır kendisi için yaptığı fedakarlıktan dolayı minnet duyan anne , gilbert’ a teşekkür eder. yıllar sonra ilk defa konuşmuşlardır. gilbert beni affettin mi der anne çoktan affettiğini itiraf eder. gilbert biz çok iyi arkadaş olmak için yaratıldık kadere bu kadar karşı durduğun yeter der.  sonra anne ‘i eve bırakmayı teklif eder. yol boyunca konuşurlar . eve vardıktan sonra kapıda konuşmaya devam ederler. anne mutlulukla etrafında dönerek eve girer. marillla yarım saattir kapının önünde ne konuştuklarını söyler. anne anlatır yıllarca konuşmamıştık der ve o zaman aklına bir şey gelir ” gerçekten yarım saat mi konuştuk oysa bana 2-3 dakika gibi geldi. ”

işte animedeki en duygusal sahne budur . onca zaman konuşurlar ama anne için sadece bir iki dakika gibidir. sevmek böyle olsa gerek hiç sıkılmamak. bu günlerde canım çok sıkılıyor artık yapacak bir şey bulamıyorum. hiçlik diyarındaki ryuk gibiyim sıkıldım çok sıkıldım . o sıkıntıdan insanlar dünyasını izliyordu bende hayaller diyarından filmler diziler izliyorum hiç yaşayamayacağımız hayatları seyrediyoruz gerçi ryuk defterini düşürerek insanlar dünyasına dahil olabilmişti ama ben nasıl yapacağım bu sıkıntıdan kurtulacağım. sıkıntı fena şey light bile can sıkıntısından kullanmıştı o death note ‘u . anlayacağınız başa bela bu can sıkıntısı . büyüklerimiz sıkı can iyidir çabuk çıkmaz demişler ama sıkılan bir canın çabuk çıkmaması bile başlı başına bir ceza değil midir .

işte bu can sıkıntısından açıp tekrar akage no anne izledim sevdiğim şeyleri hatırladım . bu sahne onca yıl hafızamın en kuytu köşesinde gizlenmiş hala tap taze çok seviyorum beni baya etkiliyor sebebini bilmiyorum ama çok fena darma duman eden bir özlem hissi var.

neyse yine çok konuştum kısacası bu sahne aşkın sahnesi demek istiyorum varsa eğer sevmek böyle bir şey olsa gerek .

kendinize iyi davranın efem ve umarım sizin günleriniz böyle sıkıcı değildir. şu sıcaklarda serin bir sonbahar düşlüyorum . deli gibi yağan yağmurlar , insanları uçurmaya yetecek hızda bir rüzgar , dökülen sarı yapraklar etrafta uçuş uçuş , o rüzgar yüzüme vuruyor yaşadığımı hissediyorum , siyah beyaz bir film sahnesi gibi biraz karanlık belki de gece arka fonda gotik bir müzik etraf siyaha bürünmüş şimşekler çakıyor , gök gürültüsü sessizliği bölüyor ve ben yağmur altında rüzgarın hayat dolu havasını soluyorum böyle delice şeyler işte 🙂

esen kalın efem 🙂

Söz ve Müzik – Music and Lyrics

Bu  filmi üniversite yıllarımda  sınıf arkadaşlarımla gittiğimiz  sinema aktiviteleri sırasında izlemiştim .  O zamanlar daha sık  sinemaya gidiyorduk sanırım malum öğrencilik 🙂 o zamanlar yabancı film izlemeye meraklı tek kişi olarak alt yazılı filme arkadaş götürmeye çalışmak, grubu ikna etmek pek mümkün olmadığında türk filmlerine de gitmiştim ondan sonrada türk filmi izlemedim zaten. üniversitede arkadaş baskısıyla izlediğim filmler ve benim onlara zorla izlettirdiğim  yabancı filmler sonrasında yapılan sohbetler çok özlediğim anılar …

neyse filmden bahsedelim Film 2007 yılı yapımı Drew Barrymore ve Hugh Grant oyunculukları ile göz banyosu sağlıyor . Filmi anlatmamın sebebi  o zaman çok sevdiğim filmi tekrar izlediğim halde aynı tadı zevki almam . öyle sıcak öyle esprili ve öyle eğlenceli ki asla sıkılmadan bir de kendinizi müziğe bırakarak çok güzel bir iki saat geçiriyorsunuz.

şarkılar çok güzel ben sevdiğim bir kaç şarkıyı tekrar tekrar dinledim . müzikli filmleri seviyorum . konusuna gelirsek 80 ‘lerde pop adlı grubun üyesi olan Alex yıllar sonra grubun dağılması ve popüleritesini yitirmiş bir şarkıcı olarak pek rağbet görmüyordur . gençler onu tanımaz ve sadece ufak çaplı işler alır. luna parkta şarkı söyleyen biridir artık.   bir gün çok ünlü olan cora tarafından bir teklif alır. cora zamanında onun şarkılarını dinlermiş ,çocukluğunda ona hayranmış bir şarkı yapmasını ister. ama bir sorun vardır alex müzik yazabilir ama söz asla , grup arkadaşı onunla birlikte yaptıkları üç şarkıyı çalıp albüm yaparak çok satmış ve yükselmişken alex yaptığı albümle dibi görmüştür. bu yüzden bir söz yazarı tutar . çiçeklerini sulamaya gelen sophie söz yazarında daha yetenekli çıkınca alex ona söz yazarı olmasını teklif eder fakat güven problemi olan berbat bir ilişki sonrası alex kadar dibe batan sophie bunu kabul etmez , alex ise tekrar ünlü olma şansını kaybetmek istemez bu yüzden kızı ikna etmek için çabalar sonrasında bu ikilinin birlikte şarkı yazmaları , bir birilerine  hayatlarını açmaları , yaralarını tedavi etmeleri ve bir bütün olma yolundaki yaşadıklarını izliyoruz.

80 ler müziğine bayılıyorum . filmdeki goes my heart ve aşka dönüş yolu adlı şarkılar çok güzel. ve alex ‘in yeniden ünlü olmak için göze aldıkları ama sophie ‘ye etik gelmeyen o durum çatışmaları , inandıklarını kaybetmek , insan ilişkileri , korkuları , vazgeçişleri , yeniden ayağa kalkma çabaları , bir birlerine benzemeleri ,hayatta kaybedişleri , müzik piyasası eleştirileri artık müziğin değil şovun önemli olduğu değer yargılarının pek önemsenmediği o yapay dünya , sevmek , güvenmek , hayal kırıklığı ve her daim gülümseten espriler ile dolu dolu bir romantik komedi.

filmi sevdim izleyin izlettirin keyifli zaman geçirin. şimdilik benden bu kadar iki şarkı linki bırakıp kaçıyorum .

PoP! Goes My Heart – Hugh Grant – Music and Lyrics  bu danslar çok komik ah seksenler ah modaya bak hele 🙂

The Way Back Into Love – Hugh Grant and Drew Barrymore  bu şarkının sözleri de anlamlı bayıldım 🙂

keyifli vakitler dilerim efem 🙂

” GHOST ” Harika Mı Ne ?

Bu sezon dizilere bir fırsat vereceğimi söylemiştim ve yine tam benim dişime göre olan ikinci dizimi de keşfetmiş bulunmaktayım. Ghost harika bir dizi , sürükleyici , polisiye unsurlarını ve gizemi sonuna kadar içinde barındıran asla sıkmayan izlerken koltuğunuzdan kıpırdatmayacak bir heyecana saplanmanızı sağlıyor.

bu dizi ile ilgili asla kötü şeyler söylemeyeceğim hiç kusura bakmayın torpilli 🙂 bu sezon gong yoo , so ji sub, seung hun , ve centilmenin gururundaki dört ajushi ile birlikte resmen ajushilerin geçiş töreni oldu geri döndüler hoş geldiler 🙂

diziye geri dönersek öyle spoiler olayına girmeyeceğim hatta konuyu bile anlatmayacağım çünkü bu diziyi hiç bir şey bilmeden izlemelisiniz ve şaşırmalısınız zevki ancak böyle çıkar.

kısaca giriş yaparsak so ji sub bilişim suçları biriminin başındaki bir polis ve onun araştırdığı suçlulardan biri olan hades var ki kendisine ilk bölümde vuruldum so ji ‘nin karizması gitti ben bu adamın karakterine ve gülüşüne vuruldum I love  hades diyorum 🙂

ilk bölüm 20 yaşında ünlü bir oyuncunun intiharı ile ilerliyor. kız intihar etmeden önce tiwit atıyor ama sonra acaba bu intihar mıydı o mesajı o mu attı deniliyor ortalık hemen tozla buz oluyor birden fırtınalar kopabiliyor dizide ve devamlı bir akıl çalıştırma olayı pek sevdim ya polisiye kısmını ve teknoloji olayına gelirsek  ondan pek anlamıyorum bu dizide geçen olayların uydurma olduğunu düşündüğüm kısımlar olmadı değil ama belki benim cehaletimdir ya da gerçekten bu teknolojik hacker kısımlarında senaryo tamamen uydurma ve dizi başlarken yazan o korece yazıda bu senaryo tamamen hayal ürünüdür gerçek kişi ve kurumlarla hiç bir ilişkisi yoktur yazıyordur bilemeyeceğim 🙂  teknolojiden anlamsam da o başkasının bilgisayarına sızma ve internet ile ilgili kısımları beni fazlasıyla paranoyaklaştırdı tiwit bile tehlikeli bir şey miş a dostlar 🙂

altı bölüm izledim çok sevdim asla sıkılmadan br sonraki bölüm ne olacak diye merak ederek geçti üstelik tüm oyuncuları pek sevdim so ji var hades i oynayan adam var ve kötü adam bile tam benlik seviyorum bu adamı söyleyecek söz yok heyecanlı bir dizi olsun merak içinde kavrulup yeni bölüm derdine telaşına düşeyim diyorsanız kesinlikle kaçırmayın

izleyin izlettirin ve kaçarken dizide pek sevdiğim bir müziği paylaşayım phantom of the opera süper bir şey bir tıkla tadına varın  🙂

The Phantom of the Opera
is there, inside your mind

dizi de o kadar çok olay var ki bir sürü gizemi olduğundan sonuna kadar sıkmayacağına inanıyorum bir satranç oyunu gibi zeki karakterleri olan dizileri çok seviyorum ben . neyse çok konuştum herkes diziyi biliyor ama winpohu ‘nun da diziye tam not verdiğini bilmek belki bir iki kişiyi kandırır 🙂

keyifli seyirler 🙂

” A Gentleman’s Dignity ” ve ” BİG ”

içimdekileri anlatmadan duramadığım için yine buradayım. daha önceki posta  dizi sezonunu açtığımı söylemiştim.  yeni dizilere bir şans verip beğenirsem devam etmeyi düşünüyordum bu sebeple unnimiz kim su ah ‘ın  I do I do ‘su ile başladım ama ilk bölüm beni cezp etmedi bıraktım. bu kadının karşısında oynayacak oyuncu yok valla kendisine hayranım ama hikaye beni bağlamadı.

sonra big izlemeye başladım tabi gong yoo yüzünden ve hikaye güzel iki bölüm izledim devam ederim ben buna. malum doktor gong yoo ‘nun nişanlısı bir öğretmen ve onun öğrencisi etrafında şekillenen bir hikaye var.  liseli ile doktorun bedenleri değişiyor kaza sonucu fanstastik ve keyifli bir hikaye. başlarda liseli oynayan çocuk o kadar iyiydi ki gong cuğumun karizması sarsılacak diye telaşlanmadım değil . gong ve bu liseli olunca dizi izleniyor be birde öğretmenin kardeşini white cristmas dan beri tanıyorum oyuncular iyi olmuş.

ve gelelim bu postu yazma sebebime bunu sona sakladım çünkü en çok bunu anlatmak istiyorum tabi ki A Gentleman’s Dignity ‘den bahsediyorum.  bir centilmenin itibarı , gururu , şerefi vs. şeklinde çoğaltılabilen bu dizi benim listemde ilk sırada yer alıyor diğer dizileri izlemedim haksızlık etmek istemem ama sanki yılın dizisi bu benim için. ben bu diziye aşık oldum.

f4  olayını ajushi olayına bağlamışlar 41 yaşında dört adamın hikayesini izliyoruz. doğrusunu söylemek gerekirse bu diziye bakmam öylesine izleyeyim dedim ama yanılmışım ben aynı şeyi best love da yaşamıştım çirkin bu adam diye başladığım dizinin sonunda bayıldım kelimesiyle gelmiştim. aynı durum burada da geçerli ben kim do jin e vuruldum. çatı katı prensi , big , queen ın hyun man falan derken bir sürü dizi izledim ama bu yıl hiç bir baş role tutulamamıştım ta ki bu diziye kadar. yine benim dişime göre tam tipim bir arıza karakter burada yer alıyor. sanırım dizinin senaristinin secret garden ı yazan kişi ile yanı olması buna sebep. orada ki kim jon won takıntım burada kim do jin oldu 🙂  ben vuruldum başka söyleyecek söz yok 🙂

dizi de öğretmen ile kim do jin ‘in aşkı ilgimi çekiyor . onların her konuşması incelikle örülmüş. tanışmalarından itibaren mevsimlerin değişmesi falan çok hoştu. öğretmen ev arkadaşının sevgilisine aşıktır. platonik bir aşk bu.  kadın duygularını içine gömen biri ama kim do jin bunu anlıyor tabi . bundan sonrası aslında bu dizi ile ilgili hiç bir şey anlatmamalıyım sürprizi kaçmasın ama diğer taraftan her sahnesini de konuşmak istiyorum.  çok güldüğüm bir dizi oldu eğlencesi eksik olmuyor. ve adamın karşılıksız aşkına tavrı sonra bizim hep eleştirdiğimiz ikinci adamların saf masum aşklarını yıkışı ne yani seni karşılıksız seviyorum diye başka kadınlarla olamam mı sen benimle olacak mısın dediğinde öfkeyle karışık hak vermem ve bu arızaya  kapılmam dizinin benim gözümde böyle  mükemmelleşmesini tek sebebi . diğer yan etkiler ise adamın süper oyunculuğu bakışı , duruşu her şeyi o mimikleri ile anlatması , o bakışı var ya o bakışı anlatamıyorum . ve her zaman dile getirdiğim ajushi merakım . ne edersiniz çıtır çerez değil ne varsa ajuhsi de var 🙂

yazıyı bitirirken herkes bu diziyi izlesin sonra gelsin muhabbet edelim olmuyor böyle , esen kalın efem 🙂

Ordan Burdan Şurdan :)

Uzunca bir yazı ile yine buradayım. Ne zamandır anlatmak istediklerimi,  biriktirdiklerimi anlatım gideceğim. Öncelikle bu yıl beni fazlasıyla etkileyen Another adlı nadide animenin ovası çıkmış . Olur da haberi olmayan varsa hiç durmasın hemen izlesin. Animeyi çok sevmiştim . Ovasına balıklama atladım. Animenin başlangıcından öncesine gidiyoruz . Tabi gerilim o kadar fazla değil. Sonuçta her şeyi öğrendik ama o başlangıç müziği bile beni germeye yetti.  Misaki ile ilgili bu bölümü kaçırmayın efem.

Biliyorsunuz yaz geldi yaz gelince amerikan dizileri sezon finalleri yapınca ben kendimi bir gelenek olarak asya dizisi izlerken buluyorum . onlarda sağ olsunlar her yaz bambaşka fikirlerle ve bir sürü dizi ile geliyorlar. Bu sefer tanıtımlar öyle ilgimi çekti ki bir iki olan dizi sayım hayli arttı.  Bu yılın fenomeni zamanda yolculuk. Bu sebepten rooftop prince ile açılışı yaptım. Çatı katı prensi konusu ile reankarne olayını almış bir parça zamanda yolculuk eklemiş olmazsa olmazı dramı ve entrikayı bol tutmuş ama her zaman ki gibi başlangıç bölümlerinde izleyiciyi kendisine bağlayan komediyi bol tutmuş benden de iyi puan almış bir dizi.  Diziyi ben her hafta iki bölüm şeklinde izlediğim için sıkılmadım ama toptan izlerseniz bir yerden sonra biraz sıkabilir.

Velihat prens eşi öldürüldükten sonra adamları ile katili bulmaya çalışıyor ve bir şekilde 300 yıl sonrasına ışınlanıyorlar. Bu dört adam günümüze ayak uydurmaya çalışırken çok güldüm baya eğlenceliydi. ve tabi onların düştüğü çatı katının sahibi Park Ha var. Onu üvey kız kardeşi , kayıp annesi , şirket falan derken klasik bir kdrama olay örgüsü çıkıyor ama bunun yanında şaşırtıcı kimi zamanda dedektif vari bir yanı da yok değil. üstelik geçmiş gelecek anlatırken bağlantıları bulmak fikir yürütmek falan baya ilgi çekici.  o peçe muhabbeti , kız kardeşler olayı bana biraz da ferhat ile şirin hikayesini anımsattı. izlediğim bir uyarlamada şirinden daha güzel olan ablası  yüzündeki yara yüzünden peçe takıyor ve ferhat a olan sevgisini söyleyemiyor. sonra o rengarenk kılıklar teletabies i anımsattı. ve ana fikir zaten büyülü çift kate ve leopold u hatırlattı. demem o ki fazlaca tanıdık tad vardı bu dizide. baş roldeki prensi oynayan elemanı da daha önce tarihi f4 dizisinde izlemiş oyunculuğunu hiç beğenmemiştim . o zamanlar kalas demiştim şimdi geri alıyorum gayet iyi oynamış hatta beni baya baya şaşırttı acaba eczanelerinde oyunculuk ilacı mı satılıyor . alıyorsun hapı oynuyorsun . çünkü ben bu  mimiksiz adamın nasıl oluyor da böyle oynayabildiğine hala hayret ediyorum.

final ile ilgili spoiler yapmayacağım sadece beklediğim gibi olmadı ama senaristin aslında mantıklı olanı yaptığını da kabul ediyorum verdiği onca ip ucuyla en doğru sonu yapmış. bu hikaye ancak böyle mantık çerçevesine otururdu sanırım.

Gelelim diğer zamanda yolculuk temalı diziye . Ay bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum.  Daha bitmedi üstelik diğerinden çok daha hızlı izledim.  Queen ın hyun man ‘den bahsediyorum. Konuyu okuyunca  çatı katı gibi sanmış ama fazlasıyla yanılmışım evet tema aynı ama işleniş ve diğer her şey farklı.  Bu dizi ahım şahım diyemem ama nedense kendini fazlaca izletiyor, sevdim bir yerden yakaladı beni , bağladı kendisine. Nedenini bende bilmiyorum sanırım biraz daha normal geliyor. Ha birde diğer diziler gibi süründürmüyor . Hemen bir sevme ,sevilme,kabullenme durumu var.  Konusu yine 300 yıl sonrasına gelmiş bir alim . Nedense bu zamanda yolculuk edenlerin hep sarayla ilişkileri var  ve hep bir entrika olayı. Neyse efem bu sefer alim beyimizin zamanda yolculuk yapmasını sağlayan bir tılsım.  Bende bundan istiyorum. Bu tılsım sayesinde istediği zaman geçmişe gidiyor ama geleceğe gelmesi için hayatının tehlikede olması lazım . O böyle gidip gelirken saray entrikalarını düzeltirken kızımızla tanışıyor . Kızımızda geçmişten bir kraliçenin hayatının anlatıldığı bir dizide kraliçeyi oynamasın mı ?  Alim çok zeki her şeyi çabuk kavrıyor bu sebeple sevdim. Kızımız çok masum.  İkinci adam narsist , bencil, ukalanın önde gideni bir hallyu star ki pek şeker.

Gelelim sevdiğim kısımlara aslında bütün o replikleri paylaşmak istiyorum 🙂

Birincisi alim beyimiz kızımıza sorar ”bu dünyada insanlar mutlu olduğunda ne yapar. ” Pek zeki olmayan bunu da çekinmeden her fırsatta itiraf eden kızımız ”sarılırlar ” der. Alim sorar ” herkes mi yani kadın erkek fark etmez mi .”  kızımız ”hayır ” der  ve alim kızımızı ahtapot gibi sarar ve o replik çıkar ” ohh ne güzel dünyaymış bu ”’ ee alim bey güzel kıza sarılırsan tabi güzel olur dünya 🙂

Sonra kızımız alim beye günümüz vedalaşma şeklini öğretiyor o da bunu hiç anlamıyor sonra vedalaşmanın dibine vuruyor kütüphane sahneleri çok güzeldi 🙂

Kızımız devamlı adama sen bir oyuncusun diyor çapkın olduğunu ima ediyor bizimki bu kelimenin anlamını bilmiyor ama sonunda anlıyor ve itiraz ediyor ben oyuncu değilim diye ama sonra bilmiyordum şimdi anladım ben gerçekten oyuncuymuşum dediği o sahne var ya o sahne offf 🙂

kızımız her şeyi gördükten sonra gidiyor musun diyor . alim  görülecek her şey buysa gidiyorum diyor bu adam tam bir oyuncu bu ikilinin diyaloglarını çok sevdim.

ve alimin ikinci adamdan sevdiği kadını çaldığı için sarf ettiği cümle : kaleci olması demek gol atamayacağın demek değildir 🙂

keşke her şeyi hatırlasam ve anlatsam ya da siz ne duruyorsunuz gidin izleyin tabi benim kadar sever misiniz bilemiyorum .

Film de izledim önce disney animasyonu olan güzel ve çirkin i izledim çok güzeldi.  mesela çirkine kızı tavlaması için öğüt veriyorlar. hediyeler al , çiçekler , çikolatalar ve asla tutamayacağın vaatler ver 🙂 . sonra gidip uyarlaması olan beastly i izledim. başlarda o yakışıklı baş rol oyuncusuna sinir oldum. hatta nefret ettim. öyle bir karakter sevilir mi . ne kadar yakışıklı olursa olsun. ama saf kızımız daha o zamanlarda vurgun bu çocuğa . neyse çocuk kendini fazla beğenmiş. çirkin olanların yaşamaya hakkı yok dercesine dolanıyor etrafta bir gün başını bir cadı ile belaya sokuyor. cadı da ona hayatının dersini verecek büyü yapıyor. onu çok çirkin bir hale sokuyor. eğer bir yıl içinde onu gerçekten sevecek birini bulamazsa da sonsuza kadar böyle kalacak. cadıyı pek sevdim. çok iyi olmuş. tarzı var. neyse bu kyle denen çocuk babası tarafından bile dışlanıyor. yeni bir yere taşınıp bir hizmetçi ve kör bir hoca ile yaşıyor. kızı da uzaktan izlerken ona vuruluyor. bir şekilde onu evine getiriyor. falan  filan. bu kız buna aşık olacak da adam eski haline dönecek. öncelikle adam öyle kalsa olmaz mıydı madem kız onu böyle seviyordu neden ille yakışıklı olması gerekti ki . sonra kör hoca rolinde benim barney var ama hiç becerememiş o nasıl oyunculuktu valla yıkıldım bitse de gitsek diye mi çektin o filmi anlamadım. bırak körü sanki her şeyi gören biri gibi bakıp oynamış inandırıcı olmadı.  ama filmde çok güzel replikler yok değildi. mesela kör adamın önemli olan başkalarının beni nasıl gördüğü değil benim kendimi nasıl gördüğüm dediği sahne. kızın romantizm e ne oldu o eski aşklar uzun mektuplar dediği yer ki ona katılıyorum neden artık kimse mektup yazmıyor 😦  ve hunter ‘ın iyi bir dost olduğunu duyduğu yerde yıkılması , o hayal kırıklığı çok güzeldi. yine gerçek olmayacak bir hikaye ama izlerken sizi mutlu edecek hayallere inandıracak bir kaç saat  vadediyor.

masallarda hep iyiler kazanır , doğru olan gerçekleşir ama gerçek dünyada hep kötüler kazanır. masallardaki gibi bir hayat dileğiyle esen kalın efem 🙂

 

Bİ KUPLE YEŞİLÇAM …

Bu gün sonunda egocuğumla uzun zamandır konuştuğumuz şeyi yaptık ve ortak bir blog açtık. çok sevdiğimiz yeşilçam muhabbetleri . film tanıtımları, replikler, afişler , müzikler aklınıza ne gelirse istediğimiz her şeyi payalaşabileceğimiz yeni alanın adı ” bi kuple yeşilçam ” sizleri de bekleriz yeni mekana .

durmadan adres alan biri gibi hissettim kendimi ama benim ana mekanım burası diğerleri ise kafam estiğinde uğrayabileceğim alanlar bu yüzden böyle bir blog olması fikri çok hoşuma gitti.

kaç yıllık kankam nerden baksan on seneden fazladır tanışıklığımız ama oturup bir merhaba yazısını bile birlikte yazamadık. yazılarımız ayrı ayrı ama aynı yerde sizlere ulaşacak. bu da ortak yaptığım ilk iş olacak.

olur da bi kuple nostalji çekerse canınız biz yeşilçam sokağındayız sizleri de bekleriz .

esen kalın efem 🙂