Elizabeth Gaskell Tutkunları Buraya :)

Biliyorsunuz ben Elizabeth Hayranıyım . Kuzey Güney dizisi ile bağlandım yazara ve sonra kitabı sağ olsun hikaru sayesinde okudum ama ingilizceysi . türkçe çevirisi yok diye nbe çok üzüldüm . eşler ve kızları dizisini de çok sevdim her iki eserden de burada bahsetmiştim . o kitabın bir tek çevirisi var bu yüzden diğer güzelliklerinde çevrilmesi için sizi oy kullanmaya davet ediyorum.  chibi sayesinde haberim oldu sizi detaylı bilgi için onun yazsını davet ediyorum. çok değerli bir yazarın eserlerinin bu ülkede çevrilmemesi büyük kayıp bu yüzden lütfen oy kullanalım 🙂

oy kullanmak için TIK TIK

CHİBİ’nin yazısı için TIK TIK …

esen kalın efem 🙂

The Tenant of Wildfell Hall ve Agnes Grey

İki yıl olmuş bu blogu açalı .bunca zaman hep yazmak istediğim bir yazı vardı bronte kardeşler ama bir türlü yazamadım . madem onu yazamıyorum teker teker kız kardeşlerin eserlerinden bahsedeyim istedim . İlk sırada bir hayli ilginç olan Anne Bronte var . İlginç çünkü anne kız kardeşleri gibi romantizm kısmına fazla kapılmamış daha gerçekçi kitaplar yazmış. Ne Uğultulu tepelerdeki gibi saplantılı bir tutku ne de Jane Eyre deki gibi delice bir aşk var. Anne bu gerçekçi yanı ile ilgimi fazlasıyla çekti . tabi ki dönem uyarlamalarında romantizmi seviyorum tercihimdir ama böylesine gerçekçi bakış açıları da güzel hani . her şeyin birbirine benzediği kızların muhakkak çok yakışıklı ve harika kişilikte erkekler tanıştığı kitaplar içerisinden sıyrılmayı bilmiş nadide yapımları var.

ilk önce  The Tenant of Wildfell Hall ‘dan bahsetmek istiyorum üç bölümlük bir uyarlamasını bulup izledim alt yazı yok ama ingilizcesi gayet anlaşılır hiç zorluk yaşamadım izlerken .  mini dizi bir çocuğun yatağından kaçırılması ile başlıyor . biz o gerilim müziği altında ne oluyor derken bir de bakıyoruz ki çocuğu annesi kaçırmış. helen küçük oğlunu da alarak kaçıyor. yeni bir hayat , kendi ayakları üzerinde durmaya çalıştığı bir yaşam için. bu kitabın ilk feminist eserlerden biri olarak kabul edildiğini söylemeden geçemeyeceğim.  şimdi çok doğal olsa da o dönemi hayal edince helen çok cesur bir kadınmış üstelik anne bronte bunu yazarken çevresinden esinlenmiş diye bir dedikodu da var ki akıllara zarar.

nerde kalmıştık helen gittiği yeni yerde insanlardan kaçar bir nevi uzak durmak ister onlarsa merakla onu izler. bir süre sonra da helen onlara yakınlık duymaya başlar ama kasaba halkı onun hakkında çıkan dedikodular yüzünden ondan kaçmaktadır. helen hayatını resim yaparak kazanır küçük oğlu arthur tek dünyasıdır fakat bu yeni yaşamında ona arkadaşlık eden biri daha vardır. Gilbert Markham genç bir çiftçi.  gilbert helen e aşık olur ve onun hayatının sırrı da böylece ortaya çıkar. helen on sekiz yaşında bir genç kızın romantik duygular ve tecrübesizlikle nasılda aşk tuzağına yakalandığını gösterir bize ve erkeklerin aslında kendilerini nasılda yanıltıcı gösterebildiklerini o dizi ve romanlardaki gibi centilmen olan erkeklerin her zaman hatta gerçek dünyada hiç bir zaman bulunamayacağını ve evliliğin nasıl berbat bir hal alabileceğini . ben kendi adıma esere bayıldım kötü adama bile bayıldım . ve replikleri çok hoşuma gitti. mesela bir yerde arthur  ile helen arasında şu konuşma geçiyor.

H: “only if you loved yourself as much as I love you”

A:”I know myself too well”

bir diğer alıntı

But smiles and tears are so alike with me, they are neither of them confined to any particular feelings: I often cry when I am happy, and smile when I am sad.

Aslında çok fazla alıntı var ama yeter bu kadar 🙂

sırada Agnes Grey var . bir mürebbiyenin hayatını anlatıyor bu kitapta kitabın başlarındayım daha bitirmedim.  ince bir kitap ingilizcesi de anlaşılır.  agnes ailesini ikna edip mürebbiye olur ama hayal ettiği gibi çıkmaz hiç bir şey. ev sahiplerinin kaba davranışları , çocukların yanlış aile terbiyesi yüzünden ona yaşattıkları o genç yaşata hakim olmaya çabalaması ve gerçeğin aslında hiç de romantik olmadığı gözler önüne sermesi açısında çok güzel bir eser. kendi ayakları üzerinde durmayı hayal eden , kendi parasını kazanmak isteyen agnes ailesi tarafından el bebek gül bebek büyütülmüş zengin olmamasına rağmen sıkıntı yaşamamışken böylesine zorlu bir tecrübe ile karşılaşıyor.  kitabı henüz bitirmedim ama şu ana kadar o dönemle ilgili kurduğum kibar insanlar potresini yıktı ve yazarın bu üslubunu beğendiğimi söylemeliyim . oradan da bir alıntı yapıp yazıyı sonlandırırken Anne Bronte  ne kadar özel bir yazarmış okuyup izleyip farkına varmanız ümidiyle  esen kalın efem 🙂

“I wondered why so much beauty should be given to those who made so bad a use of it and denied to some who would make it a benefit to both themselves and others.”

“It is foolish to wish for beauty. Sensible people never either desire it for themselves or care about it in others. If the mind be but well cultivated, and the heart well disposed, no one ever cares for the exterior.”

 

Charles Dickens : İki Şehrin Hikayesi ve SYDNEY CARTON

Bu yazıyı yazmayı çok istiyordum ama pc bozulunca aklımdakiler de uçup gitti bu güne kısmetmiş. Charles Dickens  çok önemli bir yazar önce ondan sonrada iki şehrin hikayesinden bahsetmek istiyorum. İngiliz yazarın zor bir çocukluğu olmuş ama o genç yaşta çalışmaya atılmasının eserlerinde bıraktığı derin izi görmek onun kabiliyetine katkısına inandırıyor insanı.

Oliver Twist (1839) ve David Copperfield (1850) çocukken okuduğum kitaplarıydı. Sonrasında Büyük Umutlar adlı kitabının uyarlamasıyla tanıştım . Little Dorrit  ve  The Mystery of Edwin Drood  adlı uyarlamaları izledikten sonra onun o karakterleri beni oldukça etkiledi çocukluktan beri de bir kitabını okumamış olmanın verdiği büyük utançla kitapçıda İki şehrin Hikayesini görünce hemen atıldım. 

Uyarlamları veya okuduğum kitapları hepsi onun gerçekten ne kadar iyi bir yazar olduğunu gözler önüne seriyor ben iki şehrin hikayesini okurken oldukça keyif aldım.  Kitap Fransız devrimini Londra ve Paris eksenininde temsili tipler ile bir aşk öyküsüne bağlı kalarak anlatıyor. Dickens ‘ın daha önce bir kez denediği tarihsel romana dönüş yaptığı kitabı zıtlıklar üzerine kuruludur. Devrimi anlatırken her kesimi de içine alan tek bir bakış açısında bulunmayan bir anlatım söz konusu örneğin asillerin yaptıkları acımasızlıklar ve kötülüklerden yakınırken devrim sırasında her değişimin kaderi olan ve kaçınılmaz bir şekilde kendine yer bulan kaos ve yeniyi meşrulaştırmak için oluşturulan haksızlıkları temsil eden bir halk kitlesi de yer almaktadır. devrim asla çiçeklerden oluşmaz bu süreç hep bir şeyler götürür. çünkü bu yeniliğin oluşması kaos ortamından kurtulması için bazılarının feda edilmesi gerekir. yaralı ceylanların zengin- fakir , asil – halk hiç fark etmeden gözden çıkarıldığı bir süreçtir bu. öyle ki özgürlük , eşitlik , kardeşlik ve ölüm ‘dür slogan . güzel bir şey olması beklenir çünkü haksız soyluların eziyetleri bitmelidir,insanlığa onuru iade edilmelidir eşitlik , kardeşlik , özgürlük olmalıdır pek bunları sağlarken gelişen süreç o nasıldır . kurulan halk mahkemeleri sadece suçluları mı hedef alır. her zaman olduğu gibi her kurulan düzenin ezdiği haksızlıklara mahkum olan kurbanları vardır.  fakat Dickens bu kurbanlardan bazılarının mesela terzi kız gibi ilerde insanlar daha iyi yaşayacaksa kendilerini bile bile ölüme feda ettiklerini anlatıyor.

kitapta ilk okuduğum da en sevdiğim hatta tek sevdiğim karakter sydney carton oldu . daha ortaya çıkar çıkmaz onda bir şey olduğunu , olacağını sezinliyorsunuz. benim favori karakterim o oldu ve kitabın sonunda böyle bir şey geleceğini o ilk mahkeme sahnesinde anladım.  carton ı anlatmak zor onu yazan yazarın nasıl hayal ettiğini tasvir etmek de zor ama ondan benden bir şeyler varmış gibi hissettim. bunca yıl sonra bile bir karakterin böyle benzerlik göstermesi takdire şayan gelin onu onun ağzından dinleyelim .

toz bulutları , sabah rüzgarının önünde oraya buraya dönüp dururken , sanki, uzaklardan bir yerlerden yükselmiş ve ilk serpintisi şehre ulaşarak ortalığı kaplamaya başlamış  çöm kumlarını andırıyorlardı. 

içinde heba olmuş çabalar ve etrafında bir çölle bu adam , sıra sıra evlerin bulunduğu sessiz bir sokakta hareketsiz duruyordu. bir an için önündeki ıssızlıkta onurlu bir amaç , özveri ve sebatın serabını gördü . bu hayalin güzel şehrinde sevginin ve inceliğin ona baktığı aydınlık yollar; hayatın meyvelerinin olgunlaştığı , asılı durduğu bahçeler ; parıldayan umut suları vardı önünde . sadece bir an sürdü bu , sonra geçip gitti . bir evler labirentindeki dairesine çıktı, dağınık bir yatağa kendini giysileri ile attı. yastığı boşa akan göz yaşlarıyla ıslandı. 

güneş üzgün üzgün yükseldi. iyi yetenekleri ve iyi duyguları olan, ama onları yönlendirmekten aciz ,kendi mutluluğunu sağlayamayan ,hatta kendine dahi yardım edemeyen , üzerindeki afetin farkında olan ve onun kendisini yiyip bitirmesine göz yuman bir adamın manzarasından daha acı bir görüntünün üzerine doğamazdı. 

Carton aslında öyle yetenekli ama onu bir türlü kullanamayan daha doğrusu kullanmak istemeyen bir insan , öyle korkmuş , öyle yılmış ki mutlu olmak için çabalamıyor bile avukat arkadaşı ile olan o diyalogda onun bezgin ve yıkılmış umutsuzluğuna şahit oluyoruz . buna rağmen son derece zeki , kararlı ve cesur . yaptıklarını da asla onurlu olmak için yapmıyor yaptığı fedakarlıkta o asil davranışta bile bir sinsilik var biliyor ki şimdi varlığının hiç bir etkisi olmayan bu insanlar üzerinde yaptığı fedakarlık sayesinde inanılmaz bir etki bırakacak , kalplerine yerleşecek , geleceklerinde, şimdilerinde ,geçmişlerinde hep var olacak , onların arasında hep görünmez bir kahraman olarak varlığını sürdürecek belki aralarında gizli bir duvar işlevi görecek .işte bu carton a göre bir düşünce . ölümsüzlüğü elde etmek ancak başkalarının anılarında yer bulmak yaşamaktan geçer carton işte bunu başardı.  bu kitaptaki tek sevdiğim karakterde beni bu kitaba kitap da bu yazara fazlasıyla bağladı üstelik yukardaki sahnenin güzelliği , anlatımdaki o ustaca dil , betimlemelerin sade fakat etkileyici yanı ve duyguların böyle güzel ifade edilmesi yazarın başarısı değil de nedir. Carton insanı aşka inandırır , carton sevmek nasıl olmalı onu gösterir belki de bencil olmayan bir sevginin heykeli gibidir.

eğer hiç bir kitabını okumadıysanız hemen birini edinmenizi tavsiye ediyorum. yazı da anlatmak istediğim çok şey vardı ama çok da uzatmayalım kısacası sevdim .  esen kalın efem 🙂

Karman Çorman Bir Yazı

Bir kaç şeyi birden anlatıp kaçmak istiyorum bu yüzden ortaya karışık serisiyle başlıyorum 🙂

Eğer bir kitap okumak isterseniz Dostoyevski ‘nin Ezilenlerini tavsiye ederim . Ben Anna Karenina gibi eserler sebebiyle rus edebiyatını severim. Tabi iyi bir çeviri şart.  Çünkü yıllar önce okuduğum Anne Karenini kitabının farklı bir çevirisiyle nefret ettiğim kitap en sevdiklerimden oldu. Dilin , uslubun güzelliği çeviride hayat buluyor. Ezilenler aslında herkesin görebileceği karakterleri ve acıları barındıran bir hayattan kesit , insanları betimleme diyebilirim. Karakterleri öyle anlatıyor insanları canlandırmamak elde değil. Bütün kişilerinden nefret etmekle birlikte kitabı sevdim. Tavsiye edilir. Karakterler kötü ama her yerde olan normal insanlar. Gerçekçi bir yanı olduğunu söylemeliyim.

Yok ben eğlenmek istiyorum diyorsanız Şirinlerin filmini izleyin derim.  Çok severek izlediğim çocukluğumun şirinlerinin yeni versiyonu sizi neşelendirip , mutlu vakit geçirmenizi sağlayacaktır.  Hala o başlangıç kısmını hatırlarım ” Eğer uslu bir çocuk olursnız belki şirinleri bile görebilirsiniz. ” Tabi uslu olmadık 😀 Gargamel de hemen fişlenirdi korkunç büyücü gargamel vardı o kötüydü 🙂  Şirineninde dediği gibi bir şirin sevdim pişman değilim 😀

Yok bana gerilim , psikoloji türü bir şey lazım derseniz ortalama bir film olarak Dehşetin Gözlerini tavsiye ederim. Aslında hikayenin de sonunun da artık çok alışagelmiş ve tahmin edilebilinir olduğu kısmı görmezden gelirsek iyi bir tercih olabilir . Bu tür filmlere alışkın değilseniz şaşırtıcı bile gelir. Küçük bir  kızın büyük annesi ölür , onlara bir ev kalır . Onlarda o eve taşınır . Annesi iş bulur kızına ilgisizdir. Babası ise ona daha yakındır. Sonra kız tuhaf davranmaya başlar ve hayalet gördüğünü söyler. Annesinin ölen ikiz kardeşini gördüğünü söylemektedir. Ama annesi bu durumu red eder. Sonu ise izlemelik 🙂

Romantik bir şeyler izleyeyim diyorsanız   Jane Eyre ‘nin 2011 versiyonu ideal olabilir. Hikayeyi zaten biliyorsunuz . Daha önce izlediğim versiyondan farklı yanları var. Hikayenin anlatılış şekli pek tatmin etmese de görüntülerle iyi iş çıkarmışlar.  Başarılı 🙂

Bu da böyle bir yazı işte .  Hoş çakalın efem 🙂

Wives and Daughters – Elizabeth Gaskell AŞKINA !!!!

Wives and Daughters yine bir Elizabeth Gaskell harikası .   şurada yazdığım  North and South adlı uyarlamayı ne kadar sevdiğimi anlatamam sanırım. manga , manhwa , kore sineması , polisiye derken en sevdiğim şeylerden biri olan ingiliz uyarlamalarını bir süreliğine unutmuştum ama uzun sürmedi tabi 🙂

maalesef Elizabeth Gaskell türkiye de pek popüler değil bu yüzden çevrilmiş bir kitabını bulup okumak mümkün değil. kuzey güney eserinin orjinali var bende ama diğer eserlerini de okumak isterdim. yine de öyle başarılı uyarlamaları yapılıyor ki kitabın eksikliğini bir nebze unutturuyor.

jane austen çok yetenekli bir yazar fakat Elizabeth gaskell bambaşka bir yetenek. ikisini karşılaştırmıyorum . ikisini de ayrı seviyorum lakin elizabeth in  eserleri bende bambaşka etkiler bırakıyor.

mesela kuzey güneydeki şu inanılmaz replik  belki bir fikir sahibi olmanızı sağlar.

“I wish I could tell you how lonely I am. How cold and harsh it is here. Everywhere there is conflict and unkindness. I think God has forsaken this place. I believe I have seen hell and it’s white, it’s snow-white.” – Elizabeth Gaskell

neyse konumuz kuzey güney değil başka bir uyarlama ama ne yapayım bu uyarlamayı öyle seviyorum ki bahsetmeden edemiyorum 🙂

Wives and Daughters  yazarın son eseriymiş . bunu öğrenince neden bu kadar başarılı olduğunu da kavradım. elizabeth gaskell in o kıvrak zekasını her diyalogda hissetmek mümkün. ince bir zekanın ürünü olan konuşmalar sanat eseri gibi işlenmiş. dokundurmalar öyle zerafetle yapılıyor ki iltifat edermiş gibi laf sokmalar  var 🙂 bu ingilizler laf sokma işini bile ince dokundurmalar ve hayret verici ironilerle dolu cümlelerle gerçekleştiriyor.  çok güldüm. 4. bölümcük bir uyarlama ve her bölümünde gülmekten bir hal oldum 🙂 çok eğlenceli olduğunu itiraf etmeliyim.

elizabeth aslında eserde bolca dalga geçilecek konu bulmuş ve genelde ingiliz toplumunda yer alan zorunluluklar ve sahte mecburiyetleri tiye almış. bu yüzden son eseri olması insanı şaşırtmıyor. böyle bir uslup ancak zamanla olur.

hele karakterleri kadın karakterlerde gizli olmayan açıktan açığa bir başkaldırı bir direniş var. hariett , molly ve üvey kız kardeşi hepsi açık sözlü, bir bakıma isyankar,sivri zekalı , istedikleri dışında hiç bir şeyi yapmamaya özen gösteren karakterler. kadın karakterleri böyle güçlü çizmesi çok hoşuma gitti.

kısaca konuya dönersek. bir doktorun kızı olan molly annesini küçük yaşta kaybetmiştir. 17 yaşına gelince babası yeniden evlenir ve molly ye ne çok kötü ne de çok iyi olan biraz tuhaf bir üvey anne olan clare ve onun diller destan güzelliği ile insanları  büyüleyen kızı ile yaşamak düşer.

molly in üvey kız kardeşi külkedisi masalında olduğu gibi çok kötü falan değil. normal , zaafları olan biri ama molly ye karşı genelde iyi huylu. zaten karakterlerden kimse masum melek falan değil. bence molly bile öyle değil onun bile içten içe hesapları var.

sonracığıma molly in çevresinde iki de yakışıklı diye tabir edilen kardeş var . osbourne ve roger . şunu da belirtelim molly in üvey kız kardeşinin öyle bir güzelliği var ki onu gören erkekler daha önce başkasına aşık olsalar bile anında unutup bu kıza aşık oluyorlar. işte böyle başa bela bir güzellik . varın bu kişiler bir araya gelince olacakları sizin düşünün.

yazarımız karakterlerini öyle kurnazca kurgulamış ki bir bölümde nefret ettiğim karakter sonra ki bölümde en acıdığım karakter oldu. en sevdiğim ise en nefret ettiğim . işte böyle de değişken bir havası var. merakla ne olacak acaba diye izledim.

kadın karakterler ne kadar ince işlenmişse baş roldeki kahraman olması beklenen karakter o kadar sıradan ve çoğu zaman kişiliksiz olarak verilmiş. bunun bilinçli bir şey olup olmadığını bilmiyorum. bir john yoktu yani kuzey ve güneydeki o adam nerede buradaki adam nerede. güçlü bir karakter olması gerekirdi ama yok. belkide kitapta öyledir. bilemiyorum . demem o ki ilk defa bir uyarlamada ben baş roldeki adama vurulmadım . kişiliğini beğenmedim.

bu ingilizler tuhaf insanlar mesela bu replik nasıl ince ince laf sokulur gösteriyor.

Squire Hamley: I’m not saying she was very silly, but one of us was silly and it wasn’t me.

keşke uyarlamadaki bütün o ironileri ve o zeki cevapları paylaşabilsem çok eğlendim izlerken 🙂

favori karakterim ise hariett oldu . nasıl bir kadın bu böyle . favori sahne isem osbor’nun sevdiği kadını anlattığı sahne oldu. nasıl bir anlatıştı o öyle.

kısa keseyim diyorum  ama olmuyor Elizabeth Gaskell sen nasıl bir yeteneksin öyle. bu kadının bütün romanları benim olsa bütün uyarlamalarını izlesem sonra zaman geçtikçe tekrar ve tekrar izlesem. dünyadaki cennetten bir parça olurdu galiba 🙂

Cynthia Kirkpatrick  ‘in erkeler ile ilgili tespitleri de dikkatte değer . o bir erkek , unutur , değişkendir. bu kızıında bilmediği yok 🙂

ben yine anlatamadım acemice denemelerde bulundum . lafın kısası siz bu uyarlamayı izleyin efem 🙂 tavsiye olunur.

not: kasabadaki gösterişli ailenin o  evini gördükten sonra ben eve aşık oldum gözüm başka kimseyi görmedi 🙂 bende şato istiyorum arkadaş ühü ühü 😦

Elizabeth Gaskell AŞKINA !!!!

İKNA – Herkesin İKİNCİ ŞANS’ ı olmuyor

İngiliz edebiyatı merakım malum. Uzun zamandır ilgilenemesem de benim için yeri ayrıdır.  Jane austen uyarlamalarını izlerken çok aramış bir türlü bulamamıştım bu filmi.  Sonrasında unuttum gitti.  Geçen gün tesadüfen karşıma çıktı film ve bende oturup izledim.

Yine çok beğendim. Pişmanlıkların anlatıldığı eserde insana herkesin ikinci bir şansı olmuyor dedirtiyor. Hepimiz bazen aldığımız kararların ardında duracak cesareti bulamayız.  Ya da istediğimiz şeyleri doğru olmaz diye ve ya başkalarının düşünceleri yüzünden kaybederiz.  İşte film konu olarak bunu anlatıyor. İstediği uğruna savaşma cesareti olmayan  ve arkasında duramadığı kararları yüzünden pişman olmuş bir insanın hayatta ikinci şansı olur mu?  Yapılan hatalar telafi edilir mi ?

Nişanlı olduğu adamı çevresinin ikna etmesi üzerine bırakan genç kızımız aradan geçen sekiz yıl boyunca pişman olmuştur. Genç adamsa bir servet kazanıp geri dönmüştür. bakalım bu iki insan geçmişi yeniden bulup geleceğe dönüştürebilecek mi ?

Jane Austen ın mükemmel erkek karakterleri bu eserde de mevcud . Hem affedemeyen kızgın ve kırgın hem de deli gibi aşık yüz başı izlerken büyülüyor 🙂

Romantik bir film . Yine kıyafetleri ,  konuşmaları , tarihi dokusu ile beni benden aldı. Bir birlerine sadece bakarak aşklarını yaşayan insanların pek görülmediği günümüzde bu film aşk aslında ne kadar saf bir duyguymuş dedirtti bana . Konuşurken bile siz diye hitap ediyorlar. Çok ilginç ve de hoş bir film . Sevdim efem 🙂

ANA FİKİR : gerçek hayatta asla ikinci şanslar olmuyor. film kalbini sesini dinle mesajı verse de akıllı olmak da yarar var 🙂

hikaruivy ‘den paket gelmiş çok mutluyum :)

efem zamanında burada kuzey ve güney kitabını ne kadar çok istediğimle ilgili bir ton yakarışta bulunmuştum ama hiç bir yerde bulamıyordum çünkü türkçeye çevrilmemişti .canım çingum hikaru benim bu feryadımı duydu ve hemen bana kitabı yollamayı teklif etti . çok ama çok mutlu oldum kitap elime geçince yüzümün ifadesini hayal edemezsiniz .

sağ ol çingu .valla hikaru sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum .büyüksün diyecek söz bulamıyorum . hikaruivy ‘e nasıl teşekkür etsem diye anket mi düzenlesem 🙂

hikarum artık birlikte okumaya başlayabiliriz . yalnız ingilizce olduğundan benim okumam diğer kitaplar kadar kısa sürmez 🙂

kuzey ve güney ile ilgili detaylı bir yazı yazmak istiyorum kitabı bitirince yazarım artık 🙂 ama isterseniz dizisini izleyebilirsiniz burada detaylı olarak yazdım 🙂

dün bende eve gelirken kitap aldım oğuz atay tutunamayanlar ve düşler krallığını aldım .düşler krallığını daha önce okumuştum ama bir daha okuyacağım 🙂 artık eskisi gibi kendimi kitaplara vermek istiyorum . çok severim okumayı bir türlü fırsatım olmadı son zamanlarda ama artık yeter kitap okumayı özledim ben .

sizde bol bol okuyun derim .kitap gibisi yok .son olarak komavu çingum ,hikarum arigatoo ,kamsamida 🙂