Biriktirdiklerim Part 2

lavenderBiriktirdiğim yazılardan bir deste yaptım sizlere. Yine filmlerden gidelim . Lavender  yani lavanta bu yıl içersinde pek izleyemediğim hong kong sineması örneklerinden biri. Frozen ı izleyince  tabi ki benim takeshi sevdam tuttu. Ben de dedim izlemediğim filmlerine bi bakayım . Bu filmi çok met etmişlerdi bu yüzden bunu seçtim. Bir melek gecenin bir vakti bir kadının balkonuna düşer. Kadın ölen sevgilisi için yas tutan , hayattan bıkmış , hiç bir beklentisi olmayan bir esans satıcısıdır. Meleğimiz yemek yemeye ihtiyaç duymaz duymasına ama hayatta kalmak için sevgiye ihtiyacı vardır. Bu konuda da sağ olsun kadınlar onu hiç yoksun bırakmazlar. Ha bir de kadının yan komşusuyla tanışınca meleğimizi yoldan çıkarırılar. Yazık yaw buna bir melek böyle yoldan çıkartılır mı heç dedim durdum 🙂 ee filmin içeriği ile pek ilgilenmeden genel bir şeyler söylemek istiyorum. Daha önce takeshi yi bir başka filmde sweet rain de melek olarak izlemiştim ama orada ki melek japonların bakış açısıyla pek bir başkaydı. Buradaki ise daha farklı. Elma sahnesi olmasa ve sonu da böyle karışık olmasa ( iki saat filmin sonunu anlamaya çalıştım da ) bu film güzeldi. Melek olarak çok iyi iş çıkarmış bizimkisi , baya yetenekli,  filmin en büyük hatası ; olayı iyi bağlayamaması ve dini olarak da kafa karışıklığına sebep olması hem Hıristiyanlık, papa, kapı açılması falan hem de ölenlerin inek olması bana hangisi dini olarak bir karar verin dedirtti. yani biraz hatalı zorlama ama genelde iyi bir film. lavanta kokusuna da bayılırım ben.  bir de sonundaki o mikalanjelo olayı ıslık falan , yanında geçip fark etmemeler çok güzel detaylardı. sevdim .

magig ofthe magig of ordinary days benim ingilizce izleyip biraz pratik yapmak hem de alt yazıların köleliğinden kurtulmak için seçtiğim bir filmdi . aslında amacım film değildi daha çok ingilizceydi fakat film oldukça güzel çıktı . ben baya sevdim. böyle olması da güzel bir sürpriz oldu . eski zamanlardan bir yerden ıssızlığın ortasından bir hikaye bu. hanım kızımız okumuş , kültürlü bir kızcağız fakat evlilik dışı hamile kaldığından babası tarafından tanımadığı bir çiftçi ile evlenmeye zorlanır. sonra da onunla birlikte kimselerin olmadığı bir çiftlik evinde yaşamaya başlar. hem ikinci dünya savaşı yılları hem de dönem koşulları nedeniyle bizimkisi pek bir yalnız hisseder. evlendiği adama gelirsek böyle bir insan yok . bu adamı sevmemek elde mi . öyle tatlı , öyle naif, hoş görülü , iyilik sever ne bilim melek gibi bir şey.  tabi ki de bunların sorunları , anlaşamamaları, adamın kendini sevdirme çabası kızımızın da sevdiği adam ulaşıp buradan bir an önce kaçma girişimleri falan filan derken geçecek huzurlu , sakin , repliklere fazlaca ihtiyaç duymayan , naif bir film. sonuna doğru roy un acaba ben de sevdiğiniz hiç bir şey var mı hanımefendi dediği yerde içim cız etti. ve neden böyle bir evliliğe razı olduğunu anlattığı yerde şaşkına döndüm. hele o kitap almaları falan , havuz yapmaları daha doğrusu gösterdiği her çaba benim içimde takdirler karşılık buldu. velhasıl uzun lafın kısası benzerleri fazlaca bulunana bir senaryonun en güzel örneklerinden biri olmuş. sevdim , beğendim.

the girl most likely tothe girl most likely to  yine ingilizce sevdasına indirdiğim filmlerden biriydi. 1973 yapımı sanırsam . klasik bir hikaye vardır her dönem tutar , etkisi hiç azalmaz. çirkin kız her daim aşağılanır, kötü muamele görür ve gün gelir kızımız güzelleşir. yakışıklı çocuk ona aşık olur ve happy ending değil mi ? hayır değil. burada yine çirkin bir kız var ve yine çok aşağılanıyor bu yüzden . o kadar zeki olmasına rağmen yeteneklerine rağmen hayatı bu çirkinlik yüzünden hep zor geçmiş. intikam almak isteyeceği de bir çok kişi oluyor çünkü film boyunca eziyete uğruyor. sonra bir trafik kazası ve kızımız estetikle güzelleşir. buraya kadar tamam bundan sonra yakışıklı prens ve beyaz at yok . bundan sonra kızımızın intikam planları var. ee bu da görülmemiş şey değil ki winpohu diyeceksiniz. tabi değil ama hiç bir intikam böyle değildir. kızımız listesini eline alıp zekasını kullanarak her birini kaza süsü verip öldürüyor. hepsinden tek tek kurtuluyor.  o cinayetleri ile uğraşırken bir dedektifte araştırmaya başlıyor. film diğerlerine göre mutlu etmese de bazı vurucu replikleri, farklı intikam senaryosu ve sonundaki sahnesiyle farklı bir yapım . aslında sevdim diyemeceğim fakat harcamak da istemiyorum çünkü ana fikir . herkesin göz ardı edemeyeceği yanları ve ayrıntıları ile beğendim. mutlu etmese de final sahnesiyle tam da olması gerektiği gibi bir film olmuş.

tythe love revenger miss jo bu filmimiz kore diyarından . aşk intikamı ile yanıp tutuşan bir hanım kızımız ve sevgilisi tarafından aldatılıp terk edilen bir fotoğrafçımız var. bunların yolu bir şekilde kesişiyor ve görüştükçe de birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar. ama bir sorun var kızımızın bir hastalığı var sadece kendisine aşık olamayanlara aşık oluyor. imkansızlara . bu sebepten ki arkadaşı fotoğrafçıyı görünce evli misin ? gay misin ? yoksa rahip olmayı mı düşünüyorsun diye soru yağmuruna tutuyor. miss jo hem imkansızları seviyor hem de onlar kendisine aşık olmadılar diye onlardan çocukça intikamlar alıyor. çok değişik değil , çok güzel değil , çok sıradan bir film . biraz romantik komedi olsun çok da iyi olması şart değil diyorsanız izlenebilir tabi .

the paradiseiki de dizi tanıtalım değil mi ? the paradise ı bana la fea önermişti. biliyor tabi ingiliz dizilerine hele hele dönem dizilerine olan tutkumu . bende hemen açtım baktım.. lakin bu dizinini alt yazıları yok. ingilizce biliyoruz bilmesine ama bunların konuştuğu o aristoratik ağdalı dili bilmiyoruz . bu yüzden lütfen biri çıkıp şu diziye el atsın ben hiç yapmadım yoksa ben çevirirdim. dizimiz emile zola nın bir romanından uyarlama . ingilterede açılan ilk alışveriş merkezini kendisine konu edinmiş. bu sebepten küçük dükkan sahibi esnafı bezdirmiş. kadınları ve onların tutkularını hedef almış tam bir kapitalizm hikayesi. baş rolünde bu alışveriş merkezinde çalışan bir satıcı kız ile oranın sahibi var. geri planda da diğer satıcılar falan. onların hikayeleri. dönem dizilerini seviyorum . o zamanı resmetmek de çok ustalar. dizinin en beğendiğim repliklerinden biri şöyle. alış veriş merkezi sahibi kredi bulmak için bir yatırımcı ile görüşüyor. adam bunların satılacağına emin misin diyor. bu kadar şeye ihtiyaç var mı ki. ve bizim kapitalist patron konuluyor . ihtiyaç mı ben onların ihtiyaçlarına hitap etmiyorum ben onların arzularına hitap ediyorum. adam işi çözmüş kadınların arzulamalarını sağlayıp paraya konuyor. dükkanın detayları o elbiseler, danteller , şapkalar, o hava için bile izlenir. benden söylemesi .

250px-Piece-p1gelelim piece dizisine . bu diziyi bir blogger tanıtmış bir sürü de gif koymuş . merakımı cezp etti. dayanamadım şimdi ona sesleniyorum senin yüzünden böyle bölüm bekliyorum beğendin mi Yaptığını 🙂 piece japon dizisi en son rich man poor woman ı izlemiştim ve japon dizilerini pek samimi , pek kısa ve pek özel buluyorum. kısacık bölümler süründürmeyen sezonlar işte budur. manga uyarlaması bir dizi bu. yakışıklı bir eleman var. sonra zeki biri, hanım kızlarımızda fazlaca bulunuyor. bir gün liseden bir arkadaşları ölünce cenazede buluşuyorlar bu eski arkadaşlar. üzerinden üç yıl geçmiş. kızın annesi birinin eline sarılıp ölen kızının sevgilisini bulmasını istiyor. bu hanım kızımız işte her şeyi başlatıyor. herkese sorup kızın gizli sevgilisi araştırırken kendi lise yıllarına da gidip hem hesaplaşıyor hem de sevdiği çocukla ilgili duyguları ile yüzleşiyor. ha bunların yanına diğer kişilerin hikayeleri de dahil olunca hem meraklı hem sevimli bir dizi çıkıyor.  o çapkın veledi ben çok sevdim . pek şeker bir şey. kız biraz soğuk . gözlüklü zeki eleman da iyi olmuş. velhasıl 8. bölüm izledim yeni bölüm için merakla bekliyorum. dizi de topu topu 20 dakika sürüyor tadına doyamadım desem yeridir. artık japonya diyarına açılmalı kore dizilerinden el etek çekmeli bence.

bu yazı da bu kadar bir dahaki yazıya kadar esen kalın efem 🙂

Biriktirdiklerim Part 2” üzerine 4 düşünce

  1. Anaaam dönem dizilerine bayılırm ben. Ama onu izlemye İngilizcem yetmez yahu. 😦 Sana yandaş olaraktan sesleniyorum: ”nolur, hayrına çeviri verin şunu”
    Piece benim bitmesini beklediğim bir dizi çok çok merak ediyorum. Gizemli falan bir de Etrafta fazlaca foto, gif görüyorum zaten. Bitsin izleyeceğim. Elamını Vampire Boy’dan tanıyorum, severim de sevimli kerata. 😀

    Ellerine sağlık. 🙂

    • bende bayılırım dönem dizilerine ve o kadar ağdalı dil olunca ban da zor geliyor biri çıksın da çevirsin lütfen diye haykırıyorum 🙂
      piece için bekliyoruz bakalım sonu da güzel biterse artık japon diyarına doğru geçiş yaparım 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s