Charles Dickens : İki Şehrin Hikayesi ve SYDNEY CARTON

Bu yazıyı yazmayı çok istiyordum ama pc bozulunca aklımdakiler de uçup gitti bu güne kısmetmiş. Charles Dickens  çok önemli bir yazar önce ondan sonrada iki şehrin hikayesinden bahsetmek istiyorum. İngiliz yazarın zor bir çocukluğu olmuş ama o genç yaşta çalışmaya atılmasının eserlerinde bıraktığı derin izi görmek onun kabiliyetine katkısına inandırıyor insanı.

Oliver Twist (1839) ve David Copperfield (1850) çocukken okuduğum kitaplarıydı. Sonrasında Büyük Umutlar adlı kitabının uyarlamasıyla tanıştım . Little Dorrit  ve  The Mystery of Edwin Drood  adlı uyarlamaları izledikten sonra onun o karakterleri beni oldukça etkiledi çocukluktan beri de bir kitabını okumamış olmanın verdiği büyük utançla kitapçıda İki şehrin Hikayesini görünce hemen atıldım. 

Uyarlamları veya okuduğum kitapları hepsi onun gerçekten ne kadar iyi bir yazar olduğunu gözler önüne seriyor ben iki şehrin hikayesini okurken oldukça keyif aldım.  Kitap Fransız devrimini Londra ve Paris eksenininde temsili tipler ile bir aşk öyküsüne bağlı kalarak anlatıyor. Dickens ‘ın daha önce bir kez denediği tarihsel romana dönüş yaptığı kitabı zıtlıklar üzerine kuruludur. Devrimi anlatırken her kesimi de içine alan tek bir bakış açısında bulunmayan bir anlatım söz konusu örneğin asillerin yaptıkları acımasızlıklar ve kötülüklerden yakınırken devrim sırasında her değişimin kaderi olan ve kaçınılmaz bir şekilde kendine yer bulan kaos ve yeniyi meşrulaştırmak için oluşturulan haksızlıkları temsil eden bir halk kitlesi de yer almaktadır. devrim asla çiçeklerden oluşmaz bu süreç hep bir şeyler götürür. çünkü bu yeniliğin oluşması kaos ortamından kurtulması için bazılarının feda edilmesi gerekir. yaralı ceylanların zengin- fakir , asil – halk hiç fark etmeden gözden çıkarıldığı bir süreçtir bu. öyle ki özgürlük , eşitlik , kardeşlik ve ölüm ‘dür slogan . güzel bir şey olması beklenir çünkü haksız soyluların eziyetleri bitmelidir,insanlığa onuru iade edilmelidir eşitlik , kardeşlik , özgürlük olmalıdır pek bunları sağlarken gelişen süreç o nasıldır . kurulan halk mahkemeleri sadece suçluları mı hedef alır. her zaman olduğu gibi her kurulan düzenin ezdiği haksızlıklara mahkum olan kurbanları vardır.  fakat Dickens bu kurbanlardan bazılarının mesela terzi kız gibi ilerde insanlar daha iyi yaşayacaksa kendilerini bile bile ölüme feda ettiklerini anlatıyor.

kitapta ilk okuduğum da en sevdiğim hatta tek sevdiğim karakter sydney carton oldu . daha ortaya çıkar çıkmaz onda bir şey olduğunu , olacağını sezinliyorsunuz. benim favori karakterim o oldu ve kitabın sonunda böyle bir şey geleceğini o ilk mahkeme sahnesinde anladım.  carton ı anlatmak zor onu yazan yazarın nasıl hayal ettiğini tasvir etmek de zor ama ondan benden bir şeyler varmış gibi hissettim. bunca yıl sonra bile bir karakterin böyle benzerlik göstermesi takdire şayan gelin onu onun ağzından dinleyelim .

toz bulutları , sabah rüzgarının önünde oraya buraya dönüp dururken , sanki, uzaklardan bir yerlerden yükselmiş ve ilk serpintisi şehre ulaşarak ortalığı kaplamaya başlamış  çöm kumlarını andırıyorlardı. 

içinde heba olmuş çabalar ve etrafında bir çölle bu adam , sıra sıra evlerin bulunduğu sessiz bir sokakta hareketsiz duruyordu. bir an için önündeki ıssızlıkta onurlu bir amaç , özveri ve sebatın serabını gördü . bu hayalin güzel şehrinde sevginin ve inceliğin ona baktığı aydınlık yollar; hayatın meyvelerinin olgunlaştığı , asılı durduğu bahçeler ; parıldayan umut suları vardı önünde . sadece bir an sürdü bu , sonra geçip gitti . bir evler labirentindeki dairesine çıktı, dağınık bir yatağa kendini giysileri ile attı. yastığı boşa akan göz yaşlarıyla ıslandı. 

güneş üzgün üzgün yükseldi. iyi yetenekleri ve iyi duyguları olan, ama onları yönlendirmekten aciz ,kendi mutluluğunu sağlayamayan ,hatta kendine dahi yardım edemeyen , üzerindeki afetin farkında olan ve onun kendisini yiyip bitirmesine göz yuman bir adamın manzarasından daha acı bir görüntünün üzerine doğamazdı. 

Carton aslında öyle yetenekli ama onu bir türlü kullanamayan daha doğrusu kullanmak istemeyen bir insan , öyle korkmuş , öyle yılmış ki mutlu olmak için çabalamıyor bile avukat arkadaşı ile olan o diyalogda onun bezgin ve yıkılmış umutsuzluğuna şahit oluyoruz . buna rağmen son derece zeki , kararlı ve cesur . yaptıklarını da asla onurlu olmak için yapmıyor yaptığı fedakarlıkta o asil davranışta bile bir sinsilik var biliyor ki şimdi varlığının hiç bir etkisi olmayan bu insanlar üzerinde yaptığı fedakarlık sayesinde inanılmaz bir etki bırakacak , kalplerine yerleşecek , geleceklerinde, şimdilerinde ,geçmişlerinde hep var olacak , onların arasında hep görünmez bir kahraman olarak varlığını sürdürecek belki aralarında gizli bir duvar işlevi görecek .işte bu carton a göre bir düşünce . ölümsüzlüğü elde etmek ancak başkalarının anılarında yer bulmak yaşamaktan geçer carton işte bunu başardı.  bu kitaptaki tek sevdiğim karakterde beni bu kitaba kitap da bu yazara fazlasıyla bağladı üstelik yukardaki sahnenin güzelliği , anlatımdaki o ustaca dil , betimlemelerin sade fakat etkileyici yanı ve duyguların böyle güzel ifade edilmesi yazarın başarısı değil de nedir. Carton insanı aşka inandırır , carton sevmek nasıl olmalı onu gösterir belki de bencil olmayan bir sevginin heykeli gibidir.

eğer hiç bir kitabını okumadıysanız hemen birini edinmenizi tavsiye ediyorum. yazı da anlatmak istediğim çok şey vardı ama çok da uzatmayalım kısacası sevdim .  esen kalın efem 🙂

Charles Dickens : İki Şehrin Hikayesi ve SYDNEY CARTON” üzerine 3 düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s