Siyah Beyaz Hayatlar – Siyah Beyaz Filmler

bu gün son zamanlar hep siyah beyaz filmler izlediğimi fark ederek neden bu izlediklerimi yazmıyorum dedim.  seviyorum eski yapımları  ve onların alt yazılı olması yani  dublajlı olmaması , eski havaları , kendine bağlayan bir gizemi var  benim için .

ilk filmimizden bahsetmeden önce bu filmlerin hemen hepsinde neden cary grant var anlamadım yani bilerek yapılmış bir seçim değil yoksa ben clark gable ı tercih ederim 🙂  nasıl farklı bir ülkenin filmlerini ilk izlemeye başladığımda hep aynı adamların filmlerine denk geliyorsam bu siyah beyaz filmlerde de hep carry grant a denk geldim . demek ki o zamanlar pek popülermiş 🙂

his girl friday ile başlayalım yani türkçesi cuma kızı olan bu film aslında frontpage adlı bir tiyatro oyunundan filme dönüştürülmüş. dakika başına en fazla repliğin geçtiği film olma özelliğini taşıyor karakterler asla susmuyor o denli çok konuşmanın olduğu bir film bu .  film 1940 yapımı 92 dk uzunluğunda.  film  büyük bir gazetenin editörü olan walter ın boşandığı karısı ona gelip yeniden evleneceğini , nişanlısı ile başka bir şehre gidip yarın nikah kıyacağını söyler. walter ise işi bırakacağını söyleyen kadının evlenmesini istemez çünkü en iyi gazetecilerinden birini kaybetmek istemez bu yüzden çeşitli dalavereler ile onu oyalamak ister. Hildy ise sakin bir hayat huzurlu bir aile hayatı istediğini söylese de gazetecilik damarlarında yer bulmuştur bundan o kadar kolay vazgeçebilecek gibi durmaz. film bir yandan politikacıları eleştirirken diğer yandan haber için cinayet dışında her şeyi mubah gören gazetecileri eleştiriyor üstelik bunu komedi dozunu düşürmeden ve hiç yavaşlamadan yapıyor . severek izleyeceğiniz bir film. eğlencesi  iyi , eleştirisi dozunda 🙂

suspicion yani şüphe yine bir carry grant filmi . bu filmde üç kağıtçı bir adamın parası için bir kadınla evlenmesini konu ediniyor ama kadın evlendikten sonra kocasının beş parasız , yalancı ve dolandırıcı olduğunu öğreniyor ama yine de onu sevdiğinden terk edemiyor ta ki bir gün onun para için kendisini öldürebileceğine ikna olana kadar bundan sonra da acaba nasıl yapacak diye kadının şüphelerine ortak oluyoruz . mesela ona süt götüren adam kesin içine zehir koymuştur falan diye hayal ediyoruz . peki film nasıl benim kanaatim sanki bir şey olacakmış gibi verip ama asla seyirciyi tatmin etmeyen filmlerden biri . genel anlamda kötü değil belki kadının her şeyi tek tek öğrenmesi falan izleniliyor ama tavsiye edebileceğim kadar da beğenemedim.

the paradine case  namı diğer paradine davası gregory peck in oyunculuğu ve senaryonun iyi olması üstelik çekim teknikleri beni yeterince tatmin etti. en çok da o kadının etrafında dönene kamera tekniğini sevdim çok hoş gizemli bir hava katmış.  peki konu nedir. çok ünlü bir avukat  kör kocasını zehirlediği iddiasıyla tutuklanan bir kadının davasını alır. başlarda bu dava onun için şan ve şöhret demek . ününe ün katmak. çok mutlu bir evliliği de vardır ama müvekkili öyle dişli bir kadındır ki adam ona aşık olur. karısı da dahil herkes de bu durumun farkındadır . bir taraftan kadının masumiyetini ispatlamaya çalışırken diğer taraftan kıskançlık krizlerine girer. üstelik karısını da idare etmek zorundadır. bunların hepsi yetmezmiş gibi bir de sevdiği kadının gerçekten katil olması ihtimali vardır ki bu da beynini kemiren en büyük düşüncelerdendir. bu karmaşıklığın arasında o araştırmasını yaparken biz de katil mi değil mi . nasıl . neden sorularına yöneliyoruz. filmi beğendim . bilhassa o dava sahnelerini ve zeki hakimi çok sevdim. itirazlara verdiği cevaplarla beni zekasına haran bıraktı üstelik hazır cevaplılığı da göz ardı edilemez. paradine davası başkaları tarafında ortalama bir film olabilir ama nedense benim gözümde çok ayrı bir yer edindi. en sevdiğim sahnelerden biri de  uşağın gece yarısı avukatın odasına girmesi ve ikili arasındaki diyaloglardı. gizemli olduğu kadar gotik bir havası da vardı bu sahnelerin . sevdim , beğendim .

notorious yani aşktan da üstün   bu film de yine carry grant ile baş başayız ama bu sefer çok farklı bir rolde bu adamı izlediğim karakterler genelde komik adamlardı . ilk izlediğim  arsenik kurbanları filmi biz de ahu dudu likörü  hali ile bu filmdeki soğuk ajan halleri hiç uyuşmuyor. bu bir ajan filmi desem yeridir sanırım. babası alman olan bir kadın babasının tutuklanmasından sonra polislerden nefret eder. çünkü babası ülkeye ihanetten hüküm giymiştir. bir gün yakışıklı bir adam karşısına çıkar ve ona yardım etmesini teklif eder. babasının dostlarının arasına sızıp onlar için bilgi toplayacaktır. kadın işi alır adamla kadın rio ya gider aşık olur ve görev belli olur. görev kadının bir adamı baştan çıkarmasına bağlıdır. ki bu tür filmlerde kadınların böyle kullanılmasına itirazım olsa da izledik . adam tercih yapacaktır ya sevdiği kadın yada görevi . kadın da tercih yapacaktır. işler böyle bir kaygan zemin üzerine inşa edilir. aşk sorgulanır. birileri kazanır birileri kaybeder ama bu aşk sorgulamaya girdiğinde bence zaten kaybetmiştir. neyse filmin sonu işleyişi hep benim düşüncemin aksine oldu. zaman farkı sanırım 🙂 izlemek isterseniz ortalama bir film diyeyim .

filmler bitti . ilk film dışındakilerin alfred hitchcock filmleri olduğunu da belirteyim . olur da şöyle siyah beyaz bir şeyler izlemek isterseniz buyurun buradan yakın 🙂 hoşça kalın efem 🙂

not  : bu filmlerdeki kadınlar ne kadar da güzel yarabbi ?

Siyah Beyaz Hayatlar – Siyah Beyaz Filmler” üzerine 6 düşünce

  1. 3. film çok ilgimi çekti, izlersem önce onu izlerim. eski filmlerdeki kadınların çok güzel olduğuna da katılıyorum, ama erkekler için aynı şeyi söyleyemiycem 🙂 daha doğrusu o zamanlar erkeksi erkek modası varmış; ama ben babyface sever olduğum için clark gable’lar, cary grant’lar hiç zevkime hitap etmiyor 🙂

    eline sağlık canım, ne güzel bir tanıtım olmuş ^^

    • paradine davasını benim böyle suç filmleri sevmemden dolayı daha çok ilgimi çekti sanırım 🙂 evet erekler kadınlar gibi değil ben de clark gbale ı rüzgar gibi geçti den dolayı seviyorum sanırım o rhet butler olmasaydı böyle hayran olmazdım galiba ama oyunculuğuna şapka çıkartırım o ayrı 🙂 cary grant ise bana hiç hitap etmiyor . beğenmene sevindim . yaşasın siyah beyaz sinema 🙂

  2. Suspicion ve Notorious Cary Grant’ın kariyerindeki en iyi filmlerinden bir kaçı olarak tanınsa da ama benim en sevdiğim filmi Audrey Hepburn ile başrolünü paylaştığı1963 yapımı Charade,bahsettiğin diğer filmleri duymuş olsam da izlememiştim çünkü genelde aynı oyuncuların renkli filmlerini tercih ediyorum ama çok güzel anlatmışsın o yüzden birden bir nostalji gecesi düzenlemek geldi içimden :))),kalemine sağlık…

  3. Bu aralar ben de taktım bu siyah beyaz filmlere kok.Audrey Hepburn teyzenin bir filmi vardı ki tam senin damak tadına uygun he.Polisiyeli,gerilimli falan adını hatırlayınca sana mesaj atarım 😀 Hakikaten bu kadınlar neden bu kadar güzel yea.Bu filmler de baya alengirli he.Listeme ekledim indirip izleyeceğim.Ellerine sağlık 😀

    • tamam kok mesaj at aban 🙂 siyah beyaz filmler candır be nostalji yaptırır insana 🙂
      izledikten sonra konuşuruz artık . kadınlar da çok güzel insan imreniyor ywa 😦

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s