ADI BİLE YOK …

hikayenin bir zamanı ve mekanı yok adı bile yok gelen yorumlara göre bir isim bulurum diye düşünüyorum 🙂

KARAKTERLER   SANO – DİAN – KADİM – SELİ

BÖLÜM ADI : KENDİ TESADÜFLERİNİ YARATMAK

Neutgeh Pin Sarang (Too Late) Violin Instrumental

Gece erken yatmak için çok uğraştı ama fayda etmedi.Huzursuzca kıvranıp yatakta  bir sağa döndü , bir sola döndü düşüncelerine hakim olamadı.Beynini kapatabilse diye düşündü, ne güzel olurdu, tek bir tuşla düşüncelerden arınıp, tatlı bir rüyanın derinliklerinde kaybolabilirdi.Heyecandan uyuyamayacağını anlayınca yataktan doğruldu, sırtını duvara yasladı ,elleri  ile uzun siyah saçlarını arkaya attı. Bir taraftan söyleniyor, bir taraftan elleri ile saçlarında lüleler yapıp oynuyordu. Beyni patlayacak gibi olmuştu. Aklına bin bir türlü soru geliyordu . Acaba değişmiş miydi. “Acaba ben değiştim mi?” . “Eskisi gibi olur mu acaba ?” Soruların ardı arkası kesilmiyordu . En iyisi  bir şeylerle uğraşmak diye düşündü. Yataktan kalkıp, kitaplığın önüne geçti.Kitaplık muazzam bir kütüphane gibi idi. O kadar çok kitap vardı ki!

Kitaplar onun için en büyük tutku demekti.Her rafa türlerini yazmış ,kategorilere ayırmış hatta sayfa sayılarına göre bile düzenlemişti.Yapması gereken her şeyi bitirdikten sonra soluğu kitapların yanında alırdı. Tüm zamanını onlarla geçirirdi. Bazıları onun normal olmadığını düşünse de o yalnızlığı seviyordu ya da kitaplardaki karakterlerle kurduğu dünyayı seviyordu. Bir kitap seçti, yatağına dönüp okumaya başladı. Okuyordu ama kelimeleri beyni algılamıyordu. Sayfalarca okumuştu belki,  hiç birini anlamamıştı bile . Çevresi ile hiç bir zaman çok ilgilenmemişti. Buna rağmen kitaplara olan tutkusu yıllar önce başlamıştı.

Nasıl bu kadar yalnızlaşmıştı? O gün, dünyanın en yalnız insanı gibi hissettiği o gün her şey değişmişti.Ilık bir ilk bahar günü parkta en yakın arkadaşını bekliyordu.Seli  koşarak geldi “biz bu gün taşınıyoruz” dediğinde sesi kırılmıştı adeta, tiz ve hüzünlü bir ses yankılandı  Dian ‘nın kulaklarında ,tekrar ve tekrar içinde şimşekler çaktı en değer verdiği arkadaşı gidiyordu. “Ben başka kimseyle böyle anlaşamam ki” diye düşündü Dian.İçi sızladı .Çocuk olduğu için böyle olduğunun, zamanla bunları unutacağının farkında olmadan üzüntüyle yüzü düştü. Arkadaşının bu halini gören küçük kız istem dışı bir şekilde onu rahatlatmaya çalıştı.”Şimdi gidiyorum ama kendi başıma seyahat edebilecek yaşa gelince seni görmeye geleceğim söz veriyorum” dedi.

Seli el sallayarak hızla uzaklaştı.Dian parkın ortasında öylece kalakaldı.Her yer yemyeşildi ,etraf mis gibi çicek kokuyordu,güneş insanın içini ısıtıyordu. Işıl ışıl parlayan güneşe inat ,cıvıl cıvıl bir ilk bahar sabahında ilk kez sevdiği birinden ayrılmış olmanın  verdiği karmaşık duygularla papatyaların yanına gitti . En sevdiği çicek papatya idi. Her yerde onlar vardı. Çömeldi  bir tanesini kopardı.”Sende istemiyorsun değil mi? ama bak ben seni ayırdım toprağından” . Sonra yapraklarını teker teker kopardı “gelecek, gelmeyecek…” dakikalarca  aynı şeyi yaptı durdu. Her taraf, üstü başı yaprak dolmuştu. Hafif bir rüzgar esti yapraklar uçuştu . Onca zaman  uğraştığı şey uçup gitti. Boş gözlerle uçuşan yapraklara baktı. Giden emeğinin ardından baktı. Saçları uçuştu, papatya yaprakları uçuştu …

Bir hafta kadar huysuz dolaştı durdu. Sonunda dayanamayan annesi kimseyle arkadaş olmaya razı olmayan kızına bir uğraş buldu .Dian ‘ı  bir kütüphaneye götürüp ne zaman isterse buraya gelebileceğini söyledi.Ona hayatının tutkusunu kazandırdığını bilmeden.Küçük kız artık devamlı kitaplarla ilgileniyordu. Ailesi için sorun çözülmüştü. Dian  için hediye olarak verilen bir kitap, gökten onun için koparılmış bir yıldız gibiydi.

Kitap okumak işe yaramış , sonunda uykuya dalmıştı . Sabah erkenden  uyandı. Başkaları bu halini görse inanamazdı.Annesi bu halini görünce şaşkına döndü, hiç bir şeyle ilgilenmeyen kızı ilk defa böyle hayat dolu, neşeli ,cıvıl cıvıldı.En yakın arkadaşını görme fikri bile onu mutlu etmeye yetiyordu.Camı açtı içeri gün ışığı ve mis gibi bahar havası doldu. Dışarıda kuş cıvıltıları vardı. Hafif esen rüzgar insanı tatlı düşlere sürüklemeye yeterdi. İki saat hazırlanmak için uğraştı, her giydiğine bir kusur buldu .Üzerini o kadar çok değiştirdi ki sonunda annesi müdahale etti de hazırlanabildi.Acele etmezse geç kalacaktı. Çantasını ve rengarenk şapkasını kapıp koşar adamlarla çıktı evden . Buluşacakları yere yürüyerek gitmeye kara verdi. Hem havanın tadına varacak hemde rahatlama fırsatı bulacaktı.

That\’s Amore – Dean Martin

Dian buluşma yerine varınca  uzaktaki birini arkadaşı zannettiği için geç kaldığını düşünerek koşmaya başladı ama fazla ilerleyemeden birine çarparak durdu. Çarptığı çocuğun elinden kitaplar düştü ,çocuğun yüzüne bir kere bile bakmadan eğilip kitapları toplamaya başladı. Eline aldığı kitap çok arayıp da bulamadığı bir kitaptı, sanki bir tek kendi varmış gibi konuşmaya başladı “Allah ın işine bak ben arar arar  bulamam, el alem ne de güzel bulmuş işte” . Sinir ve imrenme dolu bir bakışla kitaba baktı. Sano  tam konuşmaya başlayacaktı ki, arkadan biri Dian diye  seslendi . Dian arkasını dönüp Seli ‘yi görünce mutluluktan gözü bir şey görmedi, kitabı hızla çocuğun ellerine sıkıştırıp oradan uzaklaştı. Sano  elinde kitapla kalakaldı  . Dian ‘nın  arkasından baktı ve şansına küstü. Eliyle alnına vurdu. Bir el  yavaşça çocuğun omzuna dokundu .

Kadim konuşmaya başladı.”Yine olmadı bak bu numara da işe yaramadı . Zaten bir kızı kitapla tavlamaya çalışmak çok saçma bir fikir. Gel adam gibi gidip konuş ,çıkma teklif et . Herkes filmlerdeki gibi tanışmak zorunda değil ki . İnan bana bunlar gerçek hayatta olan hikayeler değil”.

Üzgün bir halde bakışlarını kitaptan ayıran Sano  arkadaşına döndü . “Biliyorum ama onun için bu anı unutulmaz kılmak istiyorum . Çok özel olsun istiyorum belki o zaman bir kez olsun yüzüme bakar ne dersin?”. Bu son cümleyi söylerken umut kırıntıları ile hayal kırıklıkları kol kola girmiş iki dost misali gözlerinden damlıyordu.Kadim  bu zavallıya bakmaktan kendini almadı, teselli etmek istiyordu ama bu dünyada en zor yaptığı şey buydu herhalde. Keşke sheldon gibi ‘there there ‘ demekle yetinebilse diye iç geçirdi. Sonunda bir şeyler söyledi. “Suç sende değil ki! o kimsenin yüzüne bakmıyor. Bu dünyada sanki bir tek o yaşıyor bir de o kitapları.

“Kadim teselli cümleleri arayadursun, bizim uslanmaz aşık pes etmeye niyetli değildi. “Hadi gidiyoruz!” dedi. Kadim  “Nereye ?” diye sordu.  Şaşkın bir şekilde “Bu sefer aklına ne geldi?” diye düşünüyordu. Sano gözlerinde ışıl ışıl bir gülümseme ile arkadaşına döndü. “Pes etmeye niyetim yok . Onu ilk gördüğümden beri fırsat kolluyorum. Şimdi böyle bitmesine göz yumamam.”

Dian ve Seli  çok sakin bir kafeye girdiler. Dian devamlı buraya gelirdi. Burada kimselerin olmaması hoşuna gidiyordu. Ara sıra “Nasıl olur da bu kadar boşken burası batmıyor?” diye düşünmeden de edemiyordu. Mekan siyah olarak dizayn edilmişti. Her yer tahta ve siyah konseptine uygun olarak dekore edilmişti. Duvardaki resimler bile gotik bir hava taşıyordu. Bir masa bulup oturdular.Koyu bir muhabbete dalmışlardı, o kadar sene sonra konuşacak çok şey vardı . Birbirlerine öyle dalmışlardı ki kafeye giren Sano ile Kadim ‘i görmediler.Çocuklar cafe de uzak bir köşe seçtiler ama kızların masasını gören bir yer seçmeyi de ihmal etmediler. Sano  devamlı Dian ‘ı  izledi . Ellerini izledi ,elleri ile oynadığı saçlarını ,elinde evirip çevirdiği bardağını ,gülümsemesini ,gözlerinin içinden kalbinin derinliklerine akan ,eriten gülümsemesini izledi. Dian  güldü, Sano izledi ,Dian güldü Sano  aşık oldu .

Bir süre sonra Sano  garsonu çağırdı. Garson ricasını kabul edince Sano  minnet dolu gözlerle garsona teşekkür edip cafeyi terk etti. Sano  ayrıldıktan bir kaç dakika sonra garson kızların bulunduğu masaya gidip elindeki kitabı kendisine şaşkın şaşkın bakan kıza uzattı . “Bunu sizin için bıraktılar efendim” dedi. Dian  kitabı alıp kapağını açtı içinde bir not vardı .” Kitabı sana hediye etmiyorum. Sadece ödünç veriyorum . Okuduktan sonra iade etmelisin. ” Notun altında bir de telefon numarası vardı. Kız kitabı hemen hatırladı bugün çarpıştığı çocukta da bu kitap vardı ama bir türlü çocuğun yüzünü hatırlayamadı. Oysa şimdi merak içindeydi. Kitaba bakarken fark etti ki hatırlamaya çalışması boşunaydı çünkü çocuğun yüzüne bir kere bile bakmamıştı.

Frank Sinatra-Strangers In The Night

Aradan geçen üç günde Sano deli gibi telefona bakıp durdu.Yemedi içmedi uyumadı telefonu ile bir bütün oldu çıktı. Zavallı Kadim  de onun bu haline üzüldü durdu.”Yeter artık bakma şu telefona! hem o kadar kalın bir kitabı nasıl okusun üç günde?”Sano endişeli bir halde cevap verdi.”O kitabı çok istiyordu. Kesin okumuştur. Şimdiye kadar aramadığına göre aramayacak . Yine batırdım . Bu da işe yaramadı bak. İşin yoksa şimdi yeni bir plan yap . Film izle taktik bul .Kadim “Ne? Hala plan mı diyorsun? Bıkmadın ha .Ne kadar uğraştıysan olmadı. Senin planların da cedric’in chan için yaptıklarına benzedi, bir şey olacağı yok. En iyisi git söyle sen de kurtul ben de kurtulayım” dedi . Onlar böyle tartışa dursun Sano ‘nun  telefonu çaldı . Heyecandan ilk üç çağrıya cevap vermedi. Dian  tam telefonu kapatacaktı ki Sano “efendim” demeyi başardı. Dian  “neredesin sen ya? madem açmayacaksın boşuna yanında tutma şu telefonu .Bilmiyorsun galiba, o şey konuşmak için kullanılır .Sano  bu sinirli tavır karşısında dut yemiş bülbüle döndü.Hiç böyle bir şey beklemiyordu.Ama nereden bilsin ki Dian’nın  günü çok kötü geçmişti.Sonunda bu sinir harbi ile kitabı iade etmeye karar vermiş ama bir türlü açılmayan telefona uyuz olmuştu.

“Açtım ya sonuçta, hem neden bağırıyorsun? Deli misin sen ?”

“Belki deliyim ne olacak? Gel de kitabını al!”

“Sağ ol ya  bari dövseydin bir de .Öncelikle teşekkür etmen ve ‘lütfen, rica etsem’ falan demen gerekmiyor muydu?”

“O dediklerini yapamam, kitabı istiyorsan gelir alırsın yoksa bende de kalabilir sakıncası yok.”

“Tamam dur dur, nerdesin ?”

Dian  yerini söyledikten sonra Sano  ışık hızında gittiği söylenen süperman’i bile geride bırakır bir hızla ulaştı kızın yanına. Dian ‘nın  yanına gidip “merhaba” dedi. Dian  tek kelime bile etmeden , kitabı çocuğun eline tutuşturup arkasına bile bakmadan uzaklaşmaya başladı. Sano  arkasından bağırdı

“Hey dur nereye gidiyorsun?”

“Evime!”  Sano hemen  “Gidemezsin ?”  diye bağırdı

” Nedenmiş o ?” diye sordu Dian.

Konuşurken Dian  bir yandan yürümeye de devam ettiği için mesafe açılmış, artık daha çok bağırmaya başlamışlardı. Çevredekiler de bu deliler neden bağırıyor diye onlara bakmaya başlamıştı bile. Kızı durdurmak için ne söyleyeceğini bilemeyen eli ayağına dolaşan Sano  , Dian ‘a doğru yürüyüp mesafeyi azaltmayı akıl bile edememişti. Sonunda etraftakilerin bakışları sayesinde kıza doğru koşmayı akıl etti. Soluk soluğa yanına gidip.

“Gidemezsin çünkü okuduğun kitap için bir bedel ödemelisin beleşçi misin sen?”

“Ne beleşçisi be .adama bak, hem kendi kitabı  veriyor hem de ücret talep ediyor!” Dian  sinirinden delirmiş bir halde söylenmeye başlayınca, Sano ağzını açıp konuşamadı bile.”Sen vermedin mi kitabı ne yüzsüzsün . Demek böyle insanları kandırıyorsun. Tamam sana para vereceğim.” dedi elini çantasına atmıştı ki Sano Dianın  eline yapıştı. Gözlerini kızın gözlerine kilitleyip sakin bir ses tonu ile konuşmaya başladı.”Sana paradan bahseden kim? Sen her şeyi para ile mi ölçersin. Ödemen gereken bedel bana bir çay ikram etmek.”

“Çay mı? sana bir çay parası vereyim.”Çocuk öyle içten gülümsedi ki kızın kalbi sıcacık oldu. Nasıl bu kadar güzel gülümseyebilirdi ki?

Sano :”Ben anlatamadım galiba ya da sen her şeyi paraya endeksledin, ne dersin? demek istiyorum ki seninle bir çay içmek istiyorum.” Öyle yumuşak bir ses tonu vardı ki .Konuşuyor muydu şiir mi okuyordu, Dian  ayırt edemedi. Kızın şaşkın bakışları karşısında Sano’nun  yüzünü yine bir gülümseme  kaplayınca, Dian  bu muhteşem tabloya bakarken normalde reddeceği teklifi kabul ediverdi . O bir sözcük, Sano’nun  hayal edemeyeceği kadar mutlu bir düşün içinde kaybolmasına yetti…

not: hikayenin devamına bu adresten ulaşabilirsiniz 🙂 adı bile yok ( winpohu\’ca hikayeler )

ADI BİLE YOK …” üzerine 18 düşünce

  1. Vuhuuu birde güzel olmadı falan diyor valla ben beğendim çingu 😉 Bölümün adı çok güzel olmuş “Kendi tesadüflerini yaratmak.”
    Anlatım tarzın güzel ve akıcı gayet rahat okunuyor satırlar akıp gidiyor. (Bende sanki kırk yıllık yazar gibi konuşuyorum:P )

    İlk başlarda böyle karamsar bir hava hakimdi ama sonlara doğru daha yumuşadı o hava ve iyi de ldu:)
    Dian’ın o tutumu beni şaşırttı zavallı çocuk ne hayaller kurmuştu oysaki ilk görüşme için, ama o gün kötü bir günmüş

    Dian için bakalım sebebini öğreniriz belki ilerki böümlerde;)
    İsim konusunda çok yardımcı olamayacağım sanırım, çünkü genel konuyu henüz tam bilmiyoruz. Genel konuyu bilen bir tek sen olduğuna göre ismi sen bulacaksın. (haha nekadar kötüyüm:P ) Bir iki bölüm daha okudauktan sonra isim bulabilirim ama:) İsmin tüm hikayeyi kapsasın istiyorum o yüzden;) Yer konusuna gelince isimlerKorece olmadığı için kore de geçmediği garanti:P
    Birde gönderele güzel güzel olmuş, Cedric falan 😉
    Tekrar ellerine sağlık çingu valla ben beğendim, devam etmeliisn bence 😉

    • sağol cnm yorumlar çok önemli motive oldum şuan 🙂 sen tecrübelisin sonuçta hem çok da güzel yazıyorsun 🙂 önce karamsar sonra u dönüşü şeklinde olsun istedim hem tezatlıkları seviyorum hem de baştan sona karamsarlık çekilmiyor.yer konusuna gelince dediğim gibi bir mekanı yok henüz. .isimlerde benim eserim uydurma 🙂

  2. Bence de devam etmelisin. Çok akıcı olmuş. Sano’nun unutulmaz karşılaşma anı bir nevi gerçek oldu. Dian direk sert cümlelerle girdi olaya:)) Devamını okumak isterim. ellerine sağlık^^

    • değil mi artık unutulmaz bir karşılaşmaları var ama benimde sano için hain planlarım var 🙂 devamını yazmayı bende istiyorum artık 🙂

  3. winpohu’cum ne kadar tatlı bir hikaye olmuş… bunu one shot olarak bırakma, dian ve sano’nun başına gelecekleri çok merak ettim ben. sonra seli’nin hikayesi, onun yaşadıkları ve yaşayacakları var daha. malzeme bol :)) mutlaka devam etmelisin. ayrıca senin kalemin de çok güzelmiş, çok akıcı ve hiç de amatör gibi durmuyor. ellerine kollarına sağlık ^^

    ben de elbette bir sheldon hayranı olarak sheldon göndermesini yakalayanlardanım 😀 “there there” ahaha, sheldon’cuğun o beceriksiz halleri aklıma geldikçe gülüyorum.

    bi de hakkaten olay nerde geçiyor? isimler bana hiçbir ülke çağırştırmadı…

    devamını sabırsızlıkla bekliyorum ^^

    • çok sevindim beğenmene .malzeme bol ilk bölümde dian tuhaf bir karakter olacağı için onun arka planı yer aldı sonrasında diğer karakterlere giriş yapmayı düşünüyorum.tabi yeni kişilerde gelecek .sheldonsız olmaz 🙂 isimler uydurma olduğu için hiç bir yerde geçmiyor aslında kendi isimlerimi uydurmak da çok güzelmiş 🙂

  4. İsimlere bakmadan bir tahmin yürütürsek; Çay içiyorlar, demek ki, Türkiye, İngiltere, Hindistan, uzak doğu olabilir (geriye de başka ülke kalmadı zaten 🙂 ) .

    @ winpohu Ne zamandır mim’de geçen öyküleri okucam diyordum, sonunda dün başladım okumaya 🙂 Senin bu öykünde acaip hoşuma gitti, ost’te geçen şarkılara da bayıldım, atmosferin hızla değişmesine büyük katkıları var, öykünü daha da akıcı hale getirmiş, ( fly me to the moon yok ama frank sinatra var 🙂 tam benlik ) çok beğendim, devamını bekleriz 🙂

    • ne güzel tahminler onlar öyle 🙂 evet müzik atmosferi değiştiriyor.ters köşe olsun diye böyle hayatta böyle değil midir zaten .diğer bölümlerde de böyle ost lar olacak 🙂

  5. Haha o zaman diyorum ki ” BAZINGA!!!!
    Canım bu çok güzel olmuş. Bu hikayede iş var bak söylüyorum 😀 Ee nede olsa yılların tecrübesi var sen beni dinle bunu böyle öksüz yetim bırakma uzat ve devam ettir.

    Göndermeler güzel, betimlemeler güzel, anlatım ve olaylar dinamik e daha ne olsun. Üstelik ilk bölüm her zaman zordur aceleye gelir, hiç bir zaman tam düzeltilememiştir, sürekli bir kusur bulunur (Ben bunu hala yapıyorum o ayrı :D:D Hala beğenmiyorum, içime sinmedi diyorum) Ancak çok garip birşey varki yazarın yazarken hissettiği şeyi okuyucu çok güzel hissediyormuş. Bunu anlıyorum. Diğer hikayelerdeki gibi buda öyle. Yazarkenki heyecanın, coşkun hepsi içinde hikayenin.

    Üstelik bu tamamen özgür bir hikaye oda çok hoşuma gitti. Mekanın, zamanın belli olmaması okurken ayrı bir zevk veriyor.

    İlk karşılaşma bence planlanandan daha iyi oldu. Fazla şirin, sempatik. Sano’nun gülümsemesi benim bile içimi ısıttı hadi hayırlısı 😀

    Ellerine sağlık ve şimdiden kolay gelsin 😀

    • çok sağ ol cnm yorum almak beni mutlu ediyor.senin tecrübene güvenim sonsuz 🙂 evet tam düzeltemedim aslında çok eksiği vardı ama baktım ben bitiremeyeceğim kestim gitti.ayrıca sağ olsun kimbapcım benim için düzeltmeler yaptı.imlam fena halde kötüymüş 🙂 fazla özgür bir hikaye mekan zaman belirleyemedim hatta isim bile bulamadım karakterlerin isimlerini de uydurdum 🙂 bence de daha güzel oldu .bakalım sanonun başına daha neler gelecek. o gülümsemede hafife alınacak gibi değil yani 🙂 senin yorumunda benim içimi ısıttı 🙂

  6. öncelikle tüm yorumlara katılıyorum bu bir.dil çok sade hikaye akıcı olmuş nasıl bitti farketmedim.Karakterlerin isimleri sanki dünyanın dört bir yanından toplanmışar havası yarattı ben de biri Türk diğeri Japon(Sano yani) 😀
    göndermeleri de beğendim ama ben Sano2nun daha önce tanışmak için hangi yolları kullandığını çok merak ettim belki onu da bir extra olarak yazarsın hoş olur ellerine sağlık canım.Ben bu hikaye olayına uzaktım diğerleri çokdan 8,10 bölüm yayınlamış nasıl okurum bilmem ama seninkiyle güzel bir başlangıç yaptım yalnız şunu da ekleyeyim canım hikayeyi anlatırken durum olay örgüsü çok güzel ama karakterler konuşmaya başladığında havayı biraz değiştiriyor belki çok nasıl desem hımmmmmmm şimdiki zamana ait anlatabildim mi bilmiyorum yani olayı anlatırken bir anda zamnsız kalıyorsun çok pürüzsüz ve naif ama karakterler ağzını açtığında o duygu kayboluyor belki dialogları biraz daha sadeleştirmelisin ama bu benim kendi fikrim sonuçta bu hikaye senin dediğim gibi ben çok beğendim hikayeyi özellikle de Sano’yu devamını bekliyorum ellerine sağlık 🙂

    • hiç öyle düşünmemiştim ama dünyanın dört bir yanında izlenimi vermesi hoşuma gitti.bende sano’nun daha önceki başarısız deneyimlerini yazmak istiyorum hayal etmesi bile komik 🙂 konuşmalar kısmında aynı yorumları aldım.yazarken fark etmediğim bir şeydi ama olayın akışını anlatış tarzım bozuyormuş.böyle yapıcı eleştiriler geldikçe fark etmediğim yerleri düzeltirim inş:)devamı için ben herkesten daha fazla beklenti içine girdim :)sağ ol cnm yorumlarını eksik etme .

  7. Çingu sonunda okudum ve neden daha önce bakamadığım için kendime hayıflandım resmen. Bu hikayede “tatlılık akıyor” Böyle tanımlıyorum kısaca. Başlardaki karamsar havanın yerini tatlılığa bırakması çok iyi olmuş. Umarım böyle devam eder diyorum 🙂

    ”Şimdi gidiyorum ama kendi başıma seyahat edebilecek yaşa gelince seni görmeye geleceğim söz veriyorum”

    Bu cümleye bayıldım ben. Çok masumane, çok sevimli. Bu tarz masum şeyleri çok seviyorum ben, umarım bol bol devam eder.

    Ayrıca Sano’nun eski planlarını merak edenlerden biri de benim. Dian tam “tsundere” çıktı ama ilk bölümden ışıkta yaktı hani bizim çocuğa. Garsona verip kitabın ulaşmasını sağlamak güzel planmış, ben de ileride bunu deneyebilirim biri olursa aha 😀

    Sheldon’ın there there’ini burada görmek süper. Bazinga diyorum, bir tanedir o. Ayrıca Cedric ile Chan’ın adlarının da hikaye de geçmesi tatlılık unsurlarını arttırmış. Göndermeler gerçekten güzel.

    Müzikleri de beğendim. Frank Sinatra hem uyumluluk, hem de kalite katmış resmen. Zaten hepimizin müziklerini beğeniyorum ben, zevklerimiz gerçekten iyi 🙂

    İsim konusunda ben de kanırta kanırta düşünenlerdenim. Çok ama çok zor buluyorum, eminim sen ileride cuk diye oturacak bir isim bulacaksın.

    Son olarak dilin de güzel çingu, akıcı yani. Ben hiç sıkılmadan hemen bitirdim. İşte tek sorun her zaman olan sorun: Kısa aha :p Şaka bir yana hikayeler güzel olunca gerçekten ne kadar uzun olursa olsun yetmiyor bize, yetemiyor 🙂

    Ellerine sağlık diyorum ve beklmeye başlıyorum^^

    • beğenmene çok sevindim çingu :)sanonun planlarını bende merak ediyorum aynı sizin gibiyim :)tsundere olayını seviyorum ben ayrıca tebrikler karakter analizi süper .sende yap bak plan hazır uygulaması senden 🙂 kısa demedi kimse ilk sensin.yeni bölüm daha uzun olur sanırım.yorumun için sağ ol çingu 🙂
      bazinga forever 🙂

  8. çinguuuuu, yüzyıllardır bloglara uğrayamamıştım neler kaçırmışım da haberim yokmuşş !! bayıldım bayıldımm ^^ yorumlardan anladığım kadarıyla sen devam etmek istemiyorsun sanırım , sakın bırakmaa herkesin dediğini bir kez de ben diyeyim, çok akıcı ve güzel olmuşş.. bende bir tane başlamıştım ama sizi okudukça yok yok bende yetenek yok diyorum :))) devamını en kısa zamanda okuruz umarım 😉

    • özlettin kendini ara sıra uğra bloglara 🙂 hoşgeldin tekrar .beğenmene çok ama çok sevindim.ben one shot düşünmüştüm ama bu gidişle devamı olacak .bence yazdıklarını paylaşmalısın .kesin güzel olmuştur .merak ettim şimdi.bende paylaşmıyordum kötü diye ki diğerleri çok iyi yazıyor ama yorum aldıkça daha zevkli oluyor . kesinlikle denemelisin 🙂

  9. winhopucum, ne kadar tatlı bir hikaye bu böyle 🙂 şiirsel bir anlatım tarzı seçmişsin, çok yakışmış hikayene.. isimlerin karmaşık mekanın da belli olmaması gizem katmış olaylara.. bu hikayenin devamını bekliyorum ben 🙂

    • beğenmene sevindim cnm 🙂 yorum aldıkça çok mutlu oluyorum.ikinci bölümü birinci bölümü postladığımda yazdım aslında ama pc de düzeltilmeyi bekliyor .hafta vakit bulunca düzeltip postlarım artık .beklemekten sıkılmayın ha 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s