ZAMANDA BİRİKTİRDİKLERİM

Zamanla bir çok şey yapıyorum ama bunları not etmedim için ve hafıza bakımından da oldukça zayıf biri olduğum için sanki her şeyi rüzgara bırakıyormuşum gibi hissediyorum. zaman akıp gidiyor ve geriye bir şey kalmıyor. işte sırf bu yüzden gelip dururdum bu bloğa kendime not bit arşiv olsun yada gerçekten yaşadığımın bir kanıtı olsun diye. kendime not almak geçmişi saklayabilmek için.

uzun zamandır uğramadım. bu günlerde neler mi yaptım. iki kore dizisine başladım. birincisi hi school love on bu diziye kız kardeşim yüzünden başladık. hatta hiç istemedik. ben fazlaca ergen işi olduğunu bile düşünmüştüm ama ne demeli galiba hala gencim yıllar geçse de kalp kabul etmiyor. ben oldukça sevdim hatta hafta da bir bölüm olması fazlaca can sıkıcı .baş roldeki kız çok sevimli ben normalde köredeki bayan oyuncuların o sinir bozucu karakterlerine dizilerde tahammül edemem ama bu kız öyle şeker ki hiç bir sinir bozucu yanı yok. hele on dört yaşında olması beni şoka soktu. dizi fantastik bir gençlik dizisi. ölüm meleği gibi çalışana kızımız bir insanın hayatını kurtardığı için meleklikten atılıp insani bir hayata sıkışıyor. devamı da dizi de :)

ikinci dizim it is okey that is love. kore dizi çeker içinde bu hatun olurda dizi kötü olur mu hiç. sırf bu kadın var diye başladım diziye nedendir bilinmez hatun nerde oynasa o dizi güzel çıkıyor. genelde şeker dizileri tercih ediyor gibi. yanlış seçim yapmıyor. pasta, greatest love, master sun ve bu dizi . ben diziyi sevdim psikoloji üzerine olması , dram olmaması , fazla kasmayan ve biraz yetişkin vari olması falan beni çekti. hele bir müzik var ,içinde uzun zamandır böyle güzel ost lar dinlememiştim. adamı da çirkin bulmuştum ama izledikçe güzelleşti :) hep böyle oluyor. başta çirkin izledikçe yakışıklı :)

ukala satılar diye bir blog var sayesinde uzun zamandır arayıp da güzel anime bulamadım diye izleyemezken yeni güzel şeker animeler buldum. bu sene bir sürü animeyi aynı anda izliyorum.
glassip ağır ilerliyor ama merakla izliyorum acaba ne olacak diye .

ao haru ride bana fazlasıyla kimi ni todokeyi hatırlattı . öyle sıcak hissettiryor ki karakterleri bağrıma basıp satılmak istiyorum. liseliler ve onların masum aşkları :)

barakamon çok ama çok eğlenceli ben bu animeye biraz tereddütlü başladım sıkıcı olur diyordum bir adaya kaçmış bir adam ne olabilir ki diye başladım ama oldukça keyif alıyorum. hele o tatlı mı tatlı kız yok mu bayılıyorum ona küçük falan ama dehşet sevimli :)

sailor moon yeniden animeye uyarlandı. çocukluğumun animesi benim favorim hatta efsanem . biraz farklı gelse de ben serinin meraklısı olarak izleyeceğim. ne de olsa mangasını okuyamamıştım böylece manga nasıl ilerliyor onu da izlemiş olacağım.

gekkan shoju nozaki kun ise insanı şaşırtan bir anime sıradan basit bir shoju ama öyle anlar oluyor ki kahkahalara boğuluyorum. bu anime içlerinde en komiği sanırım ne zaman ne olacak bilemiyorum. karakterler arıza ve ben arızaları severim.

miyazaki efsanesinin veda filmi olan rüzgar yükseliyor animesini de izledim. her zaman ki gibi görüntüler hikaye olağanüstüydü ama nedense bu bir kariyerin bitişi olduğu için daha fazla şet ummuştum. ben fragman da başka bir hikaye düşünmüştüm de ondan da olabilir . bir parça eksik hissettim en iyisi başka bir kapanış yapsın bu anime veda için yeterli değil .

agatha teyzenin endless night adlı kitabını okumuştum bari tv uyarlamasını da izleyeyim dedim ama onu pek beğenmedim hikayeye sadık kalmamışlar yazık olmuş.

jane austen teyzenin de akıl ve tutku kitabını okudum . uyarlamasını izlemiştim ama kitabı okumamıştım henüz.
sonra peter pan ölmeli adlı kitabı okudum. polisiye olarak fena değildi. en azından aklından bir sayı tut a göre dahi iyi buldum.
bu aralar kitap okumayı bıraktım sanırım çok az okuyorum hepsi bu bilgisayar yüzünden hep yapacak bir şeyler var . bu sebepten doğru düzgün yazamıyorum bile. twitter ,tumblr falan da bıraktım ya kendimi dizilere verdim. sınırlı zamanımda anime gibi kısa şeyler veya yeni başlamış hafta da bir bölüm gelen şeyler izliyorum.

iki yabancı diziye daha başladım. outlander ın birinci bölümünü izledim bir iki bölüm daha bakarım ama devam eder miyim bilmiyorum. hikaye ilginç bu yüzden keşke kitaplarını okuyabilseydim diyorum. öyle bir hikayeyi kendim canlandırmak iterdim sırf oyuncular yüzünden hikayeden soğumak istemiyorum. finding carter adlı diziye de başladım hatta üç bölüm izledim ama olmadı yeterli gelmedi. bakalım belki izleyecek hiç bir şey bulamasam dönerim. yeni başlayan dizileri tercih ediyorum yakalamak sorun olmuyor.
başka şeyler de yapmışımdır ama aklıma gelmiyor.sanırım yazmadığım kitap yazılarım bahsetmediğim filmler var fakat kafam da koca bir boşluk var gibi hatırlayamıyorum. bu yüzden sık sık gelip yazmaya ihtiyacım var.

şimdilik benden bu kadar esen kalın efem :)

Ben Bu ARALAR …

f-tile

Bir blogum olduğunu hatırladım ve gelen mimleri cevaplamak için geldim ama önce neler yaptım bu uzun aradan sonra onları anlatayım istiyorum . Higashino Keigo  adında bir japon keşfettim efem kendisi polisiye yazarıymış malum ben bayılırım polisiye ye başladım uyarlamlarını izlemeye. önce THE DEVOTION OF SUSPECT X.  adlı kore yapımı filmi izledim . bu yazarın romanında uyarlama . güzel bir filmdi. nasıl cinayet örtbas edilir işte bunun cevabı bu filmde sonra matematik ile ilgili o teorem de güzel bir detaydı. 

H – KORE- 2002 kore yapımı olan h yine bir cinayet filmi ama içinde başka öğeler de vardı ben bunu çok tutmadım yine de fena sayılmazdı.

Confession of Murder (I Am a Murderer) yine kore yapımı bir film bunu da sevdim sonuçta zaman aşımının dolmasına rağmen yakalanamayan bir katili nasıl elde edildiğine şahit olmak güzeldi. sonra sen katili bulamıyorsan bırak o seni bulsun taktiği de iyiydi.

White Night yine malum japon yazarın romanından uyarlama bir kore yapımı polisiye . bu da fena değildi yani bazı vurucu sahneler olmasa pek gitmezdi ama onlar işi kotarmış . müzikler de iyiydi. 

Higashino Keigo Mysteries  adlı 11 bölümlük bir japon dizisi de izledim. onu da sevdim . bu adamın hikayeleri gerçekten güzel ve  beyni çalıştırıcı bazıları bariz olsa da bazıları düşündürücüydü. 

The Trouble With Harry 1955/ Alfred Hitchcock   harry nin derdi cinayet içerikli bir filmden daha çok bir durum komedisi gibi . diyalogları ve insanların o soğukkanlı normal tavırlı fakat cinayet gibi bir durum karşısında gülünç kalan tavırları çok hoşuma gitti.

The Innocents (1961) ve masumlar çok konuşulacak bir film. gerilim öğeleri karamsar havası gizemi şarkısının üzerinizde bıraktığı etki ve çocukların dahi harika olan oyunculukları ile gerçekten ilham alınası bir film olmuş.

c-tile

ve kitaplar kuzey ve güneyi tekrar okudum elizabet  gaskell e bir daha hayran kaldım . jane eyre en baştan bir daha okudum . ayşe kulin den birgün ü ,
Questioning the Heiress (The Silver Star of Texas: Cantara Hills Investigation)-Delores Fossen adlı romansı , turgenyev in babalar ve oğullar, tolstoy un insan ne ile yaşar , karlar kraliçesi ve  jules verne in doktor oks u okudum . Değirmenimden mektuplar, Emma- Jane Austen  ,  the professor – charlotte bronte ve seri katiller – fikret topallı okudum şimdi de Feryad -ı Garam – mehmet rauf a başladım. Çok yoğunum ama geceleri kitaplara vakit ayırıyorum . tutku gibi sardı beni okumak ne yazmak ne film ne dizi ne anime hiç birine  yer kalmadı bünyemde :) Ocaktan bu yana 29 kitap okumuşum . fena sayılmaz :)

şimdilik bu kadar unuttuklarım ve mim lerimle umarım kısa zamanda dönerim , o zamana kadar beni özlemenizi umut ediyorum esen kalın efem :)

Sonsuzluktur Kitap…

 

kitap bence başka başka dünyalardır . ne zaman ki başka bir boyuta geçmek istersiniz o zaman bir kitap yeterlidir.  nerden çıktı bu yazı tabi ki serseri depresyonun beni mim lemesi vesilesiyle bakınız :)

1.Ne sıklıkla kitap okursunuz?

benim bir planım programın yoktur. her şey de olduğu gibi bu durma ve moduma göre değişir  ama elime bir kitap almaya göreyim onu hemen bitirmek huyumdur. ben sabahlara kadar uyumadan iki hatta bir günde kitap  bitirdiğimi bilirim yemeyi unutacak kadar sevdiysem kitabı beni tutabilene aşk olsun :)

2.En sevdiğiniz yazarlar?

benim sevdiğim bir sürü yazar olabilir ama en aklımda kalanlar çocukluğumun ve her daim hayatımın fovorisi agatha christie , margaret mitchell rüzgar gibi geçtiden dolayı , jane austen tüm kitapları , elizabeth gasskell kuzey ve güney , emiliy bronte uğultulu tepeler, charlote bronte jane eyre , philippa gregory boleyn serisi , tolstoy , reşat nuri , judith mcnaughty, charles dickens   say say bitmez bu soru en iyisi burada kesmek :)

3.En beğendiğin kitaplar?

bu soruya cevap vermek çok zor iş azizim ama bir kaç örnek ile rüzgar gibi geçti , uğultulu tepeler, aşk ve gurur, jane eyre, kuzey ve güney , düşler krallığı , anna karenina ,çalıkuşu … böyle uzar gider bu soru

4.(Yerli/yabancı) hangi yazarların kitaplarını daha çok tercih edersin?

öyle ayrımın yoktur yerli yabancı okurum ama yerli okuyorsam günümüz yazarlarını okumam genelde eski yazarlardır benim okuduklarım.

5.Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?

seri olarak bir tek boleyn serisini okudum sanırım . devamlı kitaplara yönelmedim pek. bu serinin altı kitabını da pek sevdim .

6.Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?

romantik , polisiye , tarihi , gerilim aslında olay örgüsü yoğun ve heyecanlı kitapları seviyorum .

7.En son hangi kitabı okudun?

en son sergüzeşti okudum am o çok kısa bir kitaptı ondan önce sinekli bakkalı okudum.

8.Şu anda hangi kitabı okuyorsun?

jane eyre yi aldım ingilizcesinden okumaya çalışıyorum :)

9.Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?

ben yeni yeni keşfettim çok güzel bloglar varmış . şimdi ahlanıyorum neler varmış da benim haberim yokmuş hep sinema blogu takip edersem böyle olur işte :)

10.KİTAP OKUMAK sizin için ne ifade ediyor?(cevabını en çok merak ettiğim soru)

ben kitap okuduğum zaman hayal dünyam yeni bir kapı açar zaten balık burcu olarak hayal gücü  konusunda sıkıntım yok . yepyeni dünyalara gider yeni deneyimleri yaşamış gibi olurum . kitabın içine girer sanki orda bir karakter olurum. beni mutlu eden . gerçeklikten kurtaran ,yepyeni ufuklar açana zengin bir  dünya kitap. sanki bir bahçeye açılmak gibi. uçsuz bucaksız bir yolculuk :)  yaşamadan deneyim edinip duygu geçişleri sağlayıp empati kurduran bir kılavuz kitap. eğlendiren , hüzünlendiren bir kılavuz. hayata başkasının gözlüklerinden bakmak gibi.

sıra geldi mim i yollamaya tekrar aramıza dönen mavi ‘ye gitsin çok okur biliyorum bir de şuan bu yazıyı okuyan tüm kitap severler mim lendiniz :)

Wives and Daughters – Elizabeth Gaskell AŞKINA !!!!

Wives and Daughters yine bir Elizabeth Gaskell harikası .   şurada yazdığım  North and South adlı uyarlamayı ne kadar sevdiğimi anlatamam sanırım. manga , manhwa , kore sineması , polisiye derken en sevdiğim şeylerden biri olan ingiliz uyarlamalarını bir süreliğine unutmuştum ama uzun sürmedi tabi :)

maalesef Elizabeth Gaskell türkiye de pek popüler değil bu yüzden çevrilmiş bir kitabını bulup okumak mümkün değil. kuzey güney eserinin orjinali var bende ama diğer eserlerini de okumak isterdim. yine de öyle başarılı uyarlamaları yapılıyor ki kitabın eksikliğini bir nebze unutturuyor.

jane austen çok yetenekli bir yazar fakat Elizabeth gaskell bambaşka bir yetenek. ikisini karşılaştırmıyorum . ikisini de ayrı seviyorum lakin elizabeth in  eserleri bende bambaşka etkiler bırakıyor.

mesela kuzey güneydeki şu inanılmaz replik  belki bir fikir sahibi olmanızı sağlar.

“I wish I could tell you how lonely I am. How cold and harsh it is here. Everywhere there is conflict and unkindness. I think God has forsaken this place. I believe I have seen hell and it’s white, it’s snow-white.” – Elizabeth Gaskell

neyse konumuz kuzey güney değil başka bir uyarlama ama ne yapayım bu uyarlamayı öyle seviyorum ki bahsetmeden edemiyorum :)

Wives and Daughters  yazarın son eseriymiş . bunu öğrenince neden bu kadar başarılı olduğunu da kavradım. elizabeth gaskell in o kıvrak zekasını her diyalogda hissetmek mümkün. ince bir zekanın ürünü olan konuşmalar sanat eseri gibi işlenmiş. dokundurmalar öyle zerafetle yapılıyor ki iltifat edermiş gibi laf sokmalar  var :) bu ingilizler laf sokma işini bile ince dokundurmalar ve hayret verici ironilerle dolu cümlelerle gerçekleştiriyor.  çok güldüm. 4. bölümcük bir uyarlama ve her bölümünde gülmekten bir hal oldum :) çok eğlenceli olduğunu itiraf etmeliyim.

elizabeth aslında eserde bolca dalga geçilecek konu bulmuş ve genelde ingiliz toplumunda yer alan zorunluluklar ve sahte mecburiyetleri tiye almış. bu yüzden son eseri olması insanı şaşırtmıyor. böyle bir uslup ancak zamanla olur.

hele karakterleri kadın karakterlerde gizli olmayan açıktan açığa bir başkaldırı bir direniş var. hariett , molly ve üvey kız kardeşi hepsi açık sözlü, bir bakıma isyankar,sivri zekalı , istedikleri dışında hiç bir şeyi yapmamaya özen gösteren karakterler. kadın karakterleri böyle güçlü çizmesi çok hoşuma gitti.

kısaca konuya dönersek. bir doktorun kızı olan molly annesini küçük yaşta kaybetmiştir. 17 yaşına gelince babası yeniden evlenir ve molly ye ne çok kötü ne de çok iyi olan biraz tuhaf bir üvey anne olan clare ve onun diller destan güzelliği ile insanları  büyüleyen kızı ile yaşamak düşer.

molly in üvey kız kardeşi külkedisi masalında olduğu gibi çok kötü falan değil. normal , zaafları olan biri ama molly ye karşı genelde iyi huylu. zaten karakterlerden kimse masum melek falan değil. bence molly bile öyle değil onun bile içten içe hesapları var.

sonracığıma molly in çevresinde iki de yakışıklı diye tabir edilen kardeş var . osbourne ve roger . şunu da belirtelim molly in üvey kız kardeşinin öyle bir güzelliği var ki onu gören erkekler daha önce başkasına aşık olsalar bile anında unutup bu kıza aşık oluyorlar. işte böyle başa bela bir güzellik . varın bu kişiler bir araya gelince olacakları sizin düşünün.

yazarımız karakterlerini öyle kurnazca kurgulamış ki bir bölümde nefret ettiğim karakter sonra ki bölümde en acıdığım karakter oldu. en sevdiğim ise en nefret ettiğim . işte böyle de değişken bir havası var. merakla ne olacak acaba diye izledim.

kadın karakterler ne kadar ince işlenmişse baş roldeki kahraman olması beklenen karakter o kadar sıradan ve çoğu zaman kişiliksiz olarak verilmiş. bunun bilinçli bir şey olup olmadığını bilmiyorum. bir john yoktu yani kuzey ve güneydeki o adam nerede buradaki adam nerede. güçlü bir karakter olması gerekirdi ama yok. belkide kitapta öyledir. bilemiyorum . demem o ki ilk defa bir uyarlamada ben baş roldeki adama vurulmadım . kişiliğini beğenmedim.

bu ingilizler tuhaf insanlar mesela bu replik nasıl ince ince laf sokulur gösteriyor.

Squire Hamley: I’m not saying she was very silly, but one of us was silly and it wasn’t me.

keşke uyarlamadaki bütün o ironileri ve o zeki cevapları paylaşabilsem çok eğlendim izlerken :)

favori karakterim ise hariett oldu . nasıl bir kadın bu böyle . favori sahne isem osbor’nun sevdiği kadını anlattığı sahne oldu. nasıl bir anlatıştı o öyle.

kısa keseyim diyorum  ama olmuyor Elizabeth Gaskell sen nasıl bir yeteneksin öyle. bu kadının bütün romanları benim olsa bütün uyarlamalarını izlesem sonra zaman geçtikçe tekrar ve tekrar izlesem. dünyadaki cennetten bir parça olurdu galiba :)

Cynthia Kirkpatrick  ‘in erkeler ile ilgili tespitleri de dikkatte değer . o bir erkek , unutur , değişkendir. bu kızıında bilmediği yok :)

ben yine anlatamadım acemice denemelerde bulundum . lafın kısası siz bu uyarlamayı izleyin efem :) tavsiye olunur.

not: kasabadaki gösterişli ailenin o  evini gördükten sonra ben eve aşık oldum gözüm başka kimseyi görmedi :) bende şato istiyorum arkadaş ühü ühü :(

Elizabeth Gaskell AŞKINA !!!!

Benden Senden Bizden …

Başlık bulmakta bu kadar zorlandığıma göre bu blog olaylarında başka bir aşamaya geçmiş bulunmaktayım. Kaç gündür yoktum.  Artık eskisi gibi buralarda olur muyum bilmem. Bu yüzden kısa kısa bir kaç şeyden bahsedeceğim .

Kitaplar ,kitaplar ,kitaplar… Şu sıralar eskisi gibi okumaya başladım . Ablama gittim , dün döndüm,  gelirken eniştemin klasiklerinden tırtıkladım . Bir sürü kitabım oldu . İlk önce Madam Bovary yi okumaya başladım bitirince belki iki kelime karalarım. 

Geçen günlerde iki kitap daha okudum birincisi Aşk ve Gurur , bu kitabın farklı bir havası var. Seviyorum bu hikayeyi hatta filmin alternatif sonuna dair bir video bile bulmuş kardeşim . Burada  p and p final izleyebilirsiniz. 

Kitap aldığımızdan bahsetmiştim. Kardeşim netten sipariş veriyor. Platon devlet, Böyle buyurdu zerdüşt , Dostoveski falan aldık .Bunların yanında bir de kardeşim fantastik seven biri olarak Fısıltı diye bir kitap aldı. Düşmüş bir melekle liseye giden bir kız. Hikaye sizi hiç şaşırtmadı dimi ? Merak etmeyin işleniş de şaşırtmayacak. Okudum ve okuduktan sonra her liselinin yazabileceğinin düşündüğüm bir hikaye olduğunu söyleyebilirim. Hele o kadar çok şey söyleyip ama aslında hiç bir şey söylememesi beni delirtti. Rahat okunuyor , basit bir hikaye istenilen gerilim verme çabası bana ulaşmadı hiç gerilmedim . Bu serinin devamını okumam , okumanızı da tavsiye etmem. Vampir olaylarından bıkmıştık bu sefer melekler çıktı . Bu moda ne zaman geçer. Ne zaman gerçekten iyi bir fantastik kitap okurum bilemem ama Vampir Günlükleri dizi olarak hala heyecanlı diye takip ediyorum. Supernaturalda son zamanlarda düşüşe geçti gibi. 

Bu kadar kitap yeter iki de filmden bahsedeyim birincisi bir hint filmi .Mevsume nin blogundan gördüm . Zaten hint filmi deyince bir chibi bir de mevsume geliyor aklıma . Klasik bir aşk filmi öyle çok fazla artısı yok ama eğlenceli kısımları vardı hoştu yani . Hem yeni birini keşfettim o da   Shahid Kapoor  . Ben nasıl olmuşta bunca zaman bundan habersizmişim . Adamı izlemek başlı başına bir eğlence.  Konusuna gelirsek. Trende karşılaşan karakterler var. Adam her şeyden bıkmış . Her şeyini kaybetmiş , mutsuz bir iş adamı. Nereye gittiğin bile bilmeden bir gün sadece gitmek istediği için bir trene biner. Kızımızda mutlu, istediğini yap pişman olma hayat felsefesini kabul etmiş. Sevdiğine kaçan bir kızcağız. Öyle çok konuşuyor ki adam buna aşık olursa yazık olur dedim .Zaten filmin başında kız konuşmaya başlıyor adamsa dilsiz gibi. Otel sahneleri falan komikti.  İzlenilebilir bir film. 

Ve uzun zamandır bahsetmek istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bir film. Sweet Rain  Takeshi Kaneshiro filmleri izlediğim zamanlardan kalma . Bir ara sırf bu adamın filmlerini izler olmuştum. Bu blog da bolca onun filmlerinden bulabilirsiniz. Filme gelirsek ölüm meleği olayını kendine baz alan bir kurgusu var.  Kimin ne zaman ölüp ne zaman ölmeyeceğine karar veren bir ölüm meleği. Hedef seçildiğinde onunla vakit geçirip yaşasın mı ölsün mü . Bu dünyada işe yarar mı gibi kararlar veriyor. Yağmur yağınca geldiği için film çoğunlukla kasvetli bir ortamda geçiyor severim böyle filmleri. Sonra müziğe bayılıyor bunlar ,eldivenleri olmadan birine dokunursa o kişi bayılıyor falan filan . Aslında konu güzel ama bir yerde anlatılamayan ama hissedilen bir eksik var. Nedendir bilinmez . İçinde sakladığı gizem ortaya çıktığında bu muymuş yani dedirten bir havası var. Çok fazla merak ettirip düşündürtmüyor . Yada konu ile ilgili düşünmüyorsunuz ama ölümle ilgili düşünüyorsunuz. Bütün ailesini, sevdiği herkesi kaybeden kız içinize işliyor . Film boyunca ölümle ilgili söylenen her söz ,her cümle sizi büyülüyor. Replikler konusunda sıkıntı yaşamamışlar bu kısımı çok sevdim. Demem o ki farklı bir film. Benden bu kadar bir başka kısa kısa yazısında görüşürüz :)

 

 

 

 

The Jane Austen Book Club

Jane Austen filmleri bitince bende içinde Jane Austen kelimesi geçen filmlere bile sardım . Ne yaparsın . Şaka bir yana bu kitap kulübü olayı çok hoşuma gitti. Konu ilginç gelince oturup izledim. Keyifli bir filmdi. Beğenmemem pek mümkün değildi aslında :)

Jane teyze şimdi ben teyze dedim,  kızda Jane diyor diye dalga geçiyorlardı ne yapalım samimiyetimizden artık,  jane teyzeyi tanıyor gibi hissediyorum ya ondan :)

Nerde kalmıştık  Jane teyze romanlar yazar,  insanları o büyülü, romantik dünyaya inandırır ama gerçek hayat hiç de öyle değildir. Filmin başında daha  karakterlerimiz bir ton aksilik yaşarlar. İşte bu hayatlarından memnun olmayan karakterlerimiz bir araya gelip her toplantıda bir jane austen romanı tartıştıkları bir kitap kulübü kurarlar. Sonrasında bize izlemek düşer.

Bir tarafta kitaplar karakterler onların tartışılan yaşamları diğer tarafta bizim kulüp üyeleri ve onların karmaşık yaşamları, aşkları ,gelmeleri gitmeleri. Kocasının terk ettiği bir kadın , hiç evlenmemiş aşka inanmayan bir kadın , öğrencisine aşık bir öğretmen ve çok tuhaf bir erkek bu kulübün katılımcıları çok ilginç.

Bende böyle bir kulüp istiyorum ya çok güzel bir fikir. Oturup bir sürü kiap siparişi vedik yine .Okumak iyi de böyle tartışıp anlatmak da isterdim.

Jane teyzenin tarzını seviyorum ,o büyülü dünyasını , herkesin mutlu olduğu hayali dünya ama gerçek hayat maalesef böyle değil Jane teyze neden bizi kandırıyorsun demeden de edemiyorum. Yine de bir kaçış yolu .Bir kaç saatliğine de olsa gerçekten kaçıp mutlu oluyoruz :)

Aslında anlatmak istediklerim var filmle ilgili ama spoiler vermek de istemiyorum. Ben seviyorum böyle bir sürü karakteri olan filmleri. Bir şans verin derim.

İKNA – Herkesin İKİNCİ ŞANS’ ı olmuyor

İngiliz edebiyatı merakım malum. Uzun zamandır ilgilenemesem de benim için yeri ayrıdır.  Jane austen uyarlamalarını izlerken çok aramış bir türlü bulamamıştım bu filmi.  Sonrasında unuttum gitti.  Geçen gün tesadüfen karşıma çıktı film ve bende oturup izledim.

Yine çok beğendim. Pişmanlıkların anlatıldığı eserde insana herkesin ikinci bir şansı olmuyor dedirtiyor. Hepimiz bazen aldığımız kararların ardında duracak cesareti bulamayız.  Ya da istediğimiz şeyleri doğru olmaz diye ve ya başkalarının düşünceleri yüzünden kaybederiz.  İşte film konu olarak bunu anlatıyor. İstediği uğruna savaşma cesareti olmayan  ve arkasında duramadığı kararları yüzünden pişman olmuş bir insanın hayatta ikinci şansı olur mu?  Yapılan hatalar telafi edilir mi ?

Nişanlı olduğu adamı çevresinin ikna etmesi üzerine bırakan genç kızımız aradan geçen sekiz yıl boyunca pişman olmuştur. Genç adamsa bir servet kazanıp geri dönmüştür. bakalım bu iki insan geçmişi yeniden bulup geleceğe dönüştürebilecek mi ?

Jane Austen ın mükemmel erkek karakterleri bu eserde de mevcud . Hem affedemeyen kızgın ve kırgın hem de deli gibi aşık yüz başı izlerken büyülüyor :)

Romantik bir film . Yine kıyafetleri ,  konuşmaları , tarihi dokusu ile beni benden aldı. Bir birlerine sadece bakarak aşklarını yaşayan insanların pek görülmediği günümüzde bu film aşk aslında ne kadar saf bir duyguymuş dedirtti bana . Konuşurken bile siz diye hitap ediyorlar. Çok ilginç ve de hoş bir film . Sevdim efem :)

ANA FİKİR : gerçek hayatta asla ikinci şanslar olmuyor. film kalbini sesini dinle mesajı verse de akıllı olmak da yarar var :)

DÜN ve BUGÜN …

Pek televizyon izlemiyorum ama bu gün sinema kanallarına bakındım ve ”FATE”  adlı kore filmini gördüm .Çok uzun zaman önce izlemiştim filmi bu gün türkçe dublajlı görünce şaşırdım haliyle .Önce dublajı yadırgasam da izledim çünkü çok iyi bir oyuncu kadrosu var .Kurgusu ile de iyi bir filmdi .Tavsiye edilir .Oyunculara bakınca izlemek isteyeceksiniz :)

Fate ,destiny ,kader ne derseniz diyin artık 2008 yapımı film de Song Seung-heonKwon Sang-woo ,Ji Sung var . Velhasıl izlenilesi olmuş :)

Bir de bu gün ”cinayet var ” adlı 1954 yapımı bir filme denk geldim .Asıl adı” dial M for murder ” ,film Alfred Hitchcock filmidir. Dikkat çeken ise Grace Kelly tabi ki :) Dedektiflik olayları severim derseniz gri hücreleri çalıştırmak adına iyi bir tavsiye olur :)

Dün ”Aşk ve Gurur” kitabının ingilizcesini aldım. Ayaklarım beni kitapçıya sürükledi resmen iki yerde vakit nasıl geçiyor anlamıyorum bir kitapçı iki oyuncakçı .Bazı hikayeler vardır asla sıkılmazsınız bu kitap da öyle işte tam bir baş ucu kitabı yayın evi bir sürü klasik eseri seri halinde yeniden yayımlamış hepsini almak istedim tabi ama malesef yapamadım :(

Son aylarda kitap okumama rağmen aslında çok severim kitap okumayı .Bu aşk yeniden alevlenebilir .Sıcaklar yüzünden pc başında duramıyorum .Çatı katının en güzel yanı kapalı ve serin balkonu kitabımı alıp oraya kaçasım var :)

Bir de çok almak istediğim bir kitap var ne mi işte o kitap bir bulsam hiç kaçarı yok  :)

çok istiyorum

öyle böyle değil

istiyorum

ama çok çok çok istiyorum

yeterli olmuştur sanırım :)

Sense & Sensebility yani Akıl ve Tutku yada Kül ve Ateş

Yine jane austen romanlarından bir uyarlama sense & sensebility en iyi çeviri akıl ve tutku olur sanırım. Çünkü biri aklı diğeri tutkuyu temsil eden bir birinin zıttı iki kız kardeşi anlatıyor. Elinor aklı temsil ediyor .Her şeyi içinde yaşıyor acılarından ve çektiklerindne kimsenin haberi yok .Marianne ise uçarı ,deli dolu ,tutkuyu temsil eden acısına herkesi ortak eden ,aşk uğruna hiç bir şeyi gözü görmeyen kız kardeş  ve Jane in her romanında bir adet bulundurduğu kafa karıştırıcı bir erkek  kategorisinde Willoughby var  .Mükemmelliği temsil eden bir erkek ,Jane in olmazsa olmazlarından .Benim favori karakterlerim Albay Brandon ve Elinor oldu.

Dashwood ailesinin reisi ölünce servet tabi evin büyük oğluna kalır .Mirastan hiç bir şey alamayan kızlar evlerini üvey abi ve karısına terk edip anneleri ile bir akrabanın yardımıyla bulunmuş başka bir eve taşınırlar. Bu ev diğeri gibi büyük ve gösterişli değildir. Artık para sıkıntıları vardır ve bu yeni hayata alışırken yeni insanlarla tanışırlar .İlk önce yengelerinin kardeşi Edvard girer hayatlarına ,sonra Willoughby ve Albay Brondan var tabi .  Zamanla bu iki kardeşin yaşadıkları sonucunda değişmeleri ve onların kişilikleri üzerinden bir değer yargısı sorgulamasını izliyoruz.

Ben bu uyarlamaları fazla anlatmak taraftarı değilim izleyin demekle yetineceğim .Belirtmeden geçmeyeyim bu uyarlamayı daha bir sevdim .Aşk ve Gurur kadar iyi bir roman .

Bizi biz yapan söylemlerimiz değildir yaptıklarımızdır ve ya yapamadıklarımız  :)

Lost İn Austen …Keşke …

Lost in Austen çok da çılgın olmayan her birimizin arzu ettiği bir fikirden yola çıkmış. Kaçmak için en sevdiğiniz kitabı kullansanız .Orada yaşayan bir karakter olsaydınız ne olurdu ? Hele Jane Austen okuyorsanız , en sevdiğiniz kitap Gurur ve Ön yargı ise Mr. Darcy ile karşılaşmaya hazır olun ama durun olaylar istediğiniz gibi yada beklediğiniz gibi gerçekleşemeyecek .

Ben senaryoyu duyunca atladım yine dört bölümlük kısacık diziye .  Amanda kaçış yolu olarak devamlı aynı kitabı okur ,Mr Darcy hayranıdır ve iflah olmaz bir romantiktir. Bu yüzden bir yıl birlikte yaşadığı sevgilisinin evlenme teklifini bile kabul etmez. Bir gün Lizzy kitaptan çıkar ve Amandanın banyosunda belirir .Sonra mı sonrası Amanda, Lizzy yerine kitaba giçiş yapar .Her şeyi alt üst eder, hikaye karman çorman olur .

Başroldeki kız çok antipatik neden bunu oynatmışlar dedim. Olmamış zaten şu uyarlamalara çok yakışıklı yada güzel birini koysalar şaşarım adamlar hep normla takılıyor .Türk tv lerindekinden farklı bir durum bu .Hala anlamadım. Dizi öyle ahım şahım değil ki bazı yerlerde rezil ettiniz romanı falan dedim .

İyi olan kısımları da vardı mesala Wickam aslında kötü değildi gibisinden bir bakış yapmışlar hele oynayan elemanda çok tatlıydı belirtmezsem olmaz . Darcy ise bir tuhaf yapmışlar.Demem o ki sonunu falan sevmedim .Fikir iyi ama olmamış izlemesemde olurmuş .Bence bu fikirden çok daha iyisi yapılabilinirdi.Gelelim Lizzy e çok az gözüktü kendisi kitabın kahramanı ama bu dizide ona yer yok .Oynayan oyuncu çok tatlıydı keşke Amandayı o oynasaymış .

Jane Austen romanları bitti bir de böyle çılgın fikirlerine geldi sıra .Farklı bir evrene açıldım sanırım .

Şimdilik  hoşçakalın .